Borçlu Olmadığın Parayı Ödemek[1]’te değinmiştik ya, bizim ilamsız icra takibimiz çok tehlikelidir, düzenli olarak muhtarını kontrol etmezsen hiç borçlu olmadığın parayı ödemek zorunda kalabilirsin, şekil şartlarına uygun ama gerçekte sizin imzanızı içermeyen bir bonoyu takibe koyduğumda bakkaldan su dahi alamayacak hale gelecek şekilde tüm hesaplarınıza haciz koyarız; işte kanun koyucu bizi dinledi ve yeni bir icra iflas kanunu tasarısı çıkardı. Cebri İcra Kanunu. Yani kısaltarak söylersek CİK.

E kısaltarak söyleyeceğiz tabii. Nasıl şu anda İİK m. 72 diyorsak o zaman da CİK m. 72 diyeceğiz. Cik işte.

Hani meşhur hikayedir, Chevrolet Nova diye bizde de çok tutulan bir model çıkartıyor, tüm dünyada satış rekorları kırıyor, her çıkardığı modeli zaten komşusu Meksika’da çok satar da, nedense bu Nova hiç satmamış. Bir araştırıyorlar neden diye, meğer İspanyolcada va gitmek, gider demekmiş. No bildiğimiz hayır işte, n’oluyor nova, yürümez, gitmez anlamında; ee isim tercihi önemli. Biz de cik’i tercih ettik. Neyse, bu seferki cebri icra kanunu yürüsün de, gerekirse cik cik diye de ötsün kendi aramızda.

Biraz eleştiriler geldi. İşte tebligatla ilgili hükümler burada aynen tekrar ediyormuş Tebligat Kanunu’nda olduğu gibi, ne gereği varmış. Aman canım bunlara takılmayalım, önemli değil tekrar etmesi, usul kanunları sadece hukukçularındır ama maddi kanunlar herkesindir; icra müdürü de oraya bakacak, vatandaş da, herkes anlasın. Tekrar olsun da, farklılık olmasın, ondan sonra hangisi daha özel kanun, hangi madde sonradan geldi, bir de bunları tartışmayalım.

Bu arada icra memuruna da hitap edecek, o yüzden tekrar olmalı diye sanki biraz icra dairesi çalışanlarını küçümseme var da, bilmem hatırlıyor musunuz, geçenlerde 300 yeni icra müdür ve müdür yardımcısı aldık; bunların da 293 kişisi hukuk fakültesi mezunu. AvK geç. m. 13 zamanında beş avukat bulunmayan yerlerde dava vekilliği yapanların hakları saklıdır der. Demek ki bir zamanlar bir yerde beş avukat bile yokmuş da hukuk fakültesi mezunu olmayanların dava vekili adı altında avukat hak ve yetkilerini kullanmaya izin veriyormuşuz. Nereden nereye. Artık icra müdür yardımcılarımız bile hukuk fakültesi mezunu. Aklıma Hirsch Anılarım[2] ve değerli okuyucumuz Sayın Davut BÜLBÜL’ün mekanik zeka yorumu geldi. İyi mi ettik bu kadar hukuk fakültesi açarak? 200.000 kişilik avukat ordusuyla adaleti kalkındırabildik mi? Yoksa Vekilsiz Bireysel Başvuru[3]’da olduğu gibi arzuhalci avukatlar mı yetiştirdik bu fakültelerde?

1961 Anayasası’na kadar ancak doçent olduğunuzda maaşa hak kazabiliyordunuz. Düşünün, asistan olacaksınız, iki yıl yüksek lisans, dört yıl doktora yapacaksınız, yardımcı doçent olacaksınız gene maaş yok, ancak doçent olduktan sonra. Haliyle sadece aristokrat ailelerin çocukları akademisyen olabiliyordu.

Şimdi artık her asistan bir gün profesörlüğü tadacaktıra döndük. Hatta asistan olmaya da gerek yok. Vakıflarda yaparsınız yüksek lisansı, doktorayı, daha sonradan doktor ünvanlı olarak belli bir saat ders verirseniz doçentlik sınavına girmeye hak kazanırsınız.

Olsun tabii bunlar, o kadar öğrenci okumak adı altında oyalansın, insanlara ekmek kapısı çıksın akademisyenlik adı altında, uzay araçlarının çevreye verdiği zararın kusursuz sorumluluk kapsamında rücu edilmesi başlıklı tez çalışmalarımız da olsun; burada da sıkıntı yok. Hukukta matematik zekası tartışmasız çok önemli de, en fazla matematik sorusu çözeni almaktan başka bir çözüm bulalım şu en köklü fakültelere girişte.

Neyse bırakalım şu de lege ferenda tartışmalarını da biz CİK m. 79’a bir bakalım; elinde itiraz edilmemiş fatura bulunmayan alacaklı ilamsız takibe başvuramaz diyor. Benim takibe koyduğum faturaya itiraz edilip edilmediğini kim, nasıl değerlendirecek? İcra memuru, hele bir de artık hukuk fakültesi mezunu, itiraz edilmediğine dair belge mi getir diyecek, hal ve hareketlerimden mi anlayacak, nasıl olacak bu iş?

Bu arada söz Vekilsiz Bireysel Başvuru yazımızdan açılmışken, Saffet EMİNSER de vatandaş yiyecek ekmek bulamazken nasıl avukata gitsin diyor. Bu biraz tavuk yumurta mes’elesi. Ucuz giyebilecek kadar zengin misiniz. Paranız yok diye dava dilekçenizi bir hukuk teknikerine yazdırıyorsunuz, sonra orada yanlış yazılanlardan dolayı çok daha fazla hak kaybına uğruyorsunuz. Belki yumurta kapıya dayanmadan önce, testi kırılmadan önce gerçek bir hukuki danışmanlık alsanız size çok daha ucuza ve stressiz gelecek bu süreç.

CİK m. 91 hukuki dinlenilme hakkına harika bir yorum getiriyor. Hani Boş Eve Tebligat[4] ‘ta eleştirmiştik ya TbK ek m. 1’i bağımsız bölüm sahibinin Türkiye’de adres gösterme zorunluluğunu, CİK daha da ileri gidiyor, ödeme emri borçlunun yurtdışı adresine çıkarılmışsa borçlu artık bir yurtiçi adresi bildirmek zorundadır, yoksa artık kendisine yapılacak olan tüm tebligatlar dosyaya yapılmış sayılır. Bu durum CİK m. 139’da da kendisini gösteriyor.

CİK m. 105 sözleşmeye dayalı fatura ödemelerinde takip eğer kişi elektronik tebligata tabiyse o hükümlere göre yapılır diyor. E bunlar hep kanunlarda böyle yazıyor da gerçek hayatta Tebligatsız Haciz[5] hükümleri uygulanıyor. Daha geçenlere kadar bir alt yapı sorunundan dolayı bu faturaya dayalı takipler e-tebligata ancak manuel aktarılabiliyordu. Siz düzeltebildiniz mi o sıkıntıyı da böyle geniş geniş kanuna yazabiliyorsunuz?

Haydi gene iyisiniz, CİK m. 154 SPK m. 3 kripto varlıkları da mal beyanında göstermene izin veriyor. CİK m. 191 de haciz prosedürünü anlatıyor. Devamı da şirket paylarına dair. Benden size bir tüyo, mutlaka vardır bir vak’anız Borca Batık Şirketten Tahsilat[6] durumu, oradaki alacaklı olduğunuz icra takip dosyasını gösterin. Ben bunu İcra Memuru İcra Emrini Göndermezse[7] benzeri bir durumda öğrenmiştim. Memur kendisini alacaklı gösteriyor, arkadaşını da borçlu, itiraz etmiyor takip kesinleşiyor, sonra sürekli İİK m. 89 göstererek başkalarının mal varlığı durumunu kontrol ediyor. Gerçekten keskin bir zeka ürünü, gel de Özal’ı anma, benim memurum hakikatten işini biliyor.

CİK m. 161 devlet mallarını gene haczettirmiyor. Aslında devlet borcunu öder mottosununda, amme hizmeti aksamasından ortaya çıkmış güzel de, bir de devletin mallarını tanımlasak harika olacak. Malum, kamu malları haczedilmesin de, bir de devletin özel malları var, istediği gibi özel hukuk hükümlerine göre kiraya veriyor, satıyor, ihalesine istediği gibi çıkıyor…Bunları da haczedemediğimizde özellikle belediyeler bunu çok suistimal ediyor. Seçimden önce bol keseden harcayan başkanın borçlarını yenisi geldiğinde ödemiyor, bu kısır döngüden çıkmak için belediyelere hizmet sağlayanlar fahiş bedeller istiyor, sonra bir sürü dedikodu.

Bu arada haline münasip evi gene sattırmıyoruz. İyi güzel de, benim kira için ayırdığım parayı hemen haczediyorsunuz. Hatta ev almak için ayırdığım, yarın yatıracak olduğum parayı da alıyorsunuz. Biliyor musunuz İsviçre o tüm refahına rağmen % 46 ile Avrupa’da en düşük ev sahipliği oranına sahiptir. Kimse satmaz ki orada evini, atasından kalan evini korur. Bu kanunun orada amacı var. Bizde de olsun ama biraz da mağdur olacak olan kiracıyı düşünelim.

Bizim İİK m. 83 dörtte birinden az olmamak şartıyla maaş (sadece devlet memurlarında olur) ve ücret haczine izin veriyor ama İşK m. 35 de dörtte birinden fazlasını haczedemezsin diyor. O biraz daha özel kanun, uygulamada da işçi midir değil midir bakılmadan standart dörtte bir haciz işlemi yapılıyor. İşte CİK m. 162 bu konuda çığır açıyor. Efendim geliriniz asgari ücrete kadarsa bunun onda biri, iki katına kadarsa beşte biri, üç katına kadarsa yüzde otuzu, beş katına kadarsa beşte ikisi, yedi katına kadarsa yarısı, daha da kazanıyorsan yüzde altmışını haczedebiliyoruz.

E ben dememiş miydim size hukukta matematik önemlidir diye. Bundan dolayı hukuk fakültesi mezunlarını icra müdür yardımcısı yapıyoruz. Haydi hesapla bakalım bu yönteme göre ne kadar haczetmemiz gerekiyor, sen ondan sonra seyreyle icra mahkemesine memuru şikayetleri.

Bak CİK m. 171 güzel ama. Hani eskiden önce 89/1 yapıyorduk üçüncü kişiye, cevap gelmezse bir de 89/2 yapıyorduk bak elinde borçluya ait hak olduğu anlaşıldı artık, yedi gün içerisinde itiraz etmezsen kesinleşecek diye. İşte olur da onu da kaçırdı mı, artık 89/3 geçmiş olsun.

Yeni sistemde böyle değil. İki hafta içerisinde cevap vermezsem toptan inkar etmiş sayılıyorum. Sen artık üçüncü kişiye dava açacaksın.

Bir açıdan iyi, böyle muhtarımı kontrol etmedim kesinleşti dertleri yok öbür taraftan da hemen dava tehdidi. Malum, hakikatten borçlunun hakkı bendeyse ve bu mahkemede ispatlanırsa, biliyorsunuz bir de karşı vekalet ücreti var.[8]

Eğer haciz sırasında hacze yeter bir mal, alacak bulamıyorsak n’oluyormuş biliyor musunuz? CİK m. 203 CİK m. 262 sonuçlarını doğuran aciz belgesi hükmünde bir belge düzenletiyormuş memura. İcra Memuru Aciz Vesikası Düzenlemezse[9]?

CİK m. 257 ne güzel demiş. CİK m. 255’te sayılan borçlu, satış isteyen alacaklı, ihale konusu mal üzerinde haciz sahibi olan diğer alacaklılar, teklif vermek suretiyle ihaleye katılanlar, resmi sicildeki ilgililer ve ayni hak sahibi dışındakiler CİK m. 256’ya göre ihalenin feshini talep edenler ödemeleri gereken nispi karar ve ilam harcının yarısını peşin olarak yatırmamışlarsa, yüzde beş teminat yatırılmamışsa, görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılmışsa en geç bir hafta içerisinde red verir. Görevli mahkeme de icra mahkemesi.

Böyle okuyan da inanır. Üç aşağı beş yukarısı İİK m. 134 civarlarında da yazıyor. Peki bizim İzaleyi Şuyu İhalenin Feshi[10] maceramızın sonu nasıl oldu biliyor musunuz? Kanun yirmi gün içinde duruşma yapılır der, bize ertesi yıla, tam on ay sonraya, 13 Ekim 2026’ya duruşma verdiler. Ya. 9 milyonluk ihaleyi, hiç teminat göstermeden öyle 450 bin lira filan, nispi harç hak getire, dört bin liraya üstelik görevsiz mahkemede dava açarak durdurdu çantacı. O para nemalanacak ama devletin bankasının verdiği faizle. E bu süre içerisinde mecuru da kiraya veremiyorsun, kullanamıyorsun da. Sen istediğin kadar yaz bunları kanuna.

Şimdi bak aslolan borçlunun borcunu ödemesi. Zaten ne diyor CİK m. 1? Borçlu, borcunu, rızaen öder. O yüzden asgari ücretlinin geliri haczedilmesin demiyoruz. Asıl olan o borcun ödenmesi. Ancak CİK m. 265 kafaları karıştırıyor. Eğer aciz belgesi düzenlenmişse ve sonradan mahkemece borçlunun durumunda gelişen şartlar neticesinde asgari ücretin üstünde bir gelire sahip olduğu anlaşılırsa, asgari ücretin üstünde kalan kısmının en az beşte biri haczedilir diyor. Şimdi bakın en başta yakalanmışsam hiç affetmiyor devlet baba, asgari ücretli de olsam onda birini alıyor maaşın. Bir şekilde almışsan ama aciz belgesini, sonradan asgari ücretin olsa dahi dokunamıyor sana. Ancak daha fazlasını kazanırsan, o da normalde tamamının beşte birini alacakken bu sefer aradaki farkın beşte birini alıyor. Burada maddeler arası tutarsızlık var.

Sadece icra bölümünün maddelerine, o da yüzeysel olarak baktık, altı sayfa tuttu. Buraya kadar okuduysanız ne mutlu bize. Çok olumsuz olmak istemiyorum ama, eski yamalı bohça kanuna göre daha iyi de olsa, hani ne diyordu CİK m. 1? Borçlu borcunu rızaen öder. Zaten sanki rızaen ödemezse, pek de bir tahsil edilecek tarafı kalmamış gibi.

----------

[1] https://www.hukukihaber.net/borclu-olmadigin-parayi-odemek-ozgur-turkes

[2] https://www.hukukihaber.net/hirsch-anilarim-ozgur-turkes

[3] https://www.hukukihaber.net/vekilsiz-bireysel-basvuru-ozgur-turkes

[4] https://www.hukukihaber.net/bos-eve-tebligat-ozgur-turkes

[5] https://www.hukukihaber.net/tebligatsiz-haciz-ozgur-turkes

[6] https://www.hukukihaber.net/borca-batik-sirketten-tahsilat-ozgur-turkes

[7] https://www.hukukihaber.net/icra-memuru-icra-emrini-gondermezse-ozgur-turkes

[8] https://www.hukukihaber.net/kanuni-vekalet-ucreti-vekilin-mi-ozgur-turkes

[9] https://www.hukukihaber.net/icra-memuru-aciz-vesikasi-duzenlemezse-ozgur-turkes

[10] https://www.hukukihaber.net/izaleyi-suyu-ihalenin-feshi-ozgur-turkes