Giriş: Hukukun Gaye Problemi ve Koskenniemi’nin Eleştirel Perspektifi
Elimizden gelen asgari şey duyarlılık ve bu duyarlılığın bir farkındalığa dönüştürülebilmesidir. İnsan olmak olayları seyretmekten fazlasına tekabül ediyor. İnsan seyrettiği olaylardan etkilenen, acı duyan ve aynı zamanda bu üzüntüyü bir sorumluluğa dönüştürmekle yükümlü olan bir varlık. Bu hafta içerisinde Hacettepe Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen “Uluslararası Hukuk Perspektifinde Gazze Soykırımı”[i] başlıklı sempozyumu ilgi ile takip ettim. Anladığım o ki insan olmanın ağırlığı ve buna ilaveten hukukçu sıfatının da yüklemiş olduğu sorumluluk ile önümüzde duran ve uzun yıllar devam edecek birçok imtihan ile karşı karşıyayız. Bugüne kadar bu hususta iyi bir sınav vermediğimizi ve kamuoyu oluşturmak noktasında üzerimize düşeni layıkıyla yerine getiremediğimizi itiraf etmek zorundayız. İşte bu düşüncelerle bu yazıyı kaleme almaya başladım.
Daha önce yayımlamış olduğum bir yazıda, merhum Rahmi Çobanoğlu’nun "Fenomen ve İdeal Olarak Hukuk" makalesine atıfta bulunmuştum.[ii] Bu kez, Çobanoğlu’nun "Hukukta Gaye Problemi" başlıklı çalışmasından ilhamla, Martti Koskenniemi’nin eleştirel hukuk teorisi çerçevesinde uluslararası hukukun ve bahusus önümüzde büyük bir imtihan olarak durmakta olan Filistin meselesinin nasıl okunabileceğine dair bir perspektif sunmak istiyorum.
Uluslararası hukuk, teknik bir normlar bütünü olmaktan çok, siyasi ve ideolojik bir mücadele alanıdır. Koskenniemi’nin teorisi, uluslararası hukukun belirsizlikleri, egemenlik-adalet ikilemi ve hukuki söylemlerin politik işlevleri üzerine kapsamlı bir eleştiri sunmaktadır. Bugün yaşanan hukuki krizler, Koskenniemi’nin eleştirilerini tekrar düşünmek için önemli bir zemin teşkil etmektedir.
Bu ve benzeri çalışmalar entelektüel lakırdılar olmaktan öte bir anlam taşımaktadır. Martti Koskenniemi de böyle bir isimdir zira onun uluslararası hukuk doktrinindeki tesiri, hem derin bir fikrî birikime hem de özgün bir düşünce seyrine dayanmaktadır. Onun eserleri, belirli bir çerçeveye hapsedilemeyecek kadar geniş kapsamlı ve devinim arz eden bir mahiyete sahiptir. Akademik hayatının başlarında Eleştirel Hukuk Çalışmaları (EHÇ) ekolünden mülhem hukukun belirsizliğine odaklanan yaklaşımları dikkat çekmişse de Koskenniemi’nin fikrî seyri bu dar çerçeveyi aşarak daha geniş bir perspektifle şekillenmiştir. Zira onu farklı kılan –gerek avukatlığında, gerek üniversite hocalığında, gerekse de diplomatik ve bürokratik hayatında- antropolojik yapısalcılık başta olmak üzere dil ve kültürün derin yapılarına yönelik ilgisidir. Bu derinden kavrayış –bence birçok eksiği de barındırmaktadır ve ancak bizler tarafından aşılabilir- Koskenniemi’ye uluslararası hukuka özgün bir eleştirel bakış sunma imkanı bahşetmiştir.
Bu noktada beni esas sevindiren Koskenniemi’nin yukarıda kısaca değindiğim üzere hukukun pratik alanındaki tecrübesidir. Zira o uzun dönem hukuk müşavirliği-avukatlık vasıtasıyla hukukçu kimliğinin gereklerini ifa ederek hayatını devam ettirmiştir. İşte bu alt yapı yine yukarıda değindiğim teorik/felsefi ilgisinin genişliği ile birlikte ona çok daha etraflı ve derinlikli bir seviye katmıştır denebilir. Her ne kadar yazılarında şahsi hatıratına dair atıflar sınırlı olsa da, pratiğin onun teorik görüşlerine olan tesiri her daim gözlemlenebilir. Ona göre, uluslararası hukuk, teori ile pratiğin yekdiğerinden müstağni olamayacağı bir sahadır. Hukukun mahiyeti, onu tarif eden ve tatbik eden hukukçuların nazarına ve faaliyetlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu sebeple, Koskenniemi’nin eserlerinde teori ve pratik, “bir madalyonun iki yüzü gibi” ele alınır.
Dünya üzerinde herhangi bir sorun lokal olduğu kadar global bir ilişkiler ve etkileşimler ağının neticesidir ve çözümü de bu kapsamda ele alınmak zorundadır. 2025 yılı itibariyle “herhangi bir sorun” olarak nitelendiremeyeceğmiz ve yer yüzündeki herkesi ilgilendiren o kadar çok zulüm ile karşı karşıyayız ki hukukçuların uluslararası hukuk perspektifine çok daha fazla yönelmesi her şeyden önce bir insan ve akabinde bir hukukçu olmanın gereğidir. Bu noktada Koskenniemi bizim için iyi bir başlangıç noktası olabilir.
Koskenniemi ve Helsinki Okulu: Eleştirel Bir Hukuk Okuması
Koskenniemi, akademik kariyerinin başlarında Eleştirel Hukuk Çalışmaları (EHÇ) ekolünden etkilenerek hukukun belirsizliğine ve esnekliğine odaklanmış, ancak zamanla uluslararası hukuku daha geniş bir dünya tasavvuru içinde değerlendirmeye başlamıştır.
Andrea Bianchi, akademik eserlerinde şahıs isimlerinden kaçınarak, Koskenniemi’nin çalışmalarını Helsinki Okulu başlığı altında ele almıştır. Helsinki Okulu kavramıyla Bianchi, “belirli bir entelektüel ya da coğrafi merkeze sahip bir grup insanı kesin bir şekilde tanımlamayı amaçlamaz; aksine, sahnenin baş kahramanını tanıtmak için mütevazı bir vasıta” olarak görür.
Koskenniemi’nin yaklaşımına göre uluslararası hukuk, yalnızca teknik bir araştırma sahası değildir; aynı zamanda “söylem” üzerinden şekillenmekte ve bu açıdan siyasi bir mana ihtiva etmektedir. Uluslararası hukukta “yöntemde alışveriş merkezi yaklaşımı”na yönelik sert eleştiriler yönelten Koskenniemi, American Journal of International Law dergisinde yayımlanan Uluslararası Hukukta Yöntem Sempozyumu’nda sunduğu bildiride, “yazım usullerinin, müşterinin kendine özgü tercihlerine göre seçmesi için yan yana sergilenebilecek deterjan markaları gibi olduğu varsayımını” açık bir şekilde eleştirmiş ve küçümsemiştir. Bu yaklaşımlara karşı, disiplinin temellerini ve bu temellerin nasıl işlediğini anlamanın önemini vurgulamıştır. Ona göre uluslararası hukuk kuralları, belirli çıkarları ve otoriteleri meşrulaştırmak için kullanılabilen esnek araçlar hâline gelmiştir.
Bu minvalde, Koskenniemi ilk dönem eserlerinde uluslararası hukukun gayesini yeniden tarif ederek, onu bürokratik sınırlamalardan azade kılmayı ve esas kıymetini yeniden kazandırmayı gaye edinmiştir. Bu yaklaşımını “mit ihdası” olarak vasıflandıran Koskenniemi, hukukun menşeini yeniden anlamlandırmayı bir nevi siyasi aktivizm olarak görmektedir.
Güncel Hukuki Krizler ve Koskenniemi’nin Belirsizlik Tezi
2025 yılı itibarıyla, uluslararası hukuk kritik sınamalarla karşı karşıyadır. Orta Doğu’daki gelişmeler, Ukrayna’daki savaş, Gazze’de yaşanan insani kriz, İsrail’in uluslararası hukuk ihlalleri ve Batı’nın bu ihlallere yönelik çifte standardı, hukukun belirsizliği ve güç ilişkilerine bağımlılığı konusundaki eleştirileri daha görünür hâle getirmiştir.
Örneğin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’nin boşaltılması ve Filistinlilerin Mısır ile Ürdün’e nakledilmesi yönündeki teklifi, 1949 tarihli IV. Cenevre Konvansiyonu’nun 49. maddesine açıkça aykırıdır. Ancak Batı’nın hukuku araçsallaştırarak bu ihlalleri göz ardı etmesi, Koskenniemi’nin teorilerini teyit eden bir örnek oluşturmaktadır.
Bu noktada Koskenniemi’nin belirsizlik tezi, uluslararası hukukun devletlerin çıkarlarına göre şekillendiğini, normatif kesinlikten yoksun olduğunu ve hukuki argümantasyonun doğasında bulunan esnekliğin güç ilişkilerini beslediğini göstermektedir. Zaten Koskenniemi teorisinde liberal siyasi ve uluslararası hukuk düşüncesinin asıl yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlamıştır.
Düşüncelerini daha detaylı bir biçimde ele alacak olursak Koskenniemi, en önemli eserlerinden From Apology to Utopia’da uluslararası hukukta hukuki çıkarımların/istidlallerin belirsiz tabiatını inceler. Hukuki dilin, disiplindeki belirsizliği ve ucu açık yorumları yansıtan, pek çok tevil yoluna imkan veren bir şekilde tertip edildiğini belirtir. Bu teorik bakış, mevcut uluslararası hukukun sabit olmadığını; bilakis, mütemadiyen yeniden yoruma ve müzakereye açık bir yapı olduğunu ifade eder. Koskenniemi’ye göre uluslararası uyuşmazlıkların içerisinde taraflarının istediği yöne çekmesine imkan olan terimler ve argümanlar bulunmaktadır. Dolayısıyla kötü yöne çekilmesi mümkün olduğu gibi uluslararası hukuk haklı ancak nispeten güçsüz taraflar için iyileştirici bir müdahale zemini oluşturmaktadır.
Koskenniemi, erken devre çalışmalarının -bilhassa “From Apology to Utopia” adlı eserindeki hukuki belirsizlikleri ele alınışı çerçevesinde- EHÇ metodolojisinden esinlenmesine rağmen, uluslararası hukukla iştigalinin EHÇ veya onun mühim entelektüel simalarından kaynaklanmadığını vurgulayarak, mezkur ekolden ayırır. Uluslararası hukuka olan alakasının, diplomat ve hukuk müşaviri olarak icra ettiği vazifelerde karşılaştığı hukukî münazara usullerinden doğduğunu ifade eder ki bu, EHÇ’nin meşguliyet noktalarından mühim bir ayrılmayı teşkil eder.
Koskenniemi’nin düşüncesinde öne çıkan bir diğer husus onun uluslararası hukuk literatürüne hakim olan yönetimci (managerialism) zihniyetine karşı açık muhalefetidir. Koskenniemi, uluslararası hukuku yalnızca küresel sorunları yönetmek için bir teknik araç olarak gören yönetimci zihniyeti eleştirir. Bu yaklaşımın hukukun siyasi cephesini perdelediğini ve mesleği yalnızca teknik çarelerin bir yekunu haline indirgediğini ifade ile hukuki tercihlerin doğasında bulunan karmaşıklık ve ahlaki derinliği ortadan kaldırdığını söyler. Bu açıdan Koskenniemi’nin yönetimcilik eleştirisi, uluslararası hukukun normatif cephelerine meydan okuyarak, hukuku küresel sorunları idare etmek için sırf teknik bir araç seviyesine indirmekle itham eder. Bu anlayışın, mevcut kaidelere riayeti öncelediği, fakat bu kaideleri tanzim eden normatif tercihlerin kritiğini yahut ifşasını ihmal ettiğini ifade etmektedir.
Koskenniemi’ye göre yönetimcilik, hukukun bağrında taşıdığı siyasi mücadeleleri perdeleyerek dikkati gücün ve otoritenin normatif yönlerinden uzaklaştırır. Bu zihniyete itiraz ederek, uluslararası hukuk çalışanların ahlaki ve siyasi mesuliyetlerinin idrakinde olmalarını talep eder ve onların yaptıkları tercihler ile bu tercihlerin güç dengeleri ve adalet zaviyesindeki neticelerinin şuurunda olmalarının zaruretini vurgular
Keza Koskenniemi, bilhassa The Gentle Civilizer of Nations adlı eserinde, uluslararası hukukun önemli düşünürler, hukukçular ve onların projeleri çerçevesinden anlaşılmasının önemine işaret eder. Büyük anlatılardan kaçınarak, tarihî şahsiyetlerin ve onların bağlamlarının hukukun gelişimini nasıl tesir altına aldığını işler. Bu yaklaşım uluslararası hukukun, onu teşkil edenlerin mücadeleleri çerçevesinde evrildiği fikrini teyit eder. Eserde, uluslararası hukukun tahlilinde tarihin merkezi bir rol oynadığının altını çizen Koskenniemi, bu minvalde uluslararası hukukun tarihî bağlamın merceğinden kavranması gerektiğini ısrarla vurgular ve hukukun mücerret fikirler yahut doğrusal tarihî hikayeler yerine, bireysel aktörler ve onların teşebbüsleri tarafından şekillendiğini savunur.
Apoloji-Ütopya İkilemi
Koskenniemi’nin "Apology and Utopia" kavramsallaştırması, uluslararası hukukun idealist ve gerçekçi yönleri arasındaki çelişkiyi ele alır. Filistin meselesinde bu çelişki keskin bir şekilde gözlemlenmektedir.
Yazının kapsamını daha fazla genişletmemek amacıyla özet olarak vermek gerekirse:
-Apoloji, mevcut güç dengelerini kabul eden ve hukuku bu dengenin bir aracı olarak gören yaklaşımdır.
-Ütopya, hukuku ideal bir adalet arayışı içinde şekillendirmeye çalışan, ancak mevcut siyasi gerçekliklerle uyuşmayan bir perspektiftir.
Koskenniemi’ye göre nesnellik ütopya iken, öznellik apolojidir. Koskenniemi’nin uluslararası hukuk teorisi en temel olarak nesnellik ve egemenlik unsurları üzerine oluşturulmuş halde olup yoğun bir liberal hukuk eleştirisi içermektedir. Dezavantajları nedeniyle bu iki uç sistem de istenen sonucu vermemektedir. Koskenniemi’ye göre bu çıkarımdan varılması gereken sonuç, uluslararası hukukun varlığını ispatlayabilmek için hukukun aynı zamanda hem normatif hem de somut olduğunu yani devlet davranışı, iradesi veya çıkarı haricinde de devletleri bağladığını ancak yine aynı devletin davranışı, iradesi veya çıkarı ile hukukun varlığının doğrulanabilmesi gerektiğidir. Koskenniemi apoloji ve ütopya tehlikesinden ancak normatiflik ve somutluğu birleştirerek korunulabileceğini ifade etmektedir.
Filistin meselesinde uluslararası hukukun apolojik bir araç olarak kullanıldığı ve mevcut güç yapılarını meşrulaştırdığı gözlemlenmektedir. İsrail’in uluslararası hukuk ihlallerine rağmen hukukun nasıl eğilip büküldüğü, Koskenniemi’nin apoloji eleştirisini doğrulamaktadır.
Bu çerçevede insan haklarına ilişkin bir Avrupa konsensüsü oluşturmak ve uygulamak amacını da taşıyan AİHM’in Yunanistan’ı ısrarla istisnai bir konumda tutması da Koskenniemi’nin tezleri bağlamında bir somut vakıa olarak zikredimelidir.[iii]
Sonuç: Uluslararası Hukukun ve Hukukçunun Geleceği
Koskenniemi’nin eleştirel hukuk teorisi, uluslararası hukukun belirsizliklerini, normatif esnekliğini ve egemenlik-adalet çatışmasını anlamada önemli bir çerçeve sunmaktadır. Kısa bir şekilde sunmaya çalıştığım ve bir hareket yahut başlangıç noktası olarak belirlenebilecek Koskenniemi perspektifi, uluslararası hukukun yalnızca teknik bir disiplin değil, aynı zamanda siyasi ve etik bir mücadele alanı olduğunu hatırlatmakta ve sistemin yapısına dair ipuçları vermektedir. Zaten son tahlilde onun baş eseri From Apology to Utopia uluslararası hukuka içkin siyaseti ortaya dökme çabası olarak nitelenebilir. Buna bağlı olarak da uluslararası avukatlar da hukukçu oldukları kadar bir sosyal bilimci veya siyasetçilerdir ve bu kimliklerinden tamamen ayrı bir hukukçu kimlikleri bulunmamaktadır.
-------------
[i] https://www.youtube.com/live/UOB3jk0B8b8?si=LsxoMV7L9bTe2B51
[ii] https://www.hukukihaber.net/secim-siyaset-ve-hukuk-muhammed-ali-ozturk
[iii] https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/aihmin-simarik-cocugu-yunanistan-4679605?utm_source=twitter&utm_medium=Social
İleri Okumalar İçin
1 - d'Aspremont, Jean, The International Legal Scholar in Palestine: Hurling Stones under the Guise of Legal Forms? (April 19, 2011). Melbourne Journal of International Law, Vol. 14, No. 2, 2013, Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=1846867 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.1846867 https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1846867
2- MARTTİ KOSKENNİEMİ’NİN ULUSLARARASI HUKUK TEORİSİNİN ANALİZİ - Bilge Sena Erdem - https://dergipark.org.tr/tr/pub/sde/article/1475522 -