A) Konuyla İlgili Değerlendirmelerimiz

Medeni Usul Hukukunda Anayasa ile güvence altına alınmış olan dava hakkı ile bağlantılı bazı ilkeler kabul edilmiştir. Bu ilkelerden biri 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesinde düzenlenen “taleple bağlılık ilkesi”dir. Söz konusu ilkeye göre, Mahkeme, tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Açılan bir davada Hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez[1]. Bu nedenle davacının dilekçesinde, asıl talebini ve bu taleple bağlantılı olarak yan taleplerini açık, hükme elverişli ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması önemlidir.

Ancak “taleple bağlılık ilkesi”, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile yumuşatılmıştır. HMK’nın 31. maddesinde, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Söz konusu hükümde her ne kadar “açıklama yaptırabilir” şeklinde bir ifade kullanılmış ise de, doktrin ve yargı içtihatları hâkimin davayı aydınlatmasının bir “ödev” niteliğinde olduğunu kabul etmektedir[2]. Zira davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmayı doğru ve tam olarak anlayabilecek ve bu şekilde maddi gerçeği ortaya çıkararak doğru karar verebilecektir. Hâkimin, kural olarak mevcut olmayan bir vakıayı dikkate alarak yargılamaya dahil etme yetkisi olmasa da (HMK m. 25), bir vakıa ileri sürülmekle birlikte, belirsizse veya vakıalar arasında çelişki mevcutsa bunu gidermekle yükümlüdür (HMK m. 31). Zira vakıanın yeterince somut ve açık olmaması, temelinde maddî bir vakıa sebebiyledir, ayrıca bu belirsizlik hâkimin hüküm tesisinde hukukî bir meseledir[3]. Bu nedenle vakıa iddialarındaki ve talep sonucundaki belirsizliklerin ve çelişkilerin açıklığa kavuşturulması hâkimin en önemli görevlerindendir[4]. Hakimin somutlaştırma talebine rağmen davacı bu talebi yerine getirmez ise, ancak o zaman ilgili talebin ispat yükü kurallarına göre reddedilmesi mümkün olur[5].

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi ile taleple bağlılık ilkesi birbiri ile çelişmemektedir. Aksine taleple bağlılık ilkesinden doğan adil olmayan bazı sonuçlar, bu ödev ile önlenmiş olmaktadır.

Taleple bağlılık ilkesini yumuşatan bir başka ilke de, HMK’nın 33. maddesinde düzenlenmiş olan “Hakimin Hukuku Re’sen Uygulama ilkesi”dir. Söz konusu maddeye göre, Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Re’sen uygulama ilkesi hem maddi hukuku hem de usul hukukunu kapsamaktadır.[6] Hâkimin hukuku re'sen uygulaması, bu madde uyarınca hâkime verilmiş bir ödevdir. Bu ilke hem ilk derece yargılamasında hem de kanun yolu aşamalarında geçerlidir. Nitekim HMK m. 371’de karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması, bozma (temyiz) sebebi olarak kabul edilmiştir[7].

B) Konuyla İlgili Yargıtay İçtihatları

1) Talep Sonucundaki İfadelere Sıkı Sıkıya Bağlı Kalınmadan Davacının Gerçek İradesinin Yorum Yoluyla Tespit Edilmesi Gerektiği Yönündeki Kararlar

Yargıtay verdiği emsal kararlarda, talep sonucu değerlendirilirken katı ve aşırı şekilci olunmaması, dilekçede yazılan ifadeler ile sıkı sıkıya bağlı kalınmaması gerektiğini, dava dosyasında yer alan diğer ifadelerin birlikte değerlendirilerek ve amaçsal yorum yapılarak davacının gerçek iradesinin tespit edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Yargıtay 3. HD., E. 2024/3490 K. 2025/2104 T. 14.4.2025

Somut olayda uyuşmazlık konusu, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalması kaydı ile, 830.000,00 TL (100 bin dolar) alacağının döviz kurlarında meydana gelebilecek değişiklikler de nazara alınarak dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili talebidir.

İzmir 22. Asliye Hukuk Mahkemesi Kararı:

İlk derece mahkemesi yukarıda ayrıntılı olarak izah ettiğimiz ve katı uygulanmaması gerektiğini savunduğumuz “taleple bağlılık ilkesi” ini katı bir şekilde uygulayarak bu ilke uyarınca davacıya 830.000,00 Türk Lirası ödenmesine karar vermiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi Kararı:

Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını aşağıdaki gerekçeyle onaylamıştır.

“TBK’nın 99. maddesine göre, konusu para olan borcun ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmesi hâlinde, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklının, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini talep edebileceğini, somut olayda; davacının dava dilekçesinin istem bölümünde "...830 Bin TL(100 Bin Dolar) alacağımın döviz kurlarında meydana gelebilecek değişiklikler de nazara alınarak fazlaya dair haklarım saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline...." şeklinde talepte bulunduğunu, davacının talepte bulunurken kullanmış olduğu kelimeler ile ortaya koyduğu irade uyarınca, davacının yasadan kaynaklanan seçimlik hakkı doğrultusunda, alacağının TL cinsinden mi yoksa USD cinsinden mi talepte bulunduğunun belirlenmesi gerektiğini, davacı taraf açıkça 100.000,00 USD karşılığı 830.000,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiş olmakla, davacının seçimlik hakkını TL cinsinden yapmış olduğunun kabulü gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesince davacı alacağının TL cinsinden hüküm altına alınmış olmasının doğru olduğuna”

3. Hukuk Dairesi Kararı (E. 2024/3490 K. 2025/2104 T. 14.4.2025)

Temyiz üzerine dosyaya bakan Yrg 3. HD aşağıdaki gerekçeyle kararı bozmuştur:

“6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 99. maddesi uyarınca; borç ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ise borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile de ödenmesini isteyebilir. Diğer bir anlatımla, borcun aslı yabancı para alacağı (döviz) ise alacaklının, borcun fiili ödeme günündeki TL karşılığı döviz veya doğrudan TL olarak talepte bulunma konusunda seçimlik hakkı bulunmaktadır. Seçimlik hakların söz konusu olması halinde seçimlik hak kullanılmak suretiyle edim tayin edilmiş olur ve seçimlik hakkı ortadan kalkar (K.Oğuzman-Öz, Borçlar Hukuku-Genel, s.227). Dolayısıyla, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklıya tanınan seçimlik bir hak sözkonusu olup hakkın kullanılması yenilik doğurucu nitelikte olduğundan talep hakkını kullanan alacaklının artık bu tercihinden dönmesi mümkün değildir (Dairemizin 12.03.2024 tarihli ve 2023/2917 E., 2024/1112 K. sayılı ilamı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.01.2022 tarihli ve 2021/12219 E., 2022/535 K. sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.01.2023 tarihli ve 2021/5290 E., 2023/581 K. sayılı ilamı).

Dava dosyasının incelenmesinde; davacının dava açarken fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak 830.000,00 TL (100.000,00 Dolar) alacağının döviz kurlarında meydana gelebilecek değişiklikler de nazara alınarak dava tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiş olmakla, davacının döviz cinsinden talep bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde Türk parası üzerinden hüküm tesis edilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekir.

2) Talep Sonucunun Yorum Yoluyla Da Anlaşılamayacak Kadar Eksiklik ve Çelişkiler İçermesi Halinde Davacıdan Açıklama İstenip Ona Göre Karar Verilmesi Gerektiği Yönündeki Kararlar

Yargıtay bazı kararlarında ise, Hakimin talep sonucunu anlamakta zorluk çekmesi veya tereddüt etmesi halinde davacıdan talebin netleştirmesini isteyip buna göre bir karar vermesi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay talep sonucundaki eksiklik ve çelişkiler giderilmeden karar verilmiş olmasını tek başına bir bozma sebebi saymıştır.

Bu kapsamda Yrg. 15. Hukuk Dairesinin bozma kararı ve direnme üzerine verilen Hukuk Genel Kurulu kararını kısaca inceleyelim:

Yrg 15. HD, 12.01.2015 T., 2014/5675 E., 2015/38 K.

“Dava dilekçesinde sözleşme dışı yaptırılan ada içi yolların 10 cm’lik kilit parke, beton bordür ve yağmur oluğu döşenmesi işleri bedeli ile davacı şirkete ait olup, şantiyede bulunan ve davalı tarafça el konulan Düzce 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2009/160 D. iş sayılı delil tespit dosyasındaki malzeme bedellerinin de tahsilinin talep edildiği, hangi alacak için ne miktarda istemde bulunulduğu belirtilmeksizin toplam 200.000TL’nin tahsilinin istendiği, dava dilekçesinde birden fazla alacak kalemiyle ilgili talepte bulunulduğuna göre mahkemece öncelikle davacı yana her bir alacak kalemi için ne miktarda istemde bulunduğu açıklattırıldıktan sonra işin esası incelenerek davanın sonuçlandırılması gerekirken bu husus üzerinde durulmadan karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.”

Yerel Mahkemenin Özel Dairenin kararına direnmesi üzerine dosya HGK tarafından incelenmiş ve direnmenin usul ve yasaya aykırı olduğuna karar verilmiştir[8].

HGK T. 12.03.2020, E. 2017/253, K. 2020/288

“….mahkemece, 6100 sayılı HMK’nın 31. maddesi uyarınca, öncelikle davacıya her bir alacak kalemi için ne miktarda istemde bulunduğu açıklattırıldıktan sonra işin esası incelenerek davanın sonuçlandırılması gerekmekte olup, mahkemece davacının talebinin anlaşılabilir olduğu gerekçesiyle verilen direnme kararı yerinde değildir.”

C) Konuyla İlgili Anaya Mahkemesi Kararları

Anayasa Mahkemesi, Hakimin davayı aydınlatma ödevini, hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı ve usul ekonomisi ilkesinin gerçekleşmesine de hizmet eden bir ödev olarak görmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel h1ak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak da mümkün olmaz[9].

Anayasa Mahkemesi, usul hukukunun katı uygulamasının, Anayasa ile güvence altına alınan Mahkemeye Erişim Hakkı'nı da ihlal ettiğine karar vermiştir. 23.05.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan AYM kararında, dava tarihinden 9 yıl, dava konusu olay tarihinden 11 yıl sonra alınan bilirkişi raporu üzerine yapılan ıslah talebin, zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin orantısız olduğuna ve başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir[10]. Anaysa Mahkemesi verdiği çok güncel bir kararında da önceki içtihatlarını tekrarlamıştır[11].

D) Konuyla İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Dattel (2) V. Lüksemburg başvurusunda, davacı tarafından açık ve net bir talep ileri sürülmüş olmasa bile iddiaların esasına ilişkin meselelerin araştırılması için belirli bir tahkikat yürütülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Usul kuralları, şekli hukuk güvenliğini ve adaletin iyi tecelli etmesini sağlayamadığı sürece mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur[12].

Usule ilişkin ulusal kurallar, maddi olaylar ve dayanılan hukuki argümanlar da dahil olmak üzere bir dava veya temyiz dilekçesinin belirli bir forma uygun olarak yazılmasını da gerektirebilir. Buna karşın, söz konusu şart aşırı şekilciliğe meydan vermemeli ve mutlak bir açıklık veya net bir taleple ortaya konulmamış olsalar bile ulusal mahkemelerin bir başvurucunun iddialarının esasına dair meseleyi araştırmak için belirli bir tahkikatı yürütmelerini gerektirmelidir (Dattel (No. 2) / Lüksemburg, para.36-47).

Prof. Dr. Rauf KARASU

H.Ü. Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi/İstanbul Tahkim Merkezi GK Üyesi

-------------

[1] Yrg 4. Hukuk Dairesi 2021/8872 E. , 2022/1907 K.

[2] Pekcanıtez, H./Atalay, O. /Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 248 vd. Yrg.15. HD T. 12.01.2015, E. 2014/5675, K. 2015/38

[3] Özekes, Muhammet; HMK Bakımından Dava Dilekçesinde Eksiklik Halinde Yapılması Gereken İşlemler, https://hukuk.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/09/MUHAMMET-%C3%96ZEKES.pdf s. 294.

[4] Özekes, s. 294; Yrg. 15. HD, 12.01.2015 tarihli ve 2014/5675 E., 2015/38 K. sayılı kararı:

[5] Özekes, s. 300.

[6] Atalı/Ermenek/Erdoğan, s. 134; Atalı, Murat, Hakimin Hukuku Re’sen Uygulaması İlkesi ve İstinaf İncelemesinin Sebebe Bağlılığı, YBHD Yıl 8, S. 2022/2, s. 743; Özekes, s. 294.

[7] Atalı, Murat, s. 743

[8] Benzer kararlar için bkz. HGK, T. 12.03.2020, E. 2016/367 K. 2020/298; HGK, T. 17.11.2020, E. 2019/17-853, K. 2020/907.

[9] Anayasa Mahkemesi’nin, B. No: 2013/8896, 23/2/2016 tarihli Mohammed Aynosah kararı

[10] 23.05.2023 tarihli ve 32199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Anayasa Mahkemesi’nin 23.03.2023 tarihli ve 2019/430 Başvuru Numaralı kararı (https://www.hukukihaber.net/aymnin-2019430-basvuru-numarali-karari)

[11] Başvuru No: 2021/65631 Karar Tarihi 17.07.2025; RG 30 Aralık 2025, Gazete Sayı : 33123 (https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari).

[12] AİHM Reisner V. Türkiye kararı