İstanbul Çevre Konseyi 1998 yılında kuruldu ve amacı;

10.000 yıllık tarihi ve doğal güzelliğe sahip olan Dünya kenti İstanbul’ un bu değerlerini korumak, İstanbulluların insana ve doğaya değer verilen bir kentte, sağlıklı bir çevre içinde yaşamaları için demokratik bir ortamı sağlamaktadır.

Konsey, ulusal ve uluslararası ilişkileriyle çevre ve toplumsal konularda faaliyet göstermektedir. Ayrıca toplumsal ve çevresel amaçları doğrultusunda

Devletin tüm organlarıyla gerektiğinde ilkelerine ters düşmeyen durumlarda stratejik işbirliği yapmak da, önerilerde bulunmak ta ve plan ve programlar doğrultusunda alternatif projeler sunmaktadır.

2025 yılının son haftası, 2026 yılı hedeflerini görüşmek üzere yaptığımız toplantı sonunda hep beraber;

2026 yılının “ahlak ve utanma duygusunun hakim olduğu bir yıl olsun” dileğinde bulunduk.

Şimdi bu kavramların ne demek olduğunu bir kez daha gözden geçirelim.

Ahlak Türk dil kurumu sözlüğüne göre bireylerin toplumda uyması gereken yazılı olmayan kurallar olarak bilinmektedir. Diğer bir deyim ile bireyin çevresine ve yaşadığı topluma zarar vermeden uyum sağlaması olmaktadır.

Oxford Sözlüğü’ne göre ahlak, “doğru ve yanlışa ya da iyi ve kötü davranışa dair ilkeler”dir.

Ahlakın başka tanımları da vardır. Örneğin.

“Ahlâk, insanın kendisi dahil, varlıkla ve insanlarla ilişkilerinde nasıl davranması ya da davranmaması gerektiğini gösteren değer yargıları bütünüdür.”

“Ahlâk, bir toplumda genel olarak uyulması beklenilen kurallar ve yapılması gereken görevlerin tümüdür.”

Ahlak ve etik kavramları birbirinden farklı olmakla birlikte kimi zaman aynı anlamda ve biri birlerinin yerine kullanılmaktadır.

Anooshivrvan Miandji de: “Etik olmayan bir ortamda etik insan hep geriye düşer. Çünkü dürüst insanın ahlaki sınırları vardır fakat ahlaksızın hiçbir sınırı yoktur, “ derken bu iki kavramın benzer anlamda kullanmıştır.

“Ahlâk, bir toplumdaki iyi ya da kötü sayılan davranışların tümüdür.” gibi.

Bu davranışları toplumsal değer yargılarımızın ölçeklerinden geçirirsek

insanları “ahlaklı” veya “ahlaksız” olarak niteleyebiliriz.

Ahmet Altan İsyan Günlerinde adlı romanında; "ahlaksız, benim ahlakıma uymayan değildir, ahlaksız kendi ahlakına uymayandır." demektedir.

Hiçbir ahlaki değer taşımayan kimselere terbiyesiz de denilmektedir.

2010 yılında ünlülere kadın gönderen, ara sıra kendisi de giden Aliona ile M. Ali Erbil ve Ozan Doğulu arasında geçen özel telefon konuşmaları medyada yer almıştı.

2025 yılının son günlerinde de hepimizin tanıdığı Mehmet Akif Ersoy, Ela Rümeysa Cebeci, Kasım Garipoğlu ve birçok ünlü uyuşturucu kullandıkları iddiası ile gözaltına alındılar, bazıları da tutuklandı. Uyuşturucu kullanmak elbette ki suç. Fakat bu arada cinsel yaşamları ve cinsel konulardaki yazışmaları onların özel yaşamları oldukları halde buna ilişkin haberlerin çarşaf çarşaf medyaya sızdırılması ahlak kurallarına aykırıdır ve etik değildir.

İstanbul Kent Konseyindeki diğer dileğimizde “utanma” duygusunun da 2026 yılında hakim olmasıydı.

Türk Dil Kurumu'na (TDK) göre "utanmak" fiili şöyle tanımlanır:

Utanmak:

1. Yaptığı bir işten veya bulunduğu durumdan dolayı sıkıntı duymak, mahcup olmak.

2. Çekinmek, sıkılmak.

3. Haya duymak, ar duymak.

4. Başkasının yerine kendisi mahcup olmak.

Bu tanımda "haya" sözcüğüne özel bir yer verilmiş. Haya, ahlaki değerler doğrultusunda kişinin doğru ve yanlış konusunda içsel bir denge kurarak mahcubiyet hissetmesidir.

Utanmak insanı insan yapan bir duygudur. Duyarlı insanlar utandıklarında yüzleri kızarır.

Hiç ummadığımız bir yerde istem dışı ya da sonradan pişman olacağımız bir davranışta bulunursak utanırız.

Bu nedenle, utanç duygusuna sahip insanlardan oluşan bir toplum daha mutlu, daha huzurlu olur. Çünkü utanma insana özgü temel bir duygudur.