I. Giriş

Sahtecilik suçlarının; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinde resmi belgede sahtecilik ve 207. maddesinde de özel belgede sahtecilik suçları olarak düzenlendiği, bu suçların 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 339. maddesinde memurun resmi belgede sahteciliği, m.340’da resmi belgenin özünde sahtecilik olup, m.341’de resmi belgenin suretinde sahtecilik, m.342’de memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği, m.345’de özel belgede sahtecilik ve m.346’da da resmi veya özel sahte belgenin kullanılması suçlarının tanımlandığı, buna göre resmi ve özel belgede sahtecilik suçlarının Mülga Kanunda ayrıntılı olarak düzenlendiği, bunun esasen “suçta ve cezada kanunilik” prensibine de uygun olduğu, Yeni Kanunda ise resmi ve özel belgede sahtecilik suçlarının birkaç maddeye toplandığı, m.204 ila m.212’nin doğrudan veya dolaylı resmi ve özel belgede sahtecilik suçlarını ortaya koyduğu, eski Kanunda ise m.339 ila m.349’da daha ayrıntılı düzenlemelere yer verildiği görülmektedir.

Yeni Kanun kapsamında sahtecilik suçları ile ilgili birkaç yazı kaleme almıştık. Bunların; “Resmi Belgeyi Bozma, İmha Etme veya Gizleme Suçu,” “Sahteliği Sabit Oluncaya Kadar Geçerli Olan Belge” ve bir diğer yazının da “Kanunilik, Hukukilik, Kanunculuk ve Adalet Sorunu,” “Resmi Belgede Sahtecilik Suçunda İğfal Kabiliyeti,” “Elektronik Ortamda Düzenlenen Belge Sahtecilik Suçunun Konusu Olur mu?” ve “Evrakta Sahtecilikte TCK m.207, 243 ve 244 Mukayesesi” başlıklı yazılar olduğunu belirtmek isteriz.

II. Genel Açıklamalar

Teoride ve pratikte şekli; yani maddi ve fikri, yani içerik sahteciliği suçları çokça tartışılır, mevcut yasal düzenlemelere göre şekli sahteciliğin suç olduğu, TCK m.207 bakımından fikri sahteciliğin suç olarak tanımlanmadığı, Mülga TCK m.340’a benzer bir hükme Yeni Kanunda yer verilmediği, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.359’a benzer nitelikte ve muhteviyatı, yani içeriği itibariyle içeriği suç sayan bir düzenlemenin, 5237 sayılı TCK m.207’de öngörülmediği anlaşılmaktadır.

VUK m.359’da muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ibaresine yer verildiği, yine maddede gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir cümlesiyle, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin tanımlandığı,[1] ancak bu yönde bir düzenlemenin TCK m.207’de bulunmadığı, resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen m.204/2’de fikri sahtecilik anlamına gelebilecek ibareye yer verildiği görülmektedir ki, bu konu aşağıda açıklanacaktır.

Eski Kanun döneminde; Mülga TCK m.102/1-3’e göre resmi belgede sahtecilik suçlarında dava zamanaşımı 10 sene ve zamanaşımının kesilmesi halinde bu süre 15 seneye kadar uzayabilmekte, özel belgede sahtecilik suçlarında ise bu sürenin TCK m.102/1-4’e göre 5 sene, dava zamanaşımının kesilmesi halinde de bu sürenin 7,5 yıla kadar uzayacağı; Yeni Kanun döneminde ise bu sürenin memur olmayanlar ve özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia edilenler bakımından TCK m.66/1,e’ye göre 8 yıl olup, dava zamanaşımının kesilmesi hallerinde bu süre 12 yıla kadar uzayabilmekte, memurun resmi belgede sahteciliği ve bu suça katılan memur olmayanlar yönünden dava zamanaşımı ise 15 yıl olup, bu süre zamanaşımının kesilmesi halinde 22,5 yıla kadar uzayabilmektedir.

Suç/dava zamanaşımı yönünden sürelerin dolmuş olmasının ceza sorumluluğuyla sınırlı olduğu, sahteliği tespit edilen resmi belgenin akıbeti, hukuka aykırılığı itibariyle ileri etkili iptali veya yoklukla maluliyeti veya resmi belgenin hileli hareketlerle elde edilmesi veya kamu görevlisinin açık hatası ve kusurundan dolayı işlemin geri alınması, bunların hukuki sonuçları, İdare Hukuku kapsamında ele alınmalı, hukuka aykırılığı anlaşılan bir resmi belgeden dolayı hak sahibinin müktesep/kazanılmış hakkının korunup korunmayacağı veya resmi belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden sebeplerin yokluğu veya açık hukuka aykırılığı nedeniyle belgenin geriye dönük alınması ve işlemin kaldırılması veya ileri dönük iptali veya geçen zaman sürecinde meşruiyet kazanıp varlığını devam ettirmesi ve tüm bunlara bağlı resmi belgenin sağladığı hak ve yetkilerden dolayı yapılmış işlem ve tasarrufların sıhhati meseleleri her somut olayın özelliğine göre İdare Hukukunun ilke ve esasları dikkate alınmak suretiyle çözüme kavuşturulmalıdır.

Yukarıda belirttiğimiz “Kanunilik, Hukukilik, Kanunculuk ve Adalet Sorunu” başlıklı yazımızda; TCK m.207’de unsurları sayılan özel belgede sahtecilik suçunun şekli/maddi sahtecilik halinde suç sayılacağı, yani belgenin şekil olarak gerçek olması halinde, içeriğinin tamamen veya kısmen sahte olması durumunda gündeme gelebilecek fikri sahteciliğin suç olmadığını belirtmiş ve bu konuda Yargıtay kararlarına da yer vermiştik. Gerçekten de TCK m.207’ye bakıldığında; bir özel belgeyi sahte olarak düzenlemek veya gerçek bir özel bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve bunu kullanmak fiillerinin suç sayıldığı, kullanılmayan veya kullanılmaya teşebbüs edilmeyen özel belgeden dolayı kimsenin suçlanamayacağı, sahte düzenleme veya belgeyi değiştirme ile birlikte kullanmanın da suçun maddi unsuru sayıldığı, buna göre belgenin şeklen doğru olup içeriğinin gerçeği yansıtmaması halinde muhteviyatından dolayı failin cezalandırılamayacağı anlaşılmaktadır[2].

Resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK m.204/1 bakıldığında; memur olmayan failin özel belgede sahtecilik suçunda olduğu gibi resmi belgeyi sahte olarak düzenlemesi veya gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmesi, yani belge üstünde oynaması veya sahte resmi belgeyi kullanmasının seçimlik hareketler olarak düzenlendiği, kamu güvenilirliğine dayalı resmi belgede sahteciliğin suç sayılmasında, bu belgeyi kullanmanın aranmadığı, yalnızca sahte olarak düzenlenmesinin veya değiştirilmesinin resmi belgede sahtecilik suçunun işlenmesinde yeterli kabul edildiği görülmektedir. Bu unsurlar 204. maddenin 1. fıkrasında sayılmıştır.

Memur olanın, yani görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisinden bahseden TCK m.204/2’de, kanun koyucunun dört ayrı seçimlik harekete yer verdiği, bunlar arasında şekli sahteciliğin ve kullanmanın yanında, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen ibaresine yer vererek, kamu görevlisi yönünden fikri sahteciliği kabul ettiği, böylece özel belgede sahtecilik ile kamu görevlisi olmayanın resmi belgede sahteciliği suçları bakımından şekli/maddi sahtecilikle ceza sorumluluğunun sınırlandığı, ancak memur, yani kamu görevlisi olanın resmi belgede sahtecilik suçunda fikri/içerik, yani belgenin muhteviyatı itibariyle sahtecilik fiilinin de suç kabul edildiği, bu yönüyle kanun koyucunun mülga TCK m.340’da yer alan resmi belgenin özünde sahteciliğe benzer bir düzenlemeye gittiği görülmektedir.

Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki, TCK m.204/2'de geçen düzenleme fiilinden kasıt; deyim yerinde ise o resmi belgeye hayat veren, yani görevi gereği resmi belgeyi düzenlemeye yetkili olan kişi olup, bu fail dışında kalan kişi, "Bağlılık kuralı" başlıklı TCK m.40/2 uyarınca sadece azmettiren veya yardım eden olabilir, fakat fail olamaz.

Örneğin; bir resmi belgenin düzenlenmesinde düzenleyen amirin yanında katibin imzasının varlığı şartsa veya müdürün veya müdür yardımcısının imzasının yanında memurun da imzası bulunmalı ise, bu durumda müşterek faillik gündeme gelir.

Yazımızda; resmi belge yönünden şekli/maddi sahtecilik ile fikri/içerik sahteciliği fiillerinden hangisinin suç olduğunu, unsurlarını kısaca değerlendirip, Yargıtay kararlarına ve doktrine yer vereceğiz.

III. Fikri Sahtecilik

İncelememize konu suçun konusunu oluşturan “sahtecilik;” bir şeyi olduğundan başka veya gerçekmiş gibi göstermek, bu amaçla yalan dolanda bulunmak, hile yapmak şeklinde tanımlanabilir[3]. Bu konu çerçevesinde düzenlenen TCK m.204’de -yukarıda da yer verdiğimiz üzere- ikili bir ayırıma gidilip, kamu görevlisinin göreviyle ilgili düzenlediği resmi belgede sahteciliği TCK m.204/2’de, kamu görevlisi olmayanın veya kamu görevlisinin görevi dışındaki belgeler bakımından ceza sorumluluğunu ise TCK m.204/1’de düzenlenmiştir.

Bu doğrultuda; belgenin sahih olmaması halinde maddi sahtecilik, sahih olmasının yanı sıra, içerik itibariyle gerçeği yansıtmadığı halde fikri sahtecilik gündeme gelir[4]. Bir başka ifadeyle; fikri sahtecilikte, resmi belge ile suça konu belgenin görünüşü arasında bir fark yoktur[5].

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 07.03.2023 tarihli, 2021/11495 E. ve 2023/996 K. sayılı kararında da; “TCK’nın 204’üncü maddesinin 2’inci fıkrasında aynı maddenin 1’inci fıkrasında sayılan seçimlik hareketler dışında uygulamada fikri sahtecilik olarak tanımlanan ‘gerçeğe aykırı olarak belge düzenlemek’ fiiline de yer verilmiştir. Kamu görevlisi görevini yaptığı sırada bir yazılı kağıt düzenlerken ya da yazarken; gerçeğe uygun olmayan durum ve anlatımları doğru ve önünde olmuş gibi belge düzenlerse veya belgenin düzenlenmesi sırasında tutanağa yazmakla görevli olduğu anlatımları değiştirirse, fikri sahtecilik suçunu işlemiş olur. Fikri sahtecilikte düzenlenen belge şeklen doğru olmakla birlikte özü ve içeriği itibariyle sahtedir. Bir başka anlatımla sahih bir belge (yani sahte olarak düzenlenmeyen ya da herhangi bir değişiklik yapılmayan) doğru olmayan beyan ve bilgileri kapsıyorsa fikri sahtecilik söz konusu olur.” açıklamasına yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere; ilgili resmi belgenin gerçek olabilmesi için, belgede gözüken düzenleyicinin, o belgeyi düzenlemeye yetkili birisinin olması ve belgenin düzenlenmesinin ardından değişikliğe uğramamış olması gerekmektedir. Bu bakımdan fikri sahtecilikte; sahte düzenlenmiş veya sonradan üzerinde tahrifat yapılmış bir belgeden değil, kamu görevlisi tarafından önceden mevcut olmayan bir belgenin düzenlenmesinden bahsedilir[6].

Bu açıklamalar ışığında fikri/içerik sahteciliğinin düzenlendiği TCK m.204/2’nin unsurlarının;

- Belgeyi düzenleyen kişinin kamu görevlisi olması,

- Belgede görünen düzenleyicinin, görevi gereği ilgili resmi belgeyi düzenlemeye ehil olması,[7]

- Belgenin içerik itibariyle gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi,

- Belgenin sonradan değişikliğe uğramamış olması,

- Belgenin zorunlu şekil şartlarını taşıması,

- Belgenin iğfal kabiliyetini haiz olması,

Şeklinde sıralanabilir.

Buradan hareketle; TCK m.204/2 uyarınca fikri sahteciliğin yalnızca kamu görevlileri tarafından işlenebileceği açık olmakla birlikte, bu suçun herkes tarafından işlenemeyeceğinden mi, yoksa özel belgede sahtecilik suçunda olduğu gibi, yalnızca “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinden dolayı mı özgü suç olarak değerlendirilmesi gerektiği tartışılmalıdır.

Gerçek kişilerin TCK m.204/2 kapsamında kalan suçu işleyebilmesine örnek olarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 03.03.2022 tarihli, 2021/3284 E. ve 2022/1167 K. sayılı kararına yer verilebilir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 03.03.2022 tarihli kararında; “Polis Akademisi giriş sınavından önce, faillerin hukuka aykırı bir şekilde elde ettikleri soruları ve cevapları ile gerçek başarı ve performanslarını değil, gerçek olmayan bir durumu resmi belge niteliğinde olan cevap kağıdına işledikleri için; aldatıcı beyan taşıyan resmi belge niteliğindeki cevap kağıdı da içerik itibariyle sahte belge haline gelmiştir. Bir başka anlatımla söz konusu olayda esas itibarıyla bir sahtecilik varittir. Ancak; içerik sahteciliği yukarıdaki anlatımlar karşısında kamu görevlisi tarafından yalnızca görevi gereği düzenlemeye yetkili olunan belge üzerinde işlenebileceğinden ve sınav sorularını önceden temin eden failler, sınav kağıdı ve sonuç belgesini kamu görevlisi sıfatıyla kamu görevlerinin gereği nedeniyle düzenlemediklerinden, içerik sahteciliğinin faili olamazlar. Bu itibarla, Polis Akademisi giriş sınav sorularının örgüt failler tarafından önceden temin edilerek, cevap kağıdının ve sonuç belgesinin gerçeği yansıtmayacak şekilde düzenlenmesi eyleminde resmi belgede sahtecilik suçu unsurları itibariyle oluşmayacaktır. Kaldı ki failin belgenin düzenlenmesinde zihinsel bir faaliyetinin varit olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Ancak, failin aldatma kastı ile hareket ettiğinde şüphe yoktur.” değerlendirilmesine yer verilmiştir.[8]

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bu kararına göre; her ne kadar sınav sonuç kağıdı gerçek kişiler tarafından düzenlenmese de, sonuç kağıdının dayanağı olan cevap kağıdı, sınava katılanların gerçek performansını yansıtmadığından, yasal şartların tümüne haiz olan sınav sonuç kağıdının içeriği itibariyle sahte olduğu, dolayısıyla dayanak belgelerdeki sahteliğin esas belgenin de içeriğini etkilediği ölçüde sahte olarak kabul edilip, suça konu edilebileceği sonucuna ulaşılabilir.

Bu örnekte olduğu gibi; resmi belgedeki içerik sahteciliğinin de gerçek kişilerce işlenebilmesi mümkün olup, buradaki cezalandırılmama sebebinin de “kanunilik” unsurundan kaynaklandığı, TCK m.204/2’de düzenlenen tipikliğinin kamu görevlisinin görevinden kaynaklanan bir belgenin varlığını zorunlu kıldığı, oysa yukarıda verdiğimiz örnek uyarınca içerik itibariyle belgenin sahte olarak düzenlenmesine neden olabilecek sair hususların olabileceği görülmektedir.

Burada tartışılması gereken diğer bir husus ise; resmi bir makama verilecek belgelerden birisinin sahte olup, bunun sonucunda -aşağıda örnek verdiğimiz Yargıtay kararında olduğu gibi- ehliyet, ruhsat veya sair bir resmi belgenin elde edilmesi halinde, ilgili makama sahte belgeyi sunan kişinin cezai sorumluluğunun hangi hüküm üzerinden kurulması gerektiğine dairdir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 30.04.2024 tarihinde oyçokluğuyla verdiği 2021/7357 E. ve 2024/5800 K. sayılı kararına göre; “5237 sayılı Kanun'un 204’üncü maddesinin birinci fıkrasına düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun, belgenin sahte olarak düzenlenmesi, başkasını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte olarak düzenlenen belgenin kullanılması eylemlerinden birisinin gerçekleştirilmesi ile oluşacağı cihetle; işitme kaybı bulunan sanığın, odyometri testini kendi fiziki durumuyla uyumlu olmayacak ve sürücü belgesi alabilecek şekilde çıkarttığı, bu şekilde kendi hilesi neticesinde düzenlenen rapora göre ‘13.02.2013 tarihli işitme cihazı ile olmak şartı ile B sınıfı sürücü belgesi alabileceği ve ticari araç kullanamayacağı’ belirtilen gerçeğe aykırı belgeyi Burdur Trafik Tescil Şube Müdürlüğü'ne ibraz ederek B sınıfı sürücü belgesini yenilettiği anlaşılmakla; sanığın eylemleri 5237 sayılı Kanun’un 204’üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ‘zincirleme şekilde’ resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğundan, Tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiş; sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, suçu konu gerçeğe aykırı raporun düzenlenmesini sağlayıp ayrıca bu belgeye istinaden B sınıfı sürücü belgesini de yeniletmek şeklinde gerçekleşen eylemleri nedeniyle hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır”.

Bu kararda görüleceği üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesi; hem sanığın kendi hilesi sonucunda düzenlenen sağlık raporunu ve hem de bu belgeyi sunarak sürücü belgesini yeniletmesini TCK m.204/1 kapsamında değerlendirmiş, ancak sağlık belgesinden bahsederken de “gerçeğe aykırı belgeyi” ifadesine verip, bu belgenin görünüşte yasal şartları taşıdığını kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin bu kararı incelendiğinde; ilk belge bakımından sanığın düzenleme sırasındaki hilesinin, yasal şartları görünüş itibariyle taşıyan resmi sağlık raporunu TCK m.204/2’den nasıl çıkardığı anlaşılamadığı gibi, ikinci eylem bakımından sahte belgenin kullanılmasının mı yoksa sahte belgeye dayanak olarak oluşturulan sürücü belgesinin mi esas alındığı anlaşılamamaktadır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 30.04.2024 tarihli kararının karşı oyunda ise; “…Sahte belge düzenlenmesi sırasında belgeyi düzenleyen kamu görevlisi aldatılmış ise kamu görevlisi olmayan kişinin eylemi 204/1 maddesi kapsamında değerlendirilebilecek ve fakat 204/1 maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme ya da bu şekilde düzenlenen belgeyi kullanma’ seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için kamu görevlisi olmayan kişi yalnızca sahte belge düzenleme veya gerçek bir belgede ekleme veya çıkarma suretiyle sahtecilik, başka bir deyişle maddi sahtecilik eylemlerinden cezalandırılabilecektir. (…)

Buna karşılık örneğin fail A’nın nüfus müdürlüğüne müracaat ederek kendisini kardeşi B olarak tanıtıp nüfus memurunu aldatarak kardeşi B’nin kimlik bilgileri ile yine üzerinde kardeşi B’nin fotoğrafı bulunan nüfus cüzdanı tanzim ettirmesi ve kullanması eylemi 204/1. maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacak. Çünkü burada belge içeriği, imzalar ve fotoğraf sahihtir. Ancak nüfus memuruna gerçek dışı beyanda bulunan Fail A’nın eylemi 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesine göre daha özel bir düzenleme olan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 67/1. maddesinde düzenlenen ‘Herhangi bir işlem sebebiyle nüfus müdürlüğüne gerçek dışı beyanda bulunmak’ suçu kapsamında değerlendirilebilecektir.

Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. (…) Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.

‘Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir (CGK-24.06.2014-2013/221-2014/214)’

Sayın çoğunluğun görüsünde olduğu gibi eylemin 5237 sayılı Kanununun 204/1’nci maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu kapsamında kaldığının kabul edilmesi halinde ise sanık ...'ın odyometri testi düzenlenmesi sırasında belgeyi düzenleyen kamu görevlisi temyiz dışı sanıklar ... ve ...'i aldatmış ve kamu görevlileri tarafından düzenlenen raporlar doğrultusunda sürücü belgesini yeniletmiş ise de odyometri testi ve sürücü belgesindeki fotoğraf ve imzaların sahih olduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 204/1 maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme yada bu şekilde düzenlenen belgeyi kullanma’ seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve bu anlamda fikri sahteciliğin cezalandırıldığına dair düzenleme bulunmaması nedeniyle 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun yasal unsurları oluşmayacağından” beraatına karar verilmesi gerekeceğine dair açıklamalara yer verilmiştir.

Esasında ilk fiil bakımından karşı oyun sonunda verilen görüşün isabetli olduğu, Dairenin asıl kararında da sağlık belgesinin gerçeğe aykırı olduğundan bahisle sahte kabul edildiği, bu durumda fikri sahtecilik gündeme geleceğinden “kanunilik” ilkesi gereğince sanığın bu fiil nedeniyle cezalandırılamayacağı kabul edilmelidir.

İkinci fiil bakımından ise, TCK m.206’da düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturması gerektiği belirtilmiş olup, aksi kabulün yalan beyanda bulunma suçunun uygulama alanının ortadan kaldıracağı ifade edilmiştir.

Başka bir görüşe göre bu durumda; içeriği itibariyle sahte olduğu bilinen bir resmi belge kasten ve aslında elde etme imkanı bulunmayan bir menfaatin elde edilebilmesi için kullanıldığından, bu durumda kamu görevlisi olmaya kişinin TCK m.204/1 uyarınca cezalandırılabileceği kabul edilebilir.

Özgü/mahsus suç olması itibariyle özel kişi tarafından bu suçun işlenemediği, yoksa fiilin suç olduğu, bu nedenle de TCK m.204/2 gündeme geldiğinden, bu sahte resmi belgeyi kullananın kullanma fiilini suç olarak düzenleyen m.204/1’in uygulanabileceği düşünülse de, esasen burada “suçta ve ceza kanunilik” prensibi gereğince görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyenin kamu görevlisi olmaması halinde, ortada özgü/mahsus suçun ötesine geçen bir vaziyetin bulunduğu, yani m.204/1’de tanımlanan suçun maddi unsurunun oluşmadığı sonucuna varılmalıdır, çünkü sahte resmi belgenin içeriği, kamu görevlisini ve kullanılan sistemi yanıltan özel kişi tarafından oluşturulmaktadır. Bir diğer taraftan, kamu görevlisinin resmi belgenin sahte içeriğini oluşturduğu, fakat TCK m.30/1-4 kapsamında somut olayda esaslı hataya veya kaçınılmaz, yani haksızlık hatasına düştüğü kabul edildiğinde, kamu görevlisinin düştüğü hatadan dolayı cezalandırılmayacağı sonucuna varılsa da, içeriği itibariyle sahte oluşturulan bu resmi belgeden dolayı kullananın ceza sorumluluğunun doğacağı sonucuna varılabilir ki, bu görüş daha doğru gözükmektedir ve bu görüşün “kanunilik” ilkesine aykırı olduğu da yukarıda ortaya koyduğumuz gerekçe nedeniyle söylenemez.

Buna ek olarak; içeriği itibariyle sahteliğe neden olan dayanak belgelerin sahteliği incelenirken, tarih itibariyle ilgili belgelerin düzenleme koşulları da dikkate alınmalıdır. Örneğin; sürücü belgesinin düzenlenmesi için başvuru tarih itibariyle aranmayan bir belgenin yokluğu, ileride sürücü belgesinin içeriğine zeval getirmeyecektir.

Bir diğer örnek ise, 24.04.2010 tarihli Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelik’ten verilebilir.

Bahse konu 24.04.2010 tarihli Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte 21.10.1982 tarihli ve 17845 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumları Arasında Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış olup, başvurularda farklılık arz eden gerekli belgelerin değişmesi nedeniyle, geçmişte sonuçlandırılan belgelerin içeriğinde sonradan meydana gelecek bir aykırılıktan bahsedilemeyecektir. Bu durumda; ilgili Yönetmeliğe konu başvurularda aranan şartlardaki değişikliklerde, örneğin yurt dışı üniversitelerinde okuyanların yatay geçiş başvurularında, tarih itibariyle yürürlükteki mevzuata uygun olarak düzenlenen belgenin, sonradan içerik itibariyle sahte kabul edilmesi mümkün olmayacaktır.

Bu örneği somutlaştırmak amacıyla ilgili Yönetmelikte değişen bir hükme yer vermek gerekirse; 21.10.1982 tarihli Yönetmeliğin 11/1. maddesinde, “Yabancı ülkelerdeki yükseköğretim kurumlarından yurdumuzdaki yükseköğretim kurumlarına geçiş için, öğrencinin yabancı ülke yükseköğretim kurumunda, yabancı dil hazırlık sınıfı hariç en az bir yıl (iki yarı yıl) okumuş ve yıl sonu sınavlarını başarı ile vermiş olması şartı aranır. 5. ve 6. maddelerdeki diğer şartlar başvuruda aranmaz[9]. İlk yıl (iki yarı yıl) sonunda sınav yapılmayan yükseköğretim kurumlarından ilk yıl sonunda geçiş yapılamaz.” düzenlenmesine yer verilmişken, 24.04.2010 tarihli Yönetmeliğin 14/4. maddesinde, “Yurt dışı üniversitelerden yapılan başvurularda öğrencinin yurt dışında öğrenim gördüğü yükseköğretim kurumunun ve eğitimin yapıldığı programın ön lisans veya lisans diploma vermeye yetkili bir kurum olarak Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınması ve kayıtlı olduğu diploma programının, yatay geçiş için başvurduğu önlisans veya lisans diploma programına eşdeğerliğinin ilgili üniversite tarafından kabul edilmesi şartı aranır.” düzenlenmesine yer verilmiştir.

1982 Yönetmeliği kapsamında yapılan yatay geçiş başvurularında; yurt dışında öğrenim görülen yükseköğretim kurumunun Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınması şartı aranmadığından, daha sonra 1982 Yönetmeliğinin yürürlükten kalkması, yerine gelen Yönetmelikte farklı hükme yer verilmesi veya hükümlerde yapılan değişiklikler, geçmişte yapılan başvuruları etkilemez. Burada, TCK m.204/2 kapsamında içerik sahteciliğinden de bahsedilemez.

Başvurunun kabulünde hileli hareket, sahte belge kullanılması veya kamu görevlisinin açık hata yapmasına veya açık hataya düşmesine yol açan nedenler varsa, ceza sorumluluğu TCK m.37/2’nin ilk cümlesinde düzenlenen dolaylı faillik atfı ile TCK m.204/2 kapsamında değerlendirilebilir, ancak bu suç özgü/mahsus suç olduğundan, kamu görevlisi dışında kalanların suça ancak azmettirici veya yardım eden olarak katılabilmesi mümkün kılar. Belge sahte ise; görev gereği düzenleme yetkisine sahip olan kamu görevlisi dışından kalanlar tarafından, içerik itibariyle sahte olan belgenin kullanılması fiilleri TCK m.204/1 kapsamında değerlendirilmelidir.

Resmi belgede fikri sahtecilik suçunda son tartışma konusu; TCK m.204/2 düzenlemesinin gerekliliği ile ilgili olup, doktrinde bu bakımdan yapılan değerlendirmelerle ilgilidir. Şekli/maddi sahtecilik ile fikri/içerik sahtecilik ayırımının gerekli olmadığını savunan görüş, belgenin içerisine derç edilen olayın veya olgunun, gerçekte yazılması gerekenden farklı olduğu hallerde zaten “bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleme” kapsamında kaldığını ve kamu görevlilerinin görevi bakımından düzenledikleri belgeler için ayrıca “gerçeğe aykırı olarak belge düzenleme” unsurunun gereksiz olduğunu ileri sürmektedir[10]. Resmi belgede sahtecilik suçlarında bu tür bir ayırımın yapılmasını gerektiğini savunanlar ise, temelde her iki sahteciliğin da farklı durumları ifade ettiğine dayanmaktadır[11].

Kanaatimizce; sanığın cezalandırılması yoluna gidilebilmesi için “kanunilik” unsurunun yansıması olan tipikliğe madde metninde yer verilmesi zorunlu olduğundan ve resmi belgede sahtecilik suçu bakımından ayrı bir tipiklik unsuruna daha yer verilen hükmün cezası, ilk fıkrada düzenlenen sahtecilikten daha ağır olduğundan, ilgili düzenlemenin gereksiz olmadığı, ancak fikri sahteciliğin, gerek TCK m.204/1’de ve gerekse de TCK m.207’de bulunmaması nedeniyle detaylı düzenlenmediği, yukarıda işaret ettiğimiz mülga 765 sayılı Kanunda yer alan düzenlemelerin daha kapsamlı olduğu, mevcut düzenlemelerin de boşluğa yer bırakmayacak şekilde tipiklik unsuru bakımından “suçta ve cezada kanunilik” prensibini dikkate alan değişikliğe gidilmesinin isabetli olacağı söylenmelidir.

Son olarak belirtmeliyiz ki; TCK m.204/2’de düzenlenen içerik sahteciliği, özgü/mahsus suç niteliğinde olduğundan, yani kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belgede sahtecilik sözkonusu olduğundan, gerçek kişiler veya yetkisi dışında kalan kamu görevlilerinin, TCK m.204/2’de yer verilen suça ancak şerik (azmettiren veya yardım eden) olabilecekleri açıktır. Bununla beraber; gerçek kişiler veya görevi gereği yetki olmayan kamu görevlileri, aynı zamanda TCK m.204/1’de düzenlenen suçun faili olabileceklerinden ve yine “failliğin şerikliğe göre asliliği” kuralı uyarınca, sahteciliğe konu belgenin düzenlenmesine katılımı veya sonrasında kullanımı bakımından özgü suçun faili olmayan kişilerin TCK m.204/1’de düzenlenen suçun faili olarak değerlendirilebileceği dikkate alınmalıdır[12].

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Mehmet Vedat Ervan

>> Yatay Geçişte İdari İşlemi Geri Almanın Şartı Olarak Açık Hata

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

--------------

[1] Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; 213 sayılı VUK m.359’da düzenlenen vergi kaçakçılığı suçlarında soruşturma ve kovuşturma yapılması, m.367 tarafından bu maddede gösterilen vergi makamının vergi kaçakçılığı iddiasına ilişkin raporu ilgili Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi şartına bağlanmıştır. 367. maddede öngörülen bu şart, bir takip şartıdır.

[2] Belirtmeliyiz ki; TCK m.210/2 düzenlemesi inceleme konumuz dışında olup, örneğin sağlık mensubunun görevi gereği düzenlediği belgelerin fikri sahteciliğe konu olup olamayacağına dair hukuki tartışmalara yer verilmemiştir.

[3] Gökcan/Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 5. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.6946.

[4] Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 9. Baskı, Ankara, Savaş Yayınevi, 2018, s. 235.

[5] Sahir Erman/Çetin Özek, Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar (TCK 316-318), İstanbul, 1996, s.292.

[6] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Genişletilmiş ve Güncellenmiş 13. Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2018, s. 851; Erman/Özek, a.g.e, s 292.

[7] Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 24.05.2023 tarihli, 2021/136 E. ve 2023/4419 K. sayılı kararına göre; “5237 sayılı TCK'nin 204/2. maddesinde düzenlenen ‘Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği’ suçunun oluşması için sahte resmi belgeyi düzenleyen kamu görevlisinin belgeyi düzenlemeye yetkili olması, görevi sırasında ve kanuni yetkisine dayanarak bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi ve düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir”.

[8] Benzer yönde karar için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 07.03.2023 tarihli, 2021/11495 E. ve 2023/996 K. sayılı kararı.

[9] Bu hüküm; 07.03.1990 tarihinde başvuruda aranır şeklinde değiştirilmiş olup, bu tarihten itibaren yapılan başvurularda not ortalamasına bakılmaya başlanmıştır.

[10] Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Baskı, Ankara, Adalet Yayınevi, 2020, s.776.

[11] Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 14. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2019, s. 867.

[12] Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, a.g.e., s.789.