I. Giriş

İstinaf kanun yoluna ilişkin olarak Kanundan ve/veya uygulamadan kaynaklanan sorunlar, bireysel başvuru mekanizması aracılığı ile Anayasa Mahkemesi’nin (AYM’nin) önüne gelmeye devam etmektedir. Önceki çalışmalarımızda bilhassa; istinaf incelemesinin duruşma açılmaksızın gerçekleştirilmesi[1], incelemenin usule aykırı şekilde yürütülmesi[2] ve bağlantılı suçlar bakımından istinaf incelemesi sonucunda dosyaların bölünmesi riskine[3] dikkat çekmiş olup, sözkonusu sorunların adil/dürüst yargılanma hakkının sağladığı güvenceleri zedeleyebilecek nitelikte olduğunu vurgulayarak, bunların giderilmesine yönelik önerilerimizi ortaya koymuş, bağlantılı ceza davalarında hükmün kısmen kesinleşmesi durumunda, temyiz denetimine tabi olmayan hükmün kesinleşerek infaz edilebilir hale geldiğini, kesinleşmeyen hükmün bu infazın ertelenmesine veya durdurulmasına engel olmadığını, bu sakıncalı durumun ortadan kaldırılmasının ancak bir kanun değişikliği ile mümkün olduğunu ifade etmiştik.

II. İstinaf Kanun Yoluna İlişkin Yakın Tarihli Kararlar

Yukarıda belirtilen ilk iki sorun hakkında İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ve AYM art arda istinaf incelemesine ilişkin uygulamadaki sorunlara değinerek önemli tespitlerde bulunmuştur.

İstinaf incelemesinin duruşmalı/duruşmasız yapılması konusunda İHAM; Deliktaş/Türkiye kararında, istinaf incelemesinin hukuki ve maddi vaka değerlendirmesini içerip, sanığın suçluluğu veya suçsuzluğu konusunda sonuca ulaştığı ve mahkumiyete esas alınan delillerin sanık veya tanık beyanları gibi sübjektif nitelik taşıdığı hallerde, istinaf mahkemesinin duruşma açılması talebini karşılıksız bırakmasının, adil/dürüst yargılanma hakkının gerekleriyle bağdaşmadığını vurgulamıştır (Deliktaş/Türkiye, B. No: 25852/16, 12/12/2023).

AYM ise; Ömer Oral kararında, Bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerince usule aykırı olarak verilen bozma kararlarını mahkemeye erişim hakkı bakımından incelemiş ve istinaf incelemesinin duruşmasız yapılması sorununa da temas eden önemli belirlemelerde bulunmuştur (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025).

AYM bu kararında özetle; BAM ceza dairelerinin istinaf incelemesi sonunda hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.280/1’in (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak düzenlendiğini, ilk derece mahkemesinin bozma kararıyla bağlı olduğu bu hallerin davanın esasına değil, yalnızca yargılama usulüne ilişkin açık hukuka aykırılıklara yönelik olduğunu, somut olayda ise BAM ceza dairesinin Kanunda öngörülen bu sınırlı hallerden birine dayanmaksızın dosya üzerinden delil değerlendirmesi yaparak başvurucu hakkında mahkumiyet kararı verilmesi veya ek araştırmalar yapılması gerektiği gerekçesi ile beraat hükümlerini bozduğunu, oysa bu nitelikteki değerlendirmelerin istinaf başvurusu üzerine doğrudan BAM tarafından yapılması gerektiğini; bu nedenle ceza dairesinin CMK m.280/1-g uyarınca duruşma açıp tarafları dinleyerek delilleri değerlendirmesi gerekirken dosya üzerinden karar vermesinin başvurucuyu yalnızca mahkemeye erişim hakkından değil, aynı zamanda istinaf mahkemesi önünde sözlü yargılanma ve buna bağlı usul güvencelerinden de mahrum bıraktığını, ayrıca sözkonusu uygulamanın temyiz hakkı bakımından da sonuç doğurduğunu; zira BAM ceza dairesinin davayı yeniden görüp mahkumiyet kararı vermesi halinde, bu kararın temyiz denetimine tabi olacak olmasına karşın kesin nitelikte bozma kararı verilmesi nedeniyle başvurucunun temyiz imkanından yoksun bırakıldığını, bu çerçevede istinaf incelemesine ilişkin kuralların BAM ceza dairesince yapılan yorumunun Kanunun lafzıyla bağdaşmadığını ve öngörülebilirlik ile belirlilik ölçütlerini karşılamadığını belirterek, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

III. Bağlantılı Suçlarda Kanun Yolu İncelemesi ve AYM’nin Yaklaşımı

AYM; 02.06.2026 tarihli ve 33268 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fatma İyitütüncü kararında, ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken, diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına geçilmesi meselesini adil/dürüst yargılanma hakkı bakımından ele alarak, bu kez doğrudan Kanundan kaynaklanan sorun hakkında oldukça önemli bir karara imza atmıştır (Fatma İyitütüncü [GK], B. No: 2020/39936, 27/1/2026).

CMK m.8 ila m.11’de “Bağlantılı Davalar” başlığı altında; bir veya birden fazla sanığın birden fazla suçtan veya birden fazla sanığın bir suçtan dolayı aynı mahkeme tarafından aynı dosyadan yargılanması şartlarını düzenlenmektedir.

Bilindiği üzere, CMK m.286/3’de sayılan suçlardan dolayı verilen hapis cezaları dışında kalan hapis cezalarının 5 yıl ve altında kalması halinde mahkumiyet hükümlerine karşı temyiz yolu kapalıdır. Bağlantılı ceza davalarında istinaf incelemesi sonucunda sanık hakkında verilen hükümlerden birinin temyize kapalı, diğerinin ise temyize açık olması, dosya bakımından kısmi kesinleşme sonucunu doğurabilmektedir; zira temyiz denetimine tabi olmayan hüküm kesinleşerek infaz edilebilir hale gelmekte ve bu hükmün infazına başlanması gündeme gelmektedir. Buna karşılık; bağlantılı hüküm yönünden temyiz sürecinin devam ediyor olması, kesinleşen hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına imkan vermemektedir.

AYM Genel Kurulu; Fatma İyitütüncü başvurusu üzerine yaptığı incelemede, bu durum hakkında adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmelerde bulunmuştur. Başvuruya konu olayda; 2010 yılı Kamu Personeli Seçme Sınavı öncesinde sınav sorularının bazı adaylara ulaştırıldığı şüphesi ile yürütülen soruşturma ve devamında yapılan kovuşturma sonucunda, başvurucunun, resmi belgede sahtecilik suçundan beraatine, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve adli para cezası ile, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçundan ise 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucu; istinaf dilekçesinde, bilhassa, sınav sorularını önceden ele geçirdiği iddiasının terör örgütü üyesi olduğu kabulüne, terör örgütü üyesi olma suçunun da dolandırıcılık suçlamasına dayandırıldığını ileri sürmüş, bunun yanında yargılamanın adil/dürüst yürütülmediğine ilişkin birtakım başka şikayetler dile getirmiştir.

Başvurucunun istinaf talebi; kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık yapma suçundan verilen hapis cezası yönünden kesin, silahlı örgüte üye olma suçu yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere reddedilmiştir. Başvurucu, kesinleşen dolandırıcılık suçundan mahkumiyet yönünden AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuş; bu arada silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan temyiz incelemesi sonucunda hüküm bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisinde yer aldığını gösteren kesin ve yeterli delil bulunmadığı ifade edilmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatına karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Başvurucunun temel şikayetini (sınav sorularının yalnızca örgüte bağlı kişilere verildiği kabulünden hareketle, hem terör örgütü üyeliğinden ve hem de dolandırıcılıktan mahkum edilmesi) hukuk güvenliği ilkesi çerçevesinde değerlendiren AYM; genel ilkeler kısmında, bir uyuşmazlığın çözümünde belirleyici rol oynayan maddi vakaların, uygulanacak hukuk kurallarından farklı bir niteliğe sahip olduğunu; zira hukuk kurallarının genel ve soyut karakterine karşılık maddi vakaların yalnızca belirli bir somut olaya özgü bulunduğunu ve bu nedenle bunların ancak ilgili olayın kendine has koşulları, tarafların iddiaları ve dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirilip anlamlandırılabileceğini, somut olayın yalnızca tek bir uyuşmazlığa konu edildiği ve aynı maddi vakaların tek bir yargılama süreci içerisinde değerlendirildiği hallerde, maddi olguların tespiti ve yorumlanması bakımından mahkemeler arasında bir görüş ayrılığının ortaya çıkmasının kural olarak mümkün olmadığını belirtmiştir (§ 50).

Bu çerçevede somut olayı inceleyen Mahkeme; dolandırıcılık ve terör örgütüne üye olma suçları bakımından da sözkonusu olduğu üzere, kesinleşmiş bir hüküm ile incelemesi devam eden bir yargılama arasında sübut veya hukuk kurallarının uygulanmasına ilişkin maddi vakalar yönünden yakın ilişki, bağlantı ya da bütünlük bulunması halinde, istinaf aşamasında kesinleşen mahkumiyet hükmüne rağmen temyiz incelemesi sonucunda verilebilecek olası bir bozma kararının, kesinleşerek infazına başlanmış, hatta infazı tamamlanmış bir hükümle telafisi güç veya imkansız çelişkilerin ortaya çıkmasına yol açabileceği, böyle bir durumun hukuk güvenliği ilkesine zarar vereceğini dile getirmiştir (§ 60).

AYM bunun yanında; maddi vaka konusunda istinaf ve temyiz mercilerinin farklı sonuçlara varması ve sübuta dair farklı değerlendirmeler yapması ihtimali karşısında, kişinin suçluluğu/suçsuzluğu hususunda çelişkilerin ortaya çıkacağını, bunun Anayasanın 38. maddesinde güvence altına alınan suçsuzluk/masumiyet karinesinin zedelenmesine neden olabileceğini (§ 63), ayrıca istinaf aşamasında kesinleşen dolandırıcılık suçunun gerekçesinde kabul edilen maddi vaka hakkında temyiz mercii tarafından farklı bir değerlendirme yapılmasının gerekçeli karar hakkının ihlalini de gündeme getirebileceğini (§ 64) belirtmiştir.

Yüksek Mahkeme tüm bu sebeplere, başvurucunun adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiş; olaydaki ihlalin doğrudan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Temyiz” başlıklı 286. maddesinde yer alan düzenlemelerden kaynaklandığını, tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının giderilebilmesi için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğunu, bununla birlikte sorunun doğrudan Kanundan kaynaklandığı da dikkate alındığında, yeniden yapılacak yargılamada Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasaya aykırı olan normun iptali için AYM’ye başvurulmasının mümkün olduğunu, ihlalin giderilmesi açısından bunun en doğru yol olduğunu belirtmiştir (§ 71-72).

IV. Değerlendirme ve Sonuç

Genel Kurulun Fatma İyitütüncü kararı, bağlantılı suçlarda kanun yolu incelemesine ilişkin olarak ortaya çıkan sorunlara kalıcı bir çözüm sunması açısından oldukça önemli bir karardır. AYM’nin hukuki güvenlik ilkesi çerçevesinde yaptığı değerlendirmelere ve suçsuzluk/masumiyet karinesi ile gerekçeli karar hakkı bakımından dikkat çektiği hususlara tamamen katıldığımızı belirmek isteriz.

Şöyle ki; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin başlığının “Temyiz” olduğu, maddede bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyizinin mümkün olduğunun belirtildiği, 286. maddenin 2. ve 3. fıkralarında suçun vasfından dolayı temyiz yasağından bahsedilmediği, bu nedenle hapis cezası süresine bakılmaksızın suçun vasfından, yani hukuki nitelendirmesinden kaynaklanan sebeple BAM ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararlarına karşı temyize gidilebileceği,

Bunun yanında; istinaf kanun yolunun yürürlüğe girmesinden itibaren iki dereceli yargı sistemine geçildiği, buna göre temyiz mercii olan Yargıtay’ın yalnızca hukukilik denetimi yapmakla ve içtihat mahkemesi olmakla görevli kılındığı, verilen hapis cezasının 5 yılı geçmediği dosyalardan dolayı CMK m.286/3’de sayılan suçlar hariç temyize gidilemediği, bunun ciddi mağduriyetlere neden olabildiği,

Aynı dosyadan yargılanan sanığın birbiri ile bağlantılı birden fazla suçu nedeniyle verilen mahkumiyet kararlarından birisinin hapis cezasının 5 yılı geçmemesi sebebiyle temyiz yolunun kapandığı, fakat bu suçun ilgisi nedeniyle 5 yıl hapis cezasını geçen diğer iki suçu ve sonuçlarını etkileme ihtimalinin ortaya çıktığı, nitekim bu tür ihtimalin örgütlü suçlarda ve nitelikli dolandırıcılık suçları bakımından sahtecilik suçlarında gündeme gelebildiği,

Sanığın silahlı olmayan çıkar amaçlı suç örgütünden ceza aldığı ve bu cezasının 5 yıl ve altında hapis cezası olması sebebiyle bu suçtan verilen hapis cezasının temyize götürülemediği, ancak örgütün faaliyeti suçlarından verilen cezaların 5 yılı geçtiği ve örgütle ilgili olması sebebiyle sanığın hukuki durumunun etkilendiği,

Bundan başka; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.220/5’de örgüt yöneticisinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan ayrıca sorumlu olduğunun belirtildiği, buna göre suç örgütü yöneticisinin sevk ve idaresinde gerçekleşen suçlardan örgüt yöneticisi olduğu kabul edilen sanığın da cezalandırıldığı, yine suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi sebebiyle nitelikli halin kabul edildiği, bu durumda suç örgütünün veya örgüt üyeliğinin varlığının veya yokluğunun tartışılmasının sanığın hukuki durumu etkileyeceğinin tartışmasız olduğu, bu nedenle istinaf kanun yolunda kesinleşen TCK m.220’den verilen cezaların denetiminin temyiz mercii olan Yargıtay tarafından yapılmasının gerektiği, çünkü suç örgütünden dolayı verilen cezanın kesinleştiğinden bahisle temyiz incelemesinin yapılamadığı durumda, sanığın bundan etkileneceğinin tartışmasız olduğu, bunun da sanığın hak arama hürriyeti ile dürüst yargılanma hakkının kapsamına giren hakkaniyetli yargılanma hakkını kısıtlayacağı,

Sanığın suç örgütü yöneticisi olup olmamasının onun ceza sorumluluğunu ve hukuki durumunu etkilediği, dolayısıyla suç örgütünün varlığının veya yokluğunun, bundan da önemlisi sanığın suç örgütünün yöneticisi olup olmadığının temyiz mercii tarafından denetiminin yapılmasının gerektiği, her ne kadar iki dereceli yargılama sisteminin kabul edildiği, bunun da İnsan Haklar Avrupa Sözleşmesi 7. Ek Protokolü’nün “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2. maddeye uygun olduğu söylense de, gerek bu hükmün ve gerekse CMK m.286’nın bağlantılı suçlardan birisi için verilen 5 yıllık hapis cezasının istinafta kesinleşmesi sebebiyle temyize gidilemeyeceğine dair hükmün, sanığın ceza sorumluluğunu ve hukuki durumunu etkilemesi sebebiyle engel teşkil etmeyeceği,

Birden fazla suçtan yargılanan ve suçlar arasında bağlantı bulunduğu anlaşılan suçlardan birisinin istinafta kesinleştiği halde, diğerinin veya diğer ikisinin kesinleşmeyip, bu suçlarla ilgili temyize başvurulduğu durumda, Yargıtay’ın tüm suçlardan dolayı suçlar arası bağlantı nedeniyle temyiz incelemesi yapabileceği, ayrıca bu bağlantıdan dolayı yapılacak temyiz incelemesinin sanığın hukuki durumunu etkilediği yerde, sırf CMK m.286/2-a gerekçe gösterilmek ve şekli kesinliği dikkate almak suretiyle bağlantılı suçlar yönünden birlikte temyiz incelemesinden kaçınılamayacağı,

Sahte belge kullanılarak işlendiği iddia edilen nitelikli dolandırıcılık suçlarında, sahtecilikten verilen hapis cezasının 5 yılın altında kaldığı, ancak nitelikli dolandırıcılık suçunun cezasının 5 yılın üstüne çıktığı, her iki suç arasında bağlantının bulunduğu, sahtecilik suçu oluşmazsa dolandırıcılık suçunun da işlenemeyeceğinin anlaşıldığı, buna rağmen istinaf kanun yolunda kesinleşen sahtecilik suçundan dolayı temyize gidilemediği, bu suçtan temyiz incelemesinin yapılamadığı, bunun da dolandırıcılık suçunu ve bu suçtan verilen cezayı etkilediği,

Bağlantılı suçlar nedeniyle Yargıtay’ın temyiz incelemesinde bağlantılı suçun cezasının 5 yıl veya altında olup olmamasına bakmaksızın inceleme yapmasının gerektiği, aksi uygulamanın sanığın mağduriyetine yol açacağı,

Sonuç olarak; hem suçun vasfının CMK m.286’da öngörülen temyiz yasağı kapsamında olmaması ve hem de bağlantılı suçların birbirini etkilemesinden kaynaklanan sebeple, temyiz incelemesinin tüm suçlardan yapılmasının gerektiği, CMK m.286’nın da bu şekilde anlaşılmasının uygun olacağı, aksi uygulamaların sanığın hak arama hürriyeti ile dürüst yargılanma hakkının kapsamına giren hakkaniyetli yargılanma hakkını etkileyeceği,

İzahtan varestedir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Doç. Dr. Erkan Duymaz

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

--------

[1] https://www.hukukihaber.net/istinaf-incelemesinin-durusmasiz-yapilmasi-sorunu-ersan-sen

[2] https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri; https://www.hukukihaber.net/usule-aykiri-istinaf-incelemesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali

[3] https://www.hukukihaber.net/baglantili-suclarin-istinaf-incelemesi-ile-ortaya-cikan-dosyanin-bolunme-riski-ve-istinafta-bozma-kolayligi-ile-durusma-acma-zorlugu-meselesi