Ülkemizde deniz, hava ve raylı sistem taşımacılığı hem yolcu taşımada hem de yük taşımacılığında ziyadesi ile eksiktir. Bu yüzden ülkemizde yük taşımacılığı ve yolcu taşımacılığı çoğunlukla kara yolu taşımacılığı üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle ülkemizde ölümler ve bedensel zararlar, en çok insan taşıyan araçlardan ve TÜİK verilerine göre kazaların yüzde doksandan fazlası sürücü kusurlarından meydana gelmektedir. Biz bugün özellikle maddi hasarlı trafik kazası sonrası araçlarda oluşan değer kaybı ve sonrasında hangi hukuki yollara başvurulması gerektiği üzerinde duracağız.
1-) Değer Kaybı Nedir
Değer kaybı: aracın kaza öncesi 2. el rayiç bedeli ile kaza sonrasında aracın onarım gördükten sonraki 2. el piyasa bedeli arasındaki fark diye ifade edilebilir. Yargıtay uygulamasına göre de değer kaybı benzer minvaldedir: ''...aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup, araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki 2. el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınmaktadır.'' Kaza geçiren araçta oluşan değer kaybı ile beraber 2. el araç alıcılarının kaza geçirmiş olan araca bakış açılarının değişeceği, potansiyel alıcıda kazalı aracı almak hususunda bir isteksizliğin oluşacağı 2. el piyasa taliplerinde görülen bir gerçektir. Değişim esnasında kullanılan parçanın orijinal olması bu durumu değiştirmemektedir.
Değer kaybının talep edilebilmesi için üç temel koşulumuz:
· Yaşanan trafik kazasında kusurun tamamının (yüzde yüz, %100 kusur) araç değer kaybı başvurusunda bulunan kişide olmaması gerekmektedir.
· Aracın hurda (sovtaj) olmaması gerekir, nitekim buna ilişkin bir Yargıtay kararında şu ifadeler geçmektedir:
''Aracın markası, modeli, yaşı ve hasarın boyutu gibi hususlar birlikte irdelenmek suretiyle, tamirinin ekonomik olup olmadığı, değilse; piyasa koşullarına göre kazadan önceki 2.el piyasa rayiç bedelinin ve kazadan sonraki hurda (sovtaj) değerinin belirlenmesi, belirlenen rayiç değerden de aracın hurda bedeli indirilmek suretiyle davacının gerçek zararının tespiti, aracın pert olarak değerlendirilmesi halinde ayrıca değer kaybı oluşmayacağı hususu da göz önünde bulundurularak karar verilmesi gerekir.'' (17. HD. 03.06.2013, 2013/5126E.-2013/8212 K.)
· Aracın daha önce hasar gören parçaları, farklı bir kazada aynı parçaların zarar görmesi nedeniyle sigorta şirketine başvuru yapılması durumunda sigorta şirketi değişen parçalar için yeniden değer kaybı ödemesini çoğunlukla yapmaz.
2-) Değer Kaybının Hesaplanması
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının ekler kısmında (Ek-1'de) hesaplamanın ne şekilde olması gerektiği belirtilmiştir. Yargıtayda değer kaybı hesaplamasının ne şekilde yapılması gerektiğini şöyle ifade etmektedir: ''...araç değer kaybı konusunda hesap yapmaya ehil, İTÜ veya Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyeti gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek hasar konularında uzman bilirkişi (makina mühendisi) veya bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına göre; davacı aracının modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi ticari araçlarda çalışma süresi yani yıpranma payı, hasarın şiddeti ve büyüklüğü, onarımın kalitesi ve maliyeti, orijinal eşdeğer parça kullanımı vs. gibi hususlar göz önünde bulundurularak kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki 2. el piyasa rayiç değeri (hasarsız haliyle) ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki haline göre serbest piyasadaki 2. el piyasa değeri arasındaki fark (aradaki farkın değer kaybı olarak kabul edilmesi) hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.'' (17. HD 04.04.2016, 2015/18700 E.- 2016/4193K.)
3-) Değer Kaybına İlişkin Başvurunun Yapılması Usulü
A-1) 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 30’uncu maddesi çerçevesinde ve Karayolları Trafik Kanunu 97’nci maddesi uyarınca: ”Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içerisinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” hükmünü içermektedir.
Burada bilhassa dikkat edilmesi gereken husus aracımıza kusurlu olarak zarar veren aracın zorunlu mali mesuliyet sigorta şirketine yazılı başvurunun dava açmadan evvel tüketilmesi gereken zorunlu bir başvuru yolu olduğu keza buradaki sürenin ise 15 takvim günü olduğu yani iş günü olmadığına da dikkat buyrunuz. Başvuru yapılması sonucunda ilgili sigorta şirketi tarafından en fazla zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçe limitleri kapsamında tarafımıza ödeme yapması beklenir. Oysa sigorta şirketleri çoğu zaman ya hiç ödeme yapmıyor veya eksik ödeme ile aracı zarar gören şahısların daha fazla mağdur olmasına neden oluyor. Bu durumda aracı zarar gören taraf için dava açma veya tahkime başvuru yolu saklıdır.
''...2918 sayılı yasanın 97/1 maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş ise de davadan önce tarafların zorunlu olmamasına rağmen ihtiyari olarak arabuluculuk yoluna başvurdukları, bu şekilde davalı sigorta şirketinin rizikonun gerçekleştiği ve kapsamı konusunda bilgi sahibi olduğu dolayısıyla 2918 sayılı Kanun'un 97’nci maddesi ile amaçlanan durumun gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca ilk derece mahkemesince dava şartı noksanlığının giderilmiş olduğu gözetilerek işin esasının incelenmesi gerekir. (4. HD. 08.05.2024, 2023/12689 E. - 2024/4378 K.) Yargıtayın mezkur kararında ifade ettiği: Şayet aracımız trafik kazasında karşı tarafın kusurlu hareketi sonrası aracımızda bir zarar meydana gelirse ve biz bu nedenle karşı tarafın zorunlu mali mesuliyet sigortasını yaptıran sigorta şirketine başvuru yapmadan arabulucuya başvuru yapmışsak davamız usuli eksiklikten dolayı usulden reddedilemez. Çünkü her iki durumda aynı amaca hizmet edip sigorta şirketinin trafik kazasından haberdar olmasını sağlamaktadır.
A-2) Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları altında; a.5. kapsama giren teminat türlerinin alt başlığının a) bendinde maddi zararlar teminatı içeriğinde: Hak sahibinin bu Genel (Değişik ibare:RG-4/12/2021-31679) Şartlarda tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır. Şeklinde düzenlenip madde muhtevasında yine değer kaybının vurgulandığı açıktır.
3-) Görevli ve Yetkili Mahkeme
6100 sayılı yasanın 1.maddesinde 'Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.' şeklinde ifade edilip, Yargıtay da benzer içeriği şu şekilde ifade etmektedir:''...6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1483/1. maddesinde, sigortacıların diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamayacakları belirtilmiş; aynı Kanunun 4/1-a maddesinde, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, TTK'da öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı düzenlenmiştir. TTK'nın 5. maddesi ise aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemelerinin, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu hükmüne yer verilmiştir. Araçta meydana gelen hasar ve değer kaybı esasen haksız fiil oluşturmaktadır. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkeme genel hukuk mahkemesi olan asliye hukuk mahkemesi ise de; dava, gerçek kişi ile karşı tarafın ZMMS yaptırdığı sigorta şirketine karşı da açılmıştır. Davalı sigorta şirketi, sigorta poliçesi nedeniyle sorumlu tutulmuş olup, zorunlu sigortalar, TTK'nın 1483 vd maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nın 4/1-a ve 5. maddesi hükümleri karşısında, mutlak ticari nitelikteki bu davada asliye ticaret mahkemesi görevli bulunmaktadır.'' (20. HD. 26.01.2016, 2015/15190 E. 2016/928 K.) Görev kamu düzenine ilişkin olup taraflarca veya mahkemece re'sen davanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. 2918 sayılı yasanın 110/1 amir hükmündeki şekli ile: ''İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.''
Yetki hakkında; 6100 sayılı yasanın 6. maddesinde genel yetkili mahkeme şöyle düzenlenmiş: ''Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.'' Trafik kazasının temelinde yatan sebep haksız fiil olduğu için yine aynı yasanın 16. maddesinde ise şöyle ifade edilmiş: ''Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.''
Benzer şekilde 2918 sayılı yasanın 110/2 maddesindeki ifade şekli ile: ''Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.''
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları C.7.'de de yetkili mahkemeye ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir.
Sigortacının başvuru tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi kısmen veya tamamen karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde ya da tazminat tutarında anlaşma sağlanamadığı hallerde sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinde, kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde ya da zarar görenin ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabileceği gibi uyuşmazlığın çözümü için Sigorta Tahkim Komisyonuna da başvurulabilir.
Bütün bunlara ek olarak HSK Genel Kurulunun 07/08/2021 tarih 31515 RG'de yayınlanarak yürürlüğe giren 07/07/2021 tarih 608 Sayılı kararıyla bir ilde kurulan ticaret mahkemesinin yargı çevresi o ilin mülki sınırları olarak belirlenmiş ve 01/09/2021 tarihinden sonra uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Burada ifade edilmek istenen eğer ki bir ilde veya ilçede Asliye Ticaret Mahkemesi kurulmuş ve faal ise biz davamızı bu mahkemelerden birinde açmak zorundayız. Aksi takdirde Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açsak dahi) açtığımız davada Asliye Hukuk Mahkemeleri görevsizlik ve yetkisizlik kararı verecektir. 6102 sayılı yasanın 5/4 hükmü de bu durumda uygulanmaz.
Zamanaşımı Hakkında
6098 sayılı yasanın 72. Maddesi uyarınca “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.”
2918 sayılı KTK'nin 109/1. maddesi hükmüne göre "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" şeklindedir. Her iki kanuni düzenlemenin benzer mahiyette olması tesadüf değildir, her iki kanunun temelinde yatan sebep haksız fiil olduğu içindir.
Değer kaybı davalarında zamanaşımı davanın açılması ile tüm alacak miktarı bakımından kesilir, Yargıtay kararlarında sıkça değer kaybı hesaplamalarının teknik ve uzman bilirkişi incelemesi gerektiği davacı tarafın tek başına zararını hesaplayamayacağı; bu nedenle 6100 sayılı yasanın 107. maddesinde düzenleme alanı bulan belirsiz alacak davası şeklinde açılabileceğini ifade etmektedir. ''... Bilirkişi trafik kazasına karışan davacıya ait aracın hasar sonrası durumunu inceleyerek araçta değer kaybı oluşup oluşmadığını belirleyip, yapacağı değerlendirme üzerine davalılardan talep edilebilecek alacak miktarını saptayacaktır. Bu durumda değer kaybına ilişkin dava konusu talep miktarının taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli olmadığının anlaşılması karşısında, mahkemece davanın kısmi eda davası olarak nitelendirilmesi yanlış olup, dava belirsiz alacak davasıdır.
Dava açılmakla, belirsiz alacak davasında alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekte iken, kısmi davada talep edilmeyen kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Belirsiz alacak davasında davalı tarafça dava açıldıktan sonra ileri sürülen zamanaşımı def'i sadece ilk talebi değil bedel artırım talebini de kapsar ve süresinde zamanaşımı def'in de bulunmaması halinde arttırılan bedel için sonradan zamanaşımı def'inde bulunulamaz.''(17. HD 20.09.2016 2016/6447 E.-2016/7994 K.)

Av. Ramazan BARAN





