I. Yazının Kaleme Alınış Amacı
Bu çalışma, uygulamada sıklıkla karşılaşılan; içeriği itibarıyla hukuki nitelik taşımasına rağmen dili, üslubu ve kavramsal düzeyi bakımından hukuk disiplininin gerekleriyle bağdaşmayan dilekçeler, layihalar ve mahkeme kararlarının varlığı karşısında duyulan mesleki ve bilimsel rahatsızlık üzerine kaleme alınmıştır.
Özellikle yargı mercilerine sunulan metinlerde ve gerekçeli kararlarda gözlemlenen bu dilsel ve terminolojik zafiyet, bireysel bir anlatım tercihi olarak değerlendirilemeyecek ölçüde yaygınlaşmış; hukuk pratiğinin teknik niteliğini ve yargısal faaliyetin kurumsal ciddiyetini ilgilendiren yapısal bir sorun hâline gelmiştir.
Elbette hukuki metinlerin edebî bir eser niteliği taşıması, süslü bir anlatım veya retorik zenginlik barındırması beklenemez. Böyle bir beklenti, hukuki faaliyetin amacıyla bağdaşmadığı gibi gerçekçi de değildir. Bununla birlikte hukuki metinlerin belli bir asgari dil, üslup ve terminoloji standardının altına düşmemesi, hukuk biliminin teknik doğasının zorunlu bir sonucudur. Bu çalışma, hukuki metinlerde gözetilmesi gereken bu asgari standardın kapsamını ve dayanaklarını tartışmayı amaçlamaktadır.
II. Hukuki Metin Kavramı ve Kapsamı
Hukuki metin kavramı yalnızca mahkeme kararlarıyla sınırlı değildir. Dava ve takip dilekçeleri, cevap ve beyan dilekçeleri, istinaf ve temyiz başvuruları, mütalaalar, layihalar ve mahkeme kararları; tamamı itibarıyla hukuki metin niteliği taşır.
Bu metinlerin ortak özelliği, hukuki bir iddia, savunma, değerlendirme ya da hüküm içermeleri ve hukuk düzeni içinde sonuç doğurmaya elverişli olmalarıdır. Bu nedenle hukuki metinlerin dili ve üslubu, yalnızca hâkimlerin değil, avukatların ve diğer hukukçuların da doğrudan sorumluluk alanına girer.
Hukukçular tarafından kaleme alınan her metin, yalnızca somut uyuşmazlığa ilişkin bir belge değil, aynı zamanda hukuk dilinin, hukuk kültürünün ve mesleki formasyonun bir yansıması olduğu asla gözardı edilmemelidir.
III. Normatif Düzenleme Eksikliği ve Mesleki Sorumluluk
Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu başta olmak üzere usul kanunlarında, dilekçelerin ve mahkeme kararlarının taşıması gereken şekli unsurlar ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Buna karşılık, bu metinlerin hangi dil ve üslupla kaleme alınması gerektiğine ilişkin açık ve pozitif bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Ancak bu normatif sessizlik, hukuki metinlerin gündelik konuşma diliyle, teknik kavramlardan yoksun veya özensiz bir anlatımla yazılabileceği anlamına gelmez. Hukuk, yüksek derecede teknik bir disiplindir ve bu tekniklik en somut biçimde dil aracılığıyla görünür hâle gelir. Bu nedenle hukuki metinlerin dili ve üslubu, kanuni bir zorunluluktan ziyade mesleki sorumluluğun, hukuki yöntemin ve bilimsel disiplinin doğal bir sonucudur.
IV. Mahkeme Kararlarında Dil ve Üslubun Özel Önemi
Mahkeme kararları, hukuki metinler arasında özel ve üstün bir konuma sahiptir. Zira dilekçeler ve mütalaalar taraf iradesinin bir yansıması iken, mahkeme kararları devletin yargı yetkisinin somut tezahürüdür.
İfade edelim ki, mahkeme kararları yalnızca taraflara hitap eden metinler değildir. Bu kararlar aynı zamanda üst derece mahkemelerinin denetimine, benzer uyuşmazlıklarda uygulanmak üzere diğer mahkemelerin değerlendirmesine ve nihayetinde toplumun adalet algısına yöneliktir. Bu durum, mahkeme kararlarında kullanılan dilin ve üslubun özel bir özenle seçilmesini zorunlu kılar.
Bu bağlamda gerekçeli kararların, yalnızca sonucu bildiren veya vakıaları tekrar eden metinler olmaması gerekir. Kararlarda, somut olay ile uygulanan hukuk normu arasındaki bağın açık, tutarlı ve denetlenebilir biçimde kurulması zorunludur. Dilsel belirsizlikler, muğlak ifadeler veya gündelik dile kaçan anlatımlar, kararın gerekçe niteliğini zayıflatmakta; hukuki denetimi güçleştirmektedir.
Mahkeme kararlarında kullanılan dilin özensizliği, yalnızca estetik veya biçimsel bir sorun değildir. Bu durum, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini doğrudan zedelemekte; içtihat birliğinin oluşmasını güçleştirmektedir. Aynı zamanda kararların ikna ediciliğini azaltarak, yargısal faaliyetin kurumsal otoritesine zarar verme riski taşımaktadır.
Bu nedenle mahkeme kararlarında dil ve üslup, diğer hukuki metinlere kıyasla daha yüksek bir asgari standarda tabi olmalıdır. Kararlar; teknik terminolojiye sadık, sistematik bir muhakemeyi yansıtan, gereksiz tekrar ve süsleyici ifadelerden arındırılmış bir anlatımla kaleme alınmalıdır. Yargısal gerekçenin gücü, kullanılan kelimelerin ağırlığında değil; kurulan hukuki muhakemenin açıklığında ve tutarlılığında aranmalıdır.
Mahkeme kararlarının dili, bireysel anlatım özgürlüğünün değil; yargı yetkisinin ciddiyetinin ve hukukun teknik doğasının bir gereğidir. Bu nedenle gerekçeli kararların dil ve üslubu, yargısal faaliyetin meşruiyetini ve hukuk düzenine duyulan güveni doğrudan etkileyen asli unsurlardan biri olarak değerlendirilmelidir.
V. Hukuki Metinler Teknik Metinlerdir
Uygulamada zaman zaman hukuki metinlerin daha anlaşılır olması gerektiği gerekçesiyle gündelik dile yaklaştırıldığı görülmektedir. Oysa hukuki metinlerin amacı, bir olayı hikâyeleştirmek, muhatabı etkilemek veya geniş kitlelere hitap etmek değildir. Hukuki metinler, teknik bir muhakemenin yazılı ifadesidir.
Bu yönüyle hukuki metinlerin asli muhatabı, hukuk formasyonuna sahip kişilerdir. Nasıl ki bir mühendislik raporu ya da tıbbi epikriz, meslek dışı kişiler için sadeleştirilemezse; hukuki metinler de gündelik dile indirgenemez. Anlaşılabilirlik, ancak hukuk dilinin sınırları içinde ve hukuki kavramların yerleşik anlamları korunarak sağlanabilir.
VI. Tıp–Hukuk Analojisi ve Terminoloji Zorunluluğu
Hukuki metinlerde terminoloji kullanımının zorunluluğu, tıp alanıyla yapılacak bir karşılaştırma yoluyla daha açık biçimde ortaya konulabilir. Halk arasında yaygın olarak kullanılan “kıl dönmesi” ifadesi, hekim-hasta diyalogunda kullanılsa bile teşhis-tedavi evrakında veya reçete metninde kullanılmaz; bunun yerine “pilonidal sinüs” terimi tercih edilir. Bu tercih, hastayı dışlamak amacıyla değil, tıbbın bilimsel, sistematik ve denetlenebilir yapısını korumak için yapılır.
Aynı ilke hukuk için de geçerlidir. Hukuki kavramlar, gündelik dildeki karşılıklarıyla ikame edilemez. Örneğin hak, yükümlülük, kusur, hukuki yarar ve hukuki nitelendirme gibi kavramlar ancak hukuk dili içinde anlam kazanır. Bu kavramların sadeleştirilmesi veya özensiz kullanımı çoğu zaman anlam kaymasına, hatalı değerlendirmelere ve içtihat tutarsızlıklarına yol açar.
VII. Açıklık, Kesinlik ve Ölçülülük İlkeleri Bağlamında Hukuki Üslup
Hukuki metinler açıklık, kesinlik ve ölçülülük ilkelerine uygun olarak kaleme alınmalıdır. Bu bağlamda hukuki metinlerde gereksiz, süsleyici ve laf kalabalığı niteliğindeki ifadelere yer verilmemelidir. Metnin amacı, muhatabı etkilemek ya da retorik üstünlük sağlamak değil; hukuki vakıa ve normları doğru, açık ve denetlenebilir biçimde ortaya koymaktır.
Somut uyuşmazlığa katkı sunmayan, tekrar mahiyetindeki veya belirsiz anlatımlar, metnin hacmini artırmakta ancak hukuki değerini yükseltmemektedir. Aksine bu tür anlatımlar hem metnin ciddiyetini zedelemekte hem de hukuki güvenliği olumsuz etkilemektedir. Hukuki metnin değeri, uzunluğunda değil; içerdiği isabetli, sistematik ve gerekçeli hukuki değerlendirmede yatar.
Sonuç
Dilekçelerden mahkeme kararlarına kadar uzanan tüm hukuki metinler, hukuk biliminin kavramsal ve metodolojik çerçevesi içinde yazılmalıdır.
Hukuki metinlerin dili ve üslubu, bireysel anlatım tercihlerinin değil, mesleki sorumluluğun ve hukukun teknik doğasının bir sonucudur.
Bu nedenle hukukçular tarafından kaleme alınan her metin, yalnızca somut uyuşmazlığın değil, hukuk düzeninin bütününün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Dil ve üsluptaki özensizlik, yalnızca biçimsel bir eksiklik değil; hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ve yargısal ciddiyet bakımından da ciddi sonuçlar doğuran bir sorundur.