A-İnançlı İşlemin Tanımı ve Özellikleri
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere malvarlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana veya onun gösterdiği üçüncü kişiye devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazın kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır. Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana (alacaklıya) geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın (borçlu) mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez. Öte yandan, inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Dolayısıyla inanç sözleşmelerinin tarafları arasında, onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu; taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nisbi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır.
B-İnançlı İşlemin İspatı ve Yazılı Delil Başlangıcı
Uygulamada inançlı işlemin ispatı, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, yazılı delille kanıtlanması gerektiği kabul edilmektedir. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir. Başka bir ifadeyle yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin yemin gibi kesin delille de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnançlı işlem akrabalar arasında da olsa yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup, HMK md 203’ün (senetle ispat zorunluluğunun istisnalarının) bu davalarda uygulanma imkanı yoktur. Başka bir ifadeyle söz konusu inançlı işlem iddiası akrabalar arasında da olsa sadece tanıkla inançlı işlemin varlığı ispatlanmaz.
Bu sebeple inançlı işleme dayalı davalarda yazılı delil başlangıcının önemi fazladır. Çünkü yazılı delil başlangıcının varlığı halinde tanık deliline de dayanılarak inançlı işlemin ispatı mümkün hale gelmektedir. Yazılı delil başlangıcı, dava konusunun tamamen ispatlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine karşı ileri sürülen tarafça verilen veya gönderilen belgedir. (HMK md 202/2). Başka bir ifadeyle iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu işlemi olası gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Ayrıca senetle ispat zorunluluğu bulunan durumlarda yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir. (HMK md 202/1). 6100 sayılı HMK’da “verilmiş” kelimesinin yanına “gönderilmiş” kelimesi de eklenerek faks veya teknik araçlarla gönderilen belgelerinde yazılı delil başlangıcı olabileceği kabul edilmiştir. Ancak aleyhine delil olabilecek kişi tarafından verilen ya da gönderilen bir belge olmalıdır. Dolayısıyla yazılı delil başlangıcından söz edebilmek için belgenin aleyhine ibraz edilmiş olan tarafça hazırlanmış/gönderilmiş bir belge olması gerekir.
C-Yargıtay Uygulamasında İnançlı İşlem Davalarında Banka Dekontlarının Delil Değeri
Yukarıda da belirttiğimiz üzere inançlı işlemler, içtihadı birleştirme kararı uyarınca yazılı delille ispatlanmaktadır. Ancak yazılı delil başlangıcı mahiyetinde bir delil varsa tanık da dinlenerek inançlı işlemin ispatlanabileceği kabul edilmektedir. Bu sebeple inançlı işlem davalarında yazılı delil başlangıcının önemi fazladır.
Yargıtay banka dekontlarını kimi durumda yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmekte iken kimi durumlarda da borcun ödenmesi amacıyla gönderildiğini karine olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla banka dekontlarının delil değeri ise her somut olaya göre farklılık göstermektedir.
1-Banka Dekontlarının Yazılı Delil Başlangıcı Olarak Kabul Edildiği Durumlar
Yargıtay inançlı işlem davalarında inananın (davacının), taşınmazı inanılana (davalıya) devrettikten sonra inanılanın (davalının) taşınmaza ilişkin olarak kullandığı kredinin taksitlerinin inanan tarafından ödenmesine ilişkin banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmektedir. Bu şekilde yazılı delille ispatlanması gereken inançlı işlemin, yazılı delil başlangıcı ve tanık delili ile ispatlanabileceğini kabul etmektedir.
-Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/13714 E. 2020/1988 K. sayılı kararında “Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
Davacı, çekişme konusu 5 parsel sayılı taşınmazdaki 23 numaralı bağımsız bölümünü kredi temini amacıyla 22.04.2008 tarihinde davalı ...'e devrettiğini, bankadan 75.000,00 TL tutarında kredi çekildiğini, kredi taksitlerinin ödenmesi ile borç bittiğinde taşınmazın tekrar kendisine devredileceği konusunda davalı ... ile anlaştıklarını, borcun büyük kısmının ödendiğini, içinde bulunduğu mali güçlük nedeniyle kalan taksit ödemelerini aksattığını, davalı ...'in kalan kredi borcunu kapattığını, ödediği bedelin karşılanacağı bildirilmesine rağmen davalının taşınmazı devretmek istemediğini, aralarındaki inanç sözleşmesine aykırı hareket ettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmazsa taşınmaz bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile aralarında inanç sözleşmesi yapıldığına dair yazılı bir delil bulunmadığını, taşınmazı bedeli karşılığında 185.000,00 TL'ye satın aldığını, satış bedelini elden ödediğini, davacı ve eşini zor durumdan kurtarmak için, iyiniyetli olarak 75.000,00 TL tutarında kredi çektiğini, kredi taksitlerinin bir kısmının davacı tarafından ödendiğini, kalan taksitlerin ödenmemesi üzerine hakkında icra takibi başlatıldığını ve dosya masrafları da dahil kalan borcu kendisinin kapattığını, zarara uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının iddiasını yazılı delil veya delil başlangıcı ile ispatlayamadığı ve davalıdan bir alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının çekişme konusu 23 numaralı bağımsız bölümünü 22.04.2008 tarihinde 9399 yevmiye numaralı resmi akit ile davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, davalının Halkbankası'ndan aynı tarih olan 22.04.2008'de 75.000,00 TL bedelli konut kredisi çektiği ve 9409 yevmiye numaralı resmi akit ile dava konusu taşınmazın ipotek edildiği, davacı tarafından kredi borcunun ödemelerini yaptığını iddia ettiği kısma ilişkin 26 adet ödeme dekontu sunulduğu, bu ödemelerin 23.05.2008 tarihinde başladığı ve 13.04.2011 tarihine kadar sürdüğü, tamamının davalı ... adına yapıldığı, toplam ödeme miktarının ise 43.261,36 TL olduğu, borcun kalanı içinse ... 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/1416 Esas sayılı dosyası ile dava dışı Halkbankası tarafından ipoteğe dayanılarak takip yapıldığı, davalı ... tarafından borcun haricen ödendiği, borcun bir kısmının davacı tarafından ödendiğinin davalının da kabulünde olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, dava konusu 23 numaralı bağımsız bölümün davalıya devrinden sonra, davalı tarafından dava konusu taşınmaz üzerine ipotek koyulmak suretiyle çekilen kredi borçlarının bir kısmının ödemelerini davacı taraf bankaya yatırmış olup, buna ilişkin kayıtlarda dosyaya dahil edilmiştir. Davacı tarafından yapılan bu bir kısım ödemeler davalının da kabulündedir. Buna göre taraflar arasında inanç sözleşmesini yazılı delili olmasa da HMK'nın 202. maddesi kapsamında delil başlangıcı bulunduğu kuşkusuzdur. Böyle bir durumda HMK'nın 203. maddesi uyarınca tanıkla hukuki ilişkinin ispatı mümkündür. Ne var ki, mahkemece bu yön üzerinde durulmadan yazılı delili bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi hatalı olmuştur. “ şeklinde verdiği kararında davalının taşınmazı devralırken kullanmış olduğu kredi taksitlerinin bir kısmının davacı tarafından ödendiğine ilişkin banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmiştir.
-Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/2951 E. 2019/345 K. sayılı kararında da “Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 37 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümünü 23/02/2005 tarihinde teminat amaçlı ...'e satış suretiyle temlik ettiğini, ...'ün .... Bankası ... Şubesi'nden 24.02.2005 tarihinde 10 yıl vadeli 30.000,00 TL'lik konut kredisi kullandığını, kredinin aylık taksitlerini kendisinin ödediğini, temlik tarihinden bu yana zilyetliğinin kesintiye uğramadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, temlikin gerçek satış olduğunu, davacı ile aralarında kira ilişkisi bulunduğunu, krediyi adına çektiğini ve taksitlerini kendisinin ödediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2 nolu bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı iken, 23.02.2005 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik edildiği, davalının 24.02.2005 tarihinde Ziraat Bankası ... Şubesi'nden 10 yıl vadeli 30.000,00 TL'lik konut kredisi kullandığı anlaşılmaktadır…
Somut olaya gelince; çekişme konusu taşınmazın tamamı davacı adına kayıtlı iken, davalıya temlik edildiği, temlikten bir gün sonra davalının kredi çektiği, kredi ödemelerinin bir kısmının davacı ile oğlu tarafından yapıldığı, bu ödemeleri ilişkin belgelerin delil başlangıcı sayılacağı hususu dikkate alındığında mahkemece tanık dinlenilmesinde bir isabetsizlik yoktur.” şeklinde verdiği kararında da davalının taşınmazın devri sırasında kullanmış olduğu kredi taksitlerinin davacı ile oğlu tarafından yapılan ödemelere ilişkin banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmiştir.
Ayrıca Yargıtay sadece davacının ödediği kredi taksitlerine ilişkin dekontları değil, davacının yakınları da kredi taksitlerini ödemişse buna ilişkin dekontları da yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmektedir.
-Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/7834 E. 2019/5556 K. sayılı kararında da “Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, 11 parsel sayılı taşınmazını, davalı ...’a daha sonra iade edilmek şartı ile ihtiyacı sebebiyle davalının bankadan kredi kullanabilmesi amacıyla devrettiğini, davalının kullandığı kredinin geri ödemelerinin eşi ve eşinin ağabeyi tarafından yapıldığını, davalının aralarındaki sözleşmeye aykırı hareket ederek taşınmazı diğer davalı ...’a temlik ettiğini, davalı ...’in eşinin öz amcasının oğlu olup, aralarındaki anlaşmayı bildiğini ileri sürerek, davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini, olmadığı takdirde tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Davalı ..., işlemin gerçek bir satış olduğunu, anlaşılan bedelden 45.000,00TL eksik kaldığı için kendi adına kullandığı kredinin ödemesinin banka tarafından davacıya yapıldığını, inançlı işlem iddiasının yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, sunulan dekontların delil başlangıcı olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuş, davalı ... ise taşınmazı diğer davalıdan 45.000,00 TL karşılığı satın aldığını bildirmiştir.
Mahkemece, ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının 11 parsel sayılı taşınmazını 15.03.2010 tarihinde davalı ...’e satış suretiyle temlik ettiği, Kemal’in 12.03.2010 tarihinde kullandığı kredi ödemesinin 15.03.2010 tarihinde davacıya yapıldığı, bir kısım kredinin davacının eşi ve eşinin ağabeyi tarafından ödendiği, kredi taksitlerine mahsuben ... tarafından 03.09.2012 tarihinde 30.250,00TL ödeme yapıldığı, toplu ödemeden sonra Kemal’in taşınmazı ipoteksiz olarak diğer davalı ...’e 05.10.2012 tarihinde temlik ettiği, ...’in davacının eşinin kuzeni olduğu anlaşılmaktadır…
Somut olaya gelince; davacı yanca ibraz edilen ve bir kısım ödemelerin davacı yakınları tarafından yapıldığını gösteren dekontların delil başlangıcı olduğu şüphesizdir. Bu durumda, HMK'nın 202/1. maddesi gereğince maddi olaya ilişkin tanık dinlenebilir. Dinlenen tanıkların beyanlarından davacı ile davalı ... arasında inançlı işlem bulunduğu anlaşılmakta olup, davalı ...’in de davacının eşinin kuzeni olması sebebiyle olayı bilen veya bilebilecek kişilerden olduğu için iyiniyetli sayılamayacağı açıktır.” Şeklinde belirttiği kararında davalının kullandığı kredi taksitlerinin davacının yakınları tarafından ödenmesi halinde de buna ilişkin dekontların yazılı delil başlangıcı olduğunu kabul etmiştir.
Sonuç olarak; taşınmaz davacı inanan tarafından davalı inanılana devredildikten sonra davalı inanılanın taşınmaza ilişkin kullanmış olduğu kredi taksitlerinin davacı yahut davacının yakınları tarafından ödendiğini gösterir banka dekontları varsa bunlar Yargıtay tarafından yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmekte ve tanık dinleme imkanı sağlanarak inançlı işlem iddiasının ispatı mümkün hale gelmektedir.
2-Banka Dekontlarının Yazılı Delil Başlangıcı Olarak Kabul Edilmediği Durumlar
Yukarıda da belirttiğimiz üzere bazı durumlarda banka dekontları, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay’ın inançlı işlem davalarında banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmediği durumlar;
*Davalının üçüncü kişilerden devralmış olduğu taşınmaz sebebiyle kullanılan kredi taksitlerinin davacı tarafından ödendiğini gösterir banka dekontları,
*Davalının üçüncü kişilerden devralmış olduğu taşınmazın, davacının davalıya göndermiş olduğu para (açıklama içermeyen banka dekontu) ile satın alındığı iddiası varsa,
*Davalının üçüncü kişilerden taşınmazı devralırken, satış bedelinin davacı tarafından satıcıya ödendiğini gösterir banka dekontları,
yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmemektedir. Dolayısıyla Yargıtay bu dekontları inançlı işlem iddiasının ispatında yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmemekte, söz konusu dekontların tek başına delil değerinin olmadığını ifade etmektedir.
-Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 2014/11018 E. 2014/5837 K. sayılı kararında “Dava; inanç sözleşmesine dayalı olarak dava konusu 320 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının 1/2’sinin iptali ile davacı adına tescili, ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama, toplanan deliller, dosya içeriğine göre ve özellikle davacının yazılı bir belge ya da delil başlangıcı mahiyetinde bir belgeye dayanmamasına, davacının tescil istemi yönünden davalı tarafa yemin de teklif etmemesine göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
Davacının ikinci kademedeki yapılan ödemelerin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince istirdatı istemine yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davacı dava konusu taşınmazın alımına ilişkin konut kredi taksitlerinin bir kısmının kendisi tarafından ödendiğine ilişkin dekontlar, taşınmazın önceki malikine yapılan peşinat ödemesine ilişkin bloke çek ile emlak hizmet bedeli olarak yaptığını belirttiği ödemeye ilişkin olarak sunduğu belgelere dayanarak ayrıca taşınmazda yaptığını iddia ettiği faydalı ve zorunlu masraflar nedeniyle tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı taraf ise sadece bir kısım konut kredi taksitlerinin davacı tarafça ödendiğini kabul etmiş, ne var ki bu durumun davalı lehine bağışlama olduğunu savunmuştur.
Gerekçeli kararda, taşınmazın satın alındığı dönemde tarafların birlikte yaşaması nedeniyle davalı tarafın savunmasına itibar edilerek kredi taksitleri ödemelerinin bağışlama saiki ile yapıldığı, faydalı ve zorunlu masraflara yönelik istemin de koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş, davalı tarafın kabul etmediği diğer bir kısım ödemeler yönünden ise herhangi bir gerekçe gösterilmeden istemin reddine karar verildiği görülmüştür…
Davacının konut kredisinin birbirini izleyen kredi taksit dönemlerindeki ödemelerin yarısının davacı tarafça yapıldığı davalı tarafın da kabulünde olup bu ödemelerin davacı tarafından bağışlama saiki ile yapıldığının kabulü hatalı değerlendirmeye dayalıdır. Dava dışı bankaya davacının her kredi taksit ödemesinde taraflar arasında elden bağışlama iradesinin varlığının kabulü hayatın olağan akışına da aykırıdır.” (Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2024/14 E. 2024/4292 K. sayılı kararı da aynı yöndedir) şeklinde belirttiği kararında davalının üçüncü şahıslardan almış olduğu taşınmaz sebebiyle kullandığı krediye ilişkin taksitlerin davacı tarafından ödendiğini gösterir, banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmemiş, sadece ödenen kredi taksitlerinin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadesinin talep edilebileceğine karar vermiştir.
Ayrıca Yargıtay davacının davalı hesabına gönderilen para ile taşınmazın alındığına ilişkin inançlı işlem iddiasını, davacının davalıya gönderdiği paraya ilişkin dekontta açıklama bulunmaması sebebiyle yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmemektedir.
Yine dava konusu taşınmazın, davacının doğrudan satıcıya gönderdiği para ile alındığına ancak birtakım sebeplerle davalı adına tescil edildiğine ilişkin inançlı işlem iddiasında davacı tarafından satıcıya gönderdiği ödemeye ilişkin banka dekontunun yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin Yargıtay 14.Hukuk Dairesi ile 3.Hukuk Dairesinin kararları farklı yöndedir. Yargıtay 14.Hukuk Dairesi söz konusu banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul ederken, 3.Hukuk Dairesi söz konusu banka dekontlarını yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmemektedir.
-Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 2016/16180 E. 2017/7615 K. sayılı kararında “Dava, inançlı işlemden kaynaklanan tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının müvekkilinin babası olduğunu 261 ada 1 parsel B blok no 22 numaralı bağımsız bölümün 17.05.2010 tarihinde satıcı ...'ndan 255.000 TL bedel ile davacı tarafından satın alındığını ancak, tapuda taşınmazın davalı babası adına tescil ettirildiğini belirterek tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde ödenen 255.000 TL'nin güncel bedelinin davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, taşınmazın davalı tarafından satın alındığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir…
Somut olaya gelince; davacı, dava konusu taşınmazın satış bedelinin 255.000 TL olduğunu satış bedelinin kendisi tarafından ödendiğini iddia etmiştir. Davacının dosyaya sunmuş olduğu 17.05.2010 tarihli Garanti Bankası dekontundan davacının hesabından satıcı ... hesabına 255.000 TL bedelin havale edildiği, satışın işlem tarihi olan 17.05.2010 tarihinde yapıldığı resmi senetten ve tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır. Tanık olarak dinlenen satıcı ... satış bedelini davacıdan aldığını 18.11.2015 tarihli celsede beyan etmiştir. Bu durumda davacı satış bedelinin kendisi tarafından ödendiğini ispatladığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.” şeklinde verdiği kararında davacının satış bedelini kendisinin ödediğini ve söz konusu taşınmazında kendisinin olduğunu ancak davalı babası adına tescil edildiğine ilişkin inançlı işlem iddiasında satış bedelinin davacı tarafından satıcıya ödendiğini gösterir banka dekontunu yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmiştir.
-Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 2022/7354 E. 2023/2140 K. sayılı kararında ise davacının satış bedelini satıcının hesabına ödeyerek davalı gelini adına tescil ettirdiği ancak gerçekte söz konusu aracın kendisine ait olduğunu iddia ettiği olayda, satış bedelinin kendisi tarafından ödendiğine ilişkin banka dekontlarını sunan davacının, inançlı işlem iddiasını yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge sunmadığından bahisle tanık beyanlarıyla da ispat edemeyeceğine ilişkin istinaf mahkemesi kararını, aynı gerekçelerle onamıştır.
D-SONUÇ
Yargıtay inançlı işleme/inanç sözleşmesine dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında yahut tazminat taleplerinde, inanç sözleşmesinin ispatında yazılı delille ispat şartını aradığı, ancak yazılı delil yoksa yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa tanık deliline de başvurularak inanç sözleşmesinin ispatlanabileceğine karar vermektedir. Söz konusu davalarda uygulamada daha çok banka dekontlarına delil olarak dayanılmakta olup, Yargıtay söz konusu banka dekontlarını somut olayın özelliğine göre yazılı delil başlangıcı olarak kabul etmekte ve inançlı işlemin ispatında güçlü delil olarak değerlendirmektedir.
Av. Levent ÖĞÜT
KAYNAKÇA
-Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/13714 E. 2020/1988 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
-Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/2951 E. 2019/345 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
-Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 2016/7834 E. 2019/5556 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
-Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 2014/11018 E. 2014/5837 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
-Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2024/14 E. 2024/4292 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
-Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 2016/16180 E. 2017/7615 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
-Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2022/7354 E. 2023/2140 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)
(İş bu yazı akademik bir çalışma olmayıp, bilgilendirme amaçlı olarak kaleme alınmıştır. Atıf yapılmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)