1- Hukuka aykırı delillere ilişkin açıklamalar;

Ceza Muhakemesi Hukukumuzda her nedense “hukuka aykırı deliller” konusu; Anayasa m.38/6’nın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a’nın, m.217/2’nin, m.230/1-b’nin ve m.289/1-i’nin açık hükümlerine rağmen hala tartışılan, netleştirilemeyen, kimisinde “delile acımak” olarak da nitelendirilebilecek maddi hakikate ve adalete ulaşamamak, kimisine göre “delil delildir, maddi hakikati gösteren bir delilin hukuka aykırılığı olamaz” anlayışıyla, kimisinde de “hukuka aykırı deliller tamam kullanılmasın, ama bu da sınırsız olmasın” kaygısı öne çıkar, bu kaygıya daha az kapılanlar ise, “mutlak ve nispi”, “önemli ve önemsiz”, “büyük ve küçük” kriterlerinden hareketle, sübjektif değerlendirmeler yaparak, bazı hukuka aykırı delillerin sanığın aleyhine delil olarak kullanılmasına göz yummak isterler ve bu görüşü savunanlar da maddi hakikate ve adalete ulaşma mazeretini öne çıkarırlar.

Daha önce söylediğim gibi tekrar belirtmek isterim ki; hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin sanık aleyhine mahkumiyete esas alınabilmesi, hatta kullanılabilmesi ve hatta yargılama bir bütün olduğundan soruşturma aşamasında bile tutuklama veya adli kontrol tedbirine gerekçe gösterilmesi mümkün değildir. Hukuka aykırı delillerin kullanılabilme imkansızlığının da bir istisnası bulunmamaktadır. Ceza yargılamasının amacının maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğunda tereddüt bulunmamakla birlikte, bir hukuk devletinde bu ulaşma gayretinin ne pahasına olursa olsun şeklinde gerçekleşmesi beklenemez. Maddi hakikate ve adalete ulaşma, adli mercilerin yaptıklarının ve toplanan delillerin hukuka uygunluğu ile sınırlıdır.

2- 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun “Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması” başlıklı 25. maddesinin 3. fıkrası;

Bu fıkraya göre; “Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma veya kovuşturma işlemleri ve elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır”.

Bu hüküm; “normlar hiyerarşisi” ilkesini güvence altına alan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11/2’de yer alan, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” hükmü gereğince, “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/6’da bulunan, “Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmüne aykırı olup, “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı Anayasa m.138/1’de bulunan, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmü de dikkate alındığında, talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre toplanan bir delilin, iç hukukumuz bakımından kamu düzeninden olan ve emredici nitelik taşıyan hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair, hem Anayasa m.38/6’da ve hem de CMK m.206/2-a, m.217/2 ile m.230/1-b nedeniyle şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılması hukuka aykırıdır.

“Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de yer alan; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünün, temel hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına alan ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen Anayasa m.38/6’yı bertaraf edebilmesi mümkün değildir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı 53. maddesinin, hukuka aykırı delillerin şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılamayacağına dair görüşümüzü desteklediği düşüncesindeyiz. İHAS m.53’e göre; “Bu Sözleşme hükümlerinin hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek şekilde yorumlanamaz”.

3- Hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanına ve şekline geçmeden evvel, Ceza Muhakemesi Hukukumuz bakımından bazı Yargıtay kararlarına yer vermek istiyoruz;

a) Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 27.05.2025 tarihli, 2021/5762 E. ve 2025/8147 K. sayılı oy çokluğuyla verilen kararına katılmanın mümkün olmadığını, fakat hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair muhalefet şerhine iştirak ettiğimizi belirtmek isteriz.

Sayın 7. Ceza Dairesi; yasadışı bahis oynattığı yönünde ikrarı olan sanığın eyleminin, dosya kapsamına göre 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un m.5/1-b hükmünde tanımlanan suçu oluşturduğundan bahisle, suçun vasfında hataya düşülmek suretiyle 7258 sayılı Kanunun m.5/1-a’da tanımlanan suç gereğince mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle eksik ceza tayin eden ve zincirleme suç yönünden değerlendirme yapmayan mahkumiyet kararını bozmuş ve hukuka aykırı deliller konusuna hiç girmemiştir.

Hukuka aykırı elde edilen maddi deliller dışında sanığın ikrarının somut olayda mahkumiyet için yeterli olup olmadığı konusunda Daire kararını veren sayın çoğunlukla uyuşmazlığa düşen ve karara bu yönde muhalefet şerhi koyan sayın üyeye göre;

Usule uygun şekilde CMK m.116 ve m.119 uyarınca yazılı adli arama emrinin veya adli arama kararının olmadığı, bu nedenle hukuka aykırı arama sonucunda ele geçen bilgisayarın ve kupon yazıcısının “yasak delil” niteliğinde olduğu,

Diğer bir hukuka aykırılığın ise “gizli soruşturmacı” olmayan kolluk görevlilerin elde ettiği delillerden kaynaklandığı, “gizli soruşturmacı” müessesesinin CMK m.139’da düzenlendiği, her ne kadar muhalefet şerhinde gizli soruşturmacı tayininin CMK m.139/7’de yer alan katalog suçlarla sınırlı olduğu belirtilerek, 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinde muhalefetten kaynaklanan suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceğine dair bir açıklamaya yer verildi ise de, esasen 7258 sayılı Kanunun 5. maddesinin 6. fıkrasının (c) bendine göre bahis suçlarında gizli soruşturmacı tayini suretiyle delil toplanabileceği, fakat somut olayda bu yönde bir kararın da bulunmadığı,

Yine hukuka aykırı aramada ele geçen bilgisayarlardan alınan kütük üzerinde bir değerlendirme vasıtası olan bilirkişi incelemesi yaptırılarak delillere ulaşılması halinde, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka aykırı olacağı, çünkü arama ve elkoyma tedbirleri hukuka aykırı olduğundan, bu yolla elde edilen delillerin de hukuka aykırı sayılması gerektiği, sonuçta “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralının hukuka aykırı delillerde kabul edildiği,

Bu durumda hukuka aykırı elde edilen deliller dışında dosya kapsamında yegane delil olarak sanığın ikrarının bulunduğu, bir beyan delili olan ikrarın tek başına mahkumiyete esas alınamayacağı, her ne kadar örtülü veya açık suç ikrarının delil değeri olsa da, bunun “mutlak kanıt” olarak kabul edilemeyeceği, ceza yargılamasında amacın maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğu, bu amaca hizmet etmeyen ikrarın mahkumiyete esas alınamayacağı, ikrarın muhakkak başka delillerle desteklenmesinin gerektiği, kaldı ki hukuka aykırı elde edilmiş deliller sayesinde sanıktan ikrarın elde edildiği, sanığın kendisini suçlamasının sağlandığı, muhalefet şerhinde bu yönde bir değerlendirmede bulunulmasa bile, “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” kuralının geçerli olacağı, “mücerret/soyut ikrar” olarak nitelendirilen ikrarın elde edilme şeklinin hukuka aykırı delillere dayandığı, hukuka aykırı uygulanan arama ve elkoyma tedbirlerinden elde edilen deliller vasıtasıyla sanığın ikrarı ve kendisi aleyhine beyan delili sunması sağlandığından, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller sayesinde ulaşılan delilin, dolayısıyla somut olayda ikrarın hukuka aykırı sayılacağı,

Tüm bu nedenlerle; sayın çoğunluğun görüşüne katılmadığımızı, “hukuka aykırı deliller” hususunda net ve kabul edilebilir gerekçeler ortaya koyan muhalefet şerhine esasa müessir olmayan birkaç çekincemiz hariç olmak üzere katıldığımızı, dolayısıyla sanığın mahkumiyetine dair karara iştirak etmediğimizi, mahkumiyete esas alınan delillerin hukuka aykırı elde edildiğini, bu hukuka aykırılığın sadece arama ve elkoyma tedbirlerini değil, bu yolla elde edilen tüm delilleri ve dolayısıyla sanığın ikrarını da kapsadığı, sanığın mahkumiyetine dair verilen kararın Anayasa m.38/6 başta olmak üzere, CMK m.206/2-a’ya, m.217/2’ye, m.230/1-b’ye ve m.289/1-i’ye açıkça aykırı olduğunu ifade etmek isteriz.

b) Hukuka aykırı delillerle ilgili Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 28.05.2025 tarihli, 2019/2783 E. ve 2025/6186 K. sayılı bozma kararına ve gerekçesine katıldığımızı belirtmek isteriz.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi bu kararında; “5271 sayılı CMK’nın ‘Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi’ başlıklı 139/1. maddesinde; ‘Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hakim tarafından karar verilir.’ denilmektedir.

İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.

28.11.2011 tarihli güven alımı tutanağı içeriğine göre; olay öncesinde sorumlu kolluk görevlisinin gizli soruşturmacılara ‘sanığın kullandığı hat üzerinden kullanıcılarla iletişim kurarak belirtilen yerde buluşma sağlamak suretiyle eroin satışı yaptığına’ ilişkin bilgi verdiği, diğer bir ifadeyle sanığın isminin, kullandığı hattın ve uyuşturucu madde satma yönteminin kolluk görevlilerince bilindiği, bunun üzerine gizli soruşturmacının sanık ile telefon irtibatı kurmak suretiyle buluşma sağlayıp, sanıktan eroin satın aldığı olayda;

Kolluk görevlilerinin sanığı genel soruşturma usulleri ile takip ederek ya da 5271 sayılı CMK’da yazılı diğer koruma tedbirlerine başvurarak suça ilişkin delilleri elde etmeleri mümkün olduğu halde, öncelikle şüphelisi belli olmayan suçun işlendiği hususunda delil toplamaya yönelik uygulanması gereken gizli soruşturmacı kararına dayanarak delil toplamaya çalışıldığı olayda, gizli soruşturmacıların soruşturma yapan adli kolluk görevlisi olduğu kabul edilse dahi, görevlilerin suç teşkil eden fiilleri yalnız pasif davranışlarla izleyip tespit etmek yerine, sanığı arayıp buluşma sağlayarak uyuşturucu madde satın alma iradesini ortaya koyduğu, yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve bu nedenle elde edilen delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, Anayasa’nın 38/6. maddesi ve 5271 sayılı CMK’nın 206/2-(a) maddesi uyarınca hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi,” gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.

c) Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E. ve 2025/8376 K. sayılı kararında; “Sanığın telefon ile aranıp ‘kontör lazım’ denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL’nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ...’nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL’yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Bozma kararına ve gerekçesine iştirak ediyoruz.

d) Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 15.03.2022 tarihli, 2021/14424 E. ve 2022/3224 K. sayılı kararına göre; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların kendilerine suça konu uyuşturucu maddeleri temin etmesi için sanığı kullandığı cep telefonundan aradıkları ve sanığın da bu teklifi kabul ederek, diğer sanıklarla birlikte, konuşma sırasında tespit edilen yerde uyuşturucu maddeleri gizli soruşturmacılara teslim edildiği olayda gizli soruşturmacıların, yalnızca pasif şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmadıkları, bir sonuca ulaşmak, yani kanıt toplamak amacıyla sanıkların suç teşkil eden fiilin icrasına ilişkin hazırlıklarının olmadığı aşamada, onları suça azmettirmek suretiyle sanıklardan uyuşturucu madde istedikleri, sanıkların iradeleri üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı ve hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınmayacakları değerlendirildiğinde, sanıkların beraatları yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. Sayın Dairenin bu bozma ve tahliye kararları ile gerekçesine katılıyoruz.

e) Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 04.04.2024 tarihli, 2022/3587 E. ve 2024/17492 K. sayılı kararına göre; “Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada 5271 sayılı Kanun’un ‘Teknik Araçlarla İzleme’ başlıklı 140 ıncı maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun’un 140 ıncı maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığının anlaşılması karsısında, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı kısmen doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, yargılama esnasında 07.06.2021 tarihli celsede dinlenen gizli soruşturmacının olayı hatırlayamadığını belirtmesi nazara alındığında sanığın uyuşturucu maddeyi başkasına satma ya da devretme iradesi veya eyleminin her türlü şüpheden uzak ve kesin olarak tespit edilemediği, anlatılan şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”. Sayın Dairenin bu bozma ve tahliye kararlarına iştirak ediyoruz.

f) Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 25.03.2025 tarihli, 2023/16840 E. ve 2025/3578 K. sayılı kararına göre; “Küçükçekmece ilçesi genelinde uyuşturucu madde ticareti yapan ve açık kimliği tespit edilemeyen faillerin belirlenmesi ve bu suça yönelik delil toplanması amacıyla 5271 sayılı CMK’nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar alınmış ise de; 02.06.2018 tarihli rapor içeriğine göre kolluk görevlilerince uyuşturucu madde ticareti içi kullanıldığı belirlenen 0539 ... nolu hattın tespit edildiği ve tespit edilen bu hattın gizli soruşturmacılara verilerek bu hat üzerinden sanık ile irtibat kurulmasının sağlandığı olayda; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları 02.06.2018 tarihli raporda sanığın ‘caddeden gelirken şirin sokak var oraya gel görürüm sen ne kadar borcun var?’ demesi üzerine sanığın belirttiği yerde buluşulduğu, sanığın yanında bir kişinin daha olduğu, gizli soruşturmacının ‘arkadaş mı?’ diye sorması üzerine sanığın ‘hı hı ne kadar?’ dediği, gizli soruşturmacının ‘kanki ben bi 50'lik sana zahmet’ diyerek parayı sanığa verdiği ve uyuşturucu maddeyi aldığı, şüphelinin kullandığı GSM hattının görevlilerce tespit edilmesine rağmen şüpheli hakkında öncelikle 5271 sayılı CMK gereğince genel soruşturma usulleri ve CMK’nın 135. maddesi kapsamında iletişimin tespitine ilişkin tedbir kararı alınarak delil elde edilmeye çalışılması gerekirken sanıkla buluşma öncesinde gizli soruşturmacıların sanığı telefon ile arayarak irtibat kurdukları, gizli soruşturmacıların yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”. Sayın Dairenin bozma kararına ve gerekçesine iştirak ediyoruz.

Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; Ceza Muhakemesi Hukukunda maddi hakikate ve adalete ulaşmak amacıyla tüm delillerin hukuka uygun yol ve yöntemlerle toplanması gerekir ki, bu uygunluk süreçleri de kapsar, yani CMK m.134’e ve m.135’e uygun cep telefonunu inceleme, onun içinde yer alan verilere ve haberleşmelere ulaşma ile ilgili şüpheli ile yapılan mülakat, şüphelinin korkutularak, kandırılarak veya rızası ile verdiği izin ve paylaştığı şifreden hareketle cep telefonunun veya bilgisayarın incelenmesi, suç unsuru teşkil eden veya bir suçun delili olan verilerin, bilgilerin ve haberleşmelerinin tespitinden sonra makinenin kapatılıp, usule uygun yazılı emir veya karar alınarak tekrar açılması ve delillere ulaşılması, o delillerin hukuka aykırılığını ve kirletilmelerini ortadan kaldırmaz.

4- Hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanı ve şekli;

CMK m.206’nın başlığı “Delillerin ortaya konulması ve reddi” olup, maddenin 1. fıkrasında; sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya koyulmaya başlanılacağı, tebligata rağmen mazeretsiz olarak sanık sorguya gelmemişse, bunun delillerin ortaya koyulmasını engellemeyeceği ve ortaya koyulan delillerin sonradan gelen sanığa bildirileceği,

206. maddenin 2. fıkrasında; ortaya koyulması talep edilen delillerin (a) bendine göre kanuna aykırı elde edilmeleri, (b) bendine göre delille kanıtlanmak istenilen olayın karara etkisinin olmaması ve (c) bendine göre de delilin ortaya koyulmasının sırf davayı uzatmak amacıyla talep edilmesi halinde reddedileceğinin, bunun dışında delillerin ortaya koyulacağının, maddenin 3. fıkrasına göre; mahkemenin kabulü kaydıyla Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafiinin birlikte rıza göstermeleri halinde, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya koyulmasından vazgeçilebileceği, bu konuda katılanın rızasının aranmayacağı,

CMK m.207’de; ceza muhakemesi ile amacın maddi hakikate ve adalete ulaşmak olduğu, bu sebeple delilin ortaya koyulması isteminin veya ispat edilmeye çalışılan olayın geç bildirilmesinin delilin ortaya koyulması talebinin reddi için gerekçe oluşturmayacağı, bu durumda geç bildirilen delilin ve olayın yine de duruşmada değerlendirilmeye alınacağı,

CMK m.206/2-a’nın, Anayasa m.38/6’ya ve CMK m.217/2-a’ya uygun olduğu, bir delilin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin davanın sonunda değil, delillerin ortaya koyulması aşamasında yapılmasının gerektiği, bir delilin hukuka aykırı olduğunun tespiti halinde, bunun reddi için davanın sonunun beklenmemesinin gerektiği, aksi halde CMK m.206/2-a’nın bir anlamının ve amacının olmayacağı,

Hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin, ya dosyadan çıkarılıp başka bir yerde saklanması veya dosyanın ayrı bir yerinde tutulmasının gerektiği, ancak CMK m.230/1-b’de “bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” ibaresi yer aldığından, hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin dosya dışına çıkarılamayacağı, dava dosyasında ayrı bir yerde muhafaza edilmesinin gerektiği, bu hukuka aykırılığa ilişkin tartışmaya ve sebebe de gerekçeli kararda yer verileceği, böylece kanun yollarında hukuka aykırı olduğu delil ile ilgili hukukilik denetiminin yapılmasının mümkün olabileceği,

Bu kapsamda; “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/1-b’nin de delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediğinin davanın sonuna ve karar aşamasına bırakılmasına dayanak oluşturmayacağı, “Delilleri takdir yetkisi” başlıklı CMK m.217’nin ve m.230/1-b’nin hukuka aykırı delillerin kararla birlikte tespitine ve hukuka aykırılığın tespitinden dolayı hukuka aykırı delillerin sanığın mahkumiyetine esas alınmadığının gerekçeli karara yazılması ile yetinilemeyeceği, çünkü CMK m.206/1-a’nın ve m.217/2’nin hukuka aykırı delillerin değerlendirilme zamanı ve şekli ile ilgili net hükümler içerdiği, her ne kadar hukuka aykırı delillerin ne zaman değerlendirileceği ve hukuka aykırılığı tespit edilen deliller hakkında ne şekilde hareket edileceğine dair açık hüküm olmadığı söylense de bunun doğru olmadığı, CMK m.206/2-a’nın düzenlendiği yer ve başlığı ile birlikte ele alınmasının gerektiği, bunun da kovuşturmanın başlangıcını, sanığın sorgusunun sonrasını, CMK m.215 ila m.217 öncesini içine aldığı,

“Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/1-b’de “Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” hükmünün yer alması, yalnızca mahkumiyet hükmünün gerekçesinde bulunması gereken unsurlar olup, bu hükümden hareketle bir delilin hukuka aykırılığı ile ilgili bir beyanın veya talebin varlığı halinde veya CMK m.206/2-a uyarınca mahkemece re’sen, o delilin hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilip edilmediğinin, yani hukukilik denetiminin davanın başında yapılmasının gerektiği, sanığın veya müdafiinin bir delilin hukuka aykırılığı ile ilgili savunma veya talebi ile ilgili kararın davanın sonunda bırakılmasının ve buna gerekçe olarak CMK m.230/1-b’nin gösterilmesinin doğru olmayacağı, ancak uygulamada özellikle tutuklu yapılan yargılamalarda daha ziyade sorguların ve tahliye taleplerinin öne çıktığı,

CMK m.206 ve devamı hükümlerine uygun delillerin ortaya koyulması ve tartışılması sürecinin isabetli uygulanmadığı, ortaya koyulması istenen delilin hukuka aykırı elde edildiğinden bahisle reddine ilişkin taraf talebinin mahkeme tarafından CMK m.206/2-a’ya uygun şekilde ve davanın başında değerlendirilmediği ve karara bağlanmadığı, bu hususun kararla birlikte değerlendirileceği söylenerek, mahkeme tarafından kısa kararın açıklanmasından sonra gerekçeli kararda delillerle ilgili tartışmanın yapıldığı, ancak gerekçeli kararda da hangi delile üstünlük verildiğinin ve bunun sebebinin çoğunlukla gösterilmediği,

Daha da önemlisi; CMK m.230/1-b’ye uygun şekilde dosyada bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin gerekçeli kararda ayrıca ve açıkça gösterilmediği, buna göre CMK m.206/2-a uyarınca delillerin ortaya koyulması sırasında hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin dosyadan çıkarılmaması, her ne kadar CMK m.230/1-b’de mahkumiyet hükmünün gerekçesi yönünden dosyada bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin açıkça gösterilmesi gerektiği belirtilse ve CMK m.230’un 2 ila 3. fıkralarında bu zorunluluktan bahsedilmese de, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan, alınmayan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, hukuka aykırı delillerin gösterilmesi sadece mahkumiyet kararları yönünden değil, diğer kararlar bakımından da dikkate alınması suretiyle hukuka aykırı olduğu tespit edilen delilin dosyadan çıkarılmayıp, CMK m.230/1-b’ye uygun şekilde gerekçeli kararda yazılıp gösterilmesinin gerektiği,

Esasen; gerekçeli karar hakkının kovuşturmanın tüm taraflarını kapsadığı, bu nedenle beraat kararları bakımından CMK m.230/1-b’de öngörülen yükümlülüğün bulunmadığına dair iddianın karşılık bulmayacağı, CMK m.230/2’nin çelişmeli yargılama sisteminde delillere ilişkin tartışmayı da kapsadığı, sonuçta CMK m.223/2’de belirtilen sebeplerden birisine göre karar verilebilmesi için yalnızca mahkumiyette değil, beraatla sonuçlanan davalar yönünden de usule uygun delil tartışmasının yapılmasının gerektiği, mahkemenin kararında hangi delillere üstünlük verildiğinin, bunun sebebinin, hangi delilin hukuka uygun ve tartışmaya açılmışsa hukuka aykırı sayıldığı ile bunun sebebinin muhakkak gerekçeli kararda yer bulması gerektiği,

Mahkemenin; delillerle ilgili sessizliğinin, kararında hangi delile, neden üstünlük tanıdığını göstermemesinin, delillerle ilgili mahkumiyet ve hatta beraat kararlarında hukuka uygunluk tartışmasını sonuçlandırmamasının, bu konuda kanun yolları aşamasında elverişli denetime uygun şekilde gerekçeli karar yazmamasının ciddi bir eksiklik olacağı, gerekçeli karar hakkının da dürüst yargılanma hakkının içinde yer almasının ve bu hakkın taraflardan yalnızca sanığa ait olmasının, deliller yönünden beraat kararında gerekçeye yer verilmemesi eksikliğini açıklamaya yeterli olmayacağı, aksi yöntemin CMK m.34’e ve Anayasa m.141/3’e aykırı düşeceği,

İzahtan varestedir.

Yeri gelmişken; mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m.237/3’den farklı olarak, yürürlükte olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. ve 207. maddelerinde, davayı gören mahkemeye re’sen delil toplama yetkisinin verilmediğini, taraflardan birisi geç de olsa bir delilin toplanıp ortaya koyulmasını talep etmediği sürece kovuşturmanın re’sen genişletilemeyeceğini, bu nedenle uygulamada tahkikatın genişletilmesi taleplerinin olup olmadığının taraflara mahkemece sorulduğunu, yine de uygulamada maddi hakikate ve adalete ulaşmak amacıyla, bazen sanığın lehine ve bazen de aleyhine talep olmadan mahkemenin delil toplayıp ortaya koyulmasını sağladığını, bunun hatalı olduğunu, yalnızca delilden vazgeçme halinde mahkemenin izne ihtiyaç bulunduğunu, bunun da CMK m.206/3’de belirtildiğini ifade etmek isteriz.

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)