Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli, 2025/391 E., 2026/211 K. sayılı kararı

T.C.

Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu

2025/391 E., 2026/211 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/161 E., 2024/341 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 27.02.2024 tarihli ve
2022/5379 Esas, 2024/1154 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti, menfi tespit ve ipoteğin fekki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine davalı temyizi hakkında ise hükmün bozulmasına karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda temyiz dilekçesinin yasal süre geçtikten sonra verilip verilmediğinin tespiti ile, temyiz talebi hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ve davalı arasında akdedilen satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyeti müvekkiline ait olan Kocaeli ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 1 02... parsel sayılı taşınmazın 1/3 payının 1.200.000,00 TL bedel ile davalıya satışı hususunda anlaşmaya varıldığını, sözleşme gereğince davalı tarafından davacıya toplam 800.000,00 TL ödeme yapıldığını, 250.000,00 TL ödemenin teminatı olarak Kocaeli ili, ... ilçesinde bulunan 1 02... parsel sayılı taşınmaz üzerine 300.000,00 TL tutarlı ipotek tesis edildiği, 550.000,00 TL tutarlı ödeme için de davacının maliki bulunduğu İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, ... Mahallesinde bulunan taşınmaza 700.000,00 TL tutarında ipotek tesis edildiğini, sözleşmede kararlaştırılan edimlerin ifa edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine davalı tarafından ödenen bedellerin iadesinin talep edildiğini, müvekkilinin 750.000,00 TL ödeme yaptığını ve davalı şirkete 50.000,00 TL borcu kaldığını, sözleşmeye konu taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmadığını, davalı tarafından geçersiz sözleşme gereği bakiye kalan 50.000,00 TL için yapılan usulsüz icra takibiyle taşınmazın satıldığını ileri sürerek taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin şekil yönünden geçersizliği ile, davalıya 50.000,00 TL borçlu olduğunun tespitine, sözleşmesinin geçersizliği sebebiyle 1 02... parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekkine, ayrıca İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2012/842 Esas sayılı dosyasında yapılan işlemlerin eski hâle getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, arabulucuya başvuru koşulunun yerine getirilmediğini, davada eksik harcın tamamlanmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu, sözleşme kapsamında davacıya ve davacının alacaklılarına 800.000,00 TL ödeme yapıldığını, sözleşmede kararlaştırılan edimin ifa edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine sözleşmenin 3. maddesi uyarınca gecikme faiziyle iadesinin istendiğini, davacı aleyhine ipoteğin para çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını, davacı tarafından yapılan 750.000,00 TL ödemenin kısmi ödeme olduğunu, faiz, icra dosyalarındaki masraf, vekâlet ücreti ve harçların da davacı tarafından ödenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davacının kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 13.10.2020 tarihli ve 2019/5 85... /329 Karar sayılı kararıyla; davalı tarafından sözleşmenin şekil şartına uygun olmaması nedeniyle geçersiz olduğu iddiasının hakkın kötüye kullanılması olduğu savunulmuş ise de, taraflarca edimlerin ifa edilmediği, taşınmazın davalıya devredilmediği gibi sözleşmede yazılı bedelin bir kısmının ödendiği, davacının davalıya 750.000,00 TL ödeme yaptığının anlaşıldığı, sözleşmede ipoteklerin davacının borçları için yapılan ödemeler ve kendine verilen bedellerin teminatı için verildiği, ipotek konulan taşınmazlardan biri üzerindeki ipoteğin kaldırıldığı, diğer taşınmaz yönünden ipoteğin paraya çevrilerek satıldığı, üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunduğu, bu aşamada var olmayan ipoteğin fekkine karar verilemeyeceği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile taraflar arasında yapılan 21.07.2011 tarihli "satış vaadi sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin geçersiz olduğunun tespitine, davacının sözleşme gereği davalıdan almış olduğu bedelden 750.000,00 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine, ipoteğe ilişkin tüm taleplerin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 16.06.2022 tarihli ve 2021/998 Esas, 2022/1527 Karar sayılı kararıyla; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

''...'Tüm bu açıklamaların ışığı altında yapılan değerlendirmede, somut olayda, taraflar arasında "Satış Vaadi Sözleşmesi" başlıklı, 21.07.2011 tarihli sözleşmenin bulunduğu, sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılmadığı, Kanun’un öngördüğü şeklin bir geçerlilik şartı olarak düzenlenmesi nedeni ile buna uyulmadan yapılan sözleşmenin geçersiz olduğu, geçersiz sözleşme nedeniyle, tarafların ifa ettikleri edimleri sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilecekleri anlaşılmıştır.

Açılan davada davacının talebi, geçersiz satış vaadi sözleşmesi gereğince iadeyle yükümlü olduğu bakiye tutarın 50.000,00 TL olduğunun tespiti olmakla talebin 2004 sayılı İİK'nın 72 nci maddesinde düzenlenen menfi tespit istemine ilişkin olduğu kabul edilerek geçersiz olsa da taraflar arasında akdedilen 21.07.2011 tarihli sözleşmeye göre, davalı tarafından davacıya yapılan ödeme miktarı esas alınarak dosya kapsamı, icra takip dosyaları, icra dosyaları kapsamında davalıya ödeme yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise miktarlarının belirlenip incelenmek suretiyle ve gerekirse bilirkişi incelemesi de yapılarak bu sözleşme gereğince davacının davalıya karşı borçlu olmadığı miktarın tespit edilip bu miktar üzerinden borçlu olmadığına dair tespit hükmünün kurulması gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması hatalı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir…'' gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, geçersiz olduğuna karar verilen sözleşme kapsamında davacı tarafından geri ödenen bedelin 750.000,00 TL olduğu bu ödeme hakkında her iki tarafın da kabulünün bulunduğu, bu hususun 02.07.2020 tarihli üç nolu celsede davalı vekilinin beyanından da anlaşıldığı, çekişme konusu olmayan ödeme miktarına ilişkin mahkemece tekrardan araştırma yapılıp rapor alınmasının yargılamayı uzatacağı, mevcut hâliyle verilen ilk kararın doğru olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Gönderme Kararı

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.04.2025 tarihli ve 2025/1168 Esas, 2025/2191 Karar sayılı kararı ile; temyiz dilekçesinin yasal süre geçtikten sonra verilip verilmediğinin tespiti ile, temyiz talebi hakkında bir karar verilmesi görevinin Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna ait olduğu gerekçesiyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

C. Ön Sorun

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce;

1. İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen direnme kararı davalı vekili Avukat ...'e 29.01.2025 tarihinde tebliğ edilmiş, mahkemece kararın 13.02.2025 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi verilmiş, sonrasında mahkemece 17.02.2025 tarihli karar ile adı geçen Avukat ...'in Avukat ... ve Avukat ...’a ait hukuk bürosunda çalıştığı ve 2024 yılı temmuz ayında ayrılmış olduğu, ayrılmış olduğuna dair dosyaya SGK'dan işten çıkış evraklarını sunduğu, gerekçeli kararın tebliğ tarihi itibariyle görevinden çekilen Avukat ...'in dosyada yetkili vekil olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 13.02.2025 tarihli kesinleşme kararının kaldırılarak gerekçeli kararın davalı vekili Avukat ...'e tebliğine karar verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekiline 22.02.20 25... .02.2025 tarihlerinde tebliğ edilmiş, davalı vekili Avukat ... direnme kararını 26.02.2025 tarihinde temyiz etmiştir.
Bu durumda öncelikle davalı vekilinin 12.11.2024 tarihli karara yönelik temyiz başvurusunun süresinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

D. Gerekçe

Değerlendirme

1. Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

2. Tebliğ, kelime anlamıyla kısaca bildirim, yazılı bildirme anlamına gelir. Tebliğ kelimesinin çoğulu (tebliğler) olan ancak artık bugün için dilimizde (tekil) tebliğ kelimesi ile özdeş olarak kullanılan tebligat terimi, hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın, yasanın öngördüğü esas ve usule uygun bir biçimde (elektronik ortam dâhil) yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi demektir (Ejder Yılmaz, Tecer Çağlar, Tebligat Hukuku, 6. Bası, Ankara 2013, s. 39).

3. Hukuki anlamda tebligat, hukuki işlemlerin kanunda belirtilen usule uygun olarak muhatabına ya da muhatap adına kanunen kabule yetkili şahıslara yazılı olarak bildirimi ve bu bildirimin belgelendirilmesi işlemidir. Tebligatın, yazılı bildirim ve belgelendirme olmak üzere iki ana unsuru vardır. Tarafların, mahkemenin, icra ve iflas dairelerinin yaptıkları işlemlerin tamamlanıp hüküm ifade edebilmesi için genellikle tebliğ edilmiş olması gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararı).

4. Davaya vekâlet 6100 sayılı Kanun'un 71 ilâ 83. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir (HMK md. 71). Davaya vekâlet (temsil yetkisi) verilmesi, tek taraflı bir hukuki işlem niteliğinde olup vekâlet verenin (müvekkilin) tek taraflı bir irade beyanıyla gerçekleşir. Davaya vekâlet ehliyetine sahip olan kişiler kural olarak avukatlardır.

5. Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar (HMK md. 73/1). Bu kapsamda vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın nasıl yapılacağı, 7201 sayılı Kanun'un 11. maddesinde açıklanmış olup "Vekile ve kanuni mümesile tebligat" başlıklı maddenin 1. fıkrası; "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır..." şeklinde düzenlenmiştir.

6. Bir kişinin birden fazla vekili varsa, tebligatın bunlardan sadece birine yapılması yeterlidir. Tebligatın birden fazla vekile yapılması hâlinde, ilkine yapılan tebliğ asıl tebliğ sayılır. Dolayısıyla kanuni sürelerin başlayacağı tarih, ilk tebliğ tarihidir (Hakan Albayrak, Tebligat Hukuku, Güncellenmiş 2. Baskı, Ankara 2022, s. 92).

7. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddesinde de vekile tebligat başlığı altında benzer düzenlemeye yer verilmiştir. İlgili hükümler dikkate alındığında bir kimsenin birden fazla vekili varsa tebliğin vekillerden herhangi birine yapılmış olması yasal sürelerin başlaması için yeterlidir.

8. Somut olayda, dosyaya sunulan ve Eyüpsultan 9. Noterliği tarafından düzenlenen 05.06.2018 tarihli vekâletname uyarınca davalı şirketin kendisini Avukat ..., Avukat ..., Avukat ... ve Avukat ... vasıtasıyla dosyada temsil ettirdiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının davalı vekillerinden Avukat ...'e 29.01.2025 tarihinde tebliğ edildiği, mahkemece kararın 13.02.2025 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi verilmiş ise de sonrasında 17.02.2025 tarihli karar ile adı geçen Avukat ...'in Avukat ... ve Avukat ...’a ait hukuk bürosunda çalıştığı ve 2024 yılı temmuz ayında ayrılmış olduğu, gerekçeli kararın tebliğ tarihi itibariyle görevinden çekilen Avukat ...'in dosyada yetkili vekil olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle 13.02.2025 tarihli kesinleşme kararının kaldırılarak gerekçeli kararın davalı vekili Avukat ...'e tebliğine karar verilmiştir. Direnme kararı bu kez davalı vekillerinden Avukat ...'e 22.02.20 25... .02.2025 tarihlerinde tebliğ edilmiş, karar adı geçen vekil tarafından 26.02.2025 tarihinde temyiz etmiştir.

9. Yukarıda açıklandığı üzere davalı kendisini birden çok avukat ile temsil ettirmiş, direnme kararı vekâletnamede adı geçen avukatlardan biri olan Avukat ...’e elektronik yolla tebliğ çıkarılmıştır. Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesine göre elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağından tebliğin 29.01.2025 tarihinde gerçekleştiği açıktır. İki haftalık yasal temyiz süresinin bu tarihten itibaren başlayacağı ve 12.02.2025 tarihi itibari ile sona ereceği gözetildiğinde adı geçen avukat tarafından UYAP'a 14.02.2025 tarihinde kaydı yapılan dilekçe ile çalışmakta olduğu avukatlık ofisinden 2024 yılı içerisinde ayrıldığından bahisle kendisine yapılan tebligatın geçersiz olduğu ve iade edildiği belirtilmiş ise de bu dilekçenin de temyiz süresi dolduktan sonra sunulduğu açıktır. Bu durumda, 05.06.2018 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletname ile davalı şirketin münferiden yetkili olmak üzere birden çok vekille kendisini temsil ettirdiği, bu vekillerden biri olan Avukat ...’e yapılan tebligat ile temyiz süresinin işlemeye başladığı, yasal temyiz süresinin dolduğu tarihe kadar da vekâlet ilişkisinin sona erdiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı dikkate alındığında, sonradan diğer avukata çıkarılan karar tebliği üzerine 26.02.2025 tarihinde sunulan dilekçenin süresinde olduğu kabul edilemez.

10. Bu itibarla davalı vekilinin kanuni süresinden sonra yapılan temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.