Bugünün en büyük aktivizm sorunu sistem değil,
devlet değil,
şirketler değil;
Biziz !
Daha doğrusu: Kendine âşık aktivist tipi.
Modern aktivizm, dünyayı değiştirmekten çok
kendini iyi hissetmekle meşgul.
Ve evet, bu bir tür narsisizm”.
Wayne Hsiung
The New Yorker, bu sayısında hayvan hakları aktivisti Wayne Hsiung ile ilgi çekici bir ropörtaj yapmış. Ropörtaj, biz hayvanseverleri iğneleyen -belki de kalplerini kıran- dürüst ama bir o kadar da şefkatli yargılar içeriyor. Kendini hayvansever addeden herkesin bu ropörtajı okumasını tavsiye ediyorum[1].
Wayne Hsiung “Direct Action Everywhere” Derneği’nin kurucusu ve aynı zamanda derneğin ismini yansıtacak şekilde doğrudan eylemlerle hayvan hakları ihlallerine aktif müdahaleyi savunuyor. Bu yüzden onu internetten araştırdığınızda 2017’de bir domuz çiftliğinden kurtardığı domuzcuk ile veya 2023’te Kaliforniya’da bir çiftlikten kurtardığı tavuk ve ördeklerle aynı karede görüyorsunuz.
Hsiung’un ve diğer aktivist arkadaşlarının bu “aktif müdahale” eylemleri her ne kadar eğlenceli gözükse de hukuki sonuçları bir hayli sevimsiz. Özellikle ABD’de 2023 yılı itibarıyla mahkemeler bu tür eylem yapanlara 90 gün hapis cezası veriyor. 2025 yılı Aralık ayında aynı derneğin aktivistlerinden yirmi üç yaşındaki Zoe Rosenberg’a hapis cezası yanında 100 bin dolar tazminat cezası verildiğini de bu aşamada belirtmek gerekir. Anlaşılan o ki, ABD , aktivislerin hapis yoluyla durdurulamayacağını anlayınca para ile telafi yoluna başvurdu. Yine de hepimizin bildiği üzere, sürgün de edilseler hayvan aktivistleri pes etmeyecek!
Peki hayvan aktivistlerinin, kendi hayatlarını bu derece olumsuz yönde etkileyen pek çok sıkıntıya göğüs germelerine, haklı bir davaya bu kadar adanmış olmalarına rağmen toplum nezdinde “sevimsiz” görülmeleri neden ?
Kabul edelim ki, Türkiye’de de hayvansever denince çoğumuzun aklına ideal bir insan tipi gelmiyor. Panter Emel’ler ile başlayan eylemler; bağırışlar, çağırışlar, suçlamalar ve kimi zaman infaz çağrılarına varan sert söylemler içinde “hayvanları rahat bırakın” diyen kadın-erkek kardeşlerimiz pek de öyle özverili ve empatik kişiler olarak algılanmıyor. Peki neden ? Gerçekten de sabah akşam hayvanları düşünen, bir hayvana eziyet edildiğini duyduğunda kalbi sıkışan, gece uyuyamayan, cüzdanındaki belki son parasını kendi öğle yemeğine harcamak yerine sokak hayvanlarına mama almaya ayıran, bu konuda dernekler kuran, eylemlere katılan, ellerinde megafonlarla sesleri kısılana kadar hayvan hakları için sloganlar atan hayvanseverler neden toplumun büyük bir kısmı tarafından “sevimsiz-antipatik” görülüyor? Hayvanseverler, savundukları davanın haklılığına rağmen neden taraftar toplamada bu kadar başarısızlar ?
İşte Wayne Hsiung The New Yorker’a verdiği ropörtajda tam da bu konuya değiniyor.
Haklı Olmak Yeter mi? Din örneği.
Modern aktivizm, büyük ölçüde şu varsayıma dayanıyor: “Doğruyu yeterince yüksek sesle söylersek insanlar değişir.”
Spoiler: Değişmiyorlar.
Aktivizmi “doğruyu haykırmak” sananlara çok yerinde bir cevap veriyor Hsiung; “İnsanlar sadece doğruya değil, birlikte olma hissine bağlanır.”
Hsiung’un fark ettiği şey şu: Modern aktivizm çok öfkeli, çok hızlı, çok haklı — ama aynı zamanda çok yalnız. İnsanlar bir amaca çabuk ısınıyor, protestolar, selfie’ler, sloganlar, şarkılar…sonra…herkes evine gidiyor. Sürdürülebilirlik yok.
Hsiung, bir hareketin sürdürülebilirliğinin “aidiyet hissi” ile doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Ona göre modern aktivizmin en büyük eksiklerinden biri de tam olarak bu aidiyet duygusu. İşte bu noktada “din” harika bir örnek olarak devreye giriyor. Örneğin, kilise gibi dini kurumlar insanları düzenli olarak aynı mekânda bir araya getirerek aidiyet hissini güçlendiriyorlar. Hsiung, insanların biraraya geldiği fiziksel mekanların, toplumsal hareketlerde sanıldığından daha etkili olduğunu, sosyal medyanın fitili ateşlemede etkisi olsa da, kalıcılık ve sürekliliğin insanların yüz yüze bir araya gelmesiyle sağlanabileceğini ifade ediyor.
Yeni bir topluluk/hareket kurarken her şeyi sıfırdan icat etmek yerine, din kurumlarının sosyal mühendislik yöntemini takip etmenin daha akıllıca olacağını düşünen Hsiung, hareketin sürekliliğini sağlamak için gerekli olan bir başka temel unsuru “hikaye” olarak belirlemiş. Hayvanseverler olarak insanları cezbedecek toplumsal hikayelere ihtiyacımız olduğunu savunuyor. Tıpkı, insanları aynı anlatı etrafında aynı duyguyla bir araya getiren eski/ortak hikayeler ve geleneksel anlatılar gibi.
Hsiung’a göre, toplumsal hareketin sürekliliğini sağlayacak bir diğer temel unsur ise “ritüel”. Topluluklar, üyeleri arasında bağlılık oluşturmak için ritüellere ihtiyaç duyar. Nasıl ki kilise, dua ve ayin ritüelleri sayesinde düzenli aralıklarla insanları bir araya getiriyorsa; hayvanseverlerin de, insanların bu hareketi değerli ve güvenilir bulmasını sağlamak adına topluluk duygusunu pekiştirecek ritüellere ihtiyacı var.
Hsiung bununla da kalmıyor, hayvanseverler olarak mücadele yönteminin Din’lerden olduğu gibi alınabileceğini savunuyor.
Bununla birlikte Hsiung, hayvan hakları aktivizmi ile din arasında tek taraflı değil, çift taraflı bir ilişki kuruyor. Din, hayvan hakları için güçlü anlatılar sunabilirken (ve saf bir şefkat alanı oluştururken), “hayvan hakları aktivizmi de Din’in (kilisenin) kaybettiği güç ve önem kaybını telafi edebilir” diyor.
Hsiung’a tamamen katılıyorum. Günümüzdeki seküler haliyle aktivizm yeterli olmuyor. Süreklilik ve ayakta kalabilmek için din benzeri ahlaki temele ihtiyacı var. Aksi halde;
· sürekliliği sekteye uğratacak anlık öfkelerle,
· ben haklıyım, sen kötüsün yargısıyla,
· insanların kusurlu olduğunu kabul etmeden onları utandırarak, hor görerek,
· konunun önemini henüz kavrayamamış olanlara ise düşman/ suçlu etiketini koyarak,
· suçluların ömür boyu değişmeyeceği önyargısıyla eğitim ve rehabilite odaklı olmayı vakit kaybı görerek,
· kendimizi ahlaken en üstün seviyeye koyarak
· hayvan hakları aktivizmini bir ahlaki üstünlük vitrini gibi kullanarak,
Pek bir yere varamayacağız.
Av. Arb. EBRU EKŞİOĞLU
-----------
[1] https://www.newyorker.com/news/fault-lines/why-an-agnostic-animal-rights-activist-went-to-seminary