<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 14:02:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2023/7480 E., 2023/11884 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 13.09.2023 tarihli, 2023/7480 E., 2023/11884 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/7480 E., 2023/11884 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/2388 E., 2022/2374 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulü<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 3. ... Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/24 E., 2022/432 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı tarafa ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığını, 2000-2008 yılları arasında sigortasız çalıştırıldığını, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını, davalı tarafından müvekkilinin hak ve alacakları kendisine tam olarak ödenmeksizin araçların satıldığı söylenip işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, asgari geçim indirimi, ... bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, müvekkili nezdinde geçen ve Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmeyen herhangi bir çalışmasının olmadığını, davacının işyerinde 28.01.2008-30.10.2018 tarihleri arasında çalıştığını, ... sözleşmesinin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradesi ile sona erdiğini, müvekkiline ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste çift şoför çalıştığını, farklı vardiyalar ile çalışıldığını, taraflar arasında 30.11.2018 tarihli ibraname imzalandığını, bu ibranamede ibra konusu alacağın türü ve miktarının ... ... sayıldığını, davacıya tamamının ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile aynı hatta çalışan davacı tanıklarının sarih anlatımlarına itibar edilerek davacının, 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında ... plakalı araçta çalıştığının anlaşıldığı, davalı tarafça 30.11.2018 tarihli ibraname sunulmuşsa da incelendiğinde davacının imzası dışındaki kısmın farklı bir kişi tarafından yazıldığının açık olduğu, davacının da isticvabında bu hususu doğruladığı, 18 yıllık çalışması olan davacının 50.000,00 TL karşılığında tüm alacaklarından vazgeçmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığını davalının ispatlayamadığı, dinlenen tanıkların beyanlarından davacının haftada 42 saat fazla çalışma yaptığının ve karşılığının ödenmediğinin anlaşıldığı, ... bayram ve genel tatillerde çalıştığının da tanık beyanları ile ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının sigortasız dönemde iddia ettiği çalışma için hizmet tespiti davası açılmadıkça SGK kaydındaki çalışma süresinin aşılamayacağını, tespit edilen fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücretinin fahiş olduğunu, ... şoför çalışmadığına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasının celp edilip incelenmediğini, tanıkla ispatlandığı hâlde indirim de uygulanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alacak davasında çalışmanın her türlü delille ispatlanabileceği, fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tanık beyanlarına göre hesaplandığı, davalının bahsettiği soruşturma dosyasının taraflarca getirilme ilkesi gereği dosyaya sunulması gerekirken davalının bunu ihmal ettiğinin anlaşıldığı, işçinin hastalık, mazeret ve başkaca nedenlerle sürekli aynı şekilde çalışması mümkün olmadığından, tanıkla ispatlanan fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarında dosyaya uygun bir indirim yapılmamasının hatalı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda Mahkemece değer verilen tutarlar üzerinden %30 indirim yapılarak alacağın miktarının tespit edildiği ve taleple bağlı kalınarak hüküm kurulduğu belirtilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak yazılmasının hatalı olduğunu, ... Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/220025 sayılı soruşturma dosyasının incelenmediğini, incelenmiş olsaydı davacının ... şoför olarak çalışmadığının anlaşılacağını, tanık ifadelerine itibar edilmemesi gerektiğini, eski çalışan O.G'nin açtığı davadan ve eski çalışan B.K'nın imzaladığı ibranameden aynı hatta başka işçilerin de çalıştığının anlaşılacağını, davacının hizmet süresi boyunca 4 saat uykuyla haftalık izin/yıllık izin kullanmadan çalıştığı şeklindeki kabulün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin ... kanunları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buna göre uyuşmazlığa ... kanunlarının mı yoksa 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) hükümlerinin mi uygulanması gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.</p>

<p>2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin ilgili bölümü şöyledir:<br />
"Aşağıda belirtilen işlerde ve ... ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz;<br />
...<br />
ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde,<br />
..."</p>

<p>3. Mülga 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu'nun 2 nci maddesi, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun (5362 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun hükümleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun'un uygulanacağı belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca, mülga 507 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde 4857 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>3. 507 sayılı Kanun, 21.....2005 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer kanunların 507 sayılı Kanun'a yaptıkları atıfların 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde 507 sayılı Kanun'a yapılan atıf, 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr; ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimselerdir. 507 sayılı Kanun'da yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine 5362 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. 5362 sayılı Kanun'un düzenlemesi karşısında, 21.....2005 tarihinden sonraki dönem açısından 4857 sayılı Kanun'un kapsamı belirlenirken, “geçimini münhasıran bu işten sağlama” ölçütü dikkate alınmamalıdır.</p>

<p>4. 5362 sayılı Kanun'daki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. 507 sayılı Kanun döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin de bu yeni ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama ihtimali ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>5. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde üç kişinin çalışması hâlinde, 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri ... Kanunu'nun kapsamının dışında kalmaktadır. Maddede üç işçi yerine “üç kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dâhil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Kanun'a tâbi olacaktır.</p>

<p>6. Somut uyuşmazlıkta; davalı işverene ait minibüste çalışan sayısının tespiti için herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece; uyuşmazlık konusu dönemde davalının ekonomik sermayesi ve kazancının esnaf niteliğini aşıp aşmadığı ve hangi usule göre vergilendirildiği tespit edilmeli, fesih tarihi itibarıyla davalı işveren nezdinde çalışan işçi sayısı SGK kayıtları getirtilerek belirlenmeli, işverenin işyerinde kendi bedeni gücü ile bizzat çalışıp çalışmadığı ve esnaf statüsünde olup olmadığı, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda araştırılarak davalının esnaf olduğu belirlendiği takdirde uyuşmazlığın ... kanunları kapsamı dışında kaldığı dikkate alınarak uyuşmazlığa 6098 sayılı Kanun'un uygulanmalıdır. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>7. Islah tarihi 02.03.2022 olmasına rağmen, hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak belirtilmesi de mahallinde düzeltilebilecek maddi hata olarak kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>13.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="37383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2021/6082 E., 2021/10468 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 17.06.2021 tarihli, 2021/6082 E., 2021/10468 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/6082 E., 2021/10468 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>DAVA TÜRÜ : ALACAK</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, ...'a ait olan 06 J 0423 plakalı ve Mamak-Kayaş hattında yolcu taşıyan ticari minibüste şoför olarak 01.10.1996 tarihinden 01.10.2008 tarihine kadar çalıştığını ve geçirdiği kaza sonucu ayağı kırılan davacının iş akdinin işverence feshedildiğini, çalıştığı sürece davacının net aylık ücretinin 1.250,00 TL. olup davacının sabah 03.30-22.00 arası mesaisi olup ve genel tatillerde de çalıştığını, yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını iddia ederek bir kısım işçilik alacakları ve tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalılar vekili; davacının 06 J 0423 plakalı minibüste hizmet akdiyle değil, kar ortağı olarak çalıştığını, minibüsün masrafları düştükten sonra kalan net kazançtan davacının payını aldığını, aradaki ilişkinin hizmet akdi olmadığını, ayrıca 4857 Sayılı Yasanın 4/1 maddesi uyarınca da davacının zaten İş Yasasından yararlanma hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:</p>

<p>Karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Gerekçe:</p>

<p>Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava "iş mahkemesi sıfatıyla" açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda asliye hukuk mahkemesi tarafından, verilecek bir ara kararı ile davaya "iş mahkemesi sıfatıyla " bakmaya devam olunur.</p>

<p>Davanın, İş Kanunu kapsamı dışında kalması halinde, Mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Davanın esastan reddi usule aykırıdır.</p>

<p>5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesi uyarınca, İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında, iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.</p>

<p>4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca, 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde bu kanun hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>507 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde “İster gezici olsun ister bir dükkân veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar, ticarî sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasın) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1 inci maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.</p>

<p>507 sayılı Kanun, 21.06.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 76'ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı Yasaya yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinde 507 sayılı Yasaya yapılan atıf, 5362 sayılı Yasaya yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. Yeni yasanın 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak belirtilmiştir. 507 sayılı Yasada yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine yeni yasada yer verilmemiştir. Yeni yasanın değinilen hükmü karşısında, 21.06.2005 tarihinden sonraki dönem açısından İş Kanununun kapsamı belirlenirken, “geçimini münhasıran bu işten sağlama” ölçütü dikkate alınmamalıdır.</p>

<p>5362 sayılı Yasadaki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. 507 sayılı Yasa döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin de bu yeni ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama ihtimali ortaya çıkmaktadır. Ekonomik faaliyetini daha çok bedeni çalışmasına dayandıran düşük gelirli taksi ve minibüs işletmesi sahiplerinin esnaf olarak değerlendirilmesinin daha doğru olacağını belirtmek gerekir. Dairemizin 2008 yılında vermiş olduğu kararlar bu doğrultudadır (Yargıtay 9.HD. 28.4.2008 gün 2008/ 3568 E, 2008/ 10904 K.).</p>

<p>5362 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde üç kişinin çalışması halinde, 4857 sayılı Yasanın 4 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri İş Kanununun kapsamının dışında kalmaktadır. Maddede üç işçi yerine “üç kişi” den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Yasaya tabi olacaktır.</p>

<p>Somut olayda davalı işverenin, davacı işçinin çalıştığı minübüste kendisinin çalışmadığı sabit olup buna göre taraflar arasındaki akit İş kanununa tabi hizmet akdidir.<br />
Uyuşmazlığa iş kanunu uygulanması gerekirken davalı esnaf kabul edilip Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 17.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="30164"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ESNAF YANINDA ÇALIŞANLAR İŞ KANUNUNA TABİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/esnaf-yaninda-calisanlar-is-kanununa-tabi-midir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/esnaf-yaninda-calisanlar-is-kanununa-tabi-midir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İş hukukunda temel kural, iş ilişkilerinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesidir. Ancak Kanun koyucu, bazı iş ilişkilerini kapsam dışında bırakarak bu alanlarda genel hükümlerin uygulanmasını öngörmüştür. Bu kapsamda özellikle esnaf işyerlerinde çalışanların hukuki statüsü, uygulamada sıkça uyuşmazlık konusu olmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, esnaf işyerlerinde çalışanların hangi hallerde İş Kanunu kapsamında kalacağı, hangi durumlarda ise Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olacağı, yargı kararları ışığında incelenmektedir.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun 4. maddesinde sayılan istisnalar dışında kalan tüm işyerleri, işverenler, işveren vekilleri ve işçiler hakkında, faaliyet konusuna bakılmaksızın İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde; Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu’nun ilgili maddesinde tanımlanan esnaf işyerlerinde üç kişinin çalışması halinde, bu işyerlerinin İş Kanunu kapsamı dışında kalacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu durumda söz konusu iş ilişkileri, İş Kanunu hükümlerine değil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabi olacaktır.</p>

<p><strong>Esnaf ve sanatkâr</strong>, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak belirtilmiştir</p>

<p>Bu tanımdan hareketle, bir işyerinin esnaf işyeri sayılabilmesi için yalnızca çalışan sayısı değil; işverenin ekonomik büyüklüğü, faaliyet şekli ve vergilendirme usulü birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kanun maddesinde “üç işçi” değil, “<strong>üç kişi</strong>” ifadesi kullanılmıştır. Bu nedenle: <strong>İşverenin bizzat bedeni emeğiyle çalışması da toplam sayıya dahil edilir.</strong> İş yerinde çalışan toplam kişi sayısının üçü aşması halinde, işyeri İş Kanunu kapsamına girer.</p>

<p>Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20216082-e-202110468-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2021/6082 E., 2021/10468 K. sayılı kararı</a></strong>nda da bu husus açıkça vurgulanmıştır; <strong><i>İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Yasaya tabi olacaktır.</i></strong></p>

<p>Yargı kararlarında, işyerinin İş Kanunu kapsamında olup olmadığının belirlenmesi için kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiği istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. İşyerindeki çalışan sayısının, İşverenin esnaf niteliğinin, vergilendirme usulünün yeterince araştırılmadan karar verilmesi hukuka aykırı kabul edilmektedir</p>

<p><i>Somut uyuşmazlıkta; davalı işverene ait minibüste çalışan sayısının tespiti için herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece; uyuşmazlık konusu dönemde davalının ekonomik sermayesi ve kazancının esnaf niteliğini aşıp aşmadığı ve hangi usule göre vergilendirildiği tespit edilmeli, fesih tarihi itibarıyla davalı işveren nezdinde çalışan işçi sayısı SGK kayıtları getirtilerek belirlenmeli, işverenin işyerinde kendi bedeni gücü ile bizzat çalışıp çalışmadığı ve esnaf statüsünde olup olmadığı, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda araştırılarak davalının esnaf olduğu belirlendiği takdirde uyuşmazlığın iş kanunları kapsamı dışında kaldığı dikkate alınarak uyuşmazlığa 6098 sayılı Kanun'un uygulanmalıdır. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. </i><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20237480-e-202311884-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>( Yargıtay 9.Hukuk Dairesi 2023/7480E. 2023/11884K.)</strong></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İş yerinde üçten fazla kişinin çalıştığının ispat edilememesi durumunda uyuşmazlığın İş Kanunu kapsamında olmadığı kabul edilmektedir.</strong></p>

<p><i>Somut olayda, uyuşmazlık konusu dönemde SGK'ya davacının çalışma kaydı bildirilmemiştir. Davalının ise Bağ - Kur sigortası olduğu, 5510 Sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında işyeri tescil dosya kaydının bulunmadığı ve faaliyetini anılan işyerinde bedeni çalıştırmasına dayandırdığı sabittir. Davacı, uyuşmazlık konusu dönemde, davalıya ait iyerinde 3'den fazla kişinin çalıştığını ispatlayamamıştır. Bu nedenle uyuşmazlığın 4857 Sayılı Kanun kapsamında kalmadığı yönündeki mahkeme kabulü de isabetlidir .</i>(<strong> Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi 2024/1271E. 2025/372K.)</strong></p>

<p><strong>SGK kayıtlarının getirtilmemesi, tanık beyanlarının yetersizliği, vergi kayıtlarının incelenmemesi eksik inceleme olarak değerlendirilmektedir.</strong></p>

<p><i>Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 13/09/2013 tarihli Sosyal Güvenlik Denetmen Raporu'nda davalı iş yerinin en fazla iki çalışanı olduğu tespiti üzerine, davalı iş yerinin esnaf işletmesi olduğununun Mahkemece sadece bu tespite dayanılarak kabul edildiği, ancak davalı iş yerinin esnaf işletmesi kapsamında olup olmadığı, davada Türk Borçlar Kanunu yahut İş Kanunu hükümlerinden hangisinin uygulanacağı konusunda mahkemece yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı anlaşıldığından eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece, öncelikle fesih tarihi itibariyle davalı iş yerinde çalışan sayısı ile davalının da iş yerinde bedeni gücünü ortaya koyarak çalışmasının bulunup bulunmadığı konusunda tanık beyanları yeterli açıklıkta bulunmadığından, gerekirse tanıklar yeniden dinlenerek bu hususlar ayrıntılı olarak sorulmalı, iş yerinin vergilendirilme durumu tespit edilmeli, SGK'dan davalı iş yerinin dönem bordroları ve iş yeri sicil kayıtları celp edilmeli, yukarıda belirtilen 5362 sayılı <strong>Kanundaki esnaf kriterleri çerçevesinde davalı iş yerinin esnaf işletmesi kapsamında olup olmadığı, davada hangi kanun hükümlerinin uygulanacağı tespit edilmeli,</strong> toplanan tüm delillerle birlikte dava konusu talepler değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir<strong>.</strong></i><strong>( Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesi 2022/3224E. 2025/956K.)</strong></p>

<p><i>Dosya içeriğine göre, tanıkların hizmet döküm cetvellerinin dosya içerisine alınmadığı, davalıya ait işyerinde fesih tarihinde <strong>davacının çalıştığı dönemde kaç kişi çalıştığının belirlenmediği,</strong> eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmakla, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; tanıkların ve işyerinde çalışan kişilerin SGK kayıtlarının celbi ile fesih tarihinde davacının çalıştığı dönemde kaç kişinin çalıştığının tespit edilmesi, ayrıca davalının hangi usulde vergilendirildiğinin tespiti için davalının esnaf kaydı ve vergi kayıtları da getirtilerek araştırılması ve sonucuna göre öncelikle davalının esnaf kabul edilip edilmeyeceği, uyuşmazlığın iş kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği açıklığa kavuşturulmalıdır. Belirtilen şekilde bir değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Davalının bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. </i><strong>(Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5.Hukuk Dairesi 2025/1160E. 2025/2166K.)</strong></p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse iş yerindeki toplam çalışan sayısının (işveren dahil) tespiti, İşverenin esnaf niteliğinin belirlenmesi, vergilendirme usulünün incelenmesi, SGK ve diğer resmi kayıtların celbi suretiyle kapsamlı bir değerlendirme yapılarak işyerinin esnaf kapsamında olup olmadığı dolayısıyla davada Türk Borçlar Kanunu mu yoksa İş Kanunu hükümlerinin mi uygulanacağı konusunda mahkemece ayrıntılı inceleme ve araştırma yapılarak karar verilmelidir.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/esnaf-yaninda-calisanlar-is-kanununa-tabi-midir-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitaplad.jpg" type="image/jpeg" length="24565"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/1143 E., 2025/416 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231143-e-2025416-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231143-e-2025416-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.07.2025 tarihli, 2023/1143 E., 2025/416 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/1143 E., 2025/416 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/437 E., 2023/837 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.12.2022 tarihli ve<br />
2022/9178 Esas, 2022/10672 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 09.10.2004 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, davalının asabi mizaçlı ve şiddet eğilimli biri olduğunu, birlik görevlerini yerine getirmediğini, eşine sayısız kez fiziksel şiddet uyguladığını, işi nedeni ile gittiği Filipinler’de sadakat yükümlüğünü ihlal ettiğini, konu ile ilgili olarak davalının arkadaşı olan ... tarafından davacıya bilgi verildiğini, Mart ayı başında yapılan aile toplantısında davalının mutfaktan aldığı bıçak ile eşine ve kayınbabasına saldırdığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına ayrı ayrı 500,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili yararına 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin işi nedeniyle zaman zaman Filipinler'e gittiğini, dosyada mevcut fotoğrafların Filipinler’deyken kalabalık bir arkadaş ortamında çekildiğini, ne var ki dosyaya kırpılmak suretiyle eklenerek sanki davalı ile fotoğraflarda yer alan kadının tek başına gibi gösterilmeye çalışıldığını, dava dilekçesinde belirtilen ... isimli şahsın müvekkili tarafından tanımadığını, iddia edilen şiddet olaylarının gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2019 tarihli ve 2018/247 Esas, 2019/419 Karar sayılı kararı ile; tarafların 2004 yılında evlendikleri, ortak iki çocuklarının olduğu, erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, iş için gittiği Filipin'lerde başka kadınlarla gezmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, davacıya ve ailesine yönelik küfür ederek bıçakla üzerlerine yürüdüğü, gerçekleşen olaylara göre eşler arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşamaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, velayetlerin anneye verilmesine, her bir çocuk yararına aylık 350,00 TL tedbir-400,00 TL iştirak nafakası ile kadın eş yararına 30.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2022 tarihli ve 2019/1702 Esas, 2022/597 Karar sayılı kararı ile; davacının dava dilekçesinde delil bildirmediği, sonrasında verdiği 19.04.2018 tarihli dilekçe ile delil listesi sunduğu, dava dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, davalının süresi içerisinde davaya cevap vererek delil bildirdiği, cevap dilekçesinin davacıya tebliğ edildiği halde davacı tarafından cevaba cevap dilekçesi sunulmadığı, delil gösterilmesinin dilekçelerin teatisi aşamasına hasredildiği gözetildiğinde davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller değerlendirilerek, davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında belirtilen kararı ile "...İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır," şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 esas ve 2016/522 karar sayılı ilamı.</p>

<p>Somut olayda, dava dilekçesinde davacı kadın, eşinin Filipinlerde başka bir kadınla ilişkisi olduğunu belirterek isnatta bulunmuş, eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirterek tanık deliline dayanmıştır. Erkeğin güven sarsıcı davranışları, davacı kadının yeğeni olduğu belirtilen tanık Ayşen beyanı ile ispat edilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında ilk derece mahkemesi tarafından davalı erkeğe yüklenen güven sarsıcı davranış kusuru usulüne uygun olarak bildirilmiş delil ile ispatlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; somut olayda davacı tarafından açıkça tanık deliline dayanılmadığı, dava dilekçesinde "eşinin Filipinler’de başka bir kadınla ilişkisi olduğu" iddiasına dayanarak eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirttiği, 6100 sayılı Kanun’un 240/2 maddesinin "tanık deliline dayanan taraf, tanıkla ispat edeceği vakıa ile dinlenilmesini istediği tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar" şeklindeki hükmü taşıdığı, davacının bu hususa da uymadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinin 4. bendinde davalı hakkında ileri sürülen iddialar hakkında "kanıtlarımız" vardır şeklinde beyanda bulunmak suretiyle tanık ve resim deliline dayandıklarını ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı açmış olduğu eldeki boşanmaya ilişkin dava dilekçesinde; 6100 sayılı Kanun’un 119/1. fıkrasının (e) bendi uyarınca iddia ettiği sadakatsizlik vakıasını, (f) bendine uygun olarak hangi delillerle ispat edeceği hususuna yer verip vermediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119, 194 ve 240. maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.</p>

<p>2. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'un "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesi "(1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:</p>

<p>a) Mahkemenin adı.</p>

<p>b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.</p>

<p>ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.</p>

<p>d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.</p>

<p>e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.</p>

<p>f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.</p>

<p>g) Dayanılan hukuki sebepler.</p>

<p>ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.</p>

<p>h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir.</p>

<p>Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır" hükmünü taşımaktadır.</p>

<p>3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesi uyarınca hükümleri uyarınca bir davanın tarafları; dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Taraflar, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorundadır. Tanık gösterme şekli ise 6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Buna göre tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.</p>

<p>4. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesine göre "…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlardan olan "makul sürede yargılanma" ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf).</p>

<p>5. Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini dezavantajlı bir konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Kanun ile yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki 6100 sayılı Kanun ile benimsenen yargılama usulünde "dayanak vakıa ve o vakıanın ispatı için gösterilecek delil" birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçası olarak ele alınmıştır. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2016 tarihli ve 2014/2-695 Esas, 2016/522 Karar; 04.02.2021 tarihli ve 2017/2-2710 Esas, 2021/34 Karar; 22.06.2021 tarihli ve 2017/2-2301 Esas, 2021/807 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>6. Eldeki davaya gelince, davacı vekili 03.04.2018 tarihli dava dilekçesinin 4. bendinde "davalı koca, iş bağlantıları nedeniyle gittiği Filipinler'de yabancı bir kadınla yasak bir ilişkiye girmiş ve ilişkisini halen devam ettirerek, evlilik birliğine gereken özen ve sadakati göstermemiş ve eşini aldatmıştır. Eşini aldattığına dair arkadaşının ifadesi ve yeğenine beyanda bulunduğuna dair kanıtlarımız vardır" şeklinde beyanda bulunmuş; 19.04.2018 tarihli delil ve tanık dilekçesi ile de dava dilekçesinde "davacının yeğeni" olarak bahsedilen ...'ı, sadakatsizlik vakıasına ilişkin olarak dinletmek istediğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin güven sarsıcı davranışlar sergilediği gerekçesiyle boşanmaya karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının usulüne uygun şekilde dayanmadığı deliller uyarınca davanın kabulüne karar verilemeyeceği belirterek davayı reddetmiştir. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Daire, davacının dava dilekçesinde "güven sarsıcı davranış yönünden tanık deliline dayandığı ve iddianın ispat edildiği gerekçesiyle davanın kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle kararı bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesince önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>7. Uyuşmazlığa konu dava dilekçesinin incelenmesinde; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmaya karar verilmesinin talep edildiği, dilekçenin 4. bendinde somutlaştırma yüküne uygun olarak 6100 sayılı Kanun'un 119/1-e bendi uyarınca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun iddia edildiği, aynı bendin devamında sadakatsizlik vakıasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 119/1-f bendi uyarınca "davacının yeğenin bilgi sahibi olduğuna işaret edilerek kanıtlarımız vardır" denilmek suretiyle tanık deliline dayanıldığı, 19.04.2018 tarihli delil ve tanık listesinde dava dilekçesinde dayanılan davacının yeğeni ...'ın 6100 sayılı Kanun'un 194 ve 240. maddelerine uygun şekilde gösterildiği ve dinlendiği anlaşılmıştır. Böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı tarafça delillerin usulüne uygun şekilde gösterilmediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen direnme kararının bozulması gerekmiştir.</p>

<p>8. Tüm bu anlatılanların ışığı altında; Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş, davacının usule uygun şekilde gösterdiği anlaşılan ...'ın beyanları doğrultusunda davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı kabul edilerek, davanın kabulüne karar vermekten ibarettir.</p>

<p>9. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>10. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20231143-e-2025416-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="81755"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi heyetinden Özbekistan'a çalışma ziyareti]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyetinden-ozbekistana-calisma-ziyareti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyetinden-ozbekistana-calisma-ziyareti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin daveti üzerine Özbekistan’a çalışma ziyareti gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ziyaret kapsamında Başkan Kadir Özkaya ile Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı Mirza Ulugbek Abdusalomov arasında ikili ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmelerde, ikili iş birliğinin daha da geliştirilmesi, anayasa yargısı ve insan hakları alanında tecrübe paylaşımının genişletilmesi hususları ele alındı.</p>

<p>Görüşmelerin ardından iki mahkeme arasında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik mutabakat zaptı imzalandı.</p>

<p>Daha sonra ise “Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi: Anayasa Yargısında Güncel Uygulamalar, Kurumsal Gelişim ve Uluslararası İş Birliği” konulu yuvarlak masa toplantısına geçildi. Başkan Kadir Özkaya, toplantıda yaptığı konuşmada Özbekistan’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek ev sahibi heyete teşekkür etti. Başkan Özkaya, Özbekistan’ın köklü tarihî ve kültürel birikimiyle bölgesinde önemli bir konuma sahip olduğunu, bu birikimin günümüzde modern devlet anlayışıyla güçlenerek sürdürüldüğünü memnuniyetle takip ettiklerini belirtti.</p>

<p>Türkiye ile Özbekistan arasındaki güçlü bağların mahkemeler arasındaki iş birliğinin temelini oluşturduğunu aktaran Başkan Özkaya, imzalanan anlaşmanın iki ülke arasındaki tarihsel dostluğun yargı kurumlarına yansıması olduğunu vurguladı. Başkan Özkaya, anlaşmanın iki mahkeme arasındaki ilişkilerin sürekliliği ve gelişen ihtiyaçlara uyum sağlanması bakımından son derece önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>Anayasal yargı kurumlarının hukukun üstünlüğü ile temel hak ve özgürlüklerin korunmasında önemli bir sorumluluk üstlendiğine dikkat çeken Başkan Kadir Özkaya, farklı hukuk sistemleri arasında diyalog kurulması ile bilgi ve tecrübe paylaşımının artırılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Başkan Özkaya ayrıca günümüzde anayasal yargının yalnızca ulusal bir unsur olmaktan çıkarak küresel ölçekte gelişen bir hukuk diyaloğunun parçası hâline geldiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Özkaya, Türk Dünyası Anayasa Yargısı Konferansı (TÜRK-AY) ile Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin dönem başkanlığını yürüttüğü Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) çerçevesinde yürütülen iş birliğinin geliştirilmesine Türkiye’nin destek vermeye hazır olduğunu belirterek bölgesel iş birliğinin anayasal değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi bakımından önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı Mirza Ulugbek Abdusalomov ise ziyaretin iki ülke anayasa mahkemeleri arasındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesi açısından büyük önem arz ettiğini belirtti. Anayasa yargısının gelişen ve güçlenen rolüne dikkat çeken Mirza Ulugbek Abdusalomov “Anayasa mahkemeleri arasındaki tecrübe paylaşımı ve diyalog yalnızca pratik açıdan yararlı olmakla kalmayıp aynı zamanda insan hakları alanında evrensel olarak tanınan standartların oluşturulmasına da hizmet etmektedir. Zengin bir tarihsel deneyime sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Avrupa ve Asya hukuk geleneklerinin kesiştiği noktada yer alan ve önde gelen bir anayasal denetim organıdır. Uluslararası birçok platformun da aktif üyesi olan Türk Anayasa Mahkemesi, AAMB bünyesinde anayasa mahkemesi çalışanlarının becerilerini geliştirmeye ve karşılıklı iş birliğini güçlendirmeye yönelik olarak her yıl düzenlediği yaz okulu programları ile de anayasa yargısının gelişimine katkı sunmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Bilgi ve tecrübe paylaşımının yapıldığı toplantıda Anayasa Mahkemesi Üyesi Yıldız Seferinoğlu da Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları ile işleyişine ilişkin bilgiler paylaştı. Anayasa yargısının temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki rolüne dikkat çeken Seferinoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin norm denetimi ve bireysel başvuru alanlarında önemli bir tecrübeye sahip olduğunu belirterek bireysel başvuru mekanizmasının hakların doğrudan korunmasına imkân sağladığını ve Mahkemenin adalet eksenli yaklaşımıyla geliştirdiği içtihatlar aracılığıyla hukuk düzenine yön verdiğini ifade etti.</p>

<p>Özbekistan temasları kapsamında Buhara Valisi Zarıpov Botır Komılovıch, Türkiye Cumhuriyeti Taşkent Büyükelçisi Ufuk Ulutaş ve Semerkant Başkonsolosu Serdar Deniz’i de ziyaret eden Başkan Kadir Özkaya’ya; Anayasa Mahkemesi Üyeleri Yıldız Seferinoğlu, Selahaddin Menteş, Muhterem İnce, Yılmaz Akçil, Şaban Kazdal ile Genel Sekreter Murat Azaklı ve diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10272/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10273/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10274/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10275/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10276/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10277/6.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10278/7.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10279/8.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10280/9.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10281/10.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyetinden-ozbekistana-calisma-ziyareti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-131.jpg" type="image/jpeg" length="15689"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukat Faruk Terzioğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/avukat-faruk-terzioglu-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/avukat-faruk-terzioglu-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzurum Barosu önceki dönem başkanlarından Avukat Faruk Terzioğlu, hayatını kaybetti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Barosu önceki dönem başkanlarından Avukat Faruk Terzioğlu, kalbine yenik düştü. Dün akşam saatlerinde kalp krizi geçiren Terzioğlu, tüm müdahalelere rağmen kurtulamayarak yaşamını yitirdi.</p>

<p><strong>ACI KAYBIMIZ</strong></p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nden paylaşılan taziye mesajında "Erzurum Barosu önceki dönem başkanlarından değerli meslektaşımız Av. Faruk Terzioğlu’nun vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslek üstadımıza Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, Erzurum Barosu’na ve meslek camiamıza başsağlığı dileriz." denildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/avukat-faruk-terzioglu-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/faruk-terzioglu.jpg" type="image/jpeg" length="45459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Malatya merkezli 17 ilde FETÖ operasyonu: 23 gözaltı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/malatya-merkezli-17-ilde-feto-operasyonu-23-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/malatya-merkezli-17-ilde-feto-operasyonu-23-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Malatya merkezli 17 ilde düzenlenen FETÖ operasyonunda 23 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY’nin emniyet mahrem yapılanmasına yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında İl Emniyet Müdürlüğü, MİT Başkanlığı, İstihbarat Şube ve Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri ekiplerince Malatya merkezli Adana, Ankara, Batman, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kilis, Konya, Mardin, Ordu, Osmaniye, Şanlıurfa ve Trabzon’da operasyon düzenlendi. Operasyonda 23 kişi gözaltına alındı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/malatya-merkezli-17-ilde-feto-operasyonu-23-gozalti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/gozaltis.jpg" type="image/jpeg" length="75834"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Site aidatları düzenlemesinde 6 madde kabul edildi]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/site-aidatlari-duzenlemesinde-6-madde-kabul-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/site-aidatlari-duzenlemesinde-6-madde-kabul-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBMM Genel Kurulu'nda, fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeleri de içeren kanun teklifinin 6 maddesi daha kabul edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Genel Kurulu fahiş site aidatlarına yönelik düzenlemeleri de içeren, 'Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Tekin Bingöl başkanlığında toplandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gündem dışı konuşmalar, milletvekillerinin 1'er dakikalık konuşmaları, grup başkanvekillerinin değerlendirmeleri ve siyasi parti gruplarının TBMM Başkanlığı'na sunduğu önergeler üzerine görüşülmesinin ardından teklife geçildi. Görüşmeler neticesinde teklifin 6 maddesi daha kabul edildi.</p>

<p><strong>KENTLER DAHA PLANLI ALANLARA DÖNÜŞTÜRÜLECEK</strong></p>

<p>Kabul edilen maddelere göre, mahalli idareler, bağlı kuruluşları, mahalli idare birlikleri ve bunlar tarafından kurulan şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak bağlı olanların yeni şirket veya kooperatif kurması, mevcut veya kurulacak şirketlere veya kooperatiflere sermaye katılımında bulunulması, bedelsiz devir yoluyla gerçekleşenler de dahil her türlü hisse edinimi, şirket veya kooperatife ortak olunması Cumhurbaşkanının iznine tabi olacak. Diğer taraftan hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Bakanlığın bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların, bunların arasında gerçekleştirilecek devir işlemlerinde, taşınmazlar mülkiyet sahibi idarenin yazısına istinaden resen tescil edilecek. Teklifle, atıl durumda kalan taşınmazların kentsel dönüşüm projeleri, sosyal konut projeleri, çeşitli sosyal ve kültürel donatıları da barındıran yeni yaşam alanlarının oluşturulması gibi farklı proje ve yatırımlarda kullanılması sağlanarak kentlerin daha planlı ve sağlıklı alanlara dönüştürülmesi amaçlanıyor. Düzenlemeye göre, taşınmazların değerlendirilmesinde elde edilen gelirin yüzde 40'ının değerlendirmeyi yapan idareye aktarılması, yüzde 60'ının ise değerlendirmeyi yapan idare, kurum veya kuruluş ve bunların müessese, bağlı ortaklık ve iştiraki tarafından kullanılmasına yönelik düzenleme yapılıyor.</p>

<p><strong>ZEMİN VE TEMEL ETÜT KURULUŞU ORTAKLARINDAN EN AZ BİRİNİN İNŞAAT MÜHENDİSİ OLMASI GEREKECEK</strong></p>

<p>Teklifle, 'Yapı Denetimi Hakkında Kanun'daki, 'Laboratuvar' tanımında değişikliğe gidiliyor. Kanuna, 'Beton üreticisi' ve 'Zemin ve temel etüt kuruluşu' tanımları ekleniyor. Zemin ve temel etüt kuruluşu ortaklarından en az birinin jeoloji, jeofizik veya inşaat mühendisi olması gerekecek. Yapı denetim, zemin ve temel etüt ve laboratuvar kuruluşlarından teminat alınacak. Yeni iş almama cezası verilen yapı denetim kuruluşların ortakları ceza süresince, faaliyete son verme cezası alan ortaklara ise 3 yıl süreyle teknik bir görev alamayacak ve başka bir yapı denetim veya laboratuvar kuruluşunun ortağı olamayacak. Yeni iş almaktan men cezası alan laboratuvarın ortakları ceza süresince, faaliyete son verme cezası alan laboratuvarın ortakları ise 3 yıl süreyle herhangi bir yapı denetim veya zemin ve temel etüt veya laboratuvar kuruluşunda teknik bir görev alamayacak ve başka bir yapı denetim veya laboratuvar kuruluşunun ortağı olamayacak. Yapı denetim kuruluşlarından, zemin ve temel etüt kuruluşlarından ve laboratuvar kuruluşlarından Bakanlıkça teminat alınacak.</p>

<p><strong>MİKSER ETİKETİ İLE KARE KODLU İRSALİYESİ UYUŞMAYAN BETON ÜRETİCİSİNE 250 BİN LİRA PARA CEZASI KESİLECEK</strong></p>

<p>Ayrıca teklifle beton üreticisine yapının denetimi için alınan sertleşmiş beton deney sonuçlarının ilgili standardı sağlamadığının tespiti hallerinde İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce 500 bin lira idari para cezası kesilecek. Beton üreticisine, Bakanlıkça yönetilen izleme sistemi kapsamında dökülen betonlarda, mikser etiketi ve irsaliyenin bulunmaması veya mikser etiketi ile kare kodlu irsaliyenin uyuşmaması hallerinde İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce 250 bin lira idari para cezası verilecek.</p>

<p>6 maddenin kabul edilmesinin ardından Meclis Başkanvekili Bingöl, birleşimi 7 Mayıs Perşembe günü toplanmak üzere kapattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/site-aidatlari-duzenlemesinde-6-madde-kabul-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/mecliss.jpg" type="image/jpeg" length="72078"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay İDDK'nun 2025/3188 E., 2025/3394 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/danistay-iddknun-20253188-e-20253394-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/danistay-iddknun-20253188-e-20253394-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu'nun 22/12/2025 tarihli, 2025/3188 E., 2025/3394 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
DANIŞTAY<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No: 2025/3188<br />
Karar No: 2025/3394</strong></p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU:</strong><br />
Danıştay İkinci Dairesinin 30/04/2025 tarih ve E:2022/543, K:2025/2141 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong><br />
Dava konusu istem:<br />
Davalı idare bünyesinde muayene memuru olarak görev yapan davacı tarafından; ... - ...tarihleri arasındaki Karkamış Gümrük Müdürlüğü bünyesinde geçirdiği çalışma sürelerinin, 2. bölge çalışma süresinden sayılması talebinin reddine ilişkin ... tarih ve E-... sayılı işlemin ve bu işlemin dayanağı olan 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istenilmiştir.</p>

<p>Daire kararının özeti:<br />
Danıştay İkinci Dairesinin 30/04/2025 tarih ve E:2022/543, K:2025/2141 sayılı kararıyla;<br />
Anayasa'nın 124. maddesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 72. maddesi, 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 465. ve 508. maddeleri, 25/06/1983 tarih ve 18088 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 28. maddesi ile 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine yer verildikten sonra;</p>

<p>Düzenleyici işlem yönünden;<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca, memurların yer değiştirme suretiyle atanmalarında hizmetin gereği ile mazeret durumlarının esas alındığı; bu atamaların ise Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları bakımından benzerlik ve yakınlık gösteren iller esas alınarak oluşturulan hizmet bölgeleri arasında dengeli ve adil bir sistem çerçevesinde yapılmasının gerektiği,</p>

<p>Bu yasal dayanak doğrultusunda yürürlüğe konulan 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği ile eski mevzuata göre "beş bölge" olarak uygulanan sistemin "üç bölge" olarak uygulanacağının düzenlendiği, dava konusu geçici 1. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde ise yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte Ticaret Bakanlığında görev yapan personelin geçmiş hizmet sürelerinin yeni üç bölgeli sisteme nasıl intibak ettirileceğinin kurala bağlandığı, bu kapsamda, Yönetmeliğin 25. maddesiyle yürürlükten kaldırılan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümlerine göre 1., 2. ve 3. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen birimlerde geçirilen sürelerin yeni sistemde 1. hizmet bölgesinde; 4. bölgedeki sürelerin 2. hizmet bölgesinde; 5. bölge kapsamındaki birimlerdeki sürelerin ise 3. hizmet bölgesinde geçmiş sayılacağı hüküm altına alınarak önceki hizmetlerin yeni sisteme uygun biçimde eşleştirildiğinin görüldüğü;</p>

<p>Anayasa'nın 128. maddesi ve 657 sayılı Kanun'un 3. ve 7. maddeleri uyarınca idarenin, kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda görevde yükselme ve yer değiştirme esaslarını belirleme, kadro planlaması yapma ve personel rejimini düzenleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu, dava konusu düzenlemenin idarenin personel politikalarında sadeleştirme ve denge sağlama amacı taşıyan, beş bölgeli sistemden üç bölgeli sisteme geçişi sağlayan, kamu yararı gözetilerek tesis edilmiş bir düzenleme olduğu, geçmiş hizmetlerin yeni sistemde hangi bölge kapsamında değerlendirileceğinin açıkça belirlendiği ve bu düzenlemenin kazanılmış hakları ihlal etmeksizin yalnızca idari uygulamalara ilişkin esaslarda değişiklik yaptığı,</p>

<p>Bu yönüyle, kamu yararı ve hizmet gerekleri çerçevesinde hazırlanmış olan 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin dava konusu geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde hukuka aykırılık bulunmadığı,</p>

<p>Bireysel işlem yönünden;<br />
Davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğünde geçirdiği sürenin yeni sistem kapsamında ikinci bölge hizmetinden sayılması talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptalini talep ettiği, ancak önceki düzenlemelerde davacının Karkamış'ta geçirdiği hizmet süresinin 3. hizmet bölgesi kapsamında değerlendirilmekte iken, dava konusu Yönetmelikle yapılan yeni bölge eşleştirmesinde daha önce 3. hizmet bölgesinde yer alan birimlerin birinci hizmet bölgesine karşılık geldiği, davacının hizmet süresinin 2. bölgeden sayılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının görev yaptığı birimin önceki sistemde 3. hizmet bölgesi kapsamında olduğu ve buna uygun olarak yeni sistemde 1. bölge çalışma süresinden sayıldığının anlaşıldığı,<br />
İdarenin bu değerlendirmesinin, Yönetmelik kuralı çerçevesinde objektif kriterlere dayalı olarak yapıldığı, davacının hizmet süresinin ikinci bölge kapsamında değerlendirilmesine yönelik beklentisinin kazanılmış hak teşkil etmediği, bu nedenle davacının başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı,<br />
Gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong><br />
Davacı tarafından, Yer Değiştirme Yönetmeliğinde yapılan mükerrer değişiklikler ve "geçmiş çalışma sürelerinin intibakı" konulu geçici maddelerle önceki mevzuat uyarınca elde edilen kazanılmış hakların hukuka aykırı şekilde ihlal edildiği, Danıştay'ın benzer uyuşmazlıklara ilişkin lehe olan istikrarlı içtihatlarına rağmen davanın reddedilmesinin yargısal istikrar, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelediği, 1997-2000 yıllarında terör ve asayiş yönünden oldukça zorlu koşullarda Karkamış Gümrük Müdürlüğünde ifa edilen hizmetin, halihazırdaki Yönetmelik uyarınca en yüksek refah düzeyine sahip yerlerle eşdeğer tutularak 1. bölge hizmetinden sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğu, bu uygulamanın personelin adil ve dengeli dağılımını hedefleyen temel ilkeler ile Anayasal eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, ayrıca 2021 tarihli Yönetmeliğin geçici 1/1(b) maddesiyle Edirne ve Kırklareli personeline tanınan imtiyazın, çok daha zor şartlarda görev yapmış olan Karkamış personeline sağlanmamasının ayrımcılık teşkil ettiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI:</strong><br />
Davalı idare tarafından, gümrük hizmetlerinin stratejik önemi ve personel ihtiyacının dengeli bir şekilde karşılanması amacıyla beş hizmet bölgeli sistemden üç hizmet bölgeli sisteme geçilmesinin üst hukuk normlarına, kamu yararına ve hizmet gereklerine tamamen uygun olduğu, idarenin değişen koşullar çerçevesinde personel rejimini ve hizmet bölgelerini düzenleme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve bu düzenlemelerin idari istikrarı zedelemediği, dava konusu edilen geçici 1. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinin, personelin geçmiş hizmetlerini yeni sisteme uyarlarken önceki Yönetmeliklerle elde edilen kazanılmış hakları koruyan bir intibak hükmü mahiyetinde olduğu, davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğündeki hizmet süresinin 1999, 2004, 2008 ve 2012 tarihli mülga Yönetmeliklerin tamamında istikrarlı bir şekilde "3. hizmet bölgesi" kapsamında değerlendirildiği ve bu sürenin yeni sistemde "1. bölge" olarak intibak ettirilmesinin mevzuatın amir hükmü gereği olduğu savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ:</strong><br />
Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>Davacı, davalı idare bünyesinde "muayene memuru" olarak göreve başlamış; ... - ... tarihleri arasında Karkamış Gümrük Müdürlüğü bünyesinde görev yapmış, bilahare Gaziantep, İstanbul, Doğubeyazıt (Gürbulak) ve Sakarya Gümrük Müdürlüklerinde görevini sürdürmüştür.</p>

<p>Davacı vekili tarafından ... tarihinde davalı idareye yapılan başvuru ile; davacının ... - ... tarihleri arasında Karkamış Gümrük Müdürlüğünde geçen çalışma sürelerinin, 11/05/2021 tarih ve 31481 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümleri uyarınca ikinci bölge çalışma süresinden sayılması talep edilmiştir.</p>

<p>Davaya konu Ticaret Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün ... tarih ve E-... sayılı işlemi ile; davacının söz konusu dönemdeki hizmetinin mülga Yönetmelikler uyarınca Gaziantep'e bağlı 3. bölge hizmeti olarak değerlendirildiği, 11/05/2021 tarihli Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca ise yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükümlerine göre 1, 2 ve 3. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen yerlerde geçen sürelerin yeni sistemde 1. hizmet bölgesinde geçmiş sayılacağı belirtilerek, anılan sürenin 2. bölge hizmetinden sayılmasının mümkün bulunmadığı bildirilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine, söz konusu bireysel işlemin ve bu işlemin dayanağı olan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:<br />
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Düzenleyici İşlem Yönünden:<br />
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 72. maddesi ve Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin "Temel İlkeler" başlıklı 5. maddesi uyarınca; yer değiştirme suretiyle atamalarda personelin bölgeler arasında adil ve dengeli dağılımının sağlanması, atamaların ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden benzerlik gösteren birimler arasında yapılması esastır. İdare, personel rejimini düzenleme konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kamu yararı, hizmet gerekleri ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde, nesnel kriterlere dayanarak kullanmakla yükümlüdür.</p>

<p>Dava konusu geçici 1. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi incelendiğinde; 07/07/2012 tarihli mülga Yönetmelik hükümlerine göre 1, 2 ve 3. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen birimlerdeki hizmet sürelerinin yeni sistemde doğrudan 1. hizmet bölgesinde geçmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemenin, geçmiş hizmetlerin yeni sisteme intibakını sağlarken sadece önceki Yönetmelikteki hizmet bölgesine ilişkin değerlendirmenin ve numaralandırmanın esas alındığı bir eşleştirme yaptığı, ancak hizmetin fiilen ifa edildiği birimlerin maddi gerçekliğini ve çalışma koşullarını göz ardı ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, 03/05/2008 tarihli Yönetmelik öncesinde, gümrük personelinin çalıştığı birimler için ayrı ayrı hizmet bölgeleri tanımlanmadığı, bunun yerine her birimin bağlı olduğu başmüdürlüğün hizmet bölgesinin esas alındığı görülmektedir. Bu sistemde, birimin fiziki konumu veya zorluk derecesi ne olursa olsun, bağlı olduğu başmüdürlüğün bölge numarası tüm alt birimler için geçerli sayılmıştır. Örneğin, Karkamış gibi şartları zorlu sınır birimleri, kendi sosyo-ekonomik gerçeklerine göre değil, bağlı oldukları başmüdürlüğün (Gaziantep gibi) gelişmişlik seviyesine göre sınıflandırılmıştır. Bu durumun, mahrumiyet bölgesi sayılabilecek bu yerlerin daha "gelişmiş" bölgelerle aynı grupta görünmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim idare, bu sistemin birimlerin kendine özgü koşullarını tam olarak yansıtmadığını tespit ederek; 03/05/2008 ve sonraki tarihli yönetmeliklerinde, daha nesnel bir kriter olan "birim esaslı" uygulamaya geçmiştir. Bu geçişle birlikte, birimlerin bağlı oldukları merkezlerden bağımsız olarak kendi sosyo-ekonomik ve coğrafi gerçeklerine göre ayrı ayrı sınıflandırılması gerekliliği kabul edilmiştir. Böylece, 03/05/2008 ve 07/07/2012 tarihli düzenlemelerde, birçok sınır biriminin bağlı olduğu il merkezinden farklı ve daha zorlu bir bölge statüsünde (örneğin merkez 3. bölgeyken sınır biriminin 5. bölge sayılması gibi) değerlendirildiği görülmektedir. Nihayetinde 11/05/2021 tarihli Yönetmelik ile bölge sayısı üçe düşürüldüğünde, geçmişte sadece bağlı bulunduğu başmüdürlük nedeniyle (birimin kendi şartlarından bağımsız olarak) 3. bölge sayılan bazı zorlu yerlerin, yeni sistemde otomatik olarak en üst refah düzeyindeki 1. bölge (İstanbul, Ankara vb.) ile eşleştirilmesinin, personelin geçmişteki zorlu hizmetlerinin hukuki karşılığını ortadan kaldırdığı görülmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, birimlerin geçmişteki idari bağlılıkları nedeniyle belirlenen hizmet bölgeleri nedeniyle oluşan hatalı uygulamayı giderecek, hakkaniyete uygun bir intibak mekanizması veya istisnai bir kural öngörülmediği anlaşılmaktadır. Sadece yürürlükten kaldırılan Yönetmelik kurallarına göre değerlendirilen hizmet bölge numarasına dayalı bir intibakın yapılmasıyla, benzer koşullarda görev yapmış personel arasında, görev yapılan döneme göre farklılaşan, eşit olmayan sonuçlar doğacaktır. Bu durum, hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesi ve buna bağlı olarak adil dengeyi sağlamayı amaçlayan hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmadığından, dava konusu madde hükmü bu yönüyle eksik düzenleme mahiyetindedir.</p>

<p>Bireysel İşlem Yönünden:<br />
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının ... - ...tarihleri arasında görev yaptığı Karkamış Gümrük Müdürlüğünün, Gaziantep Başmüdürlüğüne bağlı olması sebebiyle, 30/06/1995 tarih ve 22329 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğe göre 4. bölge, 12/10/1999 tarih ve 23844 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğe göre ise 3. bölge sayıldığı, sonraki düzenlemelerdeki intibak kuralları ile bu hizmetin 3. bölge olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır.<br />
"Birim esaslı" uygulamaya geçilmesi ile birlikte ise Karkamış Gümrük Müdürlüğü, 03/05/2008 tarihli ve 07/07/2012 tarihli Yönetmeliklerde 5. bölge, bölge sayısının üçe düşürüldüğü dava konusu 11/05/2021 tarihli Yönetmelik'te ise 2. bölge kabul edilmiştir.</p>

<p>Davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğündeki hizmet süresinin, yukarıda yer verilen gerekçeyle eksik düzenleme mahiyetinde olduğundan hukuka aykırılığı saptanan dava konusu intibak kuralı nedeniyle 1. bölgeden sayılmasının, idarenin aynı görev yerinde farklı zamanlarda çalışan personeline yönelik çelişkili uygulamalar tesis etmesi sonucunu doğurduğu anlaşıldığından, "personelin hizmet bölgeleri arasında adil ve dengeli dağılımı" ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.</p>

<p>Bu nedenle; hukuka aykırı olduğu saptanan düzenlemeye dayanılarak tesis edilen, davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğündeki hizmet sürelerinin 2. bölgeden sayılması talebinin reddine ilişkin işlemde de hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay İkinci Dairesinin temyize konu 30/04/2025 tarih ve E:2022/543, K:2025/2141 sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 22/12/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>X- Dava; davacının ... - ...tarihleri arasında Karkamış Gümrük Müdürlüğü bünyesinde ifa ettiği hizmet sürelerinin, 2. bölge hizmetinden sayılması talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan Ticaret Bakanlığı Yer Değiştirme Yönetmeliği'nin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>1- Düzenleyici İşlem Yönünden:<br />
Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın, davanın düzenleyici işleme yönelik kısmının reddine ilişkin hükmünde usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. İdarenin, personel rejimini düzenleme ve hizmet bölgelerini belirleme konusundaki takdir yetkisini kullanarak getirdiği genel ve nesnel dava konusu intibak kuralları hizmet gereklerine, normlar hiyerarşisine ve hukuka uygundur.</p>

<p>2- Bireysel İşlem Yönünden:<br />
Davacının Karkamış Gümrük Müdürlüğünde geçen hizmet süresinin intibakına ilişkin bireysel işlemin incelenmesinden; uyuşmazlığın, söz konusu birimin mülga Yönetmeliklerdeki statüsünün doğru tespit edilmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacının görev yaptığı dönemde Karkamış Gümrük Müdürlüğünün, bağlı olduğu Başmüdürlük nedeniyle kısmen "4. bölge", kısmen "3. bölge" olarak değerlendirildiği, ancak idarenin 03/05/2008 tarihli Yönetmelikle "birim esaslı" sisteme geçerek söz konusu birimi zorluk derecesine uygun şekilde "5. bölge" olarak değerlendirdiği görülmektedir.</p>

<p>Dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca; yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükümlerine göre 5. hizmet bölgesi olarak değerlendirilen birimlerde geçirilen sürelerin yeni sistemde 3. hizmet bölgesinde geçmiş sayılması amir hükmüdür.</p>

<p>Bireysel işleme konu uyuşmazlıkta; davacının geçmiş hizmetlerinin intibakı yapılırken, sadece görev yaptığı tarihteki "idari bağlılığa dayalı" olarak 3. bölgenin esas alınması, birimin bizzat idare tarafından bilahare tespit edilen maddi gerçekliği (5. bölge) ile çelişmektedir. Personelin fiilen zorlu şartlarda görev yaptığı idarece kabul edilen bir yerde geçen hizmetlerinin, sırf görev yapılan dönemdeki farklı değerlendirme nedeniyle daha üst bir bölgeden sayılması hakkaniyet ilkesine aykırıdır. Bu itibarla; davacının Karkamış'taki hizmetlerinin, birimin idarece belirlenen statüsü (mülga yönetmelikteki 5. bölge karşılığı) üzerinden yeni sisteme intibak ettirilmesi gerekirken, talebin reddine ilişkin tesis edilen işlemde bu yönüyle hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; davanın düzenleyici işleme yönelik kısmının reddine ilişkin Daire kararının onanması, bireysel işleme yönelik kısmının ise yukarıda belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararının düzenleyici işleme ilişkin kısmına esastan, bireysel işleme ilişkin kısmına ise gerekçe yönünden katılmıyoruz.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/danistay-iddknun-20253188-e-20253394-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/danistay4.jpg" type="image/jpeg" length="23423"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İMAR HUKUKU UYARINCA TALEP EDİLEN DEĞER ARTIŞ PAYINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIKLARDA GÖREVLİ MAHKEMENİN TESPİTİ]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/imar-hukuku-uyarinca-talep-edilen-deger-artis-payina-iliskin-uyusmazliklarda-gorevli-mahkemenin-tespiti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/imar-hukuku-uyarinca-talep-edilen-deger-artis-payina-iliskin-uyusmazliklarda-gorevli-mahkemenin-tespiti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İmar planı değişiklikleri sonucunda taşınmazların değerinde meydana gelen artışların kamuya kazandırılması amacıyla getirilen “<strong>değer artış payı”</strong> kurumu, son yıllarda uygulamada önemli uyuşmazlıklara konu olmaktadır. Bu uyuşmazlıkların en temel sorunlarından biri ise, söz konusu yükümlülükten doğan davalarda görevli yargı yerinin belirlenmesidir. Özellikle değer artış payının hukuki niteliği bağlamında, uyuşmazlığın vergi mahkemelerinde mi yoksa idare mahkemelerinde mi görüleceği hususu tartışma yaratmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdari yargı sisteminde görev ayrımı, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Buna göre: Kanun'un 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davaları ile tam yargı davalarını ve genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları çözümleyeceği; aynı Kanun'un 6. maddesinde ise, vergi mahkemelerinin genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve bu konulardaki 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un uygulanmasına ilişkin davaları çözümleyeceği belirtilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla bir uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceği, öncelikle uyuşmazlığa konu işlemin hukuki niteliğinin doğru tespiti ile mümkündür.</p>

<p>Değer artış payının hukuki niteliği incelendiğinde; 3194 sayılı İmar Kanunu’na dayanılarak çıkarılan İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre:</p>

<p>1-Değer artış payı, imar planı değişikliği sonucunda taşınmazda meydana gelen değer artışına bağlı olarak alınmaktadır.</p>

<p>2-Söz konusu pay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Kıymet Takdir Komisyonu tarafından belirlenmektedir.</p>

<p>3-Tahsil edilen tutar, doğrudan genel bütçeye gelir kaydedilmemekte; Bakanlık hesabında toplanarak proje özel hesaplarına ve ilgili idarelere dağıtılmaktadır.</p>

<p>Bu özellikleri itibarıyla değer artış payı; Vergi, resim veya harç gibi klasik mali yükümlülüklerden farklıdır, Yerel idareler tarafından tarh ve tahsil edilmemektedir, Kamu maliyesi sistemine doğrudan gelir olarak intikal etmeden önce dağıtıma tabi tutulmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle, değer artış payının vergi benzeri bir mali yükümlülük olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Yargı içtihatları incelendiğinde, değer artış payından kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin yaklaşımın netleştiği görülmektedir.</p>

<p>Nitekim Danıştay Başkanlar Kurulu’nun 02.06.2025 tarihli ve E:2025/13, K:2025/1 sayılı kararı ile, değer artış payına ilişkin uyuşmazlıklarda <strong>idare mahkemelerinin görevli olduğu açıkça ortaya konularak</strong> tartışmalar sona erdirilmiş, kimi Bölge İdare Mahkemelerince söz konusu uyuşmazlıklarda vergi mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin kararlarından sarfınazar edilmiştir.</p>

<p><i>İdari yargı düzeni içerisinde idare mahkemelerinin genel görevli yargı mercii olarak kabul edildiği, vergi mahkemelerinin ise sadece kanunda sayılan genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve bu konulardaki 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin davaları çözümlemekle görevli kılındığı, söz konusu düzenlemede tahsilatı yapan idareye ait olan yani söz konusu idarelerin kendi yetki alanı içerisinde yasal olarak uygulamak ve ondan yararlanmak hakkına sahip olduğu mali yükümlülüklerden bahsedildiği, böyle bir durumda söz konusu idarelerin ilgili mevzuatları uyarınca tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerini yürütme yetkisine sahip olduğu, tahsili yapılan gelirlerin de ilgili genel bütçe veya yerel yönetim bütçesine kaydolunduğu; uyuşmazlığa konu değer artış payının ise, taşınmaz maliklerince Bakanlığa ait bir hesaba yatırıldıktan sonra Kanun'da öngörülen proje özel hesabına ve yerel yönetim kuruluşlarına ait hesaplara dağıtıldığı, dağıtımdan sonra yalnızca kalan bir kısmın genel bütçeye kaydedildiği, bu dağıtımın söz konusu payların kamu maliyesine ilişkin mevzuat uyarınca genel bütçeye henüz kaydedilmeden yapıldığı, kendisine pay aktarılan idarelerin bu payın tespiti, takibi ve tahsilinde her hangi bir yetkisinin bulunmadığı, bu haliyle ilgili idarelere gelir olarak aktarılan payın 2576 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendi ile öngörülen genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç benzeri bir mali yükümlülük olarak kabul edilemeyeceği, bu nitelikte olmayan yükümlülüklere ilişkin benzer uyuşmazlıkların da idare mahkemelerinde görülmekte olduğu, bu nedenle uyuşmazlığın genel görevli idare mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda; <strong>değer artış payına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin idare mahkemesi olduğu anlaşıldığından</strong>, davanın görev yönünden reddi gerekirken, görev hususu aşılmak suretiyle davayı süre aşımı yönünden reddeden Vergi Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvuruları hakkında yukarda yazılı gerekçeyle verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerekmektedir.</i>(<strong>Danıştay 9.Daire 2025/4084E. 2025/3593K.)</strong></p>

<p><i>Bu durumda; uyuşmazlığa konu değer artış payının İmar Kanunundan kaynaklandığı, İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik gereği Kıymet Takdir Komisyonu tarafından belirlenen değer artış payının vergi mahkemesinin görevine giren vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunların zam ve cezaları ile tarifelerine ilişkin olmadığı, söz konusu işlemin dayanağı olan imar mevzuatında da vergi mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin özel bir düzenlemenin bulunmadığı, tapu kaydı üzerindeki şerhin uyuşmazlığa konu değer artış payından dolayı konulduğu anlaşıldığından, dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 2576 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi hükmü gereğince idare mahkemeleri görevli bulunmaktadır</i>.<strong>(Bursa Bölge İdare Mahkemesi 2.İdari Dava Dairesi 2025/872E. 2025/1146K.)</strong></p>

<p><i>İdari yargı düzeni içerisinde idare mahkemelerinin genel görevli yargı mercii olarak kabul edildiği, vergi mahkemelerinin ise sadece kanunda sayılan genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları ve bu konulardaki 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin davaları çözümlemekle görevli kılındığı, söz konusu düzenlemede tahsilatı yapan idareye ait olan yani söz konusu idarelerin kendi yetki alanı içerisinde yasal olarak uygulamak ve ondan yararlanmak hakkına sahip olduğu mali yükümlülüklerden bahsedildiği, böyle bir durumda söz konusu idarelerin ilgili mevzuatları uyarınca tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerini yürütme yetkisine sahip olduğu, tahsili yapılan gelirlerin de ilgili genel bütçe veya yerel yönetim bütçesine kaydolunduğu; uyuşmazlığa konu değer artış payının ise, taşınmaz maliklerince Bakanlığa ait bir hesaba yatırıldıktan sonra Kanun'da öngörülen proje özel hesabına ve yerel yönetim kuruluşlarına ait hesaplara dağıtıldığı, dağıtımdan sonra yalnızca kalan bir kısmın genel bütçeye kaydedildiği, bu dağıtımın söz konusu payların kamu maliyesine ilişkin mevzuat uyarınca genel bütçeye henüz kaydedilmeden yapıldığı, kendisine pay aktarılan idarelerin bu payın tespiti, takibi ve tahsilinde her hangi bir yetkisinin bulunmadığı, bu haliyle ilgili idarelere gelir olarak aktarılan payın 2576 sayılı Kanun'un 6. maddesinin (a) bendi ile öngörülen genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç benzeri bir mali yükümlülük olarak kabul edilemeyeceği, bu nitelikte olmayan yükümlülüklere ilişkin benzer uyuşmazlıkların da idare mahkemelerinde görülmekte olduğu, <strong>bu nedenle değer artış payına ilişkin uyuşmazlığın genel görevli idare mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varıldığından, Vergi Mahkemesince işin esasına girilerek verilen kararda yasal isabet bulunmamıştır</strong></i>.<strong>(Antalya Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi 2026/79E. 2026/48K.)</strong></p>

<p>Görevli mahkemenin idare mahkemesi olarak belirlenmesinin ardından, yetkili mahkemenin tespiti de önem taşımaktadır;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 34. maddesi uyarınca, imar mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda <strong>yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir</strong>. Bu nedenle değer artış payına ilişkin davalar da taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesinde açılmalıdır.</p>

<p>Özetlemek gerekirse; Değer artış payı, imar planı değişikliklerinden kaynaklanan ve kamuya aktarılması öngörülen özel nitelikli bir mali yükümlülüktür. Ancak bu yükümlülük; Vergi, resim veya harç niteliği taşımamakta, klasik kamu alacaklarından farklı bir yapıya sahip bulunmakta, İmar mevzuatına dayalı idari bir işlemden doğmaktadır. Bu çerçevede, değer artış payına ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde görevli mahkemenin idare mahkemeleri olduğu açıktır. Nitekim hem Danıştay hem de bölge idare mahkemelerinin yerleşik içtihatları bu yönde istikrar kazanmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/imar-hukuku-uyarinca-talep-edilen-deger-artis-payina-iliskin-uyusmazliklarda-gorevli-mahkemenin-tespiti-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/terazi/6108e508f3c37-shutterstock-1476118886.jpg" type="image/jpeg" length="29784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MADEN HUKUKUNDA RUHSAT REJİMİ, KAMU YARARI VE ÇEVRESEL DENETİM]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/maden-hukukunda-ruhsat-rejimi-kamu-yarari-ve-cevresel-denetim-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/maden-hukukunda-ruhsat-rejimi-kamu-yarari-ve-cevresel-denetim-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Maden hukuku, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması ilkesi ile bu kaynakların özel hukuk kişileri eliyle aranması ve işletilmesi arasındaki dengeyi konu edinen, kamu hukuku karakteri ağır basan karma nitelikli bir hukuk alanıdır. Türk hukukunda madenlerin hukuki rejimi, başta Anayasanın 168. maddesi olmak üzere 3213 sayılı Maden Kanunu, çevre mevzuatı, orman mevzuatı ve idare hukukunun genel ilkeleriyle şekillenmektedir. Madenlerin içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmaması, maden hakkını taşınmaz mülkiyetinden ayırmakta; arama ve işletme faaliyetlerini idarenin ruhsat ve izin rejimine bağlı kılmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada maden ruhsatlarının hukuki niteliği, maden hakkının taşınmaz mülkiyetinden ayrılığı, idarenin takdir yetkisinin sınırları, kamu yararı kavramı, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci, orman, su, tarım ve mera alanlarında madencilik faaliyetleri, rehabilitasyon yükümlülüğü ve yargısal denetim mekanizmaları incelenmektedir. Çalışmanın temel yaklaşımı, madencilik faaliyetlerinin ekonomik kamu yararı taşıyabileceği; ancak bu kamu yararının çevre hakkı, ormanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, mülkiyet hakkı ve yerel halkın yaşam alanları üzerindeki etkiler dikkate alınmadan mutlak ve üstün kabul edilemeyeceği yönündedir.</p>

<p><strong>Abstract</strong></p>

<p>Mining law is a mixed field of law with a predominantly public law character, concerning the balance between the principle that natural resources are under the sovereignty and disposal of the State and the possibility of exploration and exploitation of such resources by private persons. In Turkish law, the legal regime of mines is shaped primarily by Article 168 of the Constitution, the Mining Law No. 3213, environmental legislation, forestry legislation and the general principles of administrative law.</p>

<p>This article examines the legal nature of mining licences, the separation of mining rights from immovable property ownership, the limits of administrative discretion, the concept of public interest, the Environmental Impact Assessment process, mining activities in forest areas, water resources, agricultural lands and pastures, rehabilitation obligations and judicial review mechanisms. The main argument of the article is that mining activities may serve an economic public interest; however, such interest cannot be regarded as absolute or superior without considering environmental rights, protection of forests, sustainability of water resources, property rights and the effects on the living environment of local communities.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Son yıllarda madencilik faaliyetlerinin çevresel etkileri, kamuoyu tartışmasının ve hukuki uyuşmazlıkların merkezine yerleşmiştir. Orman alanlarında açılan ocaklar, tarım arazilerinin ruhsatlandırılması, su havzalarına yakın projeler ve rehabilitasyon yükümlülüğünün etkin biçimde yerine getirilmemesi; maden hukukunu yalnızca teknik bir mevzuat alanı olmaktan çıkararak çevre hakkı, mülkiyet hakkı ve hukuk devleti ilkesiyle iç içe geçen bir tartışma alanına dönüştürmüştür.</p>

<p>Maden hukuku, doğal kaynakların ekonomik değeri ile bu kaynakların kamu yararı doğrultusunda korunması ve işletilmesi arasındaki hassas dengeyi konu edinen karma nitelikli bir hukuk alanıdır. Madenler, sahip oldukları stratejik önem nedeniyle yalnızca özel hukuk ilişkilerinin konusu olarak değerlendirilemez. Bu kaynaklar; ülke ekonomisi, sanayi üretimi, enerji politikaları ve kalkınma hedefleri bakımından önemli olduğu kadar; çevre hakkı, ormanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, mülkiyet hakkı ve yerel halkın yaşam alanları bakımından da doğrudan hukuki sonuçlar doğurur.</p>

<p>Bu nedenle maden hukuku, klasik anlamda yalnızca ruhsatlandırma veya işletme faaliyetlerini düzenleyen teknik bir mevzuat alanı değildir. Aksine idare hukuku, çevre hukuku, orman hukuku, imar hukuku, kamulaştırma hukuku, iş sağlığı ve güvenliği hukuku ile ceza hukuku arasında kesişen çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Maden arama ve işletme faaliyetleri bir yandan ekonomik kalkınma ve yatırım güvenliği bakımından teşvik edilirken; diğer yandan çevresel zararların önlenmesi, kamu sağlığının korunması ve doğal varlıkların gelecek kuşaklara aktarılması bakımından sıkı bir idari denetime tabi tutulmaktadır.</p>

<p>Türk hukukunda madenlerin hukuki rejimi, Anayasanın 168. maddesinde yer alan “tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır” ilkesi üzerine kuruludur. Bu anayasal düzenleme, madenlerin taşınmaz mülkiyetinden bağımsız özel bir hukuki statüye sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bir taşınmazın maliki olmak, o taşınmazın altında bulunan maden üzerinde doğrudan hak sahibi olmak anlamına gelmez. Madenlerin aranması ve işletilmesi, ancak devletin izin ve denetimi altında, kanunla öngörülen ruhsat rejimi çerçevesinde mümkündür.</p>

<p>Bu çalışmada maden hukukunun idare hukuku bakımından temel kurumları ele alınacaktır. İlk olarak madenlerin hukuki niteliği ve devletin hüküm ve tasarrufu ilkesi incelenecek; ardından maden hakkının taşınmaz mülkiyetinden ayrılığı, maden ruhsatlarının idari işlem niteliği, idarenin takdir yetkisinin sınırları, kamu yararı kavramı, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci, çevresel denetim, rehabilitasyon yükümlülüğü ve yargısal denetim başlıkları değerlendirilecektir. Çalışmanın temel yaklaşımı, maden hukukunun yalnızca ekonomik kalkınma perspektifiyle değil; hukuk devleti, çevre hakkı, ölçülülük ve sürdürülebilirlik ilkeleriyle birlikte okunması gerektiği yönündedir.</p>

<p><strong>1. Madenlerin Hukuki Niteliği ve Devletin Hüküm ve Tasarrufu İlkesi</strong></p>

<p>Maden hukukunun temel hareket noktası, madenlerin özel mülkiyet düzeninden bağımsız, kamu hukuku karakteri ağır basan doğal kaynaklar olmasıdır. Türk hukukunda madenler, taşınmaz mülkiyetinin bütünleyici parçası olarak değil; devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tabii servet ve kaynaklar olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle madenler üzerindeki hukuki rejim, klasik eşya hukuku hükümleriyle değil, anayasal ve idari nitelikte özel bir kamu hukuku rejimiyle belirlenmektedir.</p>

<p>Bu rejimin anayasal dayanağı Anayasanın 168. maddesidir. Anılan hükme göre tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; bunların aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılacağı kanunun açık iznine bağlıdır. Ayrıca bu kişilerin uyması gereken şartlar, devletçe yapılacak gözetim ve denetimin usul ve esasları ile yaptırımlar kanunda gösterilir.</p>

<p>Bu anayasal düzenleme, devletin madenler üzerinde özel hukuk anlamında malik sıfatından çok, kamu gücüne dayalı egemenlik, gözetim ve düzenleme yetkisine sahip olduğunu göstermektedir. “Devletin hüküm ve tasarrufu” kavramı, madenlerin özel mülkiyete konu edilemeyen, kamu yararı doğrultusunda yönetilmesi gereken doğal kaynaklar olduğunu ifade eder. Devlet, madenleri doğrudan kendisi arayıp işletebileceği gibi, kanunun açık iznine dayanmak şartıyla bu hakkı belirli süre ve şartlarla özel hukuk kişilerine de devredebilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 24.12.1986 tarihli, E.1985/20, K.1986/30 sayılı kararında da Anayasanın 168. maddesinin maden hukuku bakımından temel çerçeveyi oluşturduğu açıkça ortaya konulmuştur. Mahkeme, tabii servet ve kaynakların, diğer bir ifadeyle madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu; bunların aranması ve işletilmesi hakkının devlete ait bulunduğunu; devletin bu hakkı kanunun açık izniyle özel sektöre belli bir süre için devredebileceğini belirtmiştir.</p>

<p>Bu karar, maden hukukunda iki yönlü bir anayasal denge kurmaktadır. Birinci yön, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması sebebiyle tamamen özel mülkiyet mantığıyla değerlendirilemeyeceğidir. İkinci yön ise, devletin bu kaynakları yalnızca kendisinin işletmek zorunda olmadığı; kanunun açık izni, belirli süre, denetim ve yaptırım rejimi çerçevesinde özel hukuk kişilerine de arama ve işletme hakkı tanıyabileceğidir. Böylece maden hukuku, ne sınırsız devlet tekeline ne de mutlak özel mülkiyet serbestisine dayanmaktadır. Aksine, devlet gözetimi altında yürütülen, ruhsat ve izinlere bağlı, kamu yararı merkezli karma bir idari rejim kurmaktadır.</p>

<p><strong>2. Maden Hakkı ve Taşınmaz Mülkiyetinden Ayrılığı</strong></p>

<p>Maden hukukunun ayırt edici özelliklerinden biri, maden hakkının taşınmaz mülkiyetinden bağımsız olmasıdır. Özel hukukta kural olarak mülkiyet hakkı, malike eşya üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkileri verir. Ancak madenler bakımından bu klasik eşya hukuku yaklaşımı geçerli değildir. Bir taşınmazın özel mülkiyete konu olması, o taşınmazın altında veya içinde bulunan maden üzerinde malik lehine kendiliğinden bir arama ya da işletme hakkı doğurmaz.</p>

<p>3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi bu ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Anılan hükme göre madenler devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi değildir. Bu hüküm, maden hakkı ile taşınmaz mülkiyeti arasındaki ayrılığın kanuni ifadesidir. Arazi malikinin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı, maden üzerinde doğrudan hak sahipliği sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Bu noktada maden hakkının özel hukuk kaynaklı değil, kamu hukuku kaynaklı bir hak olduğu görülmektedir. Arazi maliki, taşınmazın yüzeyi üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmakla birlikte, madeni arama ve işletme yetkisini ancak kanunda öngörülen şartları yerine getirip idareden ruhsat almak suretiyle kazanabilir. Başka bir ifadeyle maden hakkı, malik sıfatından değil; idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği ruhsat işleminden doğar.</p>

<p>Bu özellik, maden hukukunu klasik eşya hukukundan ayırır. Eşya hukukunda malik, kural olarak malı üzerinde doğrudan ve herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hakka sahiptir. Oysa maden ruhsatı sahibinin hakkı, mutlak mülkiyet hakkı değil; kanunla sınırlandırılmış, süreye, sahaya, maden grubuna, teknik projeye, mali yükümlülüklere ve idari denetime bağlı özel bir kamu hukuku statüsüdür.</p>

<p>Bu nedenle maden hakkı, özel mülkiyet hakkı ile idari ruhsat hakkı arasında açık bir ayrımı zorunlu kılar. Taşınmaz maliki, kendi arazisi üzerinde maden varlığını tespit etmiş olsa dahi, madeni kendiliğinden çıkarıp ekonomik değere dönüştüremez. Aynı şekilde ruhsat sahibi de ruhsat aldığı sahada, arazi malikinin mülkiyet hakkını tamamen bertaraf eden sınırsız bir yetkiye sahip değildir. Bu durumda maden hukuku, arazi malikinin özel hukuk menfaati ile ruhsat sahibinin kamu hukuku kaynaklı işletme yetkisi arasında denge kuran özel bir rejim olarak ortaya çıkar.</p>

<p><strong>3. Maden Ruhsatlarının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Maden hukukunda ruhsat, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan madenlerin aranması ve işletilmesi bakımından kişilere tanınan idari nitelikli yetkinin hukuki aracıdır. Madenler üzerinde özel kişilerin doğrudan ve kendiliğinden hak sahibi olması mümkün olmadığından, arama ve işletme faaliyetleri ancak kanunda öngörülen ruhsat ve izin sistemi içerisinde yürütülebilir. Bu nedenle maden ruhsatı, maden hakkının kazanılmasında merkezi bir hukuki kurum niteliğindedir.</p>

<p>Maden ruhsatı, özel hukuk sözleşmesi veya taşınmaz mülkiyetinden doğan bir hak değildir. Ruhsat, idarenin tek yanlı irade açıklamasıyla tesis edilen, kamu gücüne dayalı, birel ve şartlı bir idari işlemdir. Ruhsat sahibine belirli bir sahada belirli bir maden grubu yönünden arama veya işletme faaliyetinde bulunma imkânı verir. Ancak bu imkân; kanuni şartlara, teknik projeye, ruhsat süresine, mali yükümlülüklere, çevresel izinlere ve idarenin sürekli denetimine bağlıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024162-esas-202517-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin 16.01.2025 tarihli, E.2024/162, K.2025/17 sayılı kararı</a>nda maden işletme ruhsatı ile işletme izni arasındaki ayrım açık şekilde ortaya konulmuştur. Karara göre maden işletme ruhsatının alınması tek başına maden üretim faaliyetinde bulunabilmek için yeterli değildir; işletme faaliyetine başlanabilmesi için Maden Kanununun 7. maddesinde belirtilen zorunlu izinlerin de alınması gerekmektedir. İşletme izni için temel olarak ÇED belgesi, mülkiyet izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınması gerektiği; ayrıca varsa özel alan izinlerinin de tamamlanabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu ayrım uygulamada büyük önem taşır. Çünkü ruhsat sahibinin hukuki konumu, ruhsat belgesinin varlığıyla başlamakla birlikte, fiili üretim için çevre mevzuatı, orman mevzuatı, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, iş güvenliği hükümleri ve ilgili diğer izin süreçlerinin tamamlanması gerekebilir. Bu nedenle işletme ruhsatı tek başına sınırsız üretim yetkisi vermez. Ruhsat sahibi, ancak mevzuatta öngörülen diğer izin ve yükümlülükleri yerine getirdiği ölçüde üretim faaliyetine başlayabilir.</p>

<p>Maden ruhsatı, sahibine hukuki güvenlik sağlayan önemli bir statü olmakla birlikte, mutlak ve koşulsuz bir faaliyet serbestisi yaratmaz. Ruhsat sahibi, idarenin denetim yetkisine tabidir. Ruhsat süresi, faaliyet raporları, teknik nezaret, çevre ile uyum planı, devlet hakkı, ruhsat bedeli, işletme projesi ve diğer idari yükümlülükler ruhsat statüsünün ayrılmaz parçalarıdır. Bu yükümlülüklerin ihlali halinde idari para cezası, faaliyet durdurma, ruhsatın iptali veya diğer yaptırımlar gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>4. İdarenin Takdir Yetkisi ve Bu Yetkinin Sınırları</strong></p>

<p>Maden hukukunda idarenin rolü yalnızca ruhsat veren pasif bir makam olmaktan ibaret değildir. İdare, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan maden kaynaklarının aranması, işletilmesi, denetlenmesi, faaliyetlerin durdurulması, yaptırım uygulanması ve gerektiğinde ruhsat statüsünün sona erdirilmesi bakımından geniş bir düzenleme ve gözetim yetkisine sahiptir. Bu yetkinin anayasal dayanağı, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu düzenleyen Anayasanın 168. maddesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte idarenin maden hukukundaki yetkisi, geniş görünmesine rağmen sınırsız değildir. İdare hukukunun genel ilkeleri uyarınca takdir yetkisi, keyfilik anlamına gelmez. İdare, takdir yetkisini kullanırken kamu yararı, hizmet gerekleri, ölçülülük, eşitlik, hukuki güvenlik, belirlilik ve gerekçeli işlem ilkeleriyle bağlıdır. Bu nedenle maden ruhsatı veya izin başvurularında idarenin olumlu ya da olumsuz yönde tesis edeceği işlemler, somut olaya özgü teknik, çevresel, hukuki ve kamu yararı gerekçelerine dayanmalıdır.</p>

<p>Maden hukukunda takdir yetkisinin en belirgin şekilde ortaya çıktığı alanlardan biri, orman sahalarında yürütülecek madencilik faaliyetleridir. Orman alanlarında madencilik faaliyeti yürütülebilmesi için yalnızca maden ruhsatının varlığı yeterli değildir; ilgili orman mevzuatı çerçevesinde ayrıca izin alınması gerekir. Orman Kanununun 16. maddesinin uygulanmasına ilişkin yönetmelik, 6831 sayılı Kanunun 16. maddesine göre verilecek izinleri, rehabilitasyon işlemlerini ve izinlerden tahsil edilecek bedellere ilişkin iş ve işlemleri düzenlemektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ormanlik-alan-icin-isletme-izni-verilmesi-istemi-ormanin-muhafazasindaki-kamu-yarari" rel="dofollow">Danıştay 8. Dairesinin 07.03.2019 tarihli, E.2017/4562, K.2019/1641 sayılı kararı</a>nda, ormanlık alanda verilen izne konu kamu yararı ile ormanın korunmasındaki kamu yararının karşılaştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Kararda, bu zorunluluğun Anayasanın 169. maddesindeki ormanlara zarar verebilecek faaliyetlere müsaade edilemeyeceği yönündeki ilkeden kaynaklandığı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu içtihat, maden hukukunda idarenin takdir yetkisinin anayasal değerler arasında denge kurma yükümlülüğüyle sınırlı olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle idare, ekonomik fayda sağlama amacıyla ormanların korunmasına ilişkin anayasal ve kanuni güvenceleri göz ardı edemez; aynı şekilde orman koruma gerekçesini de somut ve denetlenebilir bir değerlendirme yapmadan ruhsat hakkını işlevsiz kılacak biçimde kullanamaz.</p>

<p><strong>5. Madencilik Faaliyetlerinde Kamu Yararı</strong></p>

<p>Maden hukukunda kamu yararı kavramı, ruhsatlandırma ve izin süreçlerinin merkezinde yer almaktadır. Çünkü madenler, Anayasanın 168. maddesi uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tabii servet ve kaynaklardır. Bu anayasal statü, madenlerin özel çıkar amacıyla sınırsız biçimde işletilebileceği anlamına gelmez. Aksine, madenlerin aranması ve işletilmesi ancak kamu yararı doğrultusunda, kanuni sınırlar içinde ve devletin gözetim-denetimi altında mümkündür.</p>

<p>Madencilik faaliyetleri kural olarak ekonomik kamu yararı taşıyan faaliyetlerdir. Madenlerin çıkarılması; sanayi hammaddesi temini, enerji arzı, istihdam, ihracat, bölgesel kalkınma ve kamu gelirleri bakımından önem arz eder. Ancak bu ekonomik değer, her somut olayda madencilik faaliyetini kendiliğinden üstün kamu yararına sahip kılmaz. Kamu yararı, soyut ve otomatik bir kabul değil; somut olayın koşullarına göre bilimsel, teknik, çevresel ve toplumsal verilerle değerlendirilmesi gereken dinamik bir ölçüttür.</p>

<p>Bu nedenle madencilik faaliyetlerinde kamu yararı, tek boyutlu bir ekonomik yarar anlayışına indirgenemez. Anayasanın 56. maddesi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu düzenlerken; çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek konusunda devlete ve vatandaşlara ödev yüklemektedir. Anayasanın 169. maddesi ise ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için devlete özel bir anayasal görev yüklemektedir. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, madenlerin işletilmesindeki ekonomik kamu yararı ile çevrenin, ormanların, su kaynaklarının ve yaşam alanlarının korunmasındaki kamu yararı arasında anayasal düzeyde bir denge kurulması gerektiği ortaya çıkar.</p>

<p>Bu noktada “üstün kamu yararı” kavramının dikkatli kullanılması gerekir. Maden hukukunda üstün kamu yararı, idareye her durumda madencilik faaliyetine izin verme yetkisi sağlayan genel bir formül değildir. Üstün kamu yararı değerlendirmesi, ancak çatışan kamu yararları arasında somut bir mukayese yapıldıktan sonra anlam kazanabilir. Örneğin bir maden sahasının ekonomik değeri yüksek olabilir; fakat aynı saha içme suyu havzası, orman ekosistemi, tarım alanı, yerleşim yeri veya hassas doğal varlıklar bakımından ciddi ve geri dönüşü güç zararlar doğuracak nitelikteyse, ekonomik değer tek başına yeterli kabul edilemez. Bu nedenle üstün kamu yararı kavramı, idarenin ruhsat ve izin kararlarında otomatik bir gerekçe değil; çatışan menfaatler arasında somut, ölçülü ve denetlenebilir bir karşılaştırma yapma yükümlülüğü olarak anlaşılmalıdır.</p>

<p><strong>6. ÇED Süreci ve Çevresel Denetim</strong></p>

<p>Maden hukukunda çevresel denetimin en önemli araçlarından biri Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecidir. ÇED, madencilik faaliyetinin çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin faaliyet başlamadan önce belirlenmesini, değerlendirilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını amaçlayan önleyici bir idari mekanizmadır. Bu yönüyle ÇED, yalnızca şekli bir izin prosedürü değil; Anayasanın 56. maddesinde güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkının idari işlem sürecindeki temel güvencelerinden biridir.</p>

<p>Güncel <a href="https://www.hukukihaber.net/cevresel-etki-degerlendirmesi-yonetmeligi" rel="dofollow">ÇED Yönetmeliği, 29.07.2022 tarihli ve 31907 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</a> Yönetmelik sistemi içinde ÇED süreci, çevresel etkilerin önceden değerlendirilmesine, halkın katılımına, kurum görüşlerinin alınmasına ve karar sürecinin bilimsel verilerle yürütülmesine hizmet eder. Yönetmelikte 26.06.2025 tarihli değişiklikle (RG: 32938) ve 7554 sayılı Kanunla paralel olarak “ÇED Gerekli Değildir” kararı kaldırılmış, bunun yerine “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” uygulamasına geçilmiştir. Bu değişiklik, ÇED sürecinin koruyucu işlevini güçlendirme amacı taşımakla birlikte, idarenin değerlendirme yükümlülüğünü daha da somut hâle getirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024162-esas-202517-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin E.2024/162, K.2025/17 sayılı kararı</a>nda, maden işletme faaliyetine başlanabilmesi için yalnızca işletme ruhsatının yeterli olmadığı; işletme izni için ÇED belgesi, mülkiyet izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile varsa özel alan izinlerinin tamamlanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca kararda, ÇED izni olmaksızın madencilik faaliyetinde bulunulamayacağı ve ÇED işlemlerinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüldüğü de ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle ÇED sürecinin hukuki değeri, faaliyet başlamadan önce çevresel risklerin ortaya konulması ve idarenin kararını bu riskler ışığında vermesidir. Projenin teknik kapasitesi, üretim yöntemi, patlatma veya kazı faaliyetleri, atık yönetimi, su kullanımı, toz ve gürültü etkisi, flora-fauna üzerindeki etkiler, yerleşim yerlerine mesafe, ulaşım yolları, rehabilitasyon planı ve kümülatif etkiler ÇED değerlendirmesinde dikkate alınması gereken temel unsurlardır. Bu unsurlar somut ve bilimsel şekilde incelenmeden verilen bir ÇED kararı, çevre hakkının etkin korunması bakımından yetersiz kalır.</p>

<p>Danıştay karar bülteninde yer alan değerlendirmelerde de “ÇED Gerekli Değildir” veya “ÇED Olumlu” kararı alamayan maden sahaları için işletme izni düzenlenmeyeceği ve işletme izni düzenlenmeyen sahalarda üretim faaliyetine başlanamayacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, ÇED kararının madencilik faaliyetlerinde tali bir belge değil, fiili üretime geçişte asli bir idari eşik olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>7. Orman, Su Kaynakları ve Tarım Alanları Bakımından Maden Faaliyetleri</strong></p>

<p>Madencilik faaliyetleri, yürütüldüğü sahanın niteliğine göre farklı hukuki rejimlerle temas eder. Bir maden projesinin orman alanında, su havzasında, tarım arazisinde, merada veya yerleşim alanına yakın bir bölgede bulunması, faaliyetin yalnızca Maden Kanunu kapsamında değerlendirilmesini yeterli olmaktan çıkarır. Bu durumda maden hukuku; çevre hukuku, orman hukuku, tarım arazilerinin korunması rejimi, mera hukuku, imar hukuku ve idare hukukunun genel ilkeleriyle birlikte uygulanmak zorundadır.</p>

<p>Orman alanları, maden faaliyetleri bakımından en yoğun anayasal koruma rejimine tabi alanlardandır. Anayasanın 169. maddesi, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için devlete özel görevler yüklemekte; ormanların gözetiminin devlete ait olduğunu düzenlemektedir. Bu anayasal koruma, orman alanlarında hiçbir şekilde madencilik yapılamayacağı anlamına gelmez. Ancak orman alanlarında madencilik yapılabilmesi, sıradan bir idari izin meselesi olarak görülemez.</p>

<p>Orman Kanununun 16. maddesine ilişkin uygulama yönetmeliğinin amacı, 6831 sayılı Kanunun 16. maddesine göre verilecek izinlere, rehabilitasyon işlemlerine ve izinlerden tahsil edilecek bedellere ilişkin iş ve işlemleri düzenlemektir. Bu durum, orman alanlarında madenciliğin genel ruhsat rejiminden ayrı olarak özel bir izin ve rehabilitasyon rejimine tabi olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Su kaynakları bakımından da maden faaliyetlerinin etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Açık ocak işletmeleri, yer altı işletmeleri, patlatmalı üretim, cevher zenginleştirme, atık depolama, pasa alanları ve ulaşım faaliyetleri; yer altı suyu, yüzeysel akış, dere yatakları, kaynaklar ve içme-kullanma suyu sistemleri üzerinde doğrudan veya dolaylı etki yaratabilir. Bu nedenle su kaynaklarının bulunduğu alanlarda yürütülecek madencilik faaliyetleri, yalnızca ekonomik fayda temelinde değerlendirilemez.</p>

<p>Tarım alanları ve meralar ise yalnızca özel mülkiyet veya kullanım alanları değildir; gıda güvenliği, kırsal ekonomi, hayvancılık, yerel geçim düzeni ve ekolojik süreklilik bakımından kamu yararı taşıyan alanlardır. Bu nedenle tarım arazileri ve meralarda yürütülecek maden faaliyetleri, yalnızca ruhsat sahibinin yatırım hakkı ile açıklanamaz. Bu faaliyetler, tarımsal üretim kapasitesi, mera kullanım hakkı, hayvancılık faaliyetleri ve köy yaşamı üzerindeki etkileri bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak orman, su, tarım ve mera alanlarında yürütülecek madencilik faaliyetleri bakımından yoğunlaştırılmış kamu yararı denetimi yapılmalıdır. Bu denetim, idarenin “maden ruhsatı vardır” veya “ekonomik fayda sağlanacaktır” şeklindeki soyut gerekçelerle yetinmesine izin vermeyen, somut bir karşılaştırma yükümlülüğüdür. Faaliyetin yapılacağı alanın ekolojik, tarımsal, hidrolojik veya sosyal açıdan hassas olup olmadığı; alternatif alan ya da daha az müdahaleci üretim yöntemlerinin bulunup bulunmadığı; faaliyetin doğuracağı zararın rehabilitasyonla giderilebilir olup olmadığı bilimsel ve denetlenebilir biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi takdirde idari işlem, gerekçesiz ve ölçüsüz bir takdir kullanımı olarak hukuka aykırı hale gelir.</p>

<p><strong>8. Rehabilitasyon Yükümlülüğü ve Maden Sahasının Faaliyet Sonrası Hukuki Rejimi</strong></p>

<p>Maden hukukunda ruhsat sahibinin yükümlülükleri yalnızca arama veya işletme faaliyeti süresiyle sınırlı değildir. Madencilik faaliyetleri, niteliği gereği doğal çevre üzerinde fiziki değişiklikler meydana getiren faaliyetlerdir. Açık ocak işletmeleri, galeri açılması, pasa döküm alanları, cevher hazırlama tesisleri, ulaşım yolları, patlatma faaliyetleri ve atık depolama alanları; faaliyetin sona ermesinden sonra dahi çevresel, morfolojik ve ekolojik etkiler bırakabilir. Bu nedenle maden sahasının faaliyet sonrası hukuki rejimi, maden hukukunun tali değil, asli meselelerinden biridir.</p>

<p>Rehabilitasyon yükümlülüğü, madencilik faaliyeti nedeniyle bozulan alanların çevreyle uyumlu hale getirilmesini, güvenlik risklerinin giderilmesini, arazi bütünlüğünün mümkün olduğu ölçüde yeniden sağlanmasını ve sahanın sonraki kullanım biçimine uygun hale getirilmesini ifade eder. Bu yükümlülük, yalnızca faaliyet sona erdikten sonra gündeme gelen teknik bir arazi düzenleme işlemi olarak görülmemelidir. Aksine rehabilitasyon, ruhsat ve işletme projesi aşamasından itibaren planlanması gereken, faaliyetin bütün yaşam döngüsüne yayılan bir çevresel sorumluluk mekanizmasıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7554-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7554 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a> ile rehabilitasyon bedeli bakımından yeni bir mali güvence mekanizması getirilmiştir. Anılan Kanuna göre rehabilitasyon bedeli işletme ruhsat bedeli kadardır; tahsil edilen bedeller vadeli hesapta nemalandırılır; rehabilitasyon bedeli ve nema geliri yalnızca rehabilitasyon için kullanılır, haczedilemez, rehnedilemez ve temlik edilemez. Rehabilitasyon yükümlülüğü kalmayan ruhsat sahiplerine, ödedikleri rehabilitasyon bedelinin kullanılmayan kısmının iade edileceği de düzenlenmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/maden-sahalarinda-rehabilitasyon-yonetmeligi" rel="dofollow">23.01.2026 tarihli ve 33146 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği </a>ile rehabilitasyon bedelinin tahakkuku, tahsili, nemalandırılması ve iadesi ile rehabilitasyon uygulamalarının usul ve esasları belirlenmiştir. Bu düzenlemeler, rehabilitasyon yükümlülüğünün yalnızca idari bir taahhüt olmaktan çıkarılarak mali güvenceye bağlanması bakımından önem taşır. Çünkü rehabilitasyon yükümlülüğünün etkili olabilmesi için yalnızca mevzuatta öngörülmesi yeterli değildir; bu yükümlülüğün uygulanabilir, denetlenebilir ve gerektiğinde idare tarafından finanse edilebilir olması gerekir.</p>

<p>Bu çerçeve, rehabilitasyonun yalnızca işletmecinin tek taraflı beyanına bırakılmadığını; idarenin proje onayı, denetim ve gerektiğinde uygulama sorumluluğu üzerinden sürece dahil olduğunu göstermektedir. Rehabilitasyonun etkili olabilmesi için teknik yeterlilik, mali güvence ve idari denetim birlikte bulunmalıdır. Aksi halde rehabilitasyon, maden faaliyetinin çevresel maliyetini görünmez kılan şekli bir prosedüre dönüşür.</p>

<p><strong>9. Maden Hukukunda Yargısal Denetim</strong></p>

<p>Maden hukukunda idari işlemlerin yargısal denetimi, ruhsatlandırma ve izin rejiminin hukuk devleti sınırları içinde işlemesini sağlayan temel güvencedir. Maden arama ruhsatı, işletme ruhsatı, işletme izni, ÇED kararı, orman izni, mera izni, faaliyet durdurma, idari para cezası, ruhsat iptali ve rehabilitasyon yükümlülüğüne ilişkin işlemler, niteliğine göre 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde idari yargının denetimine tabidir.</p>

<p>Bu denetim, idarenin yerine geçerek teknik karar verilmesi anlamına gelmez; ancak idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka uygunluğunun incelenmesini ifade eder. Maden hukukunda özellikle sebep ve amaç unsurları belirleyici önemdedir. Çünkü idare çoğu zaman işlemini kamu yararı, çevre koruma, ormanların korunması, ruhsat yükümlülüklerinin ihlali veya izin şartlarının yerine getirilmemesi gibi gerekçelere dayandırır. Bu gerekçelerin gerçek, somut, denetlenebilir ve hukuken kabul edilebilir olması gerekir.</p>

<p>Maden hukukunda yürütmenin durdurulması kurumu özel bir öneme sahiptir. Çünkü madencilik faaliyetleri çoğu zaman geri dönüşü güç veya imkânsız çevresel sonuçlar doğurabilir. Bir orman alanında ağaç kesimi yapılması, açık ocak işletmesine başlanması, patlatmalı üretim yapılması, su kaynaklarının etkilenmesi veya tarım alanının bozulması halinde, dava sonunda iptal kararı verilse dahi zarar tamamen giderilemeyebilir. Bu nedenle 2577 sayılı Kanunun 27. maddesinde düzenlenen yürütmenin durdurulması kurumu, maden hukukunda etkili yargısal korumanın temel araçlarından biridir.</p>

<p>Maden hukukunda uyuşmazlıkların büyük kısmı teknik bilgi gerektirir. Maden rezervinin niteliği, üretim yöntemi, çevresel etkiler, su kaynaklarına etkiler, orman varlığı üzerindeki zarar, rehabilitasyon imkânı, patlatma riski, toz-gürültü etkisi ve kümülatif çevresel yük gibi meseleler hukuk hâkiminin genel bilgisiyle çözülemeyecek teknik konulardır. Bu nedenle keşif ve bilirkişi incelemesi, maden hukukunda yargısal denetimin en önemli araçlarındandır.</p>

<p>ÇED kararlarının yargısal denetiminde mahkemeler özellikle raporun yeterliliğini, kurum görüşlerinin niteliğini, halkın katılımı sürecinin gerçek anlamda işletilip işletilmediğini, projenin su, orman, tarım, mera, yerleşim ve ekosistem üzerindeki etkilerinin yeterince incelenip incelenmediğini değerlendirir. ÇED raporunun soyut ifadelerle hazırlanması, kümülatif etkilerin incelenmemesi, alternatiflerin değerlendirilmemesi veya önemli çevresel risklerin bilimsel olarak tartışılmaması kararın hukuka uygunluğunu zayıflatır.</p>

<p>İdari yargı, maden hukukunda yalnızca uyuşmazlık çözen bir mekanizma değil; doğal kaynak yönetiminin hukuk devleti sınırları içinde kalmasını sağlayan kurumsal denetim alanıdır. Ruhsat, izin, ÇED, orman izni, faaliyet durdurma, idari para cezası ve rehabilitasyon işlemleri; kamu yararı, ölçülülük, bilimsel gerekçe, hukuki güvenlik ve çevresel sorumluluk ilkeleriyle uyumlu olduğu ölçüde hukuka uygun kabul edilebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Maden hukuku, doğal kaynakların aranması ve işletilmesine ilişkin teknik bir ruhsatlandırma alanı olmaktan çok daha geniş bir hukuki anlam taşımaktadır. Bu alan, bir taraftan ülkenin ekonomik kalkınması, sanayi hammaddesi ihtiyacı, enerji politikaları, istihdam ve yatırım güvenliği ile ilgilidir; diğer taraftan çevre hakkı, ormanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, tarım ve mera alanlarının devamlılığı, yerel halkın yaşam koşulları, mülkiyet hakkı ve gelecek kuşakların menfaatiyle doğrudan bağlantılıdır.</p>

<p>Türk hukukunda madenlerin hukuki rejiminin temelini Anayasanın 168. maddesi oluşturmaktadır. Bu hüküm, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu kabul ederek madenleri özel mülkiyetin doğrudan konusu olmaktan çıkarmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi de bu ilkeyi kanun düzeyinde somutlaştırmakta; madenlerin içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmadığını açıkça düzenlemektedir.</p>

<p>Bu anayasal ve kanuni çerçeve, maden ruhsatlarının hukuki niteliğini de belirlemektedir. Maden ruhsatı, sahibine maden üzerinde mutlak ve sınırsız bir mülkiyet hakkı vermez. Ruhsat, idarenin kamu gücüne dayalı olarak tesis ettiği, süreli, şartlı ve denetime tabi bir idari statüdür. Arama ruhsatı, işletme ruhsatı ve işletme izni arasındaki ayrım da bu statünün aşamalı niteliğini ortaya koymaktadır. İşletme ruhsatının varlığı, fiili üretime derhal başlanabileceği anlamına gelmez; ÇED belgesi, mülkiyet izni, orman veya mera izni, işyeri açma ve çalışma ruhsatı gibi tamamlayıcı izin süreçlerinin ayrıca tamamlanması gerekir.</p>

<p>Bu yapı içinde idarenin takdir yetkisi merkezi öneme sahiptir. Ancak maden hukukunda idarenin takdir yetkisi, keyfi veya sınırsız bir yetki değildir. İdare; ruhsat, işletme izni, ÇED, orman izni, faaliyet durdurma veya yaptırım işlemleri tesis ederken kamu yararı, hizmet gerekleri, ölçülülük, hukuki güvenlik, belirlilik, çevre hakkı ve bilimsel gerekçe ilkeleriyle bağlıdır. Özellikle orman, su, tarım ve mera alanları gibi hassas sahalarda idarenin değerlendirme yükümlülüğü daha da ağırlaşmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak maden hukuku, yalnızca doğal kaynakların ekonomiye kazandırılması hukuku değildir. Aynı zamanda çevre hakkının, ormanların, su kaynaklarının, tarım alanlarının, yerel yaşamın, mülkiyet hakkının, hukuk devletinin ve gelecek kuşakların korunması hukukudur. Madenlerin işletilmesi elbette kamu yararı taşıyabilir; ancak gerçek kamu yararı, madenin her koşulda çıkarılmasında değil; madenin hukuka, bilime, ölçülülüğe, çevresel sorumluluğa ve toplumsal dengeye uygun biçimde çıkarılmasında aranmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle Türk maden hukukunda sağlıklı bir sistem için aşağıdaki ilkelerin güçlendirilmesi gerekir:</p>

<p>1. Ruhsat ve izin süreçleri şeffaf, öngörülebilir ve bilimsel temelli yürütülmelidir.</p>

<p>2. Maden ruhsatı, mutlak mülkiyet hakkı gibi değil; kamu yararına bağlı idari statü olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>3. ÇED süreci şekli olmaktan çıkarılarak gerçek bir çevresel denetim mekanizması olarak işletilmelidir.</p>

<p>4. Orman, su, tarım ve mera alanlarında yoğunlaştırılmış kamu yararı denetimi yapılmalıdır.</p>

<p>5. Rehabilitasyon yükümlülüğü ruhsat aşamasından itibaren planlanmalı ve mali güvenceye bağlanmalıdır.</p>

<p>6. Yerel halkın katılımı ve itirazları karar sürecinde etkili biçimde değerlendirilmelidir.</p>

<p>7. Yargısal denetim, teknik bilirkişi incelemesiyle desteklenmeli ve idarenin takdir yetkisi hukuk devleti sınırları içinde tutulmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-serdar-tosun" title="Av. Serdar TOSUN"><img alt="Av. Serdar TOSUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Serdar-TOSUN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-serdar-tosun" title="Av. Serdar TOSUN">Av. Serdar TOSUN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Mevzuat</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">3213 sayılı Maden Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2872 sayılı Çevre Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6831 sayılı Orman Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7554-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999">7554 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG: 24.07.2025, sayı 32965.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cevresel-etki-degerlendirmesi-yonetmeligi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, RG: 29.07.2022, sayı 31907.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Orman Kanununun 16. Maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmelik.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/maden-sahalarinda-rehabilitasyon-yonetmeligi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Maden Sahalarında Rehabilitasyon Yönetmeliği, RG: 23.01.2026, sayı 33146.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Mahkeme Kararları</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.1985/20, K.1986/30, 24.12.1986.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024162-esas-202517-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, E.2024/162, K.2025/17, 16.01.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ormanlik-alan-icin-isletme-izni-verilmesi-istemi-ormanin-muhafazasindaki-kamu-yarari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 8. Daire, E.2017/4562, K.2019/1641, 07.03.2019.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay Kararlar Bülteni-8, Maden, Taş Ocakları ve Orman Mevzuatından Doğan Uyuşmazlıklar.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong><i>Akademik Eserler</i></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Alıca, Süheyla Suzan, “Çevresel Etki Değerlendirmesinin Yargı Kararları Çerçevesinde İrdelenmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 15, S. 3, 2011, s. 113-114.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Göğer, Erdoğan, Maden Hukuku, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1979.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gülan, Aydın, Maden İdare Hukukumuzun Ana İlkeleri ve Temel Müesseseleri (Mevzuat ve Yargı Kararları Işığında Eleştirel Bir Yaklaşım Denemesi), Lamure Yayınları, İstanbul, 2008.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdamar, Demet, “Maden Hakkı ve Maden İrtifakı”, Prof. Dr. Mahmut Tevfik Birsel’e Armağan, İzmir, 2001.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdamar, Demet, “Maden Hakkının Verilmesi ve Bu Hakkın Devri”, Prof. Dr. Turhan Tufan Yüce’ye Armağan, İzmir, 2001, s. 119-149.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Telli, Serap, İdare Hukuku ve Uluslararası Hukuk Açısından Madenler, Ankara, 1989.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Topaloğlu, Mustafa, Maden Hukuku: 5995 Sayılı Kanunla Değişik Maden Kanunu ve İlgili Mevzuat, Karahan Kitabevi, Adana, 2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ulusoy, Ali D., “Maden Ruhsat ve İzinleri ve İdarenin Takdir Yetkisi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 73, S. 4, 2024, s. 2447-2484.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/maden-hukukunda-ruhsat-rejimi-kamu-yarari-ve-cevresel-denetim-1</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="29482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TÜRK BORÇLAR HUKUKUNDA İFA İMKANSIZLIĞI]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/turk-borclar-hukukunda-ifa-imkansizligi-turkmen</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/turk-borclar-hukukunda-ifa-imkansizligi-turkmen" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Sözleşme hukukunda borcun ifasını engelleyen hâller, borç ilişkisinin akıbetini doğrudan etkileyen temel sorunlar arasında yer almakta olup, bu bağlamda ifa imkânsızlığı hem sözleşmenin geçerliliği hem de tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nda imkânsızlık farklı maddelerde düzenlenmiş olmakla birlikte kavramın kendisinin açıkça tanımlanmamış olması, doktrinde çeşitli ayrımların yapılmasına ve farklı yorumların geliştirilmesine neden olmuştur.</p>

<p>Bu çalışmada öncelikle imkânsızlık kavramı genel hatlarıyla ele alınmış, ardından başlangıçtaki imkânsızlık ile sonraki imkânsızlık ayrımı, bu ayrımın unsurları ve hukuki sonuçları Türk Borçlar Kanunu hükümleri ve doktrindeki görüşler ışığında incelenmiş, bu çerçevede imkânsızlığın sözleşmenin geçerliliği üzerindeki etkisi ile borçlunun sorumluluğuna yansıyan sonuçları değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>I. İMKANSIZLIK KAVRAMI</strong></p>

<p><strong>A. Genel Olarak</strong><br />
İfa engelleri sistemi içerisinde önemli bir yere sahip olan imkânsızlık engeli, Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri arasında TBK m. 27/1, 112, 136 ve 137 hükümlerinde düzenlenmiş olup, söz konusu hükümlerde imkânsızlığın sonuçlarına yer verilmiş olmasına rağmen kavramın ne anlama geldiği açıkça tanımlanmamıştır (Çavuşoğlu, 2020, s. 15).Doktrinde bir görüş imkânsızlığı, edimin içeriği değişmeden borçlunun fiiliyle sürekli olarak aynen ifa edilememesi şeklinde tanımlarken; diğer görüş, imkânsızlığı edimin baştan geçerli doğmasını veya sonradan objektif, sürekli ve kesin biçimde ifasını engelleyen fiilî ya da hukukî engeller olarak açıklamaktadır (Topuz &amp; Canbolat, 2008, s. 675)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. TÜRK BORÇLAR KANUNU’NDA İMKANSIZLIK</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nda imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından önce mevcut olduğunda TBK m. 27/1 uyarınca konusu imkânsız olan sözleşmeyi kesin hükümsüz kılmakta ve bu imkânsızlığın objektif ve sürekli nitelikte olması aranmaktadır; sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkânsızlık hallerinde ise TBK m. 112 borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun sorumluluğunu düzenlerken, TBK m. 136 borçlunun kusuru olmaksızın meydana gelen imkânsızlıkta borcun sona ereceğini hükme bağlamaktadır (Özçelik, 2014, s. 571).</p>

<p><strong>A. Başlangıçtaki İmkansızlık</strong></p>

<p>Başlangıçtaki imkânsızlık, sözleşme anında edimin objektif ve kalıcı olarak ifa edilememesi nedeniyle sözleşmenin kesin hükümsüz sayılmasını ifade eder; bunun için imkânsızlığın sözleşme anında mevcut, objektif ve kalıcı olması gerekir.Bu çerçevede imkânsızlık fiilî veya hukukî sebeplerden doğabilir; tarafların bunu bilip bilmemesi sözleşmenin hükümsüzlüğünü etkilemez, ancak bilen veya bilmesi gereken tarafın güven zararından sorumluluğu gündeme gelebilir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme kesin hükümsüz sayılırken, yalnızca borçluya özgü engellerden kaynaklanan sübjektif imkânsızlıkta sözleşme geçerliliğini korur (Ediz, 2021, s. 22). Bu yaklaşım, “impossibilium nulla obligatio est” ilkesi uyarınca imkânsız edimin borç doğurmamasına dayanır; nitekim sözleşme kurulmadan önce kiralananın yanmış veya satılanın yok olmuş olması hâllerinde sözleşme kesin hükümsüzdür (Çavuşoğlu, 2020, s. 34).</p>

<p>Hakim görüşe göre başlangıçtaki imkânsızlığın tespitinde esas alınacak an sözleşmenin kurulduğu an olup, bu durumda sözleşme baştan itibaren hükümsüz sayılmakta, taraflar elde ettikleri edimleri iade etmekle yükümlü olmakta ve kusurlu tarafın güven zararını tazmin etmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>B. Başlangıçtaki Sübjektif İmkansızlık</strong></p>

<p>Başlangıçtaki imkânsızlığın yalnızca borçluya özgü sebeplerden kaynaklanması durumunda sübjektif imkânsızlık söz konusu olmakta ve bu durumda sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünden söz edilmemekte, aksine sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilmekte ve borçlu ifa edememenin sonuçlarına katlanmakla yükümlü olmaktadır.</p>

<p><strong>III. SONRAKİ İMKANSIZLIK</strong></p>

<p><strong>A. Genel Olarak</strong> Sonraki imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve edimin ifasını sürekli ve kesin biçimde engelleyen durumu ifade eder; bu yönüyle başlangıçtaki imkânsızlıktan ayrılır ve farklı hukuki sonuçlara tabidir (Topuz &amp; Canbolat, 2008, s. 679).Bu kapsamda sonraki imkânsızlık, imkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmamasına göre kusursuz ve kusurlu imkânsızlık olarak ikiye ayrılmaktadır.</p>

<p><strong>B. Kusursuz Sonraki İmkansızlık (TBK m. 136)</strong></p>

<p>İmkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanmadığı hallerde kusursuz imkânsızlık söz konusu olmakta olup, bu durumda borçlu ifayı engelleyen durumdan sorumlu tutulmamakta ve borç kendiliğinden sona ermektedir; dolayısıyla borçlu bakımından herhangi bir tazminat yükümlülüğü doğmamaktadır.Ancak bu sonucun doğabilmesi için imkânsızlığın objektif, kaçınılmaz ve öngörülemez nitelikte olması gerekmekte olup, borçlunun önleyebileceği veya öngörebileceği durumlar bakımından sorumluluğun devam edeceği kabul edilmektedir (Ediz, 2021, s. 49).</p>

<p><strong>C. Kusurlu Sonraki İmkansızlık (TBK m. 112)</strong></p>

<p>İmkânsızlığın borçlunun kusurundan kaynaklanması halinde ise kusurlu imkânsızlık söz konusu olmakta ve bu durum borca aykırılık teşkil ederek borçlunun sorumluluğunu doğurmakta, bu çerçevede borçlu TBK m. 112 uyarınca alacaklının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlü olmaktadır.Bu durumda edimin ifası imkânsızlaşsa da borç ilişkisi sona ermez; yalnızca alacak hakkının içeriği değişir ve edimin yerini tazminat borcu alır. Kısmi imkânsızlıkta ise borçlunun sorumluluğu sürer; alacaklı, kısmi ifa kendisi için değer taşımıyorsa bunu reddederek zararın tamamını talep edebilir. (Turan Başara, 2010, s. 7).Bunun yanında, imkânsızlığın sözleşmeyi sona erdirici etki doğurabilmesi için hasarın borçluya ait olması gerekmekte olup, hasarın alacaklıya ait olduğu durumlarda sözleşme varlığını sürdürmekte ve alacaklı karşı edimini ifa etmekle yükümlü olmaktadır (Ediz, 2021, s. 50).</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Bu çalışmada, borçlar hukukunda ifa engelleri arasında önemli bir yere sahip olan <strong>imkânsızlık kavramı</strong><strong> </strong>ele alınmış ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde imkânsızlığın hukuki niteliği incelenmiştir. Özellikle<strong> <strong>başlangıçtaki imkânsızlık</strong> </strong>ile<strong> <strong>sonraki imkânsızlık</strong></strong> ayrımı üzerinde durulmuş; bu ayrımın sözleşmenin geçerliliği ve tarafların sorumluluğu bakımından doğurduğu farklı sonuçlar ortaya konulmuştur.</p>

<p>Başlangıçtaki imkânsızlığın, edimin objektif ve sürekli olarak ifa edilememesi hâlinde sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açtığı, sonraki imkânsızlıkta ise imkânsızlığın kusura dayanıp dayanmamasına göre borcun sona ermesi veya borçlunun tazminat sorumluluğunun söz konusu olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, imkânsızlığın türlerinin ve ortaya çıkış zamanının doğru şekilde belirlenmesi, hem hukuki güvenliğin sağlanması hem de adil çözümlere ulaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" /></a></p>

<p><strong>Hilal TÜRKMEN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">-Başara, G. T. (2010). Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık Sebebiyle Borcun Sona Ermesi. Cankaya University Journal of Law, 7(1), 1-22.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Çavuşoğlu, A. (2020). <i>Geçici ifa imkânsızlığı</i>. Ankara: Yetkin Yayınları.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Ediz, K. E. (2021). <i>Geçici ifa imkânsızlığı ve hukuki sonuçları</i> (Yüksek lisans tezi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Kayseri: Erciyes Üniversitesi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Özçelik, Ş. Barış. “Sözleşmeden doğan borçların ifasında hukukî imkânsızlık ve sonuçları.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 63, Sayı 3 (Eylül 2014): 569-622</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Topuz, S., &amp; Canbolat, F. (2008). Türk-İsviçre ve Alman borçlar hukukunda imkânsızlığın düzenlenişi. <i>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 57(3), 673–718</span></p>

<p><span style="color:#999999">-Helvacı, İ. (t.y.). <i>İlhan Helvacı Dersleri</i>. Erişim: https://www.ilhanhelvacidersleri.com/</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/turk-borclar-hukukunda-ifa-imkansizligi-turkmen</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5h.jpg" type="image/jpeg" length="13017"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/12)]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202612</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202612" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/12), 07 Mayıs 2026 Tarihli ve 33246 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/12)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Elpa Elastiki İplikler Sanayi ve İhracat A.Ş. tarafından yapılan ve Şahin Lateks Sanayi ve Tic. A.Ş. ile Doleks Doğal Kauçuk San. Tic. A.Ş. firmaları tarafından desteklenen başvuruya istinaden Malezya menşeli 4007.00 gümrük tarife pozisyonu altında sınıflandırılan “vulkanize edilmiş kauçuktan iplik ve ipler” eşya tanımlı lateks iplik ürününün ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak bir nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>c) EBYS: Elektronik Belge Yönetim Sistemini,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>e) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>f) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>g) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ğ) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu ürün, Malezya menşeli 4007.00 GTP’si altında sınıflandırılan “vulkanize edilmiş kauçuktan iplik ve ipler” eşya tanımlı “lateks iplik”tir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTP yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonlarında ve/veya eşya tanımlarında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Elpa Elastiki İplikler Sanayi ve İhracat A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firmalar bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) 29/1/2004 tarihli ve 25361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2004/1) uyarınca, Malezya menşeli 4007.00 GTP’si altında yer alan “vulkanize edilmiş kauçuktan iplik ve ipler” ürününe yönelik olarak CIF bedelin %11,6’sı ile %16,9’u arasında firma bazında değişen oranlarda dampinge karşı önlem yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) Söz konusu önlemin yürürlükten kalkma süresinin bitiminden önce yerli üretici tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ilk NGGS 18/6/2009 tarihli ve 27262 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2009/14) ile sonuçlandırılmıştır. Akabinde açılan ikinci NGGS 13/6/2015 tarihli ve 29385 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlemesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/22) ile; son NGGS ise 12/5/2021 tarihli ve 31482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/25) ile sonuçlandırılmıştır. Söz konusu soruşturmaların her birinde önlemin mevcut haliyle uygulanmaya devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce, 16/7/2025 tarihli ve 32957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/15) ile mevcut önlemlerin yürürlükte kalma sürelerinin sona ereceği ilan edilmiştir. İlgili ürünün yerli üreticileri tarafından mevzuatta öngörülen süreler içinde, önlemin sona ermesinin damping ve zararın devam etmesine veya yeniden meydana gelmesine yol açacağı iddiasını içeren yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu ve bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile Malezya menşeli 4007.00 GTP’si altında kayıtlı önlem konusu ürüne yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu ürünün ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 11 inci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkelerde yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturmaya konu ülkenin Ankara’daki büyükelçilikleri ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturmaya konu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “<u>https://www.ticaret.gov.tr/ithalat</u>” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarının sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan EBYS e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekâletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekir. Düzenlenecek vekâletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve unvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 11 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplandırma süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 9 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden 9 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202612</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="29655"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'na Serdar Mutta seçildi]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yuksek-secim-kurulu-baskanligina-serdar-mutta-secildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yuksek-secim-kurulu-baskanligina-serdar-mutta-secildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı'na Serdar Mutta, Başkan Vekilliği'ne İsmail Kalender seçildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>YSK'da başkan Ahmet Yener dahil 6 üyenin görev süresinin dolması nedeniyle, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları tarafından 6 üye seçildi. 6 üye bugün YSK'da yemin ederek göreve başladı. Ardından YSK Başkan ve Başkan Vekilinin belirlenmesi amacıyla seçim yapıldı. YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta, Başkan Vekilliği'ne İsmail Kalender seçildi.</p>

<p>YSK Başkanı Serdar Mutta, "Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa ve yasalarla kendisine verilen görevleri tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yerine getirmeye devam edecektir. Bizler de bayrağı bugün teslim aldık. Bu görevi hukukun üstünlüğü ve anayasal ilkeler doğrultusunda en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağız. Tüm seçim süreçlerinin seçimlerin başlangıcından sonuna kadar hukuk dairesinde şeffaf bir şekilde yürütülmesi için elimizden gelen tüm gayreti sarf edeceğiz. Bu vesileyle kurulumuzda bugün yapılan seçimin milletimize, Türk demokrasisine ve tüm seçim teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyor, hepinize sonsuz teşekkür ediyorum" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görev süresi dolan Ahmet Yener ise "Bugün itibarıyla ben ve 5 arkadaşımızın görev süresi sona ermiştir. Bugün seçilen Serdar Mutta Başkan’a ve Başkan Vekilimiz İsmail Kalander Bey'e hayırlı olsun dileklerimi, tüm kurul üyesi arkadaşlarım adına iletiyorum. Ayrıca yemin ederek bugün görevlerine başlayan kurul üyelerimize de bundan sonraki sürecin hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize bizlere göstermiş olduğunuz sabır için teşekkür ediyorum. Sonuçların Türk milletine, Türk demokrasisine ve siyasi partilerimize hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>SERDAR MUTTA KİMDİR?</strong></p>

<p>Yargıtay Üyesi İbrahim Mutta, 1 Ocak 1974 tarihinde Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Ortaöğrenimini Kırıkhan Lisesinde tamamlayan Mutta, 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş, askerlik hizmetini ise İzmir Konak’ta Askeri Hakim olarak yerine getirmiştir.</p>

<p>Mesleki kariyerine İstanbul Beyoğlu hakim adayı olarak adım atan Mutta; Hüyük, Uzundere ve Türkoğlu ilçelerinde hakimlik görevlerini yürütmüştür. Devam eden süreçte Adalet Müfettişliği, Adalet Bakanlığı bünyesinde Personel Daire Başkanlığı ile İcra ve İflas Hizmetleri Daire Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, ayrıca HSYK Genel Sekreter Yardımcılığı ve Adalet Bakanlığı Yüksek Müşavirliği mevkilerinde hizmet vermiştir. 16 Temmuz 2018 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiş olup, bu görevini Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bünyesinde sürdürüyordu.</p>

<p>Akademik çalışmalarına da devam eden Mutta, 7 Mart 2001 tarihinde İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalında “İdarenin Denetlenmesi ve Ombudsman Sistemi” başlıklı teziyle yüksek lisansını, 5 Haziran 2021 tarihinde ise Yakın Doğu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalında “Ceza Muhakemesi Hukukunda Adli Kontrol” konulu çalışmasıyla doktora eğitimini tamamlamıştır. Kazancı Yayınları tarafından yayımlanmış "İdarenin Denetlenmesi ve Ombudsman Sistemi" isimli bir eseri bulunan ve İngilizce bilen İbrahim Mutta, evli ve dört çocuk babasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yuksek-secim-kurulu-baskanligina-serdar-mutta-secildi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/serdar-mutta-ysk.jpg" type="image/jpeg" length="27217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (2)]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş ve Özet</strong></p>

<p>Aynı başlığı taşıyan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">yazının birinci bölümü</span></a></strong>nde belirtildiği için tekrar edilmemiştir. Bu bölümde aşağıdaki konular ele alınmıştır:</p>

<p>a) Kolluk veya idari makamlarca fazla bilinmeyen veya uygulan(a)mayan, aykırılık halinde soruşturma konusu edil(e)meyen hükümler olarak;</p>

<p>1. Müsabakalarda belirtilen sayıda özel güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğüne uyulmadığı halde işlem yapılmaması ile görevin yerine getirilmesi,</p>

<p>2. Kapasiteden fazla seyirci alınması,</p>

<p>3. Kulüplerle ilgili gözlemci kolluk görevlisi görevlendirme yükümlülüğü,</p>

<p>4. Taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi bilgileri,</p>

<p>5. Taraftar derneklerinin yükümlülükleri,</p>

<p>b) Yasada olduğu halde yaptırıma bağlanmamış hükümler olarak;</p>

<p>1. Taraftar dernekleri ve taraftardan sorumlu kulüp temsilcisinin yasanın 8 ve 9. maddelerinde sayılan görevleri yerine getirmemeleri,</p>

<p>2. Alkol meselesi,</p>

<p>3. Müsabaka veya seyir alanlarında yasaklanmış maddelerin spor alanlarında ya da civarlarında satılması ile daha etkin mücadele,</p>

<p>4. Seyir alanında kendisine tahsis edilenden başka yerde oturmakta ısrar edilmesi,</p>

<p>5. Seyirden yasaklanma kapsamında antrenmanların izlenmesi.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>a)</strong></p>

<p><strong>Kolluk veya idari makamlarca fazla bilinmeyen veya uygulan(a)mayan, aykırılık halinde soruşturma konusu edil(e)meyen hükümler </strong>vardır.<strong><i> </i></strong>Yasanın, daha çok uygulamacılardan kaynaklanan bu hallerinin hassasiyetle uygulanması yararlı sonuçlar doğurabilecektir. Yasadaki düzenlemeler itibariyle aşağıdaki <strong>örneklere bakalım</strong>:</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Müsabakalarda belirtilen sayıda özel güvenlik görevlisi bulundurma yükümlülüğüne uyulmadığı halde işlem yapılmaması <a name="_Hlk228974104">ile görevin yerine getirilmesi</a>:</strong> Yapılan gözlemlerde, müsabakanın hemen bitiminde, kimi kez bitime yakın zamanda, özel güvenlik görevlilerinin seri bir şekilde, kendilerine müsabakadan önce verilen yelek ve akredite kartı teslim etme ve ücretlerini alıp ayrılmaya başlama eğilimi ağır basabiliyor. Bu durum, olası güvenlik zafiyetine neden olabilmektedir. Duruma göre ve müsabaka güvenlik amirinin veya yardımcısının açık talimatı olmadıkça güvenlik görevlilerinin ayrılma sürecine girmemeleri, yetkili kurulların ve müsabakanın gerektirdiği sayının altında olmayacak fiili görevlendirme yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Kapasiteden</strong> <strong>fazla seyirci alınması</strong>: <a name="_Hlk228974347">Özellikle koridorların işgal edilmesi nedeniyle olası güvenlik önlemleri ile olay veya kazaların etkisinin azaltılmasına yönelik zafiyetin oluşabilmesinin yanında özel güvenlik veya kolluk görevlilerinin müdahale imkanları kısıtlanabiliyor.</a> Bazen de standart sayıda seyirci olduğu halde düzensizlik veya koordineli disiplin eksikliği, taraftarlarla karşı karşıya gelmek istenmemesi gibi nedenlerle koridorların işgal edebildiği ancak buna etkin müdahalenin gerçekleşmediği…</p>

<p><strong>3. Kulüplerle ilgili gözlemci kolluk görevlisi görevlendirme yükümlülüğü: </strong>Her spor güvenlik birimi amiri, futbolda en üst lig ve bir altındaki lig için, her bir kulüple ilgili bir kolluk görevlisini gözlemci olarak görevlendirmekle yükümlüdür. Belirlenen kolluk görevlisi, deplasman maçları dahil ilgili kulübün bütün maçlarında görevlendirilir. <a name="_Hlk228974598">Bu hüküm sağlıklı bir şekilde uygulanmadığından bu gözlemcinin aksaklıkları görüp etkin şekilde rapor düzenlemesini engelliyor</a>. Bu hükmün etkinleştirilmesi ile belli sürelerle düzenlenen raporların bir örneğinin ilgili cumhuriyet başsavcılığına da gönderilmesinin sağlanması halinde suç teşkil eden durumlarda soruşturma yapılabilecektir.</p>

<p><strong>4. Taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi bilgi</strong><strong>leri:</strong> Spor kulüpleri, yönetim kurulu üyeleri arasından bir veya birkaç kişiyi taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi olarak belirlemek ve bu kişilerin kimlik ve adres bilgilerini spor kulübünün bulunduğu yerdeki genel kolluk birimine bildirmekle yükümlüdür. Bu bilgiler,<strong> </strong>sağlıklı olarak spor güvenliği şube müdürlüklerine bildirilmiyor. Bu temsilcilerin yasal olarak müsabaka güvenliğinin sağlanması konusunda kolluk görevlilerine yardımcı olması gerekirken fiili olarak yeteri kadar yardımcı olmadıkları veya olamadıkları gözlenmektedir. Bunun her müsabakada kontrol ve denetiminin yapılması, aykırılık tespiti halinde yaptırım uygulanacak hale getirilmesi yararlı olabilecektir. Değişiklikle ayrıca stat güvenliğinden sorumlu yönetim kurulu üyesinin atanması sağlanmış ve bu üye, il ve ilçe spor güvenlik kurullarına dahil edilmiştir.</p>

<p><strong>5. Taraftar derneklerinin yükümlülükleri: </strong>Taraftar derneklerinin, taraftarların spor ahlâkı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici etkinlikleri düzenlemeleri gerekirken bu alanda yeteri kadar etkin olunamadığı veya neredeyse bu yönde etkinlikte bulunmadıkları görülüyor. Bunun periyodik kontrol ve denetimlerinin yapılması, aykırılık tespiti halinde yaptırım uygulanacak hale getirilmesi yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>b)</strong></p>

<p><strong>Yasada olduğu halde yaptırıma bağlanmamış hükümler</strong><strong><i> </i></strong>vardır.<strong><i> </i></strong>Yasadaki bu yükümlülüklerin pratik kazabilmesi için yükümlülük ihlalinin yaptırıma bağlanması yararlı olabilecektir.<strong> </strong>Yasadaki düzenlemeler itibariyle aşağıdaki <strong>örneklere bakalım</strong>:</p>

<p><a name="_Hlk225857303"><strong>1. Taraftar dernekleri ve taraftardan sorumlu kulüp temsilcisinin yasanın 8 ve 9. maddelerinde sayılan görevleri yerine getirmemeleri</strong></a>: 6222 SK’nın taraftar derneklerinin yükümlülüklerini düzenleyen 8. maddesine göre... <i>Taraftar dernekleri, taraftarların spor ahlâkı ve ilkelerine uygun biçimde sportif faaliyetleri izlemelerini sağlamaya yönelik eğitici faaliyetler düzenler</i>. Yine yasanın taraftardan sorumlu kulüp temsilcisini düzenleyen 9.maddesine göre... <i>Taraftardan sorumlu kulüp temsilcileri, müsabaka güvenliğinin sağlanması konusunda genel kolluk görevlileri ile özel güvenlik görevlilerine yardımcı olmakla yükümlüdür.</i> Buna göre ilgililerin görevlerini kötüye kullanmasının veya ihmallerinin yaptırıma bağlanması gerekir.</p>

<p><strong>2. Alkol meselesi: </strong>Alkol veya uyuşturucu-uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişinin spor alanına girmesi ve dışarı çıkmamakta ısrar etmesi halinde verilen seyirden yasaklanma tedbiri uygulanabilir. Bu durumda olan kişi spor alanına alınmaz. Görevlilerce spor alanının dışına çıkması söylenir ya da bu yönden ikaz edilir. Bunun üzerine kişi, kendiliğinden dışarı çıkarsa yapılacak herhangi bir işlem yasada düzenlenmemiştir. Başka bir deyişle, başlı başına spor alanına alkollü olarak gelmenin somut bir yaptırımı yasada yoktur ancak dışarı çıkmamakta ısrar ederse zorla dışarı çıkarılır ve bir yıl süreyle seyirden yasaklanır. Ne yazıktır ki birçok vatandaşımız spor alanına gelmeden önce her nedense alkol alıyor. Eyleme karışanların önemli kısmı da bu kişiler arasından çıkıyor. Başlı başına aşırı derece olsa bile alkollü gelmenin yasal yaptırım yok iken içmezse bile çantasında bir kutu bira ile gelmesi halinde adli para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p><strong>3.</strong> <strong>Müsabaka veya seyir alanlarında yasaklanmış maddelerin spor alanlarında ya da civarlarında satılması ile daha etkin mücadele:</strong> Müsabaka alanına sokulması yasak olan kesici, ezici, bereleyici veya delici aletler ile patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin önemli bir kısmının stadyum, spor solunu civarlarında satıldığı, zaman zaman bu durumlarının alenen gerçekleştiği görülmektedir. Genel kolluk görevlileri ve belediye zabıtası, belirtilen kapsama giren alet veya maddeleri spor alanında seyyar olarak satan, satışa arz eden, dağıtan veya dağıtmak için bulunduran kişileri bu alandan uzaklaştırmakla yükümlü olduğu halde bununla etkili mücadelenin gerçekleşmediği, içeriye alınan yabancı maddelerin önemli kısmının buralardan temin edildiği gözetilerek etkin uygulama yapılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>4. Seyir alanında kendisine tahsis edilenden başka yerde oturmakta ısrar edilmesi: </strong>Yasanın 21/4. maddesi gereğince sadece zorla dışarı çıkarılır. Sırf bu yönden herhangi bir yaptırımı yoktur. Şartları gerçekleşirse görevli memura karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan işlem yapılabilir ancak bu durumda seyirden yasaklanma tedbirinin uygulanması koşulları oluşması zordur. Çünkü görevi yaptırmamak için direnme suçu yasada olmadığı gibi yollamada bulunulan suçlar arasında yoktur. Dolayısıyla düzensizliğe neden olduğu halde işlem görmesi zordur.</p>

<p><strong>5. Seyirden yasaklanma kapsamında antrenmanların izlenmesi</strong> yasağı getirilmesine rağmen bu yasağa uyulmamasının yaptırımı her nasılsa düzenlenmemiştir. Yasa ve yönetmelik maddeleri uyarınca idari tedbirler çerçevesinde kişi antrenman alanına alınmaz ama bir şekilde girmiş ise cezai işleme tabi tutma imkanı yasal olarak yoktur. İkaza rağmen çıkmamakta ısrar ederse zorla dışarı çıkarılması gerekebilir. (18/1. Md<strong>)</strong></p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların daha hızlılık ve etkinlik bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-1"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; UYGULAMADAKİ AKSAKLIKLAR ve ÖNERİLERLE SPORDA ŞİDDET ve DÜZENSİZLİK (1)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynaklar:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>1.</strong> Spor Suçları Seyirden Yasaklanma, 5.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>2.</strong> Futbol Taraftarına Cevaplar, 2.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>3</strong>. Spor Basın Yayın İnternet, Karar-Talep-Yazışma Örnekleri, Filiz Kitabevi, 2021</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999"><strong>4.</strong> Spor Yasası, Kulüp, Şirket, Federasyon, 3.Baskı, Filiz Kitabevi, 2026</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/uygulamadaki-aksakliklar-ve-onerilerle-sporda-siddet-ve-duzensizlik-2-1</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/terazi/futbol-spor-tops.jpg" type="image/jpeg" length="52775"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay'a seçilen 8 yeni üye mazbatasını aldı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/yargitaya-secilen-8-yeni-uye-mazbatasini-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/yargitaya-secilen-8-yeni-uye-mazbatasini-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Kurulu tarafından Yargıtay’da boş bulunan 8 üyelik için yapılan seçimlerin ardından, seçilen isimlere mazbataları düzenlenen törenle takdim edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>HSK Genel Kurulu, Yargıtay’da boş bulunan üyelik kadroları için önemli bir süreci tamamladı. HSK Genel kurulu tarafından Yapılan seçim sonucu Yargıtay üyeliğine İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Kaya, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Bekir Altun, Büyükçekmece Hâkimi Çimen Atacan Tuna, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kürşad Serbes, Yargıtay Tetkik Hâkimi İbrahim Acarlı, Adalet Bakanlığı Yüksek Müşaviri Musa Kanıcı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Niyazi Acar ve Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Tolgahan Öztoprak seçilmişti.</p>

<p><strong>MAZBATALAR TÖRENLE TAKDİM EDİLDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HSK Genel Kurulu’nda düzenlenen törende, Yargıtay üyeliğine seçilen isimlere mazbataları takdim edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/yargitaya-secilen-8-yeni-uye-mazbatasini-aldi</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/i-m-g-8070-scaled-728x410.jpeg" type="image/jpeg" length="45045"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HUKUKTA YAPAY ZEKÂ KULLANIMI: MESLEKİ TEHDİT Mİ, DÖNÜŞÜM FIRSATI MI?]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-kullanimi-mesleki-tehdit-mi-donusum-firsati-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-kullanimi-mesleki-tehdit-mi-donusum-firsati-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yapay zekânın hukuk alanındaki etkisi giderek daha görünür hale gelmiş, özellikle karmaşık ve öngörülmesi güç davalarda bu teknolojinin kullanımı yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır. Tartışmanın merkezinde ise avukatlık mesleğinin geleceği yer almaktadır. Yapay zekânın mesleği daraltacağı yönünde kaygılar bulunduğu gibi, onu bir verimlilik aracı olarak gören güçlü bir yaklaşım da mevcuttur.</p>

<p>Tarihsel perspektiften bakıldığında, teknolojik gelişmelere karşı direnç göstermenin çoğu zaman ilerlemeyi geciktirdiği görülmektedir. Matbaanın Osmanlı’ya geç gelmesi yalnızca teknik bir gecikme değil, aynı zamanda düşünsel üretimin de sekteye uğraması anlamına gelmiştir. Bugün yapay zekâya yönelik çekincelerin bir kısmı da benzer bir refleksin ürünü olarak değerlendirilebilir. Oysa dijital çağın gerekliliklerine uyum sağlamak, mesleki sürdürülebilirlik açısından bir tercih değil, zorunluluktur.</p>

<p>Hukuk pratiğinde yapay zekânın sunduğu katkılar oldukça somuttur. Büyük veri analizi, içtihat taraması, sözleşme incelemeleri ve dava sonuçlarına ilişkin olasılık değerlendirmeleri gibi alanlarda yapay zekâ, avukatların iş yükünü hafifletmekte ve daha isabetli stratejiler geliştirmelerine yardımcı olmaktadır. Özellikle sonucu öngörülemeyen, farklı mahkemelerde farklı kararların çıkabildiği ve ciddi maliyetler doğuran dava türlerinde, yapay zekâ destekli analizler önemli bir avantaj sağlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte, yapay zekânın avukatın yerini alacağı yönündeki iddialar gerçekçi değildir. Hukuk yalnızca normların uygulanması değil; yorum, takdir ve vicdani değerlendirme süreçlerini de içeren çok boyutlu bir alandır. Bu nedenle yapay zekâ, mesleğin yerine geçen bir unsur değil; onu destekleyen ve güçlendiren bir araç olarak konumlandırılmalıdır.</p>

<p>Öte yandan, avukatlık mesleğine yönelik ekonomik kaygıların tamamen temelsiz olduğunu söylemek de mümkün değildir. Artan rekabet, iş hacmindeki dengesizlikler ve genç avukatların karşılaştığı zorluklar, yapay zekâ tartışmalarını daha hassas hale getirmektedir. Ancak bu noktada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus bulunmaktadır: Kamu otoritesi de bu dönüşümü dengeleyici adımlar atmakta ve mesleğin iş alanını daraltmak yerine genişletmeyi hedefleyen düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır.</p>

<p>Nitekim son dönemde yargı reformu kapsamında gündeme gelen düzenlemeler, avukatlık mesleğinin sistem içindeki rolünü güçlendirmeyi, yargı süreçlerinde daha etkin bir konum kazanmalarını sağlamayı ve mesleğin sürdürülebilirliğini desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Adalet Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmalar ve özellikle Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek’in teknolojiye uyumlu, daha etkin ve erişilebilir bir yargı sistemi oluşturma yönündeki çabaları da dikkat çekmektedir. Bu çabaların, yapay zekâ gibi yeni araçların hukuk sistemine dengeli ve kontrollü bir şekilde entegre edilmesine katkı sağlama potansiyeli bulunmaktadır. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, yapay zekâ ile birlikte düşünüldüğünde bir daralma değil; aksine yeniden yapılanma ve genişleme potansiyeline işaret etmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte özellikle vurgulanmalıdır ki, avukatlık mesleğinde yaşanan iş hacmi sorunlarının çözümü, teknolojik gelişmeleri yavaşlatmak ya da yapay zekâ kullanımını sınırlamak değildir. Böyle bir yaklaşım, mesleğin rekabet gücünü zayıflatacak ve küresel dönüşümün gerisinde kalınmasına yol açacaktır. Asıl çözüm, yapısal ve uzun vadeli politikalarda aranmalıdır. Bu kapsamda hukuk fakültelerine girişte başarı ölçütlerinin yükseltilmesi, kontenjanların rasyonel biçimde azaltılması, eğitim kalitesinin artırılması ve mesleğe kabul süreçlerinin daha nitelikli hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde hem mesleki standartlar korunabilir hem de avukatlık mesleği daha sürdürülebilir ve saygın bir zemine oturtulabilir.</p>

<p>Kişisel kanaatim, çok uzak olmayan bir gelecekte yapay zekânın hukuk alanındaki kullanım imkânlarının daha da genişleyeceği ve bu genişlemenin dışsal bir dayatma ile değil, bizzat avukatlar başta olmak üzere hukukçular tarafından talep edilen bir ihtiyaç haline geleceği yönündedir. Zira mesleki pratiğin hız, doğruluk ve öngörülebilirlik talepleri arttıkça, yapay zekâya duyulan gereksinim de aynı ölçüde artacaktır. Bugün ihtiyatla yaklaşılan bu teknolojinin, yakın gelecekte mesleğin doğal ve vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi kuvvetle muhtemeldir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak, yapay zekânın hukuk alanında kullanımı kaçınılmaz bir gerçekliktir. Bu süreci tehdit olarak görmek yerine, doğru yönetilmesi gereken bir dönüşüm olarak ele almak daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Avukatlık mesleği, tarih boyunca birçok değişimden geçerek varlığını sürdürmüş ve her defasında kendini yeniden tanımlamayı başarmıştır. Bugün de yapılması gereken, yapay zekâyı dışlamak değil; onu mesleki pratiğin etkin bir parçası haline getirerek daha güçlü, daha verimli ve daha öngörülebilir bir hukuk sistemi inşa etmektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-kullanimi-mesleki-tehdit-mi-donusum-firsati-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/baro/yapay-avukat21.jpg" type="image/jpeg" length="22360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Yolsuzluk, Hukuka İnanç Krizi ve Avukatın Konumu]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/adli-yolsuzluk-hukuka-inanc-krizi-ve-avukatin-konumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/adli-yolsuzluk-hukuka-inanc-krizi-ve-avukatin-konumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk, yalnızca rüşvet, nüfuz ticareti veya dosya sonucunu doğrudan etkilemeye yönelik hukuk dışı müdahalelerden ibaret değildir. Daha derin düzeyde adli yolsuzluk, yargısal karar süreçlerinin hukuk dışı sadakatler, kişisel ilişkiler, siyasi beklentiler, kurumsal yakınlıklar, bilirkişi manipülasyonları, dosya dışı temaslar ve görünmez güç ağları tarafından belirlenmeye başlamasıdır. Bu nedenle adli yolsuzluk, yalnızca cezai bir fiil değil; yargının meşruiyetini, toplumun hukuka güvenini ve savunma mesleğinin anlamını aşındıran kurumsal bir çürüme biçimidir.</p>

<p>Bu makale, adli yolsuzluğun yaygınlaştığı, hukuka inancın zayıfladığı ve yargılama sistemindeki yapısal zaafiyetlerin yolsuzluk algısını beslediği bir ortamda avukatın konumunu incelemektedir. Avukat, böyle bir atmosferde yalnız müvekkilini temsil eden teknik bir hukukçu değil; aynı zamanda hukuki kayıt üreten, yolsuzluk beklentilerine direnç gösteren, müvekkilin hukuk dışı taleplerini reddeden ve savunmanın bağımsızlığını temsil eden kamusal bir meslek öznesidir. Bu bağlamda makalede özellikle müvekkil adaylarının “hâkimi tanıyor musunuz?”, “bilirkişiye ulaşabilir miyiz?”, “kalemde tanıdık var mı?” gibi sorularla avukatı hukuk dışı ilişki ağlarına çekme riski üzerinde durulmaktadır. Bu durum, adli yolsuzluğun yalnız arz değil, talep cephesinin de bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Makalede ayrıca avukatlar arasında dahi yolsuzluk algısının yüksek olmasının, yargıya duyulan güven krizini derinleştirdiği savunulmaktadır. Çünkü avukat, yargı sisteminin dışındaki sıradan bir gözlemci değil; adliye pratiğinin gündelik işleyişine en yakından tanıklık eden mesleki aktördür. Bu nedenle avukatlar arasında yaygınlaşan yolsuzluk algısı, yalnız bireysel kuşku değil, kurumsal meşruiyet krizi olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu algı, avukatı kirli gerçekçiliğe teslim etmemeli; tersine hukuki kayıt, mesleki temizlik, etik sınır ve stratejik savunma bilincine dönüştürmelidir.</p>

<p>Makale, yargılama sistemindeki zaafiyetlerin de yolsuzluk algısını beslediğini ileri sürmektedir. Gerekçesiz ara kararlar, denetlenemeyen bilirkişi raporları, eksik tutanak pratiği, dosya merkezli yargılama, hâkim-savcı kurumsal yakınlığı, açıklanamayan gecikmeler veya olağandışı hızlanmalar tek başına yolsuzluk kanıtı olmayabilir. Ancak bu zaafiyetler giderilmediğinde, yargılamanın dürüst, tarafsız ve denetlenebilir biçimde işlediğine dair toplumsal ve mesleki güveni zayıflatır. Bu nedenle yolsuzluk algısıyla mücadele yalnız rüşveti cezalandırmakla değil; yargılamayı gerekçeli, şeffaf, katılımcı, kayıtlı ve denetlenebilir hale getirmekle mümkündür.</p>

<p>Bu bağlamda makale, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden avukatın adli yolsuzluk ortamındaki stratejik konumunu da ele almaktadır. Avukat ne saf bir idealizmle sistemdeki çürümeyi inkâr etmeli ne de kaba bir realizmle bu çürümenin parçası olmalıdır. Onun görevi, hukuka inancın zayıfladığı yerde hukuksuzluğun dilini konuşmayı reddetmek; yolsuzluğu inkâr etmeden ona katılmamak; müvekkile sahte umut satmadan meşru mücadele hattını kurmak ve gerektiğinde uyumdan kopuşa uzanan dereceli savunma stratejileriyle hukuki direnç üretmektir.</p>

<p><strong>Adli Yolsuzluk, Hukuka İnanç Krizi ve Avukatın Konumu</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk, yalnızca rüşvet alan hâkim, dosya ayarlayan bilirkişi, aracılık yapan kalem personeli veya nüfuz kullanan bir adliye çevresi meselesi değildir. Bunlar elbette yolsuzluğun en görünür, en kaba ve en cezai biçimleridir. Fakat yargı alanındaki asıl tehlike, çoğu zaman bu kaba biçimlerden daha derinde, daha yaygın ve daha sinsi bir yerde ortaya çıkar: Hukuki karar süreçlerinin hukuk dışı sadakatler, kişisel ilişkiler, siyasi beklentiler, kurumsal yakınlıklar, kariyer kaygıları, cemaatleşmiş adliye çevreleri, dosya dışı temaslar ve görünmez güç ağları tarafından belirlenmeye başlaması. Bu nedenle adli yolsuzluk, yalnızca “kirli para” sorunu değildir; aynı zamanda <strong>kirlenmiş muhakeme düzeni</strong> sorunudur.</p>

<p>Bir mahkemenin karar süreci delilden çok ilişkiyle, hukuki gerekçeden çok beklentiyle, usul güvencelerinden çok dosya dışı temaslarla şekillenmeye başlamışsa, orada yolsuzluk yalnızca bir suç tipi olarak değil, bir yargısal atmosfer olarak karşımıza çıkar. Bu atmosferde rüşvet açıkça verilmese bile hukuk aşınır; karar doğrudan satın alınmasa bile kanaat kirlenir; dosya dışı müdahale ispat edilemese bile toplumun adalete güveni çöker. Çünkü yargı, yalnız doğru karar verdiğinde değil, doğru karar verdiğine inanıldığında da meşruiyet kazanır.</p>

<p>Adli yolsuzluğun en ağır sonucu da buradadır: Tekil bir dosyanın haksız sonuçlanması değil, toplumun “mahkemede hakkımı arayabilirim” inancının yavaş yavaş çürümesi. Bir ülkede insanlar mahkemeye giderken “haklı mıyım?” sorusundan önce “hâkimi kim tanıyor?”, “savcıyla konuşulabilir mi?”, “bilirkişiye ulaşılabilir mi?”, “kalemde tanıdık var mı?”, “bu dosya hukukla mı yürür, ilişkiyle mi?” sorularını sormaya başlamışsa, sorun artık yalnız ceza hukuku, usul hukuku veya meslek etiği sorunu değildir. Orada hukuk, toplumsal tahayyülde yerini nüfuz, korku, pazarlık ve ilişki düzenine bırakmaya başlamıştır.</p>

<p>İşte böyle bir ortamda avukatın konumu, her zamankinden daha ağır, daha yalnız ve daha kurucu hale gelir. Çünkü avukat bir yandan hukukun dilini konuşmak zorundadır; diğer yandan karşısındaki müvekkil adayı, çoğu zaman bu dile artık inanmamaktadır. Avukat delilden, usulden, savunma hakkından, bilirkişi raporuna itirazdan, istinaftan, bireysel başvurudan, içtihattan söz eder; müvekkil ise kimi zaman tek bir soru sorar:“Bunlar gerçekten işe yarıyor mu?”</p>

<p>Bu soru, yalnız bir hukuki şüphe değildir. Bu soru, bir toplumun adalet yorgunluğunun, yargı deneyimiyle oluşmuş güvensizliğinin, adliye koridorlarında biriken kolektif hayal kırıklığının ifadesidir. Avukatın mesleki yalnızlığı da tam burada başlar. Çünkü avukat yalnızca mahkemeye karşı değil, çoğu zaman kendi müvekkilinin umutsuzluğuna karşı da savunma yapmak zorunda kalır.</p>

<p><strong>I. Adli Yolsuzluk: Yalnızca Rüşvet Değil, Muhakeme Düzeninin Kirlenmesidir</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk kavramı dar anlamda düşünüldüğünde, yargı görevlisinin maddi veya manevi bir menfaat karşılığında görevini kötüye kullanması akla gelir. Fakat yargı pratiğinde mesele her zaman bu kadar kaba ve görünür biçimde ortaya çıkmaz. Bazen yolsuzluk, kararın doğrudan satılması değil, karar çevresinin kirletilmesidir. Bir bilirkişinin tarafsız teknik değerlendirme yapmak yerine dosyanın istenen sonucuna uygun rapor üretmesi; bir hâkimin önüne gelen dosyayı delil rejimi içinde değil, siyasi, bürokratik veya kişisel beklenti rejimi içinde okuması; bir savcının soruşturmayı maddi gerçeğe ulaşmak için değil, önceden kurulmuş anlatıyı doğrulamak için yürütmesi; mahkeme kalemi, bilirkişi, kolluk ve adliye çevresindeki aracılar üzerinden dosyanın görünmez biçimde yönlendirilmesi; bütün bunlar adli yolsuzluğun geniş anlamdaki görünümleridir.</p>

<p>Burada yolsuzluk, yalnız “para alıp karar vermek” değildir. Yolsuzluk, yargısal kararın hukuk içi gerekçelendirme alanından çıkarak hukuk dışı etki alanlarına açılmasıdır. Daha da tehlikelisi, bu durumun olağanlaşmasıdır. Toplum bir süre sonra adliyeyi hak arama yeri olarak değil, ilişki yönetme alanı olarak görmeye başlar. Müvekkil, avukatın hukuki bilgisiyle değil, adliye çevresindeki ilişkileriyle ilgilenir. Avukatın dilekçesi, duruşma becerisi, delil bilgisi, usul hâkimiyeti ikinci plana düşer; onun yerine “kimi tanıyor?” sorusu öne çıkar.</p>

<p>Bu, yalnız yargının değil, savunma mesleğinin de itibarsızlaştırılmasıdır. Çünkü adli yolsuzluk yaygınlaştıkça avukatın toplumdaki algısı da değişir. Avukat artık hukuk kurallarını işleten, hak arama yollarını açan, delili tartışan, usul güvencelerini koruyan bağımsız savunma öznesi olarak değil; adliye içindeki görünmez kanalları bilen bir “aracı” gibi görülmeye başlar. Mesleki çürümenin en tehlikeli eşiği de burasıdır.</p>

<p><strong>II. Avukatın Çift Yönlü Konumu: Müvekkilin Temsilcisi ve Hukukun Bağımsız Öznesi</strong></p>

<p>Avukat elbette müvekkilinin hak ve menfaatlerini savunur. Vekâlet ilişkisi, sadakat borcu, sır saklama yükümlülüğü, etkili temsil görevi avukatlık mesleğinin temel unsurlarıdır. Fakat avukatlık yalnız müvekkilin arzusunu yerine getiren bir temsil ilişkisine indirgenemez. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eder. Bu nedenle avukatın konumu çift yönlüdür. Bir yandan müvekkilinin haklarını korur; diğer yandan hukuki düzenin, savunma hakkının, adil yargılanma idealinin ve meslek onurunun taşıyıcısıdır.</p>

<p>Bu çift yönlü konum, adli yolsuzluk karşısında daha da belirginleşir. Çünkü yolsuzluk ortamında müvekkilin isteği ile hukukun sınırı her zaman örtüşmeyebilir. Müvekkil sonucu ister; avukat meşru yolu kurmak zorundadır. Müvekkil bazen “ne gerekiyorsa yapılsın” der; avukat ise “yalnız hukuken yapılabilecek olan yapılır” demek zorundadır. Bu nedenle avukatın bağımsızlığı yalnız hâkime, savcıya, devlete, kolluğa veya güçlü karşı tarafa karşı korunması gereken bir ilke değildir. Avukatın bağımsızlığı, gerektiğinde kendi müvekkilinin hukuk dışı beklentilerine karşı da korunması gereken bir mesleki omurgadır.</p>

<p>Bu nokta çoğu zaman ihmal edilir. Avukat bağımsızlığı genellikle dış baskılar üzerinden anlatılır: devlet baskısı, yargı baskısı, siyasi baskı, ekonomik baskı, medya baskısı. Oysa müvekkil baskısı da en az bunlar kadar tehlikelidir. Müvekkil, “sonuç al” derken avukatı hukukun dışına çekebilir. “Bu iş böyle yürüyor” derken avukatı kirli gerçekçiliğe zorlayabilir. “Başka avukatlar hallediyor” diyerek avukatı etik rekabette aşağıya çekebilir. İyi avukat, yalnız mahkemeye karşı bağımsız değildir; gerektiğinde müvekkiline karşı da bağımsızdır.</p>

<p><strong>III. Müvekkil Adayının Kirli Beklentisi: Yolsuzluğun Talep Cephesi</strong></p>

<p>Adli yolsuzluklar genellikle yargı görevlileri, bilirkişiler, kolluk, adliye personeli veya aracılar üzerinden tartışılır. Oysa yolsuzluğun bir de talep cephesi vardır. Bu talep cephesinde kimi zaman bizzat müvekkil adayları yer alır. Avukatlık bürosuna gelen çoğu kişiler, hukuki yardım istemekten çok adliye içindeki görünmez ilişki ağlarına erişim talep ederler. Bunu her zaman açıkça söylemezler. Çoğu zaman cümleler daha masum, daha ihtiyatlı, daha “piyasa gerçekliği” kokan ifadelerle kurulur:</p>

<p>“Hâkimi tanıyor musunuz?”</p>

<p>“Yargıtay’da adamın var mı?”</p>

<p>“Savcıyla konuşulabilir mi?”</p>

<p>“Bilirkişiye ulaşabilir miyiz?”</p>

<p>“Kalemde tanıdık var mı?”</p>

<p>“Bu dosya mahkeme yoluyla değil de başka türlü çözülür mü?”</p>

<p>“Karşı tarafın arkasında güçlü kişiler var; bizim de birilerini bulmamız gerekmez mi?”</p>

<p>Bu sorular, görünürde pratik bilgi arayışı gibi dursa da çoğu kez yargısal süreci hukuk dışı kanallardan etkileme beklentisini ifade eder. Müvekkil adayı aslında şunu sormaktadır: “Bu dosyanın sonucunu hukuki argüman dışında bir yoldan etkileyebilir misiniz?”Bu soru, avukatlık mesleğinin en kritik eşiklerinden biridir. Çünkü avukatlık ilişkisi daha kurulmadan kirlenme riski başlar. Müvekkil adayı avukatı müdafi, vekil, hukukçu veya stratejist olarak değil; adliye içi nüfuz kanallarına erişebilecek bir aracı olarak konumlandırır.</p>

<p>Avukat bu beklentiye belirsiz bir dille cevap verirse, mesela “bakarız”, “konuşuruz”, “hallederiz”, “bizim de çevremiz var” gibi ifadeler kullanırsa, daha en başta savunma ilişkisini kirli bir zemine oturtmuş olur. O andan itibaren avukatın değeri hukuki emeğinden değil, ilişki ihtimalinden türemeye başlar. Bu ise avukatı bağımsız savunma öznesi olmaktan çıkarıp adli yolsuzluk piyasasının dolaşım elemanına dönüştürür. Oysa avukatın değeri kimi tanıdığıyla değil; dosyayı nasıl okuduğu, delili nasıl tartıştığı, usul hakkını nasıl kullandığı, mahkemeyi hukuk içinde nasıl zorladığı, müvekkiline hangi meşru savunma imkânlarını sunduğu ve gerektiğinde hangi kayıtları ürettiğiyle ölçülmelidir.</p>

<p>Müvekkil adayı “bilirkişiye ulaşabilir miyiz?” dediğinde avukatın cevabı açık olmalıdır: “Bilirkişiye dosya dışından ulaşamayız. Bu hukuken de mesleken de kabul edilemez. Fakat bilirkişi raporunu yöntem, veri, uzmanlık alanı, çelişki, dosya kapsamı ve bilimsel dayanak yönünden denetleriz. Gerekirse rapora itiraz ederiz, ek rapor isteriz, yeni bilirkişi incelemesi talep ederiz, uzman görüşü sunarız.”</p>

<p>Müvekkil adayı “hâkimi tanıyor musunuz?” dediğinde cevap yine net olmalıdır: “Hâkimi tanımam dosyanız için bir değer değildir. Ben mahkemenin kararını hukuk içinde etkilemeye çalışırım. Dosyayı, delili, usulü, içtihadı ve savunma stratejisini kurarım. Hukuk dışı ilişki beklentiniz varsa ben doğru kişi değilim.” Bu cevap yalnız etik bir refleks değildir; aynı zamanda avukatın kendi mesleki güvenliğini de korur. Çünkü yolsuzluk beklentisiyle gelen müvekkil adayı, iş istediği gibi gitmediğinde aynı kirli beklentiyi bu kez avukata karşı kullanabilir. “Bize hâkimi tanıdığını söylemişti”, “bilirkişiyle konuşacağını ima etmişti”, “dosyayı halledeceğini söyledi”, “para aldı ama bağlantılarını kullanmadı” diyebilir. Bu nedenle avukatın ilk görüşmede kurduğu dil, yalnız meslek etiği bakımından değil, mesleki güvenlik bakımından da hayati önemdedir.</p>

<p><strong>IV. Hukuka İnancın Çöktüğü Ortamda Avukatın Ontolojik Yalnızlığı</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk yaygınlaştıkça yalnız kurumlar değil, insanların hukukla kurduğu psikolojik ilişki de bozulur. Müvekkil artık hukuk normunu, mahkeme usulünü, delil tartışmasını, bilirkişi itirazını, gerekçeli karar denetimini gerçek bir imkân olarak değil, çoğu zaman ritüel olarak görmeye başlar.</p>

<p>Avukat dilekçe yazar; müvekkil “hâkim okumaz ki” der.</p>

<p>Avukat duruşmada beyanda bulunur; müvekkil “zaten karar verilmişti” der.</p>

<p>Avukat bilirkişi raporuna itiraz eder; müvekkil “bilirkişi zaten ayarlanmıştır” der.</p>

<p>Avukat istinafa başvurur; müvekkil “üst mahkeme de aynı” der.</p>

<p>Avukat delilden söz eder; müvekkil ilişkiden söz eder.</p>

<p>Bu tablo avukat için ağırdır. Çünkü avukat yalnız karşı tarafla, savcıyla, hâkimle, bilirkişiyle veya kollukla mücadele etmez. Aynı zamanda müvekkilin hukuka ilişkin umutsuzluğuyla da mücadele eder. Hukuka inancın çöktüğü yerde avukat, inanılmayan bir dilin son taşıyıcılarından biri haline gelir.</p>

<p>Bu, avukatın ontolojik yalnızlığıdır.</p>

<p>Avukat, bir yandan sistemdeki çürümeyi görecek kadar gerçekçi olmak zorundadır; diğer yandan bu çürümenin parçası olmayacak kadar mesleki omurgaya sahip olmalıdır. Ne “her şey yolunda” diyen saf bir hukuk idealizmine sığınabilir ne de “bu işler böyle yürür” diyen kirli realizme teslim olabilir. Saf idealizm, sistemdeki çürümeyi örter. Kirli realizm ise çürümeye katılır.</p>

<p>Avukatın konumu bu ikisi arasında kurulmalıdır: Kirlenmeyi gören fakat ona katılmayan; hukuksuzluğu teşhis eden fakat hukuki mücadeleden vazgeçmeyen; müvekkilin güvensizliğini anlayan fakat onun hukuk dışı beklentisini meşrulaştırmayan bir mesleki duruş.</p>

<p>Bu nedenle şu ayrım çok önemlidir: Müvekkilin hukuka güvensizliği anlaşılabilir; fakat bu güvensizlik avukatı hukuk dışı ilişkinin aracısı yapamaz.</p>

<p>Bir insanın yaşadığı adliye deneyimleri nedeniyle hukuka güvenini yitirmesi anlaşılabilir. Uzun yargılamalar, keyfî tutuklamalar, gerekçesiz ara kararlar, çelişkili bilirkişi raporları, savunmanın dinlenmediği duruşmalar, “okundu sayıldı” pratiği, dosyaya önceden yerleşmiş hâkim tutumu, mütalaanın hükmü önceden haber verir gibi kurulması; bütün bunlar kişide derin bir güvensizlik doğurabilir.</p>

<p>Avukat bu güvensizliği küçümsememelidir. Fakat müvekkil “hukuka inanmıyorum” dediğinde bunu duymak başka şeydir; “o halde başka yoldan halledelim” dediğinde buna eşlik etmek başka şeydir. Hukuka inançsızlık, hukuksuzluk hakkı vermez. Sisteme güvensizlik, yolsuzluk talebini meşrulaştırmaz. Adliyedeki çürüme, avukatı çürümenin parçası yapmaz.</p>

<p><strong>V. Avukatlar Arasında Yolsuzluk Algısının Yüksekliği: İçeriden Tanıklık ve Mesleki Yorgunluk</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk algısının en ağır göstergelerinden biri, yalnız yurttaşların veya müvekkil adaylarının “bu işler hukukla değil, ilişkiyle yürür” demesi değildir. Daha çarpıcı olan, bizzat avukatlar arasında da benzer bir kanaatin yaygınlaşmasıdır. Çünkü avukat, yargı sistemine dışarıdan bakan sıradan bir gözlemci değildir. Avukat adliye pratiğinin içindedir; duruşma salonunu, kalem işleyişini, bilirkişi düzenini, savcı-hâkim ilişkisini, ara kararların dilini, dosyaların bekleme ve hızlanma biçimini, bazı kararların gerekçeyle değil atmosferle nasıl oluştuğunu günlük olarak gözlemler. Bu nedenle avukatlar arasında yolsuzluk algısının yüksek olması, yalnız bir söylenti problemi değildir; yargı sisteminin içeriden ürettiği bir güven krizidir.</p>

<p>Elbette her algı, her zaman ispatlanmış bir yolsuzluk anlamına gelmez. Avukatın görevi, her olumsuz kararı yolsuzlukla açıklamak da değildir. Böyle bir kolaycılık hem hukuki düşünceyi zayıflatır hem de mesleki ciddiyeti aşındırır. Fakat burada asıl sorun şudur: Avukatların önemli bir kısmı, dosya sonucunu etkileyen görünmez ilişkiler, bilirkişi tercihleri, dosya dışı temas ihtimalleri, kalem çevresi söylentileri, mahkeme içi yakınlıklar ve siyasi-bürokratik basınçlar hakkında sürekli kuşku duymaya başlamışsa, yargı sisteminin meşruiyet zemini ciddi biçimde aşınmış demektir.</p>

<p>Çünkü yargıya güven yalnız kararların hukuka uygun olmasıyla kurulmaz. Kararların hukuk dışı etkilerden uzak verildiğine dair mesleki kanaatin de korunması gerekir. Avukat, mahkeme kararını beğenmeyebilir; kaybedebilir; itiraz edebilir; üst mahkemeye gidebilir. Bunlar olağandır. Fakat avukat kararın hukuki yanılgıdan değil, ilişki ağından, nüfuzdan, özel temastan veya dosya dışı etkiden kaynaklandığını düşünmeye başlamışsa, burada yalnız bir dosya kaybı değil, yargısal meşruiyet kaybı vardır. Bu durum avukatlık mesleğinde derin bir yorgunluk üretir. Avukat, bir süre sonra dilekçe yazarken bile kendi emeğinin etkisinden şüphe eder. Duruşmaya hazırlanırken, “Acaba dosya gerçekten tartışılacak mı?” diye düşünür. Bilirkişi raporuna itiraz ederken, “Bu rapor teknik bir kanaat mi, yoksa dosyanın sonucunu meşrulaştıran bir ara istasyon mu?” sorusunu içinden geçirir. Müvekkiline hukuki yolları anlatırken, kendi anlattığı yolların etkisine dair içsel bir kırılma yaşar.</p>

<p>Bu, avukatın yalnız mesleki değil, psikolojik tükenişidir.</p>

<p>Fakat burada tehlikeli bir eşik vardır. Avukatlar arasında yolsuzluk algısının yüksek olması, iki farklı sonuç doğurabilir.</p>

<p>Birinci sonuç, mesleki uyanıklık ve kayıt hassasiyetidir. Avukat, sistemdeki kirlenme ihtimalini gördüğü için daha dikkatli davranır; tutanak ister, ara kararın gerekçesini talep eder, bilirkişi raporunu daha sert denetler, dosya dışı temas ihtimalini sezdiği yerde hukuki kayıt üretir, baroya veya ilgili mercilere başvuru yollarını düşünür. Bu, sağlıklı ve dirençli tepkidir.</p>

<p>İkinci sonuç ise mesleki teslimiyet ve kirli uyumdur. Avukat, “madem sistem böyle, ben de böyle çalışmalıyım” demeye başlar. İşte asıl çürüme burada başlar. Çünkü yolsuzluk algısı, yolsuzluğa karşı mesleki direnç üretmek yerine yolsuzluk kültürüne uyum üretirse, avukat savunma makamından çıkar; sistemin karanlık dolaşımına eklemlenir. Bu yüzden avukatlar arasındaki yüksek yolsuzluk algısı tek başına ahlaki üstünlük yaratmaz. “Biz zaten her şeyi biliyoruz” tavrı, eğer hukuki kayıt, mesleki direnç ve etik sınır üretmiyorsa, bir süre sonra sinik bir kabullenmeye dönüşür.</p>

<p>Yolsuzluk algısının avukatlar arasında yaygınlaşması, yargıya dışarıdan yöneltilmiş bir güvensizlikten daha ağırdır; çünkü bu kez sistem, kendi en yakın tanıklarını bile ikna edememektedir. Fakat bu algı, avukatları kirli gerçekçiliğe teslim etmemelidir. Tam tersine daha yüksek bir mesleki dikkat, daha güçlü bir kayıt bilinci, daha açık etik sınır ve daha kolektif bir savunma refleksi üretmelidir. Avukatlar arasında yolsuzluk algısının yüksekliği, mesleğe kendiliğinden bir ahlaki üstünlük vermez; bu algı ancak hukuki kayıt, etik direnç ve mesleki temizlik iradesine dönüştüğü ölçüde savunma makamını güçlendirir.</p>

<p><strong>VI. Yargılama Sistemindeki Zaafiyetlerin Yolsuzluk Algısını Beslemesi</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk algısı yalnızca gerçek yolsuzluk fiillerinden beslenmez. Bazen yargılama sisteminin yapısal zaafları, usulî eksiklikleri, denetimsiz alanları ve açıklık sorunları da yolsuzluk algısını güçlendirir. Başka bir ifadeyle, ortada ispatlanmış bir rüşvet, nüfuz ticareti veya dosya dışı müdahale bulunmasa bile, yargılamanın işleyiş biçimi taraflarda, avukatlarda ve toplumda “bu dosyada hukuk dışında bir şeyler dönüyor” duygusu oluşturabilir.</p>

<p>Bu durum yargı meşruiyeti bakımından son derece tehlikelidir. Çünkü adalet yalnız dürüst olmakla yetinemez; dürüst işlediğini de göstermek zorundadır. Yargılama süreci gerekçeli, şeffaf, denetlenebilir ve tarafların katılımına açık değilse, en doğru karar bile taraflar nezdinde kuşkulu hale gelebilir. Yargılama sistemindeki bazı zaafiyetler bu algıyı özellikle besler.</p>

<p>Bunların başında gerekçesiz veya kalıp gerekçeli ara kararlar gelir. Mahkeme, savunmanın delil toplama, tanık dinletme, bilirkişi incelemesi, keşif, ek rapor, yeniden değerlendirme veya tutanak düzeltme taleplerini neden reddettiğini açıklamıyor; talepleri soyut ve klişe cümlelerle geçiştiriyorsa, tarafın zihninde şu soru doğar: Bu talep gerçekten hukuken mi reddedildi, yoksa dosyanın sonucu önceden mi belli?</p>

<p>Bilirkişilik sistemindeki denetim zayıflığı da yolsuzluk algısını güçlendiren önemli alanlardan biridir. Bilirkişi raporunun hangi yöntemle hazırlandığı, hangi veriye dayandığı, uzmanlık alanının dosya konusuyla ne kadar uyumlu olduğu, rapordaki çıkarımların bilimsel olarak denetlenebilir olup olmadığı açık değilse; ayrıca aynı bilirkişilerin aynı tür dosyalarda sürekli benzer sonuçlar ürettiği izlenimi doğuyorsa, taraflar raporu teknik kanaat olarak değil, hükmün ön hazırlığı olarak görmeye başlar.</p>

<p>Tutanak sorunu da bu algının merkezindedir. Duruşmada söylenenin tutanağa tam ve doğru yansımaması, savunma beyanlarının özetlenerek zayıflatılması, itirazların eksik geçirilmesi, mahkeme ile taraflar arasındaki kritik diyalogların kayda alınmaması yolsuzluk algısını doğrudan besler. Çünkü kayıt zayıfladığında denetim de zayıflar. Denetimin zayıfladığı yerde ise kuşku büyür.</p>

<p>Dosya merkezli yargılama pratiği de benzer bir sonuç doğurur. Duruşmanın gerçek bir tartışma alanı olmaktan çıkıp dosyanın teyit edildiği bir ritüele dönüşmesi, “okundu sayıldı” alışkanlığı, delillerin gerçekten tartışılmaması, sözlü savunmanın yalnız biçimsel olarak alınması, taraflarda hükmün duruşmada değil dosyada ve hatta duruşmadan önce kurulduğu kanaatini doğurur. Bu kanaat her zaman doğru olmayabilir; fakat yargılama düzeni bu kanaati sürekli üretiyorsa, sorun yalnız algıda değil, sistemin işleyişindedir.</p>

<p>Ceza yargılamasında hâkim-savcı kurumsal yakınlığı da ayrıca önemlidir. Savcı ile mahkemenin mekânsal, kurumsal ve gündelik yakınlığı, savunma açısından ciddi bir algı sorunu üretir. Savcının kürsüye yakın konumu, mahkeme heyetiyle aynı otorite alanı içinde algılanması, duruşma dışı adliye pratiğinde hâkim-savcı mesleki yakınlığının görünürlüğü, savunmada “iddia makamı ile karar makamı arasında görünmez bir yakınlık var” düşüncesini besleyebilir. Bu düşünce her dosyada somut bir hukuka aykırılık anlamına gelmez; fakat silahların eşitliği bakımından güçlü bir meşruiyet sorunu üretir.</p>

<p>Uzun yargılama ve açıklanamayan hızlanmalar da aynı algıyı besler. Dosyaların yıllarca beklemesi, bazı taleplerin aylarca cevapsız kalması, buna karşılık bazı işlemlerin olağandışı hızla yapılması, taraflarda hukuki takvimden çok ilişki takviminin işlediği izlenimi doğurur. Adaletin gecikmesi kadar, adaletin açıklanamayan biçimde hızlanması da kuşku üretir.</p>

<p>Mahkemelerin savunmaya kapalı dili de yolsuzluk algısını dolaylı olarak besler. Avukatın sorularının kesilmesi, beyanlarının daraltılması, taleplerinin “dosyaya katkı sağlamaz” gibi soyut ifadelerle reddedilmesi, savunmanın mahkeme nezdinde gerçek bir muhatap olarak görülmediği duygusunu doğurur. Savunmanın etkisizleştirildiği yerde taraflar, kararın hukuk içi tartışmayla değil, önceden oluşmuş kanaatle verildiğini düşünmeye başlar.</p>

<p>Bütün bu zaafiyetlerin her biri tek başına yolsuzluk kanıtı değildir. Fakat hepsi birlikte yargılama sisteminin güven üretme kapasitesini zayıflatır. Yargı, yalnız doğru karar veren bir mekanizma değil; tarafları kararın dürüst, tarafsız ve denetlenebilir biçimde verildiğine ikna etmek zorunda olan bir kamusal sahnedir. Bu noktada avukatın görevi hassastır. Avukat, her sistem zaafını doğrudan yolsuzluk olarak nitelendirmemelidir. Böyle bir kolaycılık hem kavramı aşındırır hem de savunmanın ciddiyetini zedeler. Fakat avukat, yolsuzluk algısını besleyen yapısal zaafları da görmezden gelmemelidir. Onları hukuki dile çevirmeli, kayıt altına almalı, denetlenebilir hale getirmelidir.</p>

<p>Yargılama sistemindeki zaafiyetler her zaman yolsuzluk anlamına gelmez; fakat bu zaafiyetler giderilmediğinde yolsuzluk algısının doğal beslenme alanına dönüşür. Bu nedenle yolsuzluk algısıyla mücadele yalnız rüşveti cezalandırmakla değil; yargılamayı gerekçeli, şeffaf, katılımcı, kayıtlı ve denetlenebilir hale getirmekle mümkündür.</p>

<p><strong>VII. Avukatın Görevi Sahte Umut Satmak Değil, Meşru Mücadeleyi Kurmaktır</strong></p>

<p>Hukuka inancın zayıfladığı ortamda avukatın karşılaştığı bir başka tehlike de sahte umut üretme baskısıdır. Müvekkil çaresizdir, korkmuştur, hakkının yenileceğine inanmaktadır. Avukat da bu çaresizliği hafifletmek ister. Fakat bu noktada kullanılan dil son derece önemlidir.</p>

<p>“Merak etmeyin, ben hallederim.”</p>

<p>“Bu dosyayı çeviririz.”</p>

<p>“Benim ilişkilerim güçlüdür.”</p>

<p>“Bu mahkeme beni dinler.”</p>

<p>“Bilirkişiyle bir şekilde temas kurulur.”</p>

<p>Bu cümleler müvekkile kısa süreli rahatlama verebilir; fakat mesleki açıdan zehirlidir. Çünkü avukatın işi sonuç garantisi vermek değildir. Avukatın işi, meşru savunma imkânlarını en yüksek dikkat, cesaret ve stratejiyle kullanmaktır. Avukat umudu pazarlayan kişi değildir. Avukat, hukuki mücadeleyi dürüstçe kuran kişidir.</p>

<p>Doğru mesleki dil şudur:“Ben size sonucu garanti edemem. Fakat dosyanın hukuki, delilî ve usulî bütün imkânlarını sonuna kadar kullanırım. Hukuk dışı hiçbir yola girmem; ama hukuk içinde kullanılabilecek hiçbir yolu da ihmal etmem.”</p>

<p>Bu cümle hem müvekkile dürüsttür hem avukatın mesleki sınırını korur. Çünkü avukatın itibarı, her dosyayı kazanmasından değil, her dosyada meşru savunmayı eksiksiz, cesur ve temiz biçimde kurmasından doğar. Burada avukatın müvekkile karşı pedagojik bir görevi de vardır. Bu pedagojik görev, üstten bakan bir nasihatçilik değildir. Daha çok müvekkilin kirlenmiş adliye algısını hukuki mücadele zeminine çekme çabasıdır.</p>

<p>Müvekkil “hâkimi tanıyor musunuz?” dediğinde avukat şöyle diyebilmelidir:</p>

<p>“Biz hâkimi tanıyarak değil, dosyayı hâkimin görmezden gelemeyeceği bir hukuki açıklığa taşıyarak çalışırız.”</p>

<p>Müvekkil “bilirkişiye ulaşabilir miyiz?” dediğinde avukat şöyle diyebilmelidir:</p>

<p>“Bilirkişiye ulaşmayız; raporunu denetleriz, gerekiyorsa çürütürüz.”</p>

<p>Müvekkil “bu ülkede hukuk yok” dediğinde avukat şöyle diyebilmelidir:</p>

<p>“Bunu söylemenizi anlıyorum. Fakat bizim yapacağımız şey, hukukun olmadığı duygusunu hukuk dışı yola gerekçe yapmak değil; dosyada hukuksuzluğu görünür hale getirmektir.”</p>

<p>Bu, avukatın müvekkile karşı bağımsızlığının en somut biçimidir. Çünkü avukat bazen müvekkilin arzusuna karşı müvekkilin hakkını savunur.</p>

<p><strong>VIII. Yolsuzluk Ortamında Avukatın Temel Direnç Aracı: Hukuki Kayıt</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk ve hukuka inanç krizi karşısında avukatın en önemli görevi, hukuki kayıt üretmektir. Çünkü kirli sistemler en çok kayıtsız alanlarda rahat eder. Söylenen ama yazılmayan, yapılan ama tutanağa geçmeyen, ima edilen ama belgelenmeyen, hissedilen ama hukuki dile çevrilmeyen şeyler çürümenin doğal yaşam alanıdır.</p>

<p>Avukat bu nedenle kayıt insanıdır.</p>

<p>Tutanağa geçirir.<br />
İtiraz eder.<br />
Ara kararın gerekçesini ister.<br />
Bilirkişi raporuna yöntemsel itiraz kurar.<br />
Delilin tartışılmasını talep eder.<br />
Savunmasının tam yazılmasını ister.<br />
Sorularının reddedilmesi halinde gerekçenin tutanağa geçirilmesini ister.<br />
Reddi hâkim yolunu değerlendirir.<br />
Baroya bildirir.<br />
Suç duyurusu ihtimalini tartar.<br />
Disiplin yollarını araştırır.<br />
Kanun yoluna taşır.<br />
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi perspektifini dosyaya erkenden yerleştirir.</p>

<p>Bu araçlar her zaman sonuç verir mi? Hayır.</p>

<p>Fakat mesele her zaman ilk anda sonuç almak değildir. Bazen savunmanın işlevi, hukuksuzluğun izini kaybetmemektir. Çünkü kaybolan hukuksuzluk, tekrarlanan hukuksuzluktur. Kayıt altına alınmayan keyfîlik, bir sonraki dosyada usul haline gelir. İtiraz edilmeyen bozuluş, adliye pratiği olarak normalleşir. Bu nedenle hukuka inancın zayıfladığı yerde avukatın ilk görevi, adalete hemen ulaşmak kadar, adaletsizliğin kaybolmasını engellemektir.</p>

<p>Bu çok önemlidir. Çünkü adli yolsuzluk çoğu zaman kendisini açıkça göstermez; izleri, boşlukları, tutanak dışı sözleri, olağandışı hızları, açıklanamayan gecikmeleri, garip bilirkişi tercihlerini, gerekçesiz ara kararları, savunmaya kapalı tavırları ve dosya dışı kokuları vardır. Avukatın mesleki sezgisi bu kokuyu alabilir. Fakat sezgi tek başına yetmez. Sezginin hukuki kayda, kaydın usulî itiraza, itirazın denetlenebilir bir dosya izine dönüşmesi gerekir.</p>

<p>Avukatın stratejik aklı burada ortaya çıkar.</p>

<p>Öfkeyi tutanağa dönüştürmek.<br />
Şüpheyi usulî talebe çevirmek.<br />
Haksızlık hissini hukuki itiraza bağlamak.<br />
Yolsuzluk atmosferini denetlenebilir bir kayıt zinciriyle görünür kılmak.</p>

<p>İyi avukat, yalnız iyi konuşan kişi değildir; hukuksuzluğun izini kaybettirmeyen kişidir.</p>

<p><strong>IX. Avukatın Ethosu: Kirlenmiş Alanda Temiz Kalabilme Gücü</strong></p>

<p>Adli yolsuzluk karşısında avukatın en önemli sermayesi mesleki ethosudur. Ethos burada yalnız “itibar” anlamına gelmez. Avukatın duruşu, dili, üslubu, dosyaya hâkimiyeti, kişisel menfaat ilişkilerinden uzaklığı, meslek onurunu koruması, mahkemeyle kurduğu mesafeli ama saygılı ilişki, müvekkile verdiği sözün sınırı, hukuk dışı taleplere karşı netliği; bütün bunlar savunmanın inandırıcılığını oluşturur.</p>

<p>Kirlenmiş yargı ortamında avukatın ethosu iki nedenle önemlidir.</p>

<p>Birincisi, avukatın sözü ancak bağımsız kalabildiği ölçüde ağırlık kazanır. Adliye içindeki gayriresmî ilişkilerle değer üretmeye çalışan avukat, kısa vadede bazı kişiler nezdinde “iş bitirici” görünebilir. Fakat uzun vadede savunmanın ahlaki ve hukuki zeminini aşındırır. Çünkü avukatın ilişki üzerinden kurduğu güç, hukuk üzerinden kurduğu gücü öldürür.</p>

<p>İkincisi, avukatın mesleki itibarı yalnız kendisine ait değildir. Her avukat, bir ölçüde savunma makamının kamusal görüntüsünü taşır. Bir avukatın adli yolsuzluğa aracılık etmesi, yalnız kendi mesleki onurunu değil, savunma kurumunun toplumsal meşruiyetini de zedeler. Buna karşılık bir avukatın hukuk dışı beklentilere direnmesi, yalnız kendi kişisel ahlakını değil, savunmanın bağımsız kamusal karakterini de güçlendirir.</p>

<p>Bu nedenle avukatın adli yolsuzluk karşısındaki tavrı bireysel bir tercih değildir; mesleğin kurucu anlamıyla ilgilidir. Avukat hâkimi tanımakla değil, hukuku bilmekle; bilirkişiye ulaşmakla değil, raporu denetlemekle; kalemde adam bulmakla değil, usulü işletmekle; sonucu vaat etmekle değil, meşru savunmayı en güçlü biçimde kurmakla yükümlüdür. Çünkü avukat, adli yolsuzluğun müşterisiyle yargı içindeki arzı arasında köprü kuran kişi değildir. Avukat, o köprüyü reddeden, hukuki yolu yeniden açan bağımsız savunma öznesidir.</p>

<p><strong>X. Avukatın İki Uç Arasındaki Sınavı: Teslimiyet ve Ölçüsüz Kopuş</strong></p>

<p>Adli yolsuzlukla, yaygın güvensizlikle ve hukuka inanç kriziyle karşılaşan avukat iki tehlikeli uç arasında sıkışır.</p>

<p>Bir uçta teslimiyet vardır. Avukat “bu sistem böyle”, “itiraz etsek de sonuç değişmez”, “tutanağa geçse ne olur”, “hâkimi kızdırmayalım”, “fazla görünmeyelim” diyerek geri çekilir. Bu geri çekilme bazen taktik bir suskunluk olabilir; fakat sürekli hale geldiğinde savunmanın görünmezleşmesine yol açar. Avukatın suskunluğu, dosyanın sessizce kapanmasına katkı sunar.</p>

<p>Diğer uçta ölçüsüz kopuş vardır. Avukat haksızlık karşısında öfkeyle patlar; mahkemeyle sert çatışmaya girer; fakat bu çatışma kayıt, hukuk dili ve stratejiyle desteklenmezse kolayca “saygısız avukat”, “duruşma düzenini bozan müdafi”, “kişisel gerilim çıkaran vekil” çerçevesine hapsedilir. Böylece gerçek sorun görünmezleşir; tartışma avukatın üslubuna indirgenir.</p>

<p>Bu iki uç da tehlikelidir. Avukat ne teslim olmalı ne de ölçüsüz patlamalıdır. Avukatın ihtiyacı, dereceli, stratejik ve kayıt üreten bir savunma aklıdır.</p>

<p><strong>XI. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Adli Yolsuzluk Ortamında Avukat</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu noktada önemli bir imkân sunar. Çünkü adli yolsuzluk, hukuka güvensizlik ve yargısal çürüme ortamında avukatın tek tonlu hareket etmesi çoğu zaman yeterli değildir. Sadece uyumlu davranmak savunmayı etkisizleştirebilir. Sadece çatışmacı davranmak ise savunmayı marjinalleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle avukat, duruma göre dereceli bir savunma stratejisi geliştirmelidir.</p>

<p>Birinci derece, gerçekliği inkâr etmeyen uyumdur. Avukat mahkemeye saygılıdır, usule bağlıdır, dili ölçülüdür, dosyaya hâkimdir. Fakat bu uyum, sistemde sorun olmadığı anlamına gelmez. Bu aşamada avukat kendisini makul, güvenilir ve hukuki aktör olarak konumlandırır.</p>

<p>İkinci derece, mikro müdahaledir. Tutanak, delil tartışması, soru hakkı, bilirkişi raporuna itiraz, ara karar gerekçesi, savunmanın eksiksiz yazılması gibi küçük ama kritik alanlarda müdahale eder. Büyük bir kopuş yoktur; fakat dosyanın sessizce kapatılmasına izin verilmez.</p>

<p>Üçüncü derece, kontrollü kopuştur. Mahkeme savunmayı etkisizleştiriyor, delili tartışmıyor, tutanağı eksik geçiriyor, soruları gerekçesiz reddediyor veya peşin kanaatle hareket ediyorsa avukat açık itiraz hattına geçer. Bu aşamada “bu yargılama biçimi savunma hakkını zedeliyor” cümlesi hukuki kayıtla birlikte kurulur.</p>

<p>Dördüncü derece, sert kopuştur. Tarafsızlık sorunu, bilirkişi manipülasyonu, dosya dışı etki, açık usul ihlali veya yolsuzluk şüphesini güçlendiren olgular varsa avukat daha sert kayıt üretir. Reddi hâkim, suç duyurusu, baro bildirimi, disiplin yolları, kamuoyuna ölçülü açıklama gibi araçlar gündeme gelebilir.</p>

<p>Beşinci derece ise radikal kopuştur. Eğer yargılama artık savunmanın yalnız biçimsel olarak bulunduğu, fakat fiilen işlevsizleştirildiği bir alana dönüşmüşse avukat yargılamanın meşruiyet sorununu açıkça kayda geçirir. Bu en son eşiktir; dikkatle, ölçüyle ve meslek kuralları gözetilerek kullanılmalıdır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada şunu sağlar: Avukat ne çürüme karşısında sessizleşir ne de öfkesini stratejisiz biçimde tüketir. Uyum ile kopuş arasında, dosyanın ve duruşmanın ihtiyacına göre hareket eder. Böylece savunma, yalnız tepki veren değil, çürümenin nerede, nasıl ve hangi yoğunlukta işlediğini teşhis eden stratejik bir akla kavuşur.</p>

<p><strong>XII. Müvekkile Karşı Hibrit Kopuş: Avukatın İç Cephedeki Bağımsızlığı</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması yalnız mahkeme karşısında değil, müvekkil ilişkisi içinde de önemlidir. Çünkü adli yolsuzluk kültürü bazen duruşma salonunda değil, avukatlık bürosunda başlar. Müvekkil adayı, hukuk dışı beklentisini avukata taşıdığında avukatın da dereceli bir üslup kullanması gerekir.</p>

<p>Birinci aşamada avukat, müvekkilin kaygısını anlamalıdır. İnsanların hukuka güvenmediği bir ortamda tanıdık, ilişki ve nüfuz arayışına yönelmesi şaşırtıcı değildir. Bu arayış çoğu zaman korkudan doğar.</p>

<p>İkinci aşamada avukat, yumuşak ama net bir sınır çizmelidir. “Bu soruyu neden sorduğunuzu anlıyorum; fakat bizim çalışma biçimimiz bu olamaz” diyebilmelidir.</p>

<p>Üçüncü aşamada açık etik çerçeve kurulmalıdır. “Ben hâkimle, savcıyla, bilirkişiyle dosya dışı temas kurmam. Dosyayı hukuk içinde savunurum” denilmelidir.</p>

<p>Dördüncü aşamada sert mesleki mesafe gerekir. Müvekkil adayı ısrarla hukuk dışı beklentiyi sürdürüyorsa avukat “böyle bir beklentiniz varsa sizinle çalışmam mümkün değil” diyebilmelidir.</p>

<p>Beşinci aşamada ise görüşmenin sonlandırılması gündeme gelir. Çünkü bazı müvekkil adayları hukuki yardım değil, kirli aracılık arar. Avukat böyle bir ilişkinin içine girdiğinde yalnız mesleğini değil, kendi özgürlüğünü, itibarını ve savunma makamının onurunu da riske atar.</p>

<p>Bu nedenle HKS’nin “kopuş” boyutu yalnız mahkemeye karşı değil, gerektiğinde müvekkilin hukuk dışı talebine karşı da işletilmelidir.</p>

<p><strong>XIII. Kurumsal Çürüme Karşısında Bireysel Avukatın Sınırı</strong></p>

<p>Elbette bütün sorumluluk avukata yüklenemez. Adli yolsuzluk çoğu zaman bireysel ahlak bozukluğundan ibaret değildir; kurumsal bir ekosistemdir. Hâkimlik ve savcılık kariyer yapısı, atama ve terfi sistemleri, bilirkişilik düzeni, kolluk-yargı ilişkisi, siyasi baskılar, medya etkisi, adliye içi hiyerarşi, meslek örgütlerinin zayıflığı ve toplumsal ilişki kültürü bu ekosistemi besleyebilir.</p>

<p>Bu nedenle avukatın görevi kahramanlık yapmak değildir. Avukatın görevi, yolsuzluk düzenini tek başına yıkmak da değildir. Böyle bir yük, bireysel avukatın omzuna bırakılamaz.</p>

<p>Fakat avukatın yapabileceği ve yapması gereken bir şey vardır: Kirlenmiş yargısal pratiğin içinde hukuki iz bırakmak.</p>

<p>Bu iz bazen bir tutanak cümlesidir.</p>

<p>Bazen reddi hâkim talebidir.</p>

<p>Bazen bilirkişi raporuna sert ve yöntemsel bir itirazdır.</p>

<p>Bazen “bu beyanımın aynen tutanağa geçirilmesini talep ediyorum” cümlesidir.</p>

<p>Bazen baroya yapılan bildirimdir.</p>

<p>Bazen disiplin başvurusudur.</p>

<p>Bazen suç duyurusudur.</p>

<p>Bazen kanun yolu dilekçesindeki kayıtlı bir itirazdır.</p>

<p>Bazen de yalnızca müvekkile söylenen şu dürüst cümledir:</p>

<p>“Ben bu dosyada hukuk dışı hiçbir yola girmem.”</p>

<p>Bireysel avukatın gücü belki sınırlıdır; fakat bu sınır, sorumluluğun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Çünkü yolsuzluk düzenleri yalnız büyük suçlarla değil, küçük teslimiyetlerle de büyür. “Bir şey olmaz”, “zaten herkes böyle yapıyor”, “müvekkil istiyor”, “sistem bunu gerektiriyor” cümleleri mesleğin içindeki çürümenin gündelik mazeretleridir.</p>

<p>Avukatın mesleki onuru, bu mazeretlere karşı direnebilmesinde görünür hale gelir.</p>

<p><strong>XIV. Sonuç: Avukat, Hukuka İnancın Çöktüğü Yerde Hukuksuzluğun Dilini Konuşmayı Reddeden Kişidir</strong></p>

<p>Adli yolsuzluğun en tehlikeli sonucu, hukuksuzluğun olağanlaşmasıdır. Bir süre sonra kimse şaşırmaz. Herkes “zaten böyle” demeye başlar. Mahkeme, hak arama yeri olmaktan çıkar; ilişki arama yerine dönüşür. Avukatlık, savunma mesleği olmaktan çıkar; adliye içi bağlantı mesleği gibi algılanmaya başlar. Müvekkil, hukuki strateji sormaz; “kimi tanıyorsunuz?” diye sorar. Toplum, adalet talep etmez; nüfuz arar.</p>

<p>Yargının çöküşü çoğu zaman büyük patlamalarla değil, bu küçük kabullerle gerçekleşir.</p>

<p>Fakat burada bir nokta daha vardır: Yargı sistemi kendi yapısal zaaflarını gidermedikçe, temiz olsa bile temiz görünemez; temiz görünemedikçe de hukuka güven üretemez. Gerekçesiz kararlar, denetlenemeyen bilirkişilik, eksik tutanak, dosya merkezli yargılama, savunmaya kapalı duruşma dili ve açıklanamayan usul pratikleri yolsuzluk algısının doğal beslenme alanına dönüşür. Bu nedenle adli yolsuzlukla mücadele, yalnız hukuk dışı menfaat ilişkilerinin cezalandırılmasıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda yargılamanın görünür, gerekçeli, kayıtlı, katılımcı ve denetlenebilir hale getirilmesi gerekir.</p>

<p>Avukatın tarihsel ve mesleki görevi, işte bu olağanlaşmaya direnmek olmalıdır.</p>

<p>Avukat, adli yolsuzluk karşısında ne saf bir idealist gibi sistemin gerçeklerini görmezden gelebilir ne de kaba bir realist gibi kirli işleyişe teslim olabilir. Onun konumu, bu iki uç arasındaki zor hatta kurulur: Gerçeği gören ama ona teslim olmayan; riski bilen ama mesleki omurgasını kaybetmeyen; müvekkilin güvensizliğini anlayan ama hukuk dışı beklentisini reddeden; meslektaşlar arasındaki yolsuzluk algısını sinik bir kabullenmeye değil, etik direnç ve kayıt bilincine dönüştüren; yargılama sistemindeki zaafiyetleri de doğrudan yolsuzluk ilan etmeden, fakat yolsuzluk algısını besleyen yapısal sorunlar olarak teşhis eden; öfkesini hukuk diline, sezgisini stratejiye, tanıklığını kayda dönüştüren bağımsız savunma öznesi.</p>

<p>Hukuka inancın zayıfladığı yerde avukatın görevi, hukuka safça inanmak değildir. Avukatın görevi, hukukun zayıflatıldığı yerde onun imkânlarını sonuna kadar zorlamaktır.</p>

<p>Yolsuzluğu inkâr etmek değildir; yolsuzluğa katılmadan onu görünür kılmaktır.</p>

<p>Müvekkile sahte umut satmak değildir; meşru mücadele hattını dürüstçe kurmaktır.</p>

<p>Mahkemeyle gereksiz çatışmak değildir; gerektiğinde mahkemenin hukuk dışına çıkan pratiğine kayıtlı, ölçülü ve stratejik biçimde direnebilmektir.</p>

<p>Ve en önemlisi, avukat hukuk dışı ilişkinin aracısı değil, hukuk dışı ilişkinin önünde duran mesleki sınırdır.</p>

<p>Bu nedenle adli yolsuzluğun yaygınlaştığı, hukuka inancın zayıfladığı, yargılama zaafiyetlerinin yolsuzluk algısını beslediği ve hukuk dışı ilişki arayışlarının olağanlaştığı bir ortamda avukatın asıl cümlesi şudur:</p>

<p><strong>Ben bu düzenin aracısı değilim; ben bu düzenin kaydını tutan, hukuk adına itirazını kuran ve savunmanın bağımsızlığını temsil eden kişiyim.</strong>Çünkü avukat hâkimi tanımakla değil, hukuku bilmekle; bilirkişiye ulaşmakla değil, raporu denetlemekle; kalemde adam bulmakla değil, usulü işletmekle; sonucu vaat etmekle değil, meşru savunmayı en güçlü biçimde kurmakla yükümlüdür. Avukat, hukuka inancın çöktüğü yerde bile hukuksuzluğun dilini konuşmayı reddeden kişidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/adli-yolsuzluk-hukuka-inanc-krizi-ve-avukatin-konumu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/baro/avuk-ist.jpg" type="image/jpeg" length="84759"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır'da 70 faili meçhul dosya incelenecek]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/diyarbakirda-70-faili-mechul-dosya-incelenecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/diyarbakirda-70-faili-mechul-dosya-incelenecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulmasının ardından Diyarbakır'da 1 başsavcı vekili ve 1 savcı görevlendirildi. Kurulan heyet, ilçelerden gelen dosyalar da dahil olmak üzere en eskisi 2002 yılına ait 70 dosyayı incelemeye aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, toplum vicdanında derin izler bırakan kasten öldürme ve kayıp olaylarını farklı bir gözle incelemeye başladı. İlk tespitlere göre; ülke genelindeki 75 ilde bulunan 638 dosya ve 693 maktul yönünden kapsamlı analiz süreci başlatıldı. Bu özel birim, özellikle kadın ve çocuk cinayetleri dahil Gülistan Doku soruşturması gibi kamuoyunun yakından takip ettiği faili meçhul olayların aydınlatılması için kurumsal kapasiteyi en üst seviyeye taşıyacak ve başsavcılıklarla yakından koordinasyon kuracak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DİYARBAKIR'DA HEYET KURULDU</strong></p>

<p>Diyarbakır'da da bu konuda araştırmaların yapılması için 1 başsavcı vekili ve 1 savcının görevlendirilmesinin ardından kurulan heyet, ilçeler de dahil olmak üzere kent genelinde bu türden şu ana kadar 70 dosya tespit etti. Kentte en eskisi 2002 yılına ait olan, delil yetersizliği ya da karartılması nedeniyle faili meçhul kalan bu dosyaların yapılacak çalışmaların ardından bitirilmesinin hedeflendiği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/diyarbakirda-70-faili-mechul-dosya-incelenecek</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/diyarbakir-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="72233"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE, TIP VE DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ UZMANLIK ÖĞRENCİLERİNE DÜŞÜK ÜCRET UYGULAMASI HUKUKA UYGUN MU?]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/vakif-universitelerinde-tip-ve-dis-hekimligi-fakultesi-uzmanlik-ogrencilerine-dusuk-ucret-uygulamasi-hukuka-uygun-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/vakif-universitelerinde-tip-ve-dis-hekimligi-fakultesi-uzmanlik-ogrencilerine-dusuk-ucret-uygulamasi-hukuka-uygun-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tıp ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi, Türk hukuk sisteminde yalnızca akademik bir faaliyet olmayıp aynı zamanda sağlık hizmeti üretimini içeren karma nitelikli bir statüye sahiptir. Bu yönüyle, uzmanlık öğrencileri hibrit şekilde hem yükseköğretim mevzuatına hem de sağlık hizmetlerine ilişkin düzenlemelere tabi tutulmaktadır. Vakıf üniversitelerinde yürütülen uzmanlık eğitimlerinde, mali hakların belirlenmesi noktasında ortaya çıkan farklı uygulamalar, son yıllarda önemli hukuki tartışmalara yol açmıştır.</p>

<p>Bu tartışmaların merkezinde, vakıf üniversitelerinde görev yapan tıp veya diş hekimliği fakülteleri uzmanlık öğrencilerinin ücret, döner sermaye, teşvik ve benzeri mali haklarının kamu kurumlarında görev yapan kendi emsallerindeki uzmanlık öğrencileriyle eşit olup olmayacağı sorunu yer almaktadır. İşbu yazımızda bu husus, ilgili mevzuat hükümleri ve uygulamadaki uyuşmazlıklar çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong>TIP VE DİŞ HEKİMLİĞİNDE UZMANLIK EĞİTİMİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Tıp ve diş hekimliğinde uzmanlık eğitimi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve 1219 sayılı Kanun kapsamında düzenlenerek birlikte ele alınmış ve benzer hak ve yükümlülüklere tabi tutulmuştur.</p>

<p>İlgili mevzuat çerçevesinde uzmanlık öğrencileri:</p>

<p>· Lisansüstü eğitim statüsündedir,</p>

<p>· Aynı zamanda fiilen sağlık hizmeti sunmaktadır,</p>

<p>· Görev icra ettikleri kurum adına gelir üretimine katkı sağlamaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla bu statü, klasik öğrenci statüsünden farklı olarak aynı zamanda mali hak doğuran bir çalışma ilişkisini de içinde barındırmaktadır.</p>

<p><strong>MALİ HAKLARIN KAPSAMI: ÜCRET, PROMOSYON, DÖNER SERMAYE VE TEŞVİK</strong></p>

<p>Uzmanlık öğrencileri, eğitimleri devam ederken aynı zamanda sağlık hizmeti veren uzmanlık öğrencilerinin mali hakları ilgili mevzuatlar kapsamında yalnızca maaşla sınırlı olmayıp her türlü ödemeyi kapsamaktadır. Peki her türlü ödeme kavramından ne anlamamız gerekir?</p>

<p>- <strong>Ücret Ödemesi; </strong>Ücret ödemesinden anlaşılması gereken sabit maaştır.</p>

<p>- <strong>Banka Promosyonları; </strong>Ücret ödemesine ek olarak üniversitenin bankalarla yapmış olduğu maaş protokolleri çerçevesinde ödenen ve uygulamada “promosyon” olarak adlandırılan ek mali menfaattir.</p>

<p><strong>- Döner Sermaye Gelirleri ile Teşvik Ödemeleri</strong>; Hizmet üretimine aktif katkı sağlayan performans ve katkı esasına dayalı personele dağıtılması gereken bir gelir kalemidir. Elde edilen gelir ortak bir havuz sisteminde biriktirilir. Teşvik ek ödemesi işbu döner sermayeden verilen personelin sağladığı katkıyı esas alan bir ödemedir. 27850 sayılı “<i>Yükseköğretim Kurumlarında Döner Sermaye Gelirlerinden Yapılacak Ek Ödemenin Dağıtılmasında Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik”</i> ile oranları ve uygulama alanı ayrıca hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Bu bağlamda uzmanlık öğrencilerinin hak ettiği tüm bu alacak kalemlerinin mevzuat hükümleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>KAMU EMSALİNİN UYGULANMA GEREKLİLİĞİ VE YASAL DAYANAKLARI</strong></p>

<p>Vakıf üniversitelerinin sınırlı da olsa mali özerkliği bulunmaktadır. Bu özerklik vakıf üniversitelerine belli sınırlar içerisinde özgürce hareket edebilme hakkı tanısa da bu özerkliğin kanunla çizilen sınırlar içerisinde kullanılması gerekmektedir. Bu sınır ise vakıf üniversitesi öğrencilerinin devlet üniversitesi öğrencileri ile aynı düzeyde, eşit mali ve sosyal haklara sahip olmasıdır.</p>

<p>Nitekim Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik hakkı ve 55. maddesinde düzenlenen ücrette adalet; aynı statüde bulunan kişiler arasında farklı uygulama yapılması halini hukuka aykırı kabul etmektedir.</p>

<p>Ücrette adaletin sağlanmasına ve bu alanda görev icra eden uzmanlık öğrencilerine kamu emsali ile eşit ücret uygulanmasına yönelik Anayasa’da ki emredici hükümleri takiben tıp ve diş hekimliğinde uzmanlık öğrencileri özelinde getirilen yasal dayanaklar ise şu şekildedir;</p>

<p>· <strong>2547 sayılı Kanun - Ek Madde 8:</strong></p>

<p><i>“Vakıfça kurulacak yüksekögretim kurumlarındaki akademik organlar, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenlenir ve onların görevlerini yerine getirir. Öğretim elemanlarının nitelikleri Devlet yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının niteliklerinin aynıdır.</i></p>

<p><i>Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemez. Bu fıkra kapsamında Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen emsal ücretin hesaplanmasında ilgili mevzuat uyarınca aylıklara ilişkin hükümlerin uygulandığı kadroya bağlı ödemeler dikkate alınır.”</i></p>

<p>· <strong>2547 sayılı Kanun;</strong></p>

<p>o <strong> Madde 50/e: </strong><i>“Tıpta uzmanlık öğrenimi yapanlara verilecek aylık veya ödeneklerin tespitinde, aynı durumda bulunan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığındaki personelin aylık ve ödenekleri göz önünde tutulur.”</i></p>

<p>o <strong>Madde 58/c:</strong> <i>“Tıp ve diş hekimliği fakülteleri ile sağlık uygulama ve araştırma merkezlerinin hesabında toplanan döner sermaye gelirleri bakiyesinden, bu yerlerde; Gelir getiren görevlerde çalışan öğretim üyesi ve öğretim görevlilerine aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme, ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca ödenen tazminat dahil, makam, temsil ve görev tazminatı ile yabancı dil tazminatı hariç) toplamından oluşan ek ödeme matrahının … aylık ek ödeme yapılır.</i></p>

<p><i>Sözleşmeli personele yapılacak ek ödeme matrahı, sözleşmeli personelin çalıştığı birim ve bulunduğu pozisyon unvanı itibarıyla aynı veya benzer unvanlı memur kadrosunda çalışan, hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel dikkate alınarak belirlenir. …Bu fıkra uyarınca yapılacak ödeme sigorta prim kesintisine tabi tutulmaz.”</i></p>

<p>· <strong>2809 sayılı Kanun Geçici 3/C-5:</strong><br />
<i>“Üniversitelerde tıpta uzmanlık öğrenimi yapmakta olanlara verilecek aylık ve her türlü ödemelerin net tutarı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının aynı durumda bulunan personeline verilen aylık ve her türlü ödemelerin net tutarından az olması halinde aradaki fark kendilerine hiçbir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ilgili üniversite bütçesinden ödenir.”</i></p>

<p>Tüm bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde tıp ve diş hekimliğinde uzmanlık yapan öğrencilerin kamu emsali ile eşit düzeyde ücret alma gerekliliğine ilişkin anayasal haklarının ek mevzuatlarla kuvvetlendirildiği görülmektedir.</p>

<p>İlgili mevzuat hükümlerinde vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan uzmanlık öğrencilerine, devlet yükseköğretim kurumlarında aynı unvan ile görev yapan uzmanlık öğrencilerine ödenen ücretten az ücret verilemeyeceği aksi takdirde aradaki farkın hiçbir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak üniversite bütçesinden ilgiliye ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Bu minvalde eşit ücret uygulamasının; vakıf üniversitesi takdirinde değil kanuni bir zorunluluk olduğu açıktır.</p>

<p><strong>UYGULAMA VE YARGI İÇTİHATLARI</strong></p>

<p>İlgili kanun hükümlerinin bu denli açık şekilde düzenlenmesinin asıl sebebi de bu yönde uygulanan haksız ve adaletsiz uygulamaları ortadan kaldırmaktır ancak günümüzde hala daha birçok vakıf üniversitesi bu düzenlemelere riayet etmemekte hukuki süreci yürütme sorumluluğunu uzmanlık öğrencilerine bırakmaktadır. Ancak son yıllarda açılan davalarda, “kamu emsalinin uygulanması gerekliliği” ilkesinin esas alındığı ve farklı uygulamaların hukuka aykırı bulunduğu görülmektedir. Nitekim 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu’nun açık ve emredici düzenlemesi karşısında; başvuranın mali haklarının, Sağlık Bakanlığı personelinin maaş ve ek ödemeler dahil tüm mali hakları bakımından az olamayacağı, az olduğu takdirde farkın üniversite bütçesinden karşılanması gerektiği ilkeleri dikkate alınarak adaletsiz kesintiye tabii tutulan mali hakların angarya teşkil edecek nitelikte olduğu ve bu durumun hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığına yönelik yargısal kararların çoğaldığını söyleyebiliriz.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Tıp ve diş hekimliği fakültelerinde uzmanlık eğitimi görenlerin mali hakları, yalnızca kurum içi politikalarla belirlenebilecek bir alan değildir. Nitekim uzmanlık öğrencilerinin mali haklarına ilişkin eşitlik ve adaletin sağlanması yalnızca bireysel hakların korunması değil aynı zamanda sağlık hizmetinin niteliğinin sürdürülebilirliği açısından da önem arz etmektedir.</p>

<p>Bu konuda mevzuat açık biçimde kamu emsalini esas almakta ve bu ilkeye aykırı uygulamaları hukuka aykırı kabul etmektedir. Mevzuatın aksi yönündeki uygulamalar ise idari yargı denetimine tabi olup iptal ve tazmin sonuçları doğurabilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. İdare Dava Dairesi, 2023/1290 E., 2023/2569 K., 27.12.2023 T.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Danıştay 11. Dairesi 25.05.2004 gün ve 2001/4941 Esas ve 2004/2429 sayılı kararı</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Kamu Denetçiliği Kurumu’nun 2025/1632-S.25.249 sayılı ve 14.02.2025 tarihli vermiş olduğu tavsiye kararında</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">· Ramazan Çağlayan, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, Adalet Yayınevi, Ankara 2021, 9. Baskı.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ramazan Çağlayan, <i>İdari Yargılama Hukuku</i>, Seçkin Yayınevi, Ankara 2022, 14. Baskı.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Halil Kalabalık, “<i>İdare Hukukunda Takdir Yetkisi Kavramı ve Benzer Kurumlarla Karşılaştırılması”</i>, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.1, S.2, Aralık 1997.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/vakif-universitelerinde-tip-ve-dis-hekimligi-fakultesi-uzmanlik-ogrencilerine-dusuk-ucret-uygulamasi-hukuka-uygun-mu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/saglik-doktors.jpg" type="image/jpeg" length="41523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17670"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71078"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58220"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72321"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84855"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84566"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22558"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93245"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82802"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97338"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="13616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="45760"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="58611"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="52564"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="99610"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="49244"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="97710"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="81333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="12815"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="59324"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
