Uygulamada rastlandığı üzere Cumhuriyet savcıları, mütalaa vermek için dosyanın kendilerine tevdi edilmesini talep edebilmektedir. Bu yazımızda, durumun hukuksal dayanağı olup olmadığını inceleyeceğiz.

Esas hakkında mütalaanın yasal dayanağı, yargılama yasamızın 216/1. maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre, ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine verilir.

Ceza yargılamasında duruşma, kural olarak tek celseden (oturum) ibarettir. Duruşma, sanığın sorgusuyla başlar. Daha sonra deliller ortaya konulur ve tartışılır. Son olarak bu deliller hakkında konuşma yapılır ve hüküm verilir.

Delillerin ortaya konulmasından sonra yapılan bu konuşmaya, Anglo-Amerikan hukukunda kapanış konuşması (closing argument) denmektedir. Bizim yasamızın en çok etkilendiği Alman ceza yargılama yasasının (StPO) 257/3. Maddesinde, delillerin ortaya konulması sırasında yapılan konuşmaların, kapanış konuşması niteliğinde olamayacağı düzenlenmiştir.

Kapanış konuşması olarak adlandırılan bu durum, bizim uygulamamızda esas hakkında mütalaa/savunma olarak adlandırılmaktadır.

Davanın konusu iddianamede anlatılan eylem olup Cumhuriyet savcısı iddianamedeki istemlerini esas hakkındaki mütalaasında değiştirebilir. Savunma da iddianameye ve esas hakkındaki mütalaaya karşı yapılır. Bir yargılama, işte bu tez-antitez diyalektiğine dayanır.

Yargılama yasamızın 90. maddesi uyarınca; kural olarak duruşmaya ara verilemez. Ancak, zorunlu hallerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verilebilir.

O halde, Cumhuriyet savcısının mütalaasını sunmak üzere süre istemesinin zorunlu hallerden olup olmadığı tartışılmalıdır.

Zorunlu haller, dinlenmesi zorunlu görülen tanığın duruşmaya gelmemesi veya yargıcın hastalanması gibi durumlardır. İddia makamının, delillerin ortaya konulması üzerine edineceği esas hakkındaki görüşlerini sunmak için süre istemesi, zorunlu bir hal olarak kabul edilemez.

Zaten hem yargılamanın mantığı ve yapısı hem de yargılama yasamızdaki düzenlemeler uyarınca deliller üzerine yapılan tartışmadan sonra kapanış konuşmasına geçilir. Yani, ara verilmez.

İddianın veya savunmanın, görüşlerini toparlayabilmek adına oturuma kısa bir ara verilmesi normaldir. Ancak haftalarca veya aylarca ara verme ne makul ne de zorunludur.

Savunmanın, esas hakkında görüşünü sunması için süre istemesi ve verilmesi, savunma hakkını korumak için uygulamada geliştirilmiş, benimsenmiş ve yerleşik hale gelmiştir. Ancak bunun, iddia makamı hakkında da uygulanması düşünülemez. Zira, zaten iddiayı ortaya atan ve davayı açan, Cumhuriyet başsavcılığıdır. Cumhuriyet başsavcılığının, duruşmayı bu biçimde uzatma hakkı bulunmamaktadır.

Bu bilgiler doğrultusunda, iddia makamının esas hakkında mütalaa vermek için süre istemesi ve dosyanın kendisine verilmesini talep etmesi, yargılamanın yapısı itibariyle ilk bakışta mantıksız olup yasal dayanaktan yoksun ve yasanın sözüne de aykırıdır.

Cumhuriyet savcısı, davacı kamunun vekili, kamu avukatıdır (İng: general attorney/Alm: staatsanwalt).  Davayı açan ve takip etmekle yükümlü olan, iddia makamını teşkil eden Cumhuriyet başsavcılığıdır. Kamu görevlisi olan Cumhuriyet savcısı, duruşmayı takip etmek, delilleri incelemek ve görüşünü bildirmek zorundadır. Bunun yapılmaması, görevin savsaklanması anlamına gelir. Bu davranışın, savunma haklarını ihlal ettiği, özellikle tutuklu işlerde vahim sonuçları olduğu açıktır.

Kanımızca bu gibi durumlarda mahkeme, Cumhuriyet başsavcılığına yazı yazarak duruşmayı gereği gibi takip etmesi için Cumhuriyet savcısı görevlendirilmesini istemelidir.