Anayasamızda güvence altına alınan temel hak ve hürriyetler, bireyin onurunu, özgürlüğünü ve kişiliğini koruyan en önemli güvencelerdir.

Ancak hiçbir hak mutlak ve sınırsız değildir. Toplum düzeninin korunması, başkalarının haklarının güvence altına alınması ve kamu yararının sağlanabilmesi için, bazı durumlarda bu hakların sınırlandırılması gündeme gelebilir.

Örneğin, herkes düşüncesini açıklama hakkına sahiptir; fakat, bir kişinin, sosyal medyada başka bir kişiye, ağır hakaret etmesi, ifade özgürlüğü kapsamında, değerlendirilmez ve hukuki sorumluluk doğurabilir.

Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin, hangi çerçevede sınırlandırılabileceğini, açık biçimde, ortaya koyar.

Buna göre, bir hakka müdahale edilebilmesi için, öncelikle, açık bir kanuni düzenleme, bulunması gerekir.

Yani idarenin keyfi uygulamalarıyla veya belirsiz gerekçelerle, bireylerin haklarına müdahale edilmesi, mümkün, değildir. Her sınırlama mutlaka kanuna dayanmalıdır.

Örneğin toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak anayasal bir haktır; ancak kamu düzenini ciddi şekilde tehlikeye sokacak bir durum ortaya çıktığında, kanuni yetkiye dayanarak, belirli bir yerde veya belirli bir süre için toplantının sınırlandırılması mümkün olabilir.

Bununla birlikte, kanuni dayanak bulunması, tek başına yeterli kabul edilmez. Getirilen sınırlamanın, Anayasa’nın ruhuna uygun olması, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşması ve ölçülülük ilkesine uygun şekilde uygulanması gerekir.

Peki ölçülülük ilkesi nedir?

Ölçülülük ilkesi; yapılan müdahalenin, amaca ulaşmak için gerekli, uygun ve dengeli olmasını ifade eder.

Bir başka ifadeyle, devlet, ulaşmak istediği amaç için bireyin hakkına, gereğinden fazla, müdahale edemez.

Örneğin küçük bir güvenlik riski nedeniyle, tüm şehirde, uzun süreli ve ağır kısıtlamalar getirilmesi, ölçüsüz bir müdahale olarak, değerlendirilebilir.

Ayrıca, temel hakların özüne dokunulması da, kabul edilmez. Bir hakkın özüne müdahale edilmesi, o hakkın fiilen kullanılamaz hale gelmesi anlamına gelir.

Bu anlattığım nedenlerle, Anayasa, hakların varlığını ortadan kaldıracak veya onları anlamsız hale getirecek, müdahalelere, izin, vermez.

Örneğin, seyahat özgürlüğü tamamen ortadan kaldırılarak, kişilerin, süresiz biçimde, şehir dışına çıkmasının yasaklanması, hakkın özünü, zedeleyen bir uygulama olarak, değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, Anayasa’nın 13. maddesi, devlet ile birey arasındaki dengeyi koruyan, önemli bir, güvencedir. Bu düzenleme sayesinde, hem kamu düzeni, hem de bireyin özgürlük alanı, birlikte, korunur.

Demokratik hukuk devletinde, haklara getirilen her sınırlama, belirli kurallara bağlıdır ve bu kurallar, bireyin, temel güvencesini, oluşturur.