Türk Ceza Kanunu’nun 18. maddesinde “Geri verme” başlığı ile yabancı sanık veya hükümlünün geri verilmesi, yani yabancı bir ülkeye gönderilmesi düzenlenmiştir. Eski adı ile “iade” ve yeni adı ile “geri verme” esas itibariyle yabancı sanığın veya hükümlünün geldiği, yani ait olduğu ülkeye gönderilmesi anlamını taşımaktadır.
TCK m.18’de, Türkiye Cumhuriyeti açısından sanık veya suçlunun iadesinin şartları düzenlenmiştir. Bir başka ifadeyle, Türkiye Cumhuriyeti’nden iadesi talep edilen sanık veya hükümlünün iadesinin ne şekilde mümkün olacağı, TCK m.18’de ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. TCK m.18’in gerekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin yabancı devletler ile imzaladığı iki taralı sözleşmelere ve suçluların iadesine dair Avrupa Sözleşmesi’ne atıf yapıldığı, geri vermeye ilişkin şartlar açısından bu sözleşmelere bakılması gerektiği, ancak iç hukuk bakımından iade ile ilgili yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran usul ve esaslarının kanunla belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Geri verme, ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik sahasında işlenen suçlar hakkında mümkün kılınmıştır. Türk vatandaşlarının ise, hangi şekilde olursa olsun yabancı ülkeye iade edilmesi yasaklanmıştır.
18. maddede açık bir şekilde “kovuşturma” kavramına yer verildiği, gerek yabancı ülkede ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nde, iadesi talep edilen kişi hakkında başlatılan yargılamanın kovuşturma olması gerektiği anlaşılmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde “kovuşturma”, iddianamenin kabulü ile başlayan ve hükmün kesinleşmesine kadar geçen aşama olarak adlandırılmış, bu aşamada yargılanan kişinin “sanık” olarak tanımlanacağı, bu aşama öncesinin “soruşturma” ve soruşturmada yargılanan kişinin de “şüpheli” olarak sıfatlandırılacağı ifade edilmiştir.
“Suçta ve cezada kanunilik” prensibi ve “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 dikkate alındığında, yabancı ülkede ve Türkiye Cumhuriyeti’nde iadesi talep edilen kişi hakkında başlayan yargılama sürecinin soruşturma aşamasını tamamlaması ve kovuşturmaya dönmesi veya kovuşturma aşamasının da bitip mahkumiyet kararının da kesinleşmesi suretiyle iadesi talep edilen kişinin “hükümlü” sıfatını taşıması gerekir.
Anayasa m.13’de geçen sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceğine dair hükmü, hem şekli ve hem de esas yönünden kanun olarak kabul etmeliyiz. Bir başka ifadeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından şekil yönünden kanunlaştırılmayan genel düzenlemeler yoluyla temel hak ve hürriyetlere sınırlama getirilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, tüzük, yönetmelik ve genelgeler yoluyla temel hak ve hürriyetlere sınırlama getirilemez. Kanun hükmünde kararnameler ise, Anayasa m.91’de öngörülen sınırlar kapsamında dikkate alınmalıdır.
“Milletlerarası antlaşmalara uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de, usulüne göre yürürlüğe konulan kişi hak ve hürriyetleri ile ilgili uluslararası sözleşmeler ile kanunların aynı konumda farklı hükümler içerdiği durumlarda, uluslararası sözleşmelere öncelik verileceği ifade edilmekle birlikte, bu önceliğin ancak kişi hak ve hürriyetlerinin lehine olan uluslararası sözleşmeler yönünden mümkün olabileceğini, kanunlara göre kişi hak ve hürriyetlerine kısıtlama getiren uluslararası sözleşmelerin bu öncelikten yararlanamayacağını da belirtmek isteriz.
Tüm bu sebeplerle; iade şartlarını düzenleyen TCK m.18’in “kovuşturma” şartına bağlı kalmak, iadenin kişinin özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ilgili olması sebebiyle, iadesi talep edilen kişinin “şüpheli” sıfatını taşıdığı “soruşturma” aşamasında kendi isteği olsa bile yabancı bir ülkeye iadesine izin vermemek isabetli olacaktır. Kanun koyucu net bir şekilde, ceza soruşturmasının başlaması ile ilgili basit şüpheyi iade dayanağı saymamış, en azından yeterli şüphenin oluşması sonucunda hazırlanan iddianame ile kamu davasının açılıp kovuşturma aşamasına geçilip iadenin ön koşulu olarak göstermiştir. Ancak bu ön koşulun gerçekleşmesi kaydıyla, bir sanığın veya hükümlünün TCK m.18 kapsamında iadenin diğer şartları da dikkate alınmak suretiyle iadesi mümkün olabilmelidir.
(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan Şen tarafından www. hukukihaber. net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Trend Haberler
Araştırma Görevlisi ve Öğretim Görevlisi Atama Usulünde Alanla İlgili Bilim Sınavı Dışındaki Bütün Unsurlar Kanuni Temelden Yoksunluk Sebebiyle Anayasaya Aykırıdır
AVUKATLAR İÇİN ÖNEMLİ 'ÇOK VEKİLLİ VEKALETNAME' KARARI
Genç avukat ofisinde ölü bulundu
MUNZAM ZARARIN İSPATI SORUNU
MUVAZAALI OLDUĞU İDDİA EDİLEN İCRA TAKİBİNİN İPTALİ İSTEMİ - SATIŞ İŞLEMLERİNİN İHTİYATİ TEDBİR KARARIYLA DURDURULMASI GEREKTİĞİ
ÖRGÜTLÜ SUÇLARDA GÖREVLİ MAHKEME ve TUTUKLULUK SÜRELERİNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME
Cumhuriyet savcısını 850 bin TL dolandırdılar!
Yasa dışı bahis operasyonu: 3 banka yöneticisi, 8 polis ve 4 avukat gözaltında
Yapay Zeka Mahkeme Salonlarında: Hukukun Yeni Sınavı
KKTC’de “Tahkim Günü”ne yoğun ilgi: Tahkimin geleceği Lefkoşa’da konuşuldu