Özel hukuk kişilerinin işlem serbestisinden farklı olarak idare ancak sınırları mevzuatla çizildiği şekilde işlem tesis edebilir. Kendisine mevzuatla verilen takdir yetkisini de keyfi şekilde değil, objektif koşullara göre, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun şekilde kullanmak zorundadır.

İdare; işlem tesis ederken olduğu gibi, tesis ettiği işlemlere son verirken de kurallara tabidir. Bu nedenle idarenin işleme, işlemin tesis edildiği ilk andan itibaren etkili olacak şekilde son vermesi anlamına gelen işlemi geri alması kurallara tabidir.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, idarenin hukuka uygun olan ve kişiler lehine sonuç doğuran bir işlemi geri alması mümkün değildir. Dolayısıyla; bir idari işlemin geri alınabilmesi için ilk şart, işlemin hukuka aykırı olmasıdır.

Peki hukuka aykırı olan bir idari işlemi idare hiçbir süre sınırı olmadan geri alabilir mi?

Eğer idari işlem, kişiler üzerinde yükümlülük doğuran bir işlem ise, süre sınırından bağımsız olarak idare, her zaman hukuka aykırı olan idari işlemi geri alabilecektir. Ancak kişilerin lehine sonuç doğuran idari işlemlerin her zaman, süre sınırı olmadan geri alınabileceğinin kabulü halinde, lehine hukuka aykırı işlem tesis edilen kişilerin elde ettiği kazanımlara her zaman son verilebileceği düşünülecektir. Bu durum, işlemin hukuka aykırı olduğunun bilincinde olmayan kişiler için sürekli bir tedirginlik ve öngörülemezlik oluşturacaktır.

Bu gerekçelerle kişilerin lehine sonuç doğuran hukuka aykırı işlemlerin geri alınması, Danıştay’ın 22.12.1973 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı[1] ile belirli koşullara tabi tutulmuştur. Bu şartlar şu şekildedir:

1- Yokluk ile mutlak butlan halleri hariç ve kişinin gerçek dışı beyanı veya hilesi de sebebiyet vermemesi kaydıyla, idarenin yanlış şart tasarrufunu ancak iptal davası süresinde geriye yürür şekilde alabilecektir. Bu süre, işlem tarihinden itibaren 60 gündür.

2- (1) no’lu öncülde belirtilen şartın yokluğu durumunda, dava açma süresinin geçmesinden sonra yanlış tasarruf geriye yürür şekilde geri alınamayacaktır.

Bu içtihada göre; hukuka aykırı idari işlem, idare tarafından ancak dava açma süresinde geri alınabilecektir. Bu kuralın istisnası ise, işlemin açık hata ile tesis edilmesi ya da işlemin tesisinde ilgili kişinin hilesi ya da gerçek dışı beyanının bulunmasıdır. Bu istisnai durumların bulunması halinde idare, kişilerin lehine sonuç doğuran hukuka aykırı işlemleri süre sınırı olmaksızın geri alabilecektir[2].

İlgilinin hilesi veya gerçek dışı beyanı somut olay çerçevesinde anlaşılması daha kolay bir koşuldur. Açık hatanın ise net bir tanımı olmamakla birlikte, bir Danıştay kararında şu şekilde tanımlanmıştır: “(…) mevzuat hükmünün yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açık olduğu, idare edenlerin kasıt ya da ihmal içinde olmadıkları sürece, hükmü uygularken hataya düşmelerinin beklenemeyeceği hallerde, maddi olaya ve mevzuatın açık hükmüne aykırı davranılmış ve bu durum da işlemi yok denilecek kadar sakatlamış ise söz edilebilir[3].   Danıştay’ın genel eğilimi, mevzuatın yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açık olduğu ve herhangi bir araştırmaya ve incelemeye gerek bulunmayan hallerde yapılan hataları açık hata olarak kabul etmek yönündedir. Bu yaklaşımla birlikte, işlemin muhatabının hatayı bilmesini veya bilme olasılığını dikkate alan bir açık hata yaklaşımı da bulunmaktadır. Bu görüşe göre; idari işlemin karışıklığı sebebiyle muhatabının kolayca fark edemeyeceği hatalar, açık hata olarak değerlendirilmemelidir.

Genel kabule göre; açık hatanın bulunması durumunda idare, süre sınırı olmaksızın hukuka aykırı işlemi geri alabilecektir. Bununla birlikte, Danıştay’ın açık hata olan işlemleri de makul süre ile sınırladığı kararlar bulunmaktadır. Örneğin; Danıştay 8. Dairesi’nin 03.02.2015 tarihli, 2013/6278 E. ve 2015/386 K. sayılı kararına göre, “(…) idarece açık hataya düşülerek kaydının yapıldığı ve davacıya öğrencilik statüsünün kazandırıldığı, dolayısıyla davacıya atfedilecek hile veya yalan beyan gibi durum söz konusu olmadığı; davacının anılan okula bir yıl gibi uzun bir süre devam ettiği ve hem maddi hem de manevi anlamda mağduriyetinin söz konusu olacağı, ayrıca hatalı işlem nedeniyle başka kişi veya kişilerin hukukunun da olumsuz etkilenmediği dikkate alındığında, makul bir süre içerisinde geri alınmayan işlemde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmamaktadır”.

Yatay geçiş işlemleri bakımından durum incelendiğinde, işlemin geri alınmasının eğitim öğrenim hakkına müdahale niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumu gözeten bazı Danıştay kararları, idarenin yeterli inceleme yapmamasından kaynaklanan ve ilgilisinin hile veya gerçek dışı beyanının bulunmadığı durumlarda, yatay geçiş sonucu yapılan kayıt işleminin geri alınmasını hukuka aykırı bulabilmektedir: “(…) hatalı kayıt işleminin davalı idarenin yeterli inceleme yapmamasından kaynaklandığı, davalı idare tarafından davacının kaydının yapılması üzerine, davacının eğitim gördüğü [Üniversite] ile ilişiğinin kesildiği, tekrar aynı Üniversiteye kayıt yaptırabileceği hususunda açıklık bulunmadığı, bu bağlamda davacının eğitiminin sona ereceği, bu durumda, davacının hatasından veya hilesinden kaynaklanmayan, davalı idarenin yeterli incelemeyi yapmamasından kaynaklanan bir husustan dolayı davacının sorumlu tutularak, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile koruma altına alınan eğitim hakkının engellenmesi [niteliğindedir]”[4].

Yatay geçiş işleminde bulunan hataya idarenin Yönetmeliğe aykırı olarak çıkardığı Yönergenin neden olması durumunda da Danıştay, bu durumun bir hata olsa da açık hata olmayacağına karar vermiştir: “(…) ağırlıklı not ortalamasının 59,63 olduğu, buna göre (…) asgari not şartını (60,00) sağlamamasına rağmen, yine yatay geçiş tarihinde davalı idare [tarafından] kabul edilen yönergeye göre asgari not şartını (53,33) sağladığı, davalı idare tarafından da yönergedeki asgari not şartını sağlaması nedeniyle davacının yatay geçişinin yapıldığı; davacının yatay geçişinin yönergeye uygun ancak yönetmeliğe aykırı olacak şekilde gerçekleştirilmesinin idarenin hatasından kaynaklanmakla birlikte idarenin açık bir hatasından kaynaklandığından bahsedilemeyeceği (…)”[5].

Bu gibi sınırlı örnek dışında, mevzuata aykırı yapılan yatay geçiş işleminin açık hata olduğu, kazanılmış hak oluşturmayacağı ve süreden bağımız geri alınabileceğine karar verilmektedir[6].

Danıştay’ın yatay geçiş işleminde hangi durumları açık hata olarak kabul ettiği, güncel kararlarından örneklerle daha iyi anlaşılabilir:

1- Mevzuatta yer alan son iki yarıyılda yatay geçiş yapılamayacağı kuralına rağmen bu kuralı dolanmak amacıyla Türkiye’de 3. sınıfa geçiş yapılması:

“(…) lisans programlarında son iki yarıyıla yatay geçiş yapılamaz hükmünden, lisans programının son sınıfında okuyanların herhangi bir lisans programına yatay geçiş yapamayacağının anlaşılması gerektiği, bu mevzuat hükmünü tamamen bertaraf etmek amacıyla, yatay geçiş yapacak kişi son sınıf öğrencisi olsa da bir alt sınıflara yatay geçiş işleminin yapılacağı kabul edilerek kaydının yapıldığı anlaşıldığından, hakkın suistimal edilmesi yoluyla tesis edilen işlemlerin hukuk düzenince korunmayacağı, sağlanan hukukî durumun hiçbir zaman kazanılmış hak teşkil etmeyeceği de göz önüne alındığında, davacının mevzuata aykırı bir şekilde yatay geçiş işleminin yapıldığı gerekçesiyle kaydının silinmesine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır”[7].

2- Uyruklarından birisi Türk olan çift uyruklu kişinin, başvuru işlemlerini yabancı uyruğu üzerinden yapması:

“(…) uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu davacının, Başvuru Kılavuzu'ndaki uyarıyı dikkate almak suretiyle tıpta uzmanlık sınavı başvuru işlemlerini Türk vatandaşı statüsünde yürütmesi gerektiği, yabancı uyruklu kontenjanından yararlanması mümkün olmamasına karşın açık hataya dayalı olarak uzmanlık eğitimine başlatıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacının üniversiteden ilişiğinin kesilmesine ilişkin (…) [işlemde] hukuka aykırılık bulunmamaktadır”[8].

3- Tıp fakültesine yatay geçiş yapılabilmesi için Türkiye genelinde yapılan üniversite sınavında ilk 40 bine girmek gerekirken, ilk 200 bine giremeyen kişinin tıp fakültesine yatay geçiş yapması:

“Eğitime başlanılan yıl ÖSYM tarafından yapılan sınav sonucu veya muadil belgelerden birine sahip olunması gerektiğine ilişkin kural, yukarıda bahsedilen Yönetmeliğin 14. maddesinin 5. fıkrasında da açıkça düzenlenmiştir.

Bu durumda, davacının 2015 yılında girdiği ÖSYM sonucuna göre 259.642 başarı sırası elde ettiği, ilgili yılda Tıp Fakültesi için başarı sırasının 40 bin olduğu, bu haliyle davacının yatay geçiş hakkının bulunmadığı, açık hata ile yapılan üniversite kaydının iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır”[9].

4- En düşük taban puan koşulunu sağlamadan diş hekimliği fakültesinden tıp fakültesine geçiş yapılması:

“Uyuşmazlıkta; 2015 yılı Üniversite Sınavı sonuçlarına göre Y-MF-3 puan türünde 422,08 puan alarak davalı Üniversitenin Diş Hekimliği Fakültesi’ni %50 burslu olarak kazanan davacının, Tıp Fakültesi’ne kurum içi yatay geçiş yaptığı, Tıp Fakültesi’nin ilgili yıldaki taban puanının 428,43 olduğu görülmekle birlikte; Tıp Fakültesi ile Diş Hekimliği’nin eşdeğer program olmadıkları, ayrıca davacının yukarıda yer verilen Yönetmelik hükmüne göre ‘en düşük taban puanı’ şartını da sağlamadığı, açık hataya dayalı olarak davacının Tıp Fakültesine yatay geçişinin yapıldığı anlaşılmaktadır”[10].

5- Not ortalaması şartını sağlamadan geçiş yapılması:

“Uyuşmazlıkta; (…) davacının not ortalamasının 4.00 üzerinden 2.07 olduğu, Yükseköğretim Kurulu not dönüşüm tablosuna göre 2.07 not ortalamasının 54,96 puana denk geldiği, (…) yukarıda yer verilen Yönetmelik maddeleri uyarınca [en az 60 olması gereken] "not ortalaması" şartını sağlayamayan davacının (…) açık hataya dayalı olarak yatay geçişinin yapıldığı anlaşılmaktadır”[11].

6- ÖSYM tarafından yapılan sınav sonucu veya muadil belgelerden birisine sahip olmadan sınavsız giriş yapılan bir üniversiteden hukuk fakültesine geçiş yapılması:

“Eğitime başlanılan yıl ÖSYM tarafından yapılan sınav sonucu veya muadil belgelerden birine sahip olunması gerektiğine ilişkin kural, yukarıda bahsedilen Yönetmeliğin 14. maddesinin 5. fıkrasında da açıkça düzenlenmiştir.

Bu durumda, davacının 2016 yılında sınavsız olarak Ukrayna Uluslararası Beşeri Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt yaptırdığı, kayıt yaptırdığı yıl ÖSYM tarafından yapılan bir sınav veya muadil bir belgeye sahip olmadığı, bu haliyle davacının yatay geçiş hakkının bulunmadığı, açık hata ile yapılan üniversite kaydının iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır”[12].

7- Açık öğretim programından örgün eğitim veren bir programa geçiş yapılması:

“2547 sayılı Kanun’da örgün eğitime ve uzaktan ve açık eğitime ilişkin usul ve esasların ayrı ay düzenlendiği, (…) davacı Suriye Halep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Açıköğretim programına kaydolmuş ve ülkemizdeki bir hukuk fakültesine yatay geçiş yapmıştır. Dolayısıyla davacının örgün eğitim şartını sağlamadığı açıktır.

Bu durumda, açık hata ile yapılan üniversite kaydının iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır”[13].

8- Aktif öğrenci olmayan birisinin yatay geçiş yapması:

“Uyuşmazlıkta, alınan bilgi ve belgelerde davacının Ukrayna Sumy State Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görmekte iken, 27/02/2020 tarihinde anılan okuldan kaydının silindiği, yatay geçiş sürecinde davacının aktif öğrenci olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda; davacının yatay geçiş hakkı olmadığından, tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır”[14].

İdari işlemin yokluğu: İdari işlemin yokluğu, yani hukuk aleminde hiç var olmamış kabul edilmesi sonucuna varan hukuki durumla ise nadiren karşılaşılır. İdari işlemlerin yok hükmünde olması; genel olarak, idari işlemin varlık sebebi olan kurucu unsurlarındaki ağır sakatlığın sonucudur. Bir işlemin yoklukla malul olup olmadığı, işlemin tüm unsurları yönünden değerlendirilebilir. “Sebep” unsuru yönünden yokluk tartışılabilir. Yatay geçiş işlemi ilgili üniversiteye geçişle, üniversiteye geçiş de mezuniyetle sonuçlanmıştır. Yatay geçişin hukuka aykırılığı iddiasının mezuniyete tesir edip etmeyeceği ayrı bir sorun, yatay geçişin yok hükmünde olduğunun kabulü halinde mezuniyetin akıbetinin ne olacağı ayrı bir sorundur.

Belirtmeliyiz ki; idari işlemin her sakatlık hali, yokluk sonucu doğurmaz. Yokluk, bir işlemin hukuk düzeninde hiç var olmamış kabul edilmesini gerektirecek derecede ağır sakatlık içermesi halinde gündeme gelebilir. Örneğin; fonksiyon gasbı, yokluk sebebidir, idare adına irade açıklaması yapma yetkisi bulunmayan bir kamu görevlisinin idare adına işlem tesis etmesi olarak tanımlayabileceğimiz yetki gasbı halinde yokluk gündeme gelebilir, yetkili olmayan kamu görevlisinin veya idari makamın tesis ettiği işlem veya verdiği karar yönünden içtihadın yoklukla maluliyete değil, hukuka aykırılığa ve iptale karar verilmesi şeklinde geliştiği görülmektedir.

Uygulamada, yokluk hali çok kısıtlı ve nadiren kabul edilmektedir. Her yetkisiz makamın işlemi yok hükmünde olmaz. Yetki gasbı varsa yoklukla maluldür, ama yetki tecavüzü ağır ve bariz olduğunda yokluk sebebi olabileceği söylenebilirse de, uygulamada bu durumun karşılığı hukuka aykırılık tespiti ve yaptırımı da iptaldir. Aynı durum; idari işlemin “sebep” unsuru yönünden de geçerlidir, doktrinde farklı görüşler bulunmakla birlikte, “sebep” unsuru yönünden sakatlığın genel olarak iptal gerektiren hukuka aykırılık teşkil edebileceğinin kabul edildiği görülmektedir.

“Sebep” unsurunun sakatlığı; o işlemin yoklukla malul sayılmasını gerektirmediğinde, hukuka aykırılık tespiti ve iptal ancak süresinde dava açılmışsa ileriye etkili sonuç doğurabilir. Aynı şartlar, idarenin işlemi geri almasında da geçerlidir. Buna göre; hukuka aykırı bir idari işlem, ilgilinin hilesi, açık hata sonucu tesis edilmemişse ve yoklukla malul sayılmayı gerektiren niteliği de yoksa, dava açma süresi geçtikten sonra idare tarafından geri alınamaz. Hukuka uygun bir idari işlemin ise; ilgili yönünden hak doğurması halinde, kural olarak geri alınamayacağı kabul edilmektedir.

Sonuç

Açık hatanın tanımına ilişkin doktrinde; biri mevzuatta öngörülen yoruma kapalı bir hükme aykırı işlem tesis edilmesini, diğeri ise işlemin muhatabının hatayı bilmesi veya bilebilecek durumda olmasını esas alan iki düşünce olduğu görülmektedir.

Yatay geçiş işlemleri bakımından Danıştay, idarenin yatay geçişin koşulları bakımından geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir.

İdarenin belirlediği bu kriterler ise genellikle net ve yoruma kapalı kriterlerdir. Bu nedenle; Danıştayın güncel kararlarında aktif öğrenci olmayan, not ortalaması, en düşük taban puan veya başarı sıralaması koşulunu sağlamayan, açık öğretimden örgün eğitime geçmeye çalışan, ÖSYM tarafından düzenlenen veya muadil bir sınav sonucu bulunmayan, geçiş yapılması mümkün olmayan bir eğitim öğrenim döneminde geçiş yapan veya yabancı uyruğunu kullanarak geçiş yapan kişilerin yatay geçiş işlemleri açık hata olarak kabul edilmiş ve idarenin bu işlemleri her zaman geri alabileceğine karar verilmiştir.

Bununla birlikte; yatay geçiş işleminin geri alınmasının eğitim öğrenim hakkına müdahale niteliğinde olduğunun altı çizilmelidir. Danıştay da bu gerekçeyle ilgili kişilerin hile veya gerçek dışı beyanlarının bulunmaması kaydıyla, idarenin yeterince araştırma yapmamasının açık hataya neden olduğu veya yapılan hataya idarenin düzenleyici işlemleri ile zemin hazırladığı durumlarda açık hatanın oluşmadığına karar vermiştir. Üstelik istisnai bir örnekte, açık hata bulunsa da idarenin işlemi ancak makul süre içinde geri alabileceğine dair karar vermektedir.

Devletin yatay geçiş koşullarını Türkiye’de ÖSYM tarafından yapılan sınavlara girerek üniversite eğitim öğrenimi alan kişilerin aleyhine fırsat eşitsizliği doğmayacak şekilde düzenlemesi gerekir. Bu şekilde belirlenen koşullara uygunluğun, üniversiteler tarafından yeterli hassasiyetle incelenmesi de fırsat eşitliğinin sağlanması için aynı düzeyde önemlidir. İdarenin bu gerekliliklere uygun hareket etmesi, fırsat eşitliğinin yanı sıra, bu işlemlerden yararlanan kişiler bakımından “hukuki öngörülebilirlik” ve “hukuki güvenlik” ilkelerinin gereğidir. Çünkü bir hukuk devletinde devletin işlemlerinin sürekli olarak iptal edilebilir olması, kişilerin hukuk güvenliği bakımından oldukça tedirgin edicidir. Devletin işlemlerinde idari istikrar kadar, bireylerin hukuki durumlarının istikrarı da önemlidir.

Kamu kurumlarına ve yargı organlarına güven, bu güvene olan toplumsal inanç, çoğunlukta oluşan adalet ve eşitlik duygusu, bu kapsamda hukuki güvenlik hakkının varlığı ve herkes tarafından hissedilebilir olması, kamu düzeninin ve sosyal barışın tesisi ile temel hak ve hürriyetlerden herkesin layıkı ile istifade etmesi için çok önemlidir.

Açıklanan nedenlerle; eğitim öğrenim hakkını doğrudan ilgilendiren yatay geçiş işlemlerinin geri alınmasının koşulu olan açık hatanın dar yorumlanması, idarenin inceleme yükümlülüğünü yerine getirmediği, idarenin işlemleri ile hatanın oluşmasına katkı sunduğu hatalar ile mevzuatta yer alan belirsizliklerden dolayı oluşan hataların açık hata olarak değerlendirilmeyebileceği ve işlem tarihinde yürürlükte olan şartların gözönünde bulundurulması gerektiği dikkate alınmalıdır. Aksi durum; “hukuk güvenliği,” “hukuki belirlilik” ve “hukuki öngörülebilirlik” ilkelerine aykırı olacaktır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Beyza Başer Berkün

>> Resmi Belgede Fikri Sahtecilik

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

-------------

[1] Danıştay İBK, 1968/8 E., 1973/14 K., 22.12.1973.

[2] Her ne kadar 1973 Danıştay İBK Kararı, idari işlemin geri alınmasını fazla ödenen paraların geri alınması yönü ile tartışmışsa da, 1987 İBK kararı bu kararın tüm idari işlemlerin geri alınmasında uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bkz. Danıştay İBK, 1987/1, 2, 4 E., 1987/2 K., 06.07.1987.

[3] D. 10. D., 2003/4745 E., 2005/2591 K., T. 18.05.2005.

[4] D. 8. D., 2019/1007 E., 2022/5901 K., T. 25.10.2022.

[5] D. 8.D., 2022/298 E., 2024/956 K., T. 28.02.2024.

[6] D. 8. D., 2018/1504 E., 2022/5306 K., T. 30.9.2022.

[7] D. 8. D., 2020/6033 E., 2022/3227 K., T. 28.4.2022.

[8] D. 8. D., 2021/38 E., 2021/4763 K., T. 25.10.2021; D. 8. D., 2021/534 E., 2021/4766 K., T. 25.10.2021.

[9] D. 8. D., 2021/1862 E., 2023/7607 K., T. 21.12.2023.

[10] D. 8. D., 2021/2234 E., 2023/6068 K., T. 21.11.2023. Benzer yönde D. 8. D., 2021/2256 E., 2023/6109 K., T. 21.11.2023; D. 8. D., 2021/2279 E., 2023/6061 K., T. 21.11.2023; D. 8. D., 2021/5020 E., 2023/6112 K., T. 21.11.2023; D. 8. D., 2022/3296 E., 2024/619 K., T. 14.2.2024; D. 8. D., 2022/3793 E., 2024/620 K., T. 14.2.2024; D. 8. D., 2022/3797 E., 2024/618 K., T. 14.2.2024; D. 8. D., 2022/3798 E., 2024/608 K., T. 14.2.2024.

[11] D. 8. D., 2022/4565 E., 2024/613 K., T. 14.2.2024.

[12] D. 8. D., 2021/6870 E., 2023/6734 K., T. 1.12.2023. Benzer yönde D. 8. D., 2021/6872 E., 2023/6735 K., T. 1.12.2023; D. 8. D., 2023/2615 E., 2024/3416 K., T. 30.5.2024.

[13] D. 8. D., 2021/7006 E., 2023/7922 K., T. 27.12.2023. Benzer yönde D. 8. D., 2021/7859 E., 2023/7606 K., T. 21.12.2023.

[14] D. 8. D., 2022/6261 E., 2024/3526 K., T. 5.6.2024. Benzer yönde D. 8. D., 2023/6042 E., 2024/3527 K., T. 5.6.2024.