Yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülebilmesi için öncelikle görevli mahkemenin doğru belirlenmesi gerekir. Çünkü görev kuralları, usul hukukunun en temel kurumlarından biridir ve kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle mahkemeler, görevli olup olmadıklarını yargılamanın her aşamasında kendiliklerinden gözetmek zorundadır. Ayrıca taraflar da davanın her aşamasında görev itirazında bulunabilirler. Tarafların görev konusunda itiraz etmemiş olmaları veya görevli olmayan mahkemede yargılamaya devam etmeyi istemeleri sonucu değiştirmez. Zira görev, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir alan değildir.

Bu nedenle bir uyuşmazlıkta görevli mahkeme belirlenirken öncelikle uyuşmazlığa uygulanacak özel bir görev kuralının bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Eğer özel bir düzenleme mevcutsa öncelikle o uygulanır; özel bir düzenleme yoksa genel görev kuralları devreye girer.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2. maddesinde;

“Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.”

hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenleme, Asliye Hukuk Mahkemesini özel hukuk uyuşmazlıklarında genel görevli mahkeme olarak kabul etmektedir. Aynı zamanda “aksine düzenleme bulunmadıkça” ibaresiyle, özel kanunlarda farklı görev kurallarının getirilebileceği de açıkça öngörülmektedir.

Dernekler hukukunda ise özel bir kanuni düzenleme bulunmaktadır. 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 36. maddesinde;

“Bu Kanunda geçen ‘mahkeme’ deyimi, görevli asliye hukuk mahkemesini ifade eder.”

hükmü yer almaktadır.

Bu düzenleme, derneklerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, Dernekler Kanunu’nun HMK sistemine aykırı bir düzenleme getirmemiş olmasıdır. Aksine, HMK’nın genel görev kuralını dernekler bakımından özel olarak teyit eden bir düzenleme söz konusudur.

Aslında teorik açıdan bakıldığında şu sonuç da ortaya çıkmaktadır: 5253 sayılı Kanun’un 36. maddesi hiç mevcut olmasaydı dahi, derneklerin kuruluşundan doğan uyuşmazlıklar, organ ihtilafları, üyelikten çıkarma işlemleri, genel kurul kararlarının iptali ve derneğin iç işleyişine ilişkin davalar bakımından HMK m.2 uyarınca görevli mahkeme yine Asliye Hukuk Mahkemesi olacaktı. Çünkü bu uyuşmazlıklar, özel hukuk tüzel kişisi olan derneklerin şahıs varlığına ve kurumsal yapısına ilişkin özel hukuk uyuşmazlıklarıdır.

Bu nedenle Dernekler Kanunu m.36, yeni bir görev rejimi ihdas eden bir hüküm değil; zaten HMK m.2 kapsamında ulaşılan sonucu açık ve tartışmasız hale getiren bir düzenleme niteliğindedir. Başka bir ifadeyle, özel kanun burada genel kurala paralel bir doğrulama yapmaktadır.

Bununla birlikte görev hukukunda genel ilke olan lex specialis derogat legi generali gereğince, özel kanun hükmü varsa öncelikle o uygulanır. Bu nedenle dernekler hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda ilk başvurulması gereken norm Dernekler Kanunu m.36’dır. Ancak bu normun gösterdiği sonuç, HMK m.2 ile aynı yöndedir. Dolayısıyla iki düzenleme arasında bir çatışma değil, tam bir uyum bulunmaktadır.

Nitekim derneklerin feshi, genel kurul kararlarının iptali, yönetim ve denetim kurullarının oluşumuna ilişkin uyuşmazlıklar, organ seçimlerine itirazlar, üyelikten çıkarma kararlarının iptali, üyelik haklarına ilişkin davalar ve derneğin tüzel kişiliğinin iç işleyişinden kaynaklanan tüm uyuşmazlıklar, dernekler hukukunun çekirdek alanını oluşturmaktadır.

Bu uyuşmazlıkların tamamı doğrudan dernek tüzel kişiliğinin yapısı, organları ve üyelik ilişkileri ile ilgili olduğundan, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

Öte yandan görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkeme, görev hususunu yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate almak zorundadır. Aynı şekilde taraflar da davanın her aşamasında görev itirazında bulunabilirler. Bu yönüyle görev meselesi, yargılamanın şekli bir tartışması değil, doğrudan adil yargılanma hakkının güvencesidir.

Elbette bir uyuşmazlıkta taraflardan birinin dernek olması tek başına görevli mahkemeyi belirlemez. Dernek ile çalışanı arasındaki iş uyuşmazlıklarında İş Mahkemeleri, ticari nitelikteki uyuşmazlıklarda Asliye Ticaret Mahkemeleri, idari işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise idari yargı görevli olabilir. Ancak uyuşmazlık derneğin organları, üyelik ilişkileri ve iç işleyişine ilişkin ise hem HMK m.2 hem de Dernekler Kanunu m.36 aynı noktayı işaret etmektedir.

Sonuç olarak dernekler hukukunda görevli mahkeme belirlenirken HMK m.2 ile 5253 sayılı Dernekler Kanunu m.36 birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan sonuç nettir: derneklerin iç işleyişine, organlarına ve üyelik ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu sonuç hem genel kanun hem özel kanun düzeyinde açık, uyumlu ve tartışmasız biçimde düzenlenmiştir.