Cumartesi Galatasaray Spor Kulübü’nün Bütçe Genel Kurulu’nu yaptık. Her toplantı öncesi mali tablolar yayınlanır, ben de bir heves bakarım acaba bu sefer denk bütçe yaptık mı diye?
Efendim bütçe dediğimiz şey bir akit; genel müdürünüz size icapta bulunur, bak bu kadar para kazanacağız, şu kadar harcama yapacağız, kabul ediyor musun? Sen de bakarsın, değerlendirirsin, okaylersen sözleşme kurulmuş olur. Ha, sene sonunda bütçe tutmaz, o zaman sen de hesap sorarsın n’oldu o verdiğin sözler diye.
Lakin bizim kulüpte işler hiç öyle olmaz; denk bütçe dediğimiz borcu alacağına eşit bir tablo olmaz, bizim genel müdür daha en baştan kafadan bir milyar zarar edeceğim diye pazarlığı açar. Sen de re re ra eşliğinde alkışlayarak kabul edersin, o da sene sonunda bir yarım milyar daha üstüne koyar.
Ama bu sadece bizim kulübün değil, içinden tüm sportif a.ş. geçen kulüplerin sorunudur. Bu sportif a.ş.’ler özünde harika bir yatırım aracıdır; kara ortaktır, zararda tanımaz. Masraflar spor kulüplerine, gelirler bu halka açık şirketlere kalır. Her sene bir söz vardır, bu sene para gelecek, gelmeyecek derken yıllar böyle geçer.
Bir zamanlar Türkiye’de borsaya inancım vardı, merak etmiştim bu sportif şirketlerin hisse hareketleri ve mali tablolar analizini; sonuç felaket. Literatürde tanımlı hiçbir teoriye uymuyorlar, gözünüzü kapatıp o piti piti diye hisse seçseniz daha istikrarlı sonuç elde edersiniz. Merak eden çalışmama YÖK Ulusal Tez Merkezi’nden BİST Spor Mali Durum ve Hisse Hareketleri Analizi olarak ulaşabilir (kamu reklamıdır).
Yönetim sunumunu yaparken enflasyonu yüzde yirmi beş, faizi de yüzde elli olarak kabul ettik dedi. Analistler şirket değerleyeceği zaman hep uç noktalarda olmaya meyillilerdir. Şirketi ya göklere çıkarırlar ya da hemen satılması gerekir derler yaptıkları projeksiyonlarda. Bu yüzden enflasyon yüzde yirmi beş olacak diyebilirler, sorun yok, yüzde beş de olur. Aynı şekilde faiz de yüzde elli, hatta yüzde yüz de olabilir. Ama ikisi birden nasıl olacak?
Yani ya sizin mali tablolarınız çok kötü, kimse size kredi vermek istemiyor, ancak yüzde elliden borçlanabiliyorsunuz; ya da 5411 BnK 4 ve 6361 FKŞK 2 kimlerin faizden para kazanabileceği tahdidi olarak sayılmışken 6098 TBK 387 ve 6102 TTK 358’i kendi hukuk nosyonunuza göre yorumlayarak enflasyonun yüzde yirmi beş olduğu bir ortamda faizden yüzde elli mi kazanmayı planlıyorsunuz? Tamam, TTK 331 ile ultra vires ilkesini kaldırdık ama ne diyor devamı maddenin? Kanunla yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç için.
Arada dönerimi yerken bu hususu yeminli mali müşavir, oda başkanı sevgili Erhan SULAR’a sordum. Bu arada döner deyip geçmeyin; döner önemli. Kaydı açık 11.000 üyeden 737’si geldi diye laf ediyoruz, döner olmasa onlar da gelmeyecek.
Haklısın dedi.
E dedim, senin konuşmanda bu faiz enflasyon sarmalına yer verecek misin?
Yok, ben konumu belirledim, sunumumu hazırladım, zaten soracağım çok soru var dedi.
Şimdi ben soracağım da, herkes çıkıyor kürsüye, bu tür ekonomik tutarsızlıkları soruyor, cevap vermiyor ki hiçbirine yönetim. Ama dedim, onlar çok soru soruyor, ben bir tane soracağım, beni kırmazlar herhalde.
Sıramı beklerken de bir yandan daha dikkatli dinliyorum konuşmacıları, hani mükerrir olmayalım. Genel kurul konusu bütçe ama sağ olsunlar finansal tablolar harici her şey konuşuluyor. Biri dikkatimi çekti.
Divan kurulu üyemiz. Yani en az yirmi beş senelik üye. Eskiden otuz yıl gerekiyordu divana girmek için, bir anda böyle bir indirime gittiler. İyi de oldu; daha aktif üye profili oluştu. Yalnız hiç unutmam, bir üyemiz, tam bu değişikliğe gidildiğinde otuz yılını doldurduğu için üye olabilmişti. Hayatında ilk ve son olarak kürsüye çıktı, nasıl dolmuş, ben otuz yıl bekledim üye olabilmek için, tamam yirmi beş yıla indirdiniz de, en azından benim de beş yıllık kıdemimi verin diye hayıflandı. Hala onu Kalamış’ta gördükçe o gün aklıma gelir.
Neyse konumuza dönelim, kulüpte de menajer pozisyonundaymış kürsüde bahsi geçen üyemiz. Kulüpten de ekmek yemiş, sezon ortasında rakip takıma gitmiş. Galatasaray ile yaptıkları bir maç sonrasında da gazetelerde boy boy resmi çıkmış böyle elini yumruk yapmış, Galatasaray’a kaldırıyor.
Bizim tüzük açık; kulübe üye olmak için yurtiçinde rakip sayılabilecek başka bir kulüpte profesyonel olarak çalışmıyor olmak. Ama üyelikten çıkarma sebebi için bu yazmıyor.
Yazması mı gerekiyor? Ne diyor 4721 TMK 65? Tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin üyelikleri kendiliğinden sona erer.
Ama sonra da düşündüm. Hak ve özgürlükleri kısıtlayan kurallar dar yorumlanmalı; evet, kanunları bilmemek mazeret sayılamaz ama bu ceza kanunları için geçerlidir, 5237 TCK 4 öyle der. Hatta Resmi Belge Sahteciliğinde Hata[1]’da görmüştük, onun bile istisnaları oluyordu.
Medeni Kanun’u bilmek zorunda değilim, tüzüğe baktım, ona göre üye oldum. Bilseydim bu bir çıkarma sebebi, belki çalışmayacaktım.
Hatta biraz daha ileri gidelim, diyelim ki tüzükte yazıyor. E ben profesyonelim, tüm kariyerim boyunca sadece üye olduğum kulüpte mi çalışacağım? Başka bir işe geçemeyecek miyim? N’oldu 2709 AY 33 derneğe üye olma hürriyetine? Ya da AY 48 sözleşme hürriyeti?
Neyse efendim, sonuçta yönetim çıktı açıkladı; o yüzde yirmi beş enflasyon devletin öngördüğü enflasyonmuş, faiz de onların fiilen ödediği. Oh ne güzel iş, mönüne zam yapacağın zaman ENAG enflasyonunu kullan, işçine zam yapacağın zaman TUİK enflasyonu.
Konuşmalar arasında bir de tüzel kişilerin suçun faili olamama hususu var ki, onu da sonraki yazılarımıza bırakalım efendim.
-------------
[1] https://www.hukukihaber.net/resmi-belge-sahteciliginde-hata-ozgur-turkes