Giriş
Anayasa Mahkemesi (AYM), 12 Şubat 2026 tarihinde verdiği ve 25 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararıyla,[1] ceza muhakemesinde dijital delillerin toplanmasına yasal dayanak oluşturan Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK)134. maddesini bütünüyle iptal etmiştir. Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kaçakçılık suçundan açılan bir davada itiraz yoluna başvurmasıyla başlayan süreç, ceza adalet sistemiyle ilgili önemli bir sonuç doğurmuştur. AYM, bir suç soruşturmasında somut delillere dayanan kuvvetli şüphe varlığında şüphelinin bilgisayarlarında arama yapılmasına, bu kayıtlardan kopya çıkarılmasına ve kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine olanak tanıyan fıkrayı Anayasa'ya aykırı bulmuştur. Benzer şekilde, şifrenin çözülememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması durumunda dijital materyallere el konulmasını düzenleyen hüküm de iptal edilmiştir. Bu iki temel kuralın iptali nedeniyle, maddenin arama ve el koyma sırasındaki diğer usulleri düzenleyen fıkralarının uygulanma imkanı kalmadığı tespit edilmiş ve 134. madde bir bütün olarak hukuk sisteminden çıkarılmıştır.
İptal Başvurusunun Gerekçesi
İtiraz yoluna başvuran yerel mahkeme, dijital verilerin aranması, kopyalanması ve bu verilere el konulması süreçlerinde çok önemli yasal boşluklar bulunduğunu belirterek norm denetimi talebinde bulunmuştur. Başvuruda, elde edilen dijital verilerin hangi adli makam tarafından inceleneceğinin kanunda açıkça belirtilmediği ve el konulan veya adli kopyası alınan dijital veriler üzerinde sonradan değişiklik yapılmasını engelleyecek yasal mekanizmaların eksik olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, adli kopyası alınan verilerin ne kadar süreyle saklanacağı ve nihayetinde nasıl imha edileceği konusunda hiçbir kanuni düzenleme olmaması eleştirilmiştir. Yerel mahkeme, arama ve elkoyma kararlarına karşı etkili itiraz ile tazminat yollarının öngörülmemesinin temel hakları ölçüsüz şekilde sınırladığını ve kuralların Anayasa'nın 2. ve 20. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesinin İnceleme Yöntemi
AYM iptal incelemesinde CMK'nın 134. maddesinin, kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini ve kişisel verilerin korunmasını isteme haklarına doğrudan bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, kuralların suçla etkin mücadele etmek ve maddi gerçeğe ulaşmak gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini, kuralların kanunilik şartını taşıdığını ve bu tedbirlere başvurulmasının elverişli olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme ayrıca, kanunda dijital verilere sonradan müdahale edilmesini engelleyecek bazı şeffaf mekanizmaların bulunduğunu; kopyalama sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklemesinin yapıldığını ve bir kopyasının şüpheliye verilerek tutanağa bağlandığını söylemiştir. Şüphelinin elde edilen delillere erişim hakkı bulunduğu, kararlara karşı itiraz yollarının açık olduğu ve haksız uygulamalara karşı tazminat davası açılabileceği de kararda ifade edilmiştir. Ancak bu usuli güvenceler, kuralları iptalden kurtarmaya yetmemiştir.
Avrupa Birliği Mevzuatı ve Uluslararası Belgelerin İptale Etkisi
AYM’yi iptal götüren asıl husus, dijital verilerin yargılama sonrasındaki akıbetine ilişkin yasal belirsizlik ve bunun yarattığı orantısızlık olmuştur. Mahkeme bu tespiti yaparken doğrudan Avrupa Birliği mevzuatına ve uluslararası belgelere atıfta bulunarak evrensel veri koruma standartlarına vurgu yapmıştır. Kararda, 27 Nisan 2016 tarihli ve (AB) 2016/680 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi'nin gerekçeler kısmının 26. paragrafına dayanılarak, kişisel verilerin işlendikleri meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmaması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Mahkeme, söz konusu Direktif'in 16. maddesi uyarınca, kişisel verilerin ceza yargılamasında bir delil oluşturması amacıyla korunmasının zorunlu olduğu hallerde, veri silmenin önündeki engeller nedeniyle veri işlemenin mutlak surette sınırlandırılması gerektiğini aktarmıştır. Bu sınırlandırma rejimi uyarınca, muhafaza edilen verilerin sadece silmeyi engelleyen arşivleme amacıyla tutulması ve bu amaç dışında kalan her türlü işleme veya yararlanma faaliyetine karşı koruma altına alınması gerekmektedir. Ayrıca, Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü'nde de suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti, kovuşturulması veya cezaların infaz edilmesi amacıyla kişisel verilerin yetkili makamlar tarafından işlenmesi durumunda doğrudan bu Direktif hükümlerine tabi olunacağının hüküm altına alındığı kararda emsal gösterilmiştir.
İptal Gerekçesi: Orantısızlık ve Kanuni Boşluk
Avrupa standartları ışığında yapılan bu değerlendirmenin ardından AYM, CMK'nın 134. maddesini ve ilgili ceza muhakemesi mevzuatını incelediğinde önemli bir yasal boşlukla karşılaşmıştır. Mahkeme, ceza yargılaması boyunca verilerin delil olarak saklanmasının adil yargılanma ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından gerekli olduğunu kabul etmekle birlikte, yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonraki süreci incelemeye almıştır. Kesinleşen hüküm sonrasında yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına gidilmesi durumunda bu verilere yeniden ihtiyaç duyulabileceği veya infaz işlemleri için saklanabileceği gerçeğini göz önünde bulundurmuştur. Ancak kararda açıkça vurgulandığı üzere, kurallar uyarınca elde edilen kişisel verilerin yargılamanın kesin bir hükümle sonuçlanmasından sonra saklanmasına, silinmesine, silme işleminin hangi sürelerde ve hangi usullerle yapılacağına dair kanun düzeyinde hiçbir düzenleme bulunmamaktadır.
Verilerin silinemediği durumlarda işlenmesinin nasıl sınırlandırılacağına, arşive aktarılma koşullarına, sınırlandırma amacı dışında kullanımın nasıl engelleneceğine ve ilgili kişinin bu verilerin silinmesini veya sınırlandırılmasını talep etme haklarına dair yasada en ufak bir usul hükmü yer almamaktadır. Benzer şekilde, kişisel verilerin veya bu bilgi ve belgelerin yer aldığı dava dosyalarının saklanma şartlarına, azami saklanma sürelerine ve bu verileri korumakla yetkili kılınan merciin kim olacağına ilişkin bir düzenleme yoktur. Mahkemeye göre, bir ceza soruşturmasında şüphelinin bilgisayarından toplanan ve içerisinde başkalarına ait veriler de dahil olmak üzere milyonlarca hassas detayı barındırabilen dijital kişisel verilerin, meşru amaç sona erdikten sonra keyfi olarak saklanmasını önleyecek yasal güvencelerin olmaması, temel haklara yapılan müdahaleyi bütünüyle orantısız kılmış ve kuralları Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal edilmesine neden olmuştur .
Dijital Delillerle İlgili AYM’nin Çelişkisi
AYM’nin, yargılama sonrasındaki veri saklama ve imha usullerinin kanunda eksik olmasını gerekçe göstererek CMK’nın 134. maddesini iptal etmesi, Türk yargı sisteminde daha önce yürütülen kitlesel davalar bakımından açık bir hukuki çelişki doğurmuştur. Mahkemenin, norm denetimi yoluyla önüne gelen bir kaçakçılık dosyasında bu maddeyi temel veri güvencelerinden yoksun bularak iptali, aynı kanun maddesine dayanılarak yürütülen önceki yargılamaların hukuki zeminini doğal olarak tartışmalı hale getirmektedir. Hukuk devleti ilkesi ve kanun önünde eşitlik, anayasal güvencelerin davanın veya suçun niteliğine göre değişiklik göstermemesini gerektirir. Ancak bu iptal kararı, söz konusu usul kurallarının geçmişte nasıl farklı yorumlandığını somut bir şekilde ortaya koymuştur.
Bilindiği üzere, son yıllarda yürütülen kitlesel yargılamalarda, özellikle şifreli haberleşme programlarına ait verilerin elde edilmesi, kopyalanması, çözümlenmesi ve ağır ceza mahkemelerinde mahkumiyet kararlarına esas alınması doğrudan CMK'nın 134. maddesine istinaden gerçekleştirilmiştir. Yıllarca savunma makamları ve hukukçular, bu dijital verilerin elde ediliş yöntemlerinin ceza muhakemesi kurallarına aykırı olduğunu, verilerin bütünlüğünü ve değiştirilmezliğini sağlayacak güvencelerin eksik olduğunu defalarca dile getirmiştir. Ayrıca, elde edilen verilerin ne kadar süreyle tutulacağına ve yargılama sonunda nasıl imha edileceğine dair kanuni boşlukların bulunduğunu ve bu durumun adil yargılanma ile özel hayatın gizliliği haklarını ihlal ettiğini ısrarla öne sürmüştür.
AYM ise gerek o dönemde ve gerekse şimdi önüne gelen bireysel başvurularda, bu itirazları reddetmiş ve CMK 134 kapsamında dijital delillerin elde edilmesi ve saklanması konusunda sorun görmemiştir. Ancak Mahkemenin bugün aynı kanun maddesini, bizzat kişisel verilerin meşru amaç için gerekenden daha uzun süre saklanmasını önleyecek yasal güvencelerin bulunmaması gerekçesiyle iptali, AYM’nin içine düştüğü bir çelişkidir.
Sonuç olarak bu iptal kararı, kitlesel yargılamalarda ana delil elde etme yöntemi olarak kullanılan CMK 134. maddenin başından beri yapısal olarak temel Anayasal güvencelerden yoksun olduğunun ilanıdır. Uygulamada yıllardır dile getirilen eksikliklerin bugün bir iptal kararına gerekçe yapılması, söz konusu güvence eksikliklerinin ve hukuka aykırılıkların geçmişte bilinmesine rağmen göz ardı edildiği yönündeki eleştirileri haklı çıkarmıştır. Temel hak ve özgürlükleri koruyan usul kurallarının istisnasız bir şekilde herkese eşit uygulanması gerekirken, iptal kararıyla ortaya çıkan bu hukuki tablo, geçmiş dönemdeki delil toplama süreçlerinin yasal güvencelerden ne derece uzak olduğunu da net bir şekilde göstermiştir.
Kararın Yürürlük Tarihi
AYM CMK'nın 134. maddesini iptal ederken, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır. Bu ertelemenin sebebi, dijital delil elde etme mekanizmasının bir anda ortadan kalkmasıyla oluşacak yasal boşluğun kamu yararını ve ceza adaleti sistemini zedelemesini engellemektir. Hukuki açıdan bakıldığında, bu dokuz aylık süre zarfında iptal edilen yasa maddesi teknik olarak yürürlükte kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla, soruşturma makamları ile mahkemeler, yeni bir yasal düzenleme yapılana kadar mevcut ceza dosyalarında bilgisayarlarda arama, kopyalama ve elkoyma tedbirlerini yasal olarak uygulamaya devam edebileceklerdir. Ancak, yasanın Anayasa'ya aykırı bulunmuş olması, bu süre içinde yapılacak işlemlerin ve toplanacak delillerin sıhhati üzerinde ciddi bir hukuki tartışma yaratacaktır.
Karşıoy Gerekçeleri
İptal kararına katılmayan beş üye, kuralların Anayasa'ya aykırı olmadığını savunarak oldukça detaylı bir karşıoy şerhi yazmıştır. Muhalif üyeler, iptal edilen düzenlemelerin Türkiye'nin de onayladığı Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 19. maddesindeki bilişim sistemlerinde arama ve el koyma standartlarıyla birebir uyumlu olduğunu vurgulamıştır. Karşıoy gerekçesinde, dijital verilerin yedeklenmesi ve şüpheliye kopya verilmesi zorunluluğunun silahların eşitliğini sağladığı ifade edilmiştir. Verilerin saklanması konusunda ise muhalif üyeler, yargılamanın yenilenmesi veya kanun yararına bozma gibi sanık lehine işleyebilecek olağanüstü kanun yolları dikkate alındığında, dijital delillerin sürekli olarak saklanmasının bir zorunluluk olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik ve 11 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yargı mercilerinin dosya saklama koşullarının belirli olduğu, gerektiğinde CMK 137. maddedeki iletişim içeriklerinin imhası hükümlerinin kıyasen uygulanabileceği savunulmuştur. Muhalif üyeler, çoğunluğun bu iptal kararının Bestami Eroğlu kararıyla ve 2022'de aynı madde için verilen ret kararıyla çeliştiğini de belirtmişlerdir.
Kararın Devam Eden Soruşturma ve Kovuşturmalara Etkisi
Karar, yargılaması henüz kesin bir hükme bağlanmamış, yani devam eden soruşturma ve kovuşturma dosyaları açısından da önem arz etmektedir. AYM, iptal gerekçesinde dijital verilerin yargılama bittikten sonra ne kadar süreyle saklanacağı, ne zaman silineceği ve kullanımının nasıl sınırlandırılacağına dair yasal güvencelerin bulunmamasını orantısız bir müdahale olarak nitelemiştir. Bu tespit, devam eden davalarda sanıklar ve avukatları tarafından halihazırda dosyaya girmiş olan dijital delillerin güvenilirliği ve hukuka uygunluğu iddiasıyla tartışmaya açılmasına zemin hazırlayacaktır. Her ne kadar kanun dokuz ay boyunca yürürlükte olsa da, mahkemeler ve savcılıklar mevcut dosyalardaki dijital verilerin güvenliğini sağlama ve saklama koşullarını titizlikle denetleme ihtiyacı hissedeceklerdir. Özellikle kesinleşmemiş dosyalarda, verilerin meşru amaç dışında tutulduğu veya güvencesiz saklandığı yönündeki iddialar, CMK'nın delil değerlendirme hükümleri ışığında mahkemeler tarafından daha sıkı incelenmek durumunda kalacaktır .
Kararın Kesinleşen Dosyalara Etkisi
Anayasa'nın 153. maddesi gereğince, AYM’nin iptal kararları geriye yürümez. Bu kural uyarınca, CMK’nın 134. maddesine dayanılarak geçmişte yürütülmüş, tamamlanmış ve kesin hükümle sonuçlanmış ceza dosyaları bu iptal kararından otomatik olarak etkilenmeyecektir. Diğer bir ifadeyle, geçmişte o günkü yürürlükteki kanuna uygun olarak tamamlanan arama ve elkoyma işlemleri, salt bu iptal kararı gerekçe gösterilerek kendiliğinden hukuka aykırı hale gelmeyecektir.
Ancak, ceza yargılamasında temel delil elde etme yöntemlerinden birinin, anayasal güvencelerden yoksun ve orantısız olduğu gerekçesiyle bütünüyle iptal edilmesi, kesinleşmiş dosyalar açısından önemli hukuki tartışmaları beraberinde getirecektir. Bu durumun, kesinleşen kararlara karşı olağanüstü bir kanun yolu olan "yargılamanın yenilenmesi" taleplerini artırması muhtemeldir. Savunma makamları, müvekkillerinin mahkûmiyet kararlarına dayanak yapılan dijital delillerin, anayasal güvencelerden yoksun olduğu Anayasa Mahkemesince tescillenmiş bir kanun maddesine göre elde edildiğini ve saklandığını öne sürerek yeniden yargılama isteyebilecektir.
Karara muhalif kalan üyeler, karşıoy gerekçelerinde dijital delillerin uzun süre silinmeden saklanmasının, aslında yargılamanın yenilenmesi gibi bizzat sanıkların lehine sonuç doğurabilecek kanun yollarına başvurulabilmesi için zorunlu olduğunu vurgulamışlardır. Ne var ki iptal kararını veren mahkeme çoğunluğu, tam da bu dijital verilerin saklanma koşullarının, sürelerinin ve imha süreçlerinin kanunda açıkça belirlenmemiş olmasını ağır bir anayasa ihlali olarak değerlendirmiştir. Sonuç itibarıyla, kişisel verilerin nasıl korunacağına ve saklanacağına dair kanuni bir boşluk bulunduğunun en üst yargı mercii tarafından tespiti; geçmişte bu verilere dayanılarak kesinleşen dosyalardaki delillerin bütünlüğünün, güvenilirliğinin ve verilen mahkûmiyet kararlarının hukuki temelinin ciddi şekilde sorgulanmasına zemin hazırlayacaktır.
Yasama Organının Yapması Gereken Düzenleme
AYM’nin yasama organına tanıdığı dokuz aylık süre, aslında ceza adalet sisteminde dijital deliller konusunda yeni ve modern bir mevzuatın inşa edilmesi için bir fırsattır. Bu süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi standartları ile AİHM’in son zamanlarda verdiği AİHM’in Ekimdzhiev ve diğerleri/Bulgaristan[2], Škoberne/Slovenya[3] ve Borislav Tonchev/Bulgaristan[4] Kararlarını da dikakte alarak, dijital verilerin elde edilişinden imhasına kadar olan tüm süreçleri ayrıntılı biçimde düzenleyen yeni bir kanun çıkarması gerekmektedir. Eğer yasama organı bu dokuz aylık süre içinde Anayasal güvencelere uygun, verilerin azami saklanma sürelerini netleştiren ve imha prosedürlerini belirleyen yeni bir yasal çerçeve yürürlüğe koyarsa, devam eden ve yeni başlayacak tüm soruşturma ve kovuşturmalar bu yeni kurallara göre şekillenecektir. Ancak bu süre zarfında yeni bir düzenleme yapılmazsa, dokuz ayın sonunda ceza muhakemesinde bilgisayarlarda ve dijital materyallerde arama veya elkoyma yapabilmenin hiçbir yasal dayanağı kalmayacak ve bu tarihten sonra toplanacak dijital veriler hukuka aykırı delil haline gelecektir.
-------------
[1] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260525-4.pdf
[2] https://hudoc.echr.coe.int/?i=001-214673
[3] https://hudoc.echr.coe.int/?i=001-23088
[4] https://hudoc.echr.coe.int/?i=001-233106