Özet

Miras hukuku, bir kimsenin ölümüyle birlikte malvarlığının, haklarının, alacaklarının ve borçlarının kimlere, hangi sırayla ve hangi ölçüde geçeceğini düzenleyen temel özel hukuk alanlarından biridir. Türk Medeni Kanunu sistemi, bir yandan mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü korurken, diğer yandan aile bağlarını ve özellikle saklı paylı mirasçıların asgari miras hakkını güvence altına alır. Bu denge, uygulamada en çok tenkis davaları, terekenin tespiti, miras ortaklığının yönetimi ve paylaşım uyuşmazlıkları üzerinden somutlaşmaktadır. Saklı pay sisteminin amacı, mirasbırakanın iradesini tamamen ortadan kaldırmak değil; iradenin, kanunun çizdiği koruma sınırları içinde kullanılmasını sağlamaktır. Tenkis kurumu ise saklı payı ihlal eden sağlararası veya ölüme bağlı kazandırmaların kanuni sınıra indirilmesine hizmet eder. Bu çalışmada miras hukukunun temel ilkeleri, mirasın açılması, küllî halefiyet, saklı pay, tenkis, terekenin değerlendirilmesi ve paylaşılması, özellikle de elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyete geçiş ve paylaşma davası ekseninde akademik bir çerçevede ele alınmış; güncel mevzuat ve yerleşik yargısal yaklaşım ışığında sistematik bir değerlendirme yapılmıştır.

Giriş

Miras hukuku, ölüm olgusunun özel hukuk bakımından doğurduğu sonuçları düzenler. Mirasbırakanın ölümü, yalnızca kişisel hak ve borçların değil; malvarlığına ilişkin birçok hukuki ilişkinin de yeniden tanımlanmasını gerektirir. Bu nedenle miras hukuku, hem bireyin malvarlığı üzerindeki tasarruf serbestisini hem de aile üyelerinin korunmasını birlikte gözeten bir sistem üzerine kurulmuştur.

Türk hukukunda mirasın açılması, mirasçılık sıfatının kazanılması, terekenin paylaşılması ve saklı payın korunması, Türk Medeni Kanunu’nun miras hükümleri içinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Özellikle TMK m. 505, m. 506, m. 575, m. 576, m. 599, m. 640, m. 642, m. 644 ve m. 676 hükümleri, miras hukukunun kurucu normları arasında yer almaktadır.

1. Miras hukukunun amacı ve temel ilkeleri

Miras hukukunun ana amacı, mirasbırakanın ölüm sonrasında malvarlığının hukuka uygun ve öngörülebilir biçimde el değiştirmesini sağlamaktır. Bu amaç, yalnızca mülkiyetin intikaliyle sınırlı değildir; aynı zamanda aile içi adaletin korunması, alacaklıların menfaatlerinin gözetilmesi ve uyuşmazlıkların belirli kurallara bağlanması işlevini de içerir.

Bu alanda iki temel ilke öne çıkar. İlki, küllî halefiyet ilkesidir. Mirasçı, terekeyi tek tek mallar toplamı olarak değil, bir bütün olarak kazanır. İkincisi ise tasarruf özgürlüğü ile saklı pay dengesidir. Mirasbırakan, malvarlığı üzerinde geniş bir tasarruf serbestisine sahip olmakla birlikte, kanunun saklı pay tanıdığı mirasçıların hakları bu serbestinin sınırını oluşturur.

Nitekim TMK m. 505, mirasbırakanın saklı paylar dışındaki kısım üzerinde tasarruf edebileceğini açıkça düzenlemekte; TMK m. 506 ise saklı pay oranlarını belirlemektedir. Böylelikle kanun koyucu, mirasbırakanın özgür iradesi ile aileyi koruma ihtiyacını dengelemektedir.

2. Mirasın açılması ve terekenin değerlendirilmesi

Miras, mirasbırakanın ölümü ile açılır. Bu ilke, miras hukukunda zaman bakımından belirleyici bir başlangıç noktası yaratır. Mirasın ne zaman açıldığı sorusu, hangi malvarlığı değerlerinin terekeye dahil olacağını, hangi hukuki işlemlerin hangi değer üzerinden değerlendirileceğini ve uyuşmazlıkta hangi hukuki rejimin uygulanacağını doğrudan etkiler.

TMK m. 575 uyarınca miras, ölüm anındaki durum esas alınarak değerlendirilir. Bu hüküm, özellikle tenkis ve paylaşma davalarında büyük önem taşır. Çünkü mirasbırakan sağlığında çeşitli işlemler yapmış olabilir; ancak bu işlemlerin miras üzerindeki etkisi, ölüm anındaki tereke değerleri dikkate alınarak belirlenir.

Terekenin doğru tespiti, çoğu miras uyuşmazlığının çözümünde ilk ve en kritik basamaktır. Aktif malvarlığı kadar borçların da hesaba katılması gerekir. Aksi halde saklı pay ihlali, tenkis oranı veya paylaşma dengesinin doğru belirlenmesi mümkün olmaz.

3. Küllî halefiyet ve mirasçılık sıfatının kazanılması

Mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle birlikte mirası bir bütün olarak kazanırlar. TMK m. 599 bu hususu açık şekilde düzenler. Küllî halefiyetin en önemli sonucu, mirasçının yalnızca mallara değil, aynı zamanda haklara, alacaklara ve borçlara da halef olmasıdır.

Bu sistemin iki temel sonucu vardır. Birincisi, tereke üzerindeki geçişin kanun gereği ve kendiliğinden gerçekleşmesidir. İkincisi, mirasçıların mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olabilmesidir. Bu nedenle miras, salt bir kazanç alanı değil; aynı zamanda borç ve yükümlülüklerin de devralındığı bir hukukî statüdür.

Uygulamada mirasçıların bu yönü çoğu zaman gözden kaçabilmektedir. Oysa tereke yalnızca taşınmazlardan ibaret değildir; banka alacakları, şirket hisseleri, araçlar, taşınır mallar, tazminat alacakları ve borçlar da terekenin unsurudur. Bu nedenle mirasçılığın kapsamı tespit edilirken malvarlığının bütünsel değerlendirilmesi gerekir.

4. Saklı pay sistemi ve mirasbırakanın tasarruf sınırı

Saklı pay, Türk miras hukukunun koruyucu merkezidir. Kanun koyucu, bazı mirasçıları mirasbırakanın iradesine karşı özel olarak koruma altına almıştır. Bu koruma, mirasbırakanın aileyi tamamen dışlayan tasarruflar yapmasını engeller.

TMK m. 506’ya göre saklı paylı mirasçılar altsoy, ana ve baba ile sağ kalan eştir. Buna karşılık, güncel hukuk düzeninde kardeşlerin saklı pay hakkı bulunmamaktadır. Bu nokta, özellikle uygulamada eski bilgilerle işlem yapılması halinde ciddi hatalara yol açabileceğinden önemlidir.

Saklı pay sisteminin işlevi, mirasbırakanın tüm malvarlığını dilediği gibi dağıtmasını sınırlamaktır. Böylelikle, özellikle aile içi ekonomik denge korunur. Mirasbırakanın iradesi tamamen geçersiz kılınmaz; yalnızca kanunun izin verdiği sınır içinde geçerli olur.

5. Tenkis davasının hukuki niteliği

Tenkis, saklı payı ihlal eden tasarrufların kanuni sınıra indirilmesi sonucunu doğuran bir kurumdur. Bu kurum, miras hukukunda adalet ve dengeyi sağlayan en önemli mekanizmalardan biridir. Mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlararası kazandırmaları, saklı paylı mirasçının hakkını ihlal ettiğinde tenkis gündeme gelir.

Yargıtay içtihatlarında tenkis davasının, mirasbırakanın saklı payı ihlal eden kazandırmalarının yasal sınıra çekilmesini amaçlayan yenilik doğurucu bir dava olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle tenkis hesabının uzmanlık gerektirdiği, terekenin aktif ve pasif unsurlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği, saklı pay ihlalinin net tereke üzerinden tespit edilmesi gerektiği istikrarlı şekilde kabul edilmektedir.

Bu davada temel mesele, yalnızca bir işlemin hukuken geçerli olup olmadığı değildir. Asıl sorun, tasarrufun saklı paya etkisinin ne olduğudur. Dolayısıyla tenkis incelemesi, işlem odaklı değil; sonuç odaklı bir değerlendirme gerektirir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/1177 E., 2023/1237 K.

Tenkis davası, Türk Medeni Kanunu'nun 560 ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan, mirasbırakanın saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir dava niteliğindedir. Bu dava sonucunda verilen kararla; mirasbırakanın yapmış olduğu tasarruflar, mirasın açıldığı tarihten itibaren hüküm doğurmak üzere, saklı payı aştığı ölçüde geçersiz olacaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/540 E., 2021/1223 K.

TMK'nın 3. maddesi ve devamı hükümlerinde düzenleme alanı bulan tenkis davası ise, miras bırakanın, saklı payı ihlâl eden sağlar arası veya ölüme bağlı kazandırmalarının, yasal sınıra indirilmesini sağlayan yenilik doğurucu nitelikte bir davadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012/5651 E., 2012/9653 K.

Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul, miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilebilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma dışı terekenin tümünün bilinmesiyle mümkündür.

6. Net tereke kavramı ve tenkis hesabı

Tenkis hesabı yapılabilmesi için öncelikle net terekenin belirlenmesi gerekir. Net tereke, terekenin aktifinden pasifinin çıkarılmasıyla ulaşılan gerçek ekonomik değeri ifade eder. Bu aşamada terekenin yalnız görünür malvarlığı değil, bütün hak ve borçlar dikkate alınmalıdır.

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, saklı payların zedelendiğinden söz edilebilmesi için kazandırma konusu tereke ile kazandırma dışı terekenin tümü bilinmelidir. Bu nedenle mahkeme, tereke ile ilgili kayıt ve belgeleri eksiksiz şekilde değerlendirmelidir. Terekedeki taşınmazların, nakit alacakların, muhtemel hakların ve borçların tam olarak belirlenmesi, tenkis hesabının doğruluğu bakımından zorunludur.

Bu hesaplama, uygulamada teknik ve uzmanlık gerektiren bir alan olduğundan, bilirkişi incelemesi çoğu zaman kaçınılmazdır. Ancak bilirkişi raporu tek başına yeterli olmayıp, dosyadaki tüm belgelerle birlikte değerlendirilmelidir.

7. Mirasın paylaşılması ve miras ortaklığı

Mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle birlikte terekeye bir bütün olarak hak kazanır. Ancak bu kazanım, mirasın fiilen mirasçılar arasında bölüşülmesi anlamına gelmez. Paylaşma gerçekleşinceye kadar tereke, birden fazla mirasçının birlikte hak sahibi olduğu özel bir ortaklık rejimi altında bulunur. Bu nedenle mirasın paylaşılması, yalnızca malvarlığının fiziksel olarak ayrılması değil; aynı zamanda tereke üzerindeki ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesidir.

TMK m. 640 hükmü, birden çok mirasçı bulunması hâlinde mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana geldiğini açıkça düzenler. Bu ortaklıkta mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Dolayısıyla paylaşma gerçekleşmeden önce mirasçıların her biri, terekenin belirli bir malı üzerinde bağımsız ve somut bir pay hakkına sahip değildir; hakları, ortaklık ilişkisinin bütününe yayılmıştır.

7.1. Elbirliği mülkiyeti

Elbirliği mülkiyeti, miras hukukunun en karakteristik malvarlığı rejimlerinden biridir. Türk Medeni Kanunu’na göre elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları bulunmaz; her bir ortak hakkını tek başına belirli bir oran olarak değil, ortaklığa giren malın tamamına yayılmış şekilde kullanır. Miras ortaklığında bu rejim, terekenin paylaşılmasına kadar devam eder.

Bu sistemin en önemli sonucu, mirasçılardan birinin terekeye giren bir mal üzerinde tek başına tasarrufta bulunamamasıdır. Çünkü elbirliği mülkiyetinde tasarruf yetkisi bireysel değil, toplu niteliktedir. Bu durum, hem tereke mallarının korunmasını sağlar hem de paylaşma gerçekleşmeden önce keyfî işlem yapılmasını engeller. Ancak aynı zamanda uygulamada yönetim zorlukları doğurur. Özellikle taşınmazların kiraya verilmesi, satılması, ipotek edilmesi veya dava konusu edilmesi gibi işlemlerde tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir.

Elbirliği mülkiyeti, özellikle mirasçılar arasında anlaşmazlık olduğunda paylaşmanın gecikmesine ve yönetim krizlerine yol açabilir. Bu sebeple kanun koyucu, mirasçılardan her birine tereke üzerindeki hakların korunmasını isteme yetkisi tanımıştır. Böylece elbirliği mülkiyeti yalnızca bir paylaşım öncesi rejim değil; aynı zamanda terekenin güvenlik altına alındığı geçici bir koruma modeli olarak da işlev görür.

Yargıtay içtihatlarında da miras ortaklığının elbirliği esasına dayandığı, tereke üzerindeki hakların mirasçılara ayrık paylar halinde değil, bir bütün olarak ait olduğu ve bu nedenle tek bir mirasçının yalnız kendi payını ileri sürerek tasarrufi işlem yapamayacağı istikrarlı biçimde kabul edilmektedir. Özellikle son dönemde verilen kararlar, bir mirasçının terekeye ilişkin davayı tek başına açmasının kural olarak mümkün olmadığını vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, elbirliği mülkiyetinin doğasına uygundur.

7.2. Paylı mülkiyete geçiş

Miras ortaklığında temel amaçlardan biri, elbirliği mülkiyetinin doğurduğu yönetim güçlüklerinin giderilmesidir. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu, belirli koşullar altında elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine imkân tanımıştır. Bu dönüşüm, mirasçılardan her birinin artık belirli oranlarda pay sahibi olması sonucunu doğurur ve paydaşlık ilişkisini başlatır.

TMK m. 644’e göre, bir mirasçı terekeye dâhil malların tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini isteyebilir. Sulh hâkimi, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak belirlediği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder. Elbirliği mülkiyetinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verilir.

Paylı mülkiyete geçişin hukuki sonucu, artık her paydaşın belirli bir orana sahip olmasıdır. Bu sayede her bir mirasçı kendi payı üzerinde bağımsız tasarruf yetkisine yaklaşan bir konuma gelir. Ancak bu geçiş, terekenin tamamının otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez; yalnızca ortaklık rejiminin yapısı değişir. Bunun sonucunda paylaşma süreci daha öngörülebilir ve daha yönetilebilir hale gelir.

Bu dönüşüm, miras ortaklığının sona erdirilmesinde ara bir adım niteliği de taşıyabilir. Çünkü uygulamada çoğu zaman elbirliği mülkiyetinden paylı mülkiyete geçiş talebi, doğrudan paylaşma davasının öncesinde veya onunla bağlantılı biçimde gündeme gelir. Böylece payların belirlenmesi ve fiilî paylaşmanın kolaylaştırılması hedeflenir.

Yargıtay kararlarında da, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi davalarının, ortaklığı sona erdiren ve taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalar olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca bu kararların hüküm fıkrasında her paydaşın payının açıkça gösterilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu husus, paylı mülkiyet rejiminin açıklık ve belirginlik ilkesinin doğal sonucudur.

7.3. Paylaşma davası

Mirasçılar arasında paylaşma konusunda anlaşma sağlanamazsa, her mirasçı paylaşma davası açma hakkına sahiptir. TMK m. 642, mirasçılardan her birinin kural olarak her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebileceğini düzenlemektedir. Bu hak, miras ortaklığının süresiz biçimde devam etmesini engeller ve ortaklığın sona erdirilmesini mümkün kılar.

Paylaşma davasında hâkim, terekenin tümünü ve terekeye giren malların niteliğini birlikte değerlendirir. Amaç, yalnızca matematiksel bir bölüştürme değil; aynı zamanda ekonomik ve fiilî bakımdan adil bir paylaşma sağlamaktır. Bu nedenle taşınmazların aynen bölünmesi mümkünse buna öncelik verilir; mümkün değilse satış yoluyla paylaştırma gündeme gelir. Ayrıca, taşınmazların değerleri arasında farklılık varsa para ile denkleştirme yapılır. Bu düzenleme, paylaşmada eşitliği ve adaleti gerçekleştirmeyi amaçlar.

Miras paylaşmasının sözleşme yoluyla yapılması da mümkündür. TMK m. 676 uyarınca mirasçılar arasında yapılan paylaşma sözleşmesi, mirasçıları bağlar ve yazılı şekle tabidir. Bu sözleşmeyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler. Böylece paylaşma, yargı kararıyla olabileceği gibi, iradi anlaşma yoluyla da sonuçlandırılabilir.

Paylaşma davasının uygulamadaki en önemli sonucu, miras ortaklığına son vermesi ve her mirasçının kendi payı üzerinde bireysel hak sahibi olmasını sağlamasıdır. Bu yönüyle paylaşma davası, miras hukukunun sonlandırıcı kurumlarından biridir. Ancak paylaşma davası, çoğu durumda terekenin niteliğine bağlı olarak teknik inceleme gerektirir. Özellikle taşınmazların bölünebilirliği, aile konutu, ortak kullanım malları, tarımsal taşınmazlar ve borçların paylaşımı gibi hususlar davanın çözümünü etkiler.

Yargıtay uygulamasında da paylaşma ve ortaklığın giderilmesi niteliğindeki davaların tarafların hukuki durumlarını belirleyen, iki taraflı ve sonuç doğurucu davalar olduğu; mirasçıların aralarındaki paylaşma sözleşmesiyle elbirliği mülkiyetine son vermeleri halinde artık uyuşmazlığın farklı bir hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, paylaşma davasının hem sonuç doğurucu hem de sona erdirici karakterini ortaya koyar.

8. Mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmaların değerlendirilmesi

Miras hukukunda en sık uyuşmazlık doğuran alanlardan biri, mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmaların hukuki niteliğidir. Çünkü her kazandırma tenkise tabi değildir; ancak saklı payı ihlal eden nitelikteki kazandırmalar tenkis incelemesine konu olabilir.

Burada öncelikle şu sorular sorulmalıdır:

İşlem ölüme bağlı bir tasarruf mudur? Sağlararası bir kazandırma mı söz konusudur?

Tasarruf görünüşte satış, gerçekte bağış mı niteliğindedir? İşlem saklı payı zedelemek amacıyla mı yapılmıştır?

Bu sorular, somut olayın çözümünde belirleyicidir. Yargısal uygulamada, işlemin dış görünüşü kadar ekonomik ve gerçek sonucu da dikkate alınmaktadır.

9. Yargısal yaklaşımın güncel yönü

Yargıtay kararlarında miras hukukuna ilişkin yaklaşım giderek daha sistematik hâle gelmiştir. Tenkis davalarında terekenin eksiksiz tespiti, saklı payın hesaplanması, tasarruf oranının belirlenmesi ve kazandırmaların niteliğinin saptanması aynı anda değerlendirilmelidir. Eksik tereke tespiti, hatalı bilirkişi incelemesi veya kazandırma niteliğinin yanlış sınıflandırılması, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Aşağıdaki kararlar bu yaklaşımı açık biçimde göstermektedir:

Yargıtay HGK, E. 2022/1177, K. 2023/1237, T. 13.12.2023: Tenkis davasının yenilik doğurucu niteliği ve saklı payı aşan tasarrufların yasal sınıra indirileceği vurgulanmıştır.

Yargıtay HGK, E. 2020/540, K. 2021/1223, T. 14.10.2021: Tenkisin, saklı payı ihlal eden sağlararası veya ölüme bağlı kazandırmaların kanuni sınıra indirilmesini amaçladığı kabul edilmiştir.

Yargıtay 1. HD, E. 2012/5651, K. 2012/9653, T. 19.09.2012: Saklı pay ihlalinin değerlendirilmesi için terekenin tümünün bilinmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bu kararlar, miras hukukunda teknik hesabın ve bütüncül değerlendirme yaklaşımının önemini teyit etmektedir.

Sonuç

Miras hukuku, ölüm olgusunun özel hukuk alanında yarattığı sonuçları düzenleyen, aynı zamanda aile içi ekonomik dengeyi koruyan ve mirasbırakanın iradesini kanuni sınırlar içinde geçerli kılan önemli bir hukuk dalıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre miras, ölümle açılır; mirasçılar terekeyi bir bütün olarak kazanır; saklı paylı mirasçılar ise kanunun özel koruması altındadır.

Bu sistem içinde tenkis kurumu, saklı payı aşan tasarruflara karşı temel koruma aracıdır. Tenkis hesabının doğru yapılabilmesi için net terekenin eksiksiz tespiti, kazandırmaların niteliğinin belirlenmesi ve ölüm anındaki değerlerin esas alınması gerekir. Uygulamada en çok uyuşmazlık doğuran konular da bu hesap ve nitelendirme sorunlarıdır.

Mirasın paylaşılması bakımından ise elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyete geçiş ve paylaşma davası birbirini tamamlayan üç ana kurumdur. Elbirliği mülkiyeti, paylaşmaya kadar terekeyi koruyan geçici rejimi ifade eder; paylı mülkiyete geçiş, bu ortaklık yapısının belirli paylara dayalı daha yönetilebilir bir düzene dönüşmesini sağlar; paylaşma davası ise ortaklığı kesin olarak sona erdirir. Bu nedenle mirasın paylaşılması, sadece teknik bir bölüşüm işlemi değil, tereke üzerindeki ortaklığın hukuk düzeni içinde sonlandırılmasıdır. Özellikle TMK m. 640, 642, 644 ve 676 hükümleri bu bölümün omurgasını oluşturmaktadır.

Sonuç / Özet

Miras hukuku, mirasbırakanın ölümünden sonra malvarlığının intikali, saklı payların korunması ve terekenin adil paylaşımı üzerine kurulu bir sistemdir. Bu çalışmada görüldüğü üzere, TMK’nın miras hükümleri ile yargısal içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde; mirasın açılması, küllî halefiyet, saklı pay, tenkis ve paylaşma kurumlarının birbirini tamamlayan bir yapıda olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle paylaşma bakımından elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyete geçiş ve paylaşma davası, miras ortaklığının sona erdirilmesinde temel üç aşamayı oluşturmaktadır.

Kaynakça Mevzuat İçtihatlar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/1177 E., 2023/1237 K.,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/540 E., 2021/1223 K.,

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012/5651 E., 2012/9653 K.