1. Reddin İptali Koşulları
TMK’nın 605/1. maddesi gereği mirasçı, mirasbırakanın ölümü tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde herhangi bir neden göstermeden mirası reddedebileceği gibi, mirasbırakanın ölümü tarihi itibarıyla tereke borca batık ise bu hak düşürücü süre geçirildikten sonra da mirasın hükmen reddine karar verilmesini mahkemeden isteyebilir. Yoksa TMK’nın 610. maddesine göre, kanuni süresi içerisinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.
Ancak mirası kayıtsız koşulsuz kabul eden, ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, olağan (tereke üzerinde tasarruf ve sahiplenme amacı taşımayan ve yapılmadığı takdirde zarara yol açacak) nitelikte olmayan ve mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, mirası reddedemez. Yani mirası ret hakkı düşer.
Bu burumda mirasçının mirası reddinden etkilenenler reddin iptalini dava yoluyla mahkemeden isteyebilirler. Tereke ile ilgili işlemler yapacak olan mirasçı, mirası ret hakkının düşmesini istemiyorsa işlemi yapmadan önce mahkemeden yetki istemesi ve en kısa sürede resmi defter tutulmasını veya resmi tasfiyeyi istemesi gerekir.
“…Davacı açıkça mirasbırakanın alacaklısı olduğunu, davalı mirasçıların mirası ret süresi içinde terekeye sahiplenmiş olmaları sebebiyle mirası ret haklarından mahrum oldukları gerekçesiyle ret işleminin iptalini istemiştir. Dava Türk Medeni Kanunu’nun 610. maddesine dayalı olup, olayda Türk Medeni Kanunu’nun 617. maddesinin uygulanması söz konusu değildir. Bu durumda tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delillerin toplanıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanun’un 617. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”[1]
2. Ret Hakkının Düşmesine Neden Olan Haller
2.1. Süresi İçerisinde Ret Hakkının Kullanılmaması
TMK’nın 610/1. maddesine göre “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.” Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere TMK’nın 606/1. maddesine göre ret süresi üç aydır. Bu süre içerisinde reddolunmayan miras, mirasçı tarafından kabul edilmiş ve kesin olarak kazanılmış olur. Yani kanunda öngörülen süre içerisinde ret beyanında bulunulmazsa ret hakkı düşer.
TMK’nın 610/2. maddesine göre “Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.”
Bu düzenleme ile mirasçının, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapmak suretiyle tereke işlerine karışması, mirasın zımni kabulü olarak nitelendirilmiştir. Bu durumda mirası ret hakkı sona erer.
Bir işlemin olağan yönetim işlemi olup olmadığının tespitine gelince; bunun tespiti için, öncelikle mirasçının yaptığı işlemin niteliğine ve kapsamına bakılmalı, bu işlemi yaparken hangi amaçla hareket ettiğinin dikkate alınması gerekir. Eğer mirasçının amacı tereke üzerinde tasarruf değil de bu işlem yapılmazsa meydana gelebilecek olan bir zararın önüne geçmekse mirasçının eylemi terekeye karışma olarak nitelendirilmez. Bu durumda bu tür eylemler ret hakkının düşmesine neden olmaz. Bu husus davaya bakan hâkimin takdirin olan bir husus olup, hâkim, somut olaydaki tüm şartları değerlendirmek suretiyle mirasçının davranışının tereke işlerine karışma olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine karar verecektir.
"...Diğer taraftan, davacıların fahiş bir tereke borcuna karşılık borç bilinmeden terekeden çok cüzi değer elde ettikleri; farklı bir ifadeyle, çok düşük değerli taşınmazdaki 1/2 payda 3/8 oranında miras payı olduğundan murisin 3/16 payına isabet eden miktardan davacıların miras paylarına düşen değerin tereke borcu yanında oldukça cüzi kaldığı, dolayısıyla somut olayda; davacıların miras bırakanın öldüğü tarih itibariyle borca batık olduğu anlaşılan terekesinden oldukça cüzi değerde yarar elde etmiş olmalarının aleyhte yorumlanmaması gerektiği, icra takibi ve yüklü borç miktarından haberdar olmaksızın ve murisin düşük değerli taşınmazdaki cüzi payından pek mühim bir değeri ifade etmeyen kazanımın TMK'nın 610/2. maddesi uyarınca mirasçılar tarafından borca batık terekenin benimsendiği anlamına gelmeyeceği, aksi hâlin dürüstlük ve iyi niyet kurallarına da aykırılık oluşturacağı sonucuna varılmakla verilen direnme kararı yerindedir..."[2]
“...Telefon miras bırakan adına kayıtlı olup miras bırakan idare ile yaptığı sözleşme uyarınca yararlanma hakkına haizdir. Onun ölümü ile mirasçıların ücreti karşılığında telefondan yararlanmaları terekeye tesahup anlamına gelmez. O halde, mirasçı olan iki çocuğun mirası ret hakkını yitirdiklerinden söz edilemez...”[3]
“…mirasçılar bizzat talepte bulunarak katıldığı, davacı...'nun ise intikal yetkisi içeren vekâletname suretiyle işleme vekâleten katıldığı anlaşılmıştır. İntikal işlemi yapılan taşınmazın murisin ölüm tarihindeki değerinin 188.451,20 TL olduğu, dosya kapsamındaki aktif terekenin 505.206,94 TL, pasif terekenin ise 745.799,64 TL olduğu dikkate alındığında, intikale konu değerin cüzi bir miktar da oluşturmadığı gözetilerek davacının bahsi geçen intikal işlemi ile TMK'nın 610/2. maddesi uyarınca terekeyi benimsediği, artık ret talebinde bulunamayacağı…”[4]
“…Murisin ölümü nedeniyle sağlığında yaptırdığı hayat sigortası nedeniyle ödenen tazminat, hak sahipliği sıfatından doğan haklar olup terekeye dahil değildir…” [5]
“…davacıların feragatnamesiyle murisin ölümüyle kendilerine intikal eden işyerinin işletme hakkı üzerindeki, feragatnamesiyle de murisin ölümüyle kendilerine intikal eden kamyonetteki bilcümle miras hak ve hisselerinin tamamını mirasçı...'ye devrettikleri anlaşılmaktadır. Davacıların bu devrilerle tereke işlemlerine karıştığı ve TMK'nın 610. maddesinin 2. fıkrası gereğince mirası reddedemeyecekleri…”[6]
“…Türk Medeni Kanunu'nun 605. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi tespit edilmiş olup miras reddedilmiş sayılır. Ayrıca davacının tereke işlemlerine karıştığı, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan ya da mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yaptığı veya tereke mallarını gizlediği ya da kendisine mal ettiği hususları ispat edilemediğinden Türk Medeni Kanunu'nun 610. maddesi gereğince davacının mirası ret hakkının düşmesi de söz konusu değildir...”[7]
“…dava dışı Halkbank A.Ş. tarafından dosyaya gönderilen 02.04.2021 tarihli yazı ekinde yer alan hesap dökümüne göre "vefat tazminatı" açıklaması ile mirasçılara yapılan 486,50 TL tutarındaki ödemenin terekeye ait bir para olmadığı, mirasçılara ödenmesi gereken sigorta bedeli olduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle mirasçıların terekeyi benimsedikleri söylenemeyecektir. Öte yandan borç miktarı gözetildiğinde mirasçıların her birine ödenen sigorta bedeli de pek mühim bir miktar değildir…”[8]
“…tereke borca batık olmasına rağmen Türk Medeni Kanunu’nun 610/2. maddesinde açıklandığı şekilde tereke işlemlerine karışan, tereke mallarını gizleyen veya kendine maleden mirasçı, mirası reddedemez.
5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 89/10. maddesinde, Sosyal Güvenlik Kurumunca tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecek emekli ikramiyelerini almadan ölenler ile ölüm tarihinde aylığa müstahak dul ve yetim bırakmadan ölen iştirakçilerin ikramiyelerinin kanuni mirasçılarına ödeneceği düzenlenmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2015/17979 Esas, 2016/7416 Karar ve 22.09.2016 tarihli kararında, mirasbırakanın ölümü nedeniyle davacılara ödenen ikramiyenin, hak sahiplerinin sıfatından doğan haklardan olduğu ve terekeye dahil olmadığı, emekli ikramiyesini almanın terekenin sahiplenilmesi anlamına gelemeyeceği belirtilmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2019/2083 Esas, 2020/6248 Karar ve 15.10.2020 tarihli kararında, emekli ikramiyesinin tamamının dul ve yetim aylığına hak kazanan kişilere ödeneceği Sosyal Güvenlik Yasasında hüküm altına alındığından, terekeye dahil edilmeyip hak sahiplerine ait olacağı belirtilmiştir.
Emekli Sandığınca yapılan toptan ödeme, mirasçılara ait olduğu için terekeye eklenmez, Kanun gereği mirasçılara verilen bir para olduğu için tenkis davasına konu teşkil etmez…
Ölenin hak sahibi eş ve çocuklarına Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan aylık terekeye dahil değildir, aylığın alınması terekenin benimsenmesi niteliğinde kabul edilemez…”[9]
2.3. Tereke Değerlerine (Mal, Hak veya Alacak) Sahip Çıkılması veya Tereke Değerlerinin Gizlenmesi
Mirası ret hakkının düşmesine neden olan son hal yine TMK’nın 610/2. maddesinde düzenlenmiş olup, ret süresi içerisinde “tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.”
Bu sonucun doğması için işlem esnasında mirasçının mirasçı olduğunu ve gizlediği ya da sahip çıktığı tereke değerinin terekeye ait olduğunu bilmesi gerekir. Tereke malının mirasçının elinde olması yeterli olmayıp, mirasçının bu malı gizlemesi veya ya da kendisine mal etmesi zorunludur.
“...Dava, mirası reddin iptali istemine ilişkindir...
Mirasbırakanın alacaklılarının, mirası reddeden mirasçıların buna haklarının olmadığının (TMK 610/2) tespiti için açtığı davadır. Reddin iptaline karar verilmesi için; reddeden mirasçıların terekeden bir kısım malı kendilerine mal edindiklerinin, olağan yönetimi aşan işlerin yapıldığının, terekenin açık veya zımnen (üç aylık sürenin kaçırılması) kabul edildiğinin vs. (610/2. maddedeki hususların) kanıtlanması gerekir. Mirasbırakanın alacaklılarının korunması davasında, mirasçıların tamamının mirası reddetmiş olması gerekir. Bir mirasçı dahi mirası kabul ederse, reddin iptali istenemez. Dava açmak için, herhangi süre yoktur. Davacı, mirasbırakanın alacaklıları veya iflas idaresidir. Davalı, tüm mirasçılardır. Yetkili mahkeme, miras bırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir. Reddin iptaline karar verildikten sonra, başka işleme gerek kalmaksızın resmi tasfiye yapılır.
Somut olayda; ...A.Ş.’den mirasbırakanın ölüm tarihinden itibaren tüm hesap hareketleri getirtilerek, mirasbırakanın ölüm tarihinden sonra mirasbırakanın hesaplarında işlemler yapıldığının anlaşılması durumunda bu işlemler üzerinde ayrıntılı ve denetime elverişli açıklamalar içeren bilirkişi incelemesi yaptırılarak davalının terekeyi benimsemeye yönelik eylemleri araştırılmalı ve sonucuna göre bir karar verilmelidir...”[10]
“...Somut olayda; 14.03.2012 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nin 551. sayfasında, ...Ltd. Şti’nin 06.03.2012 tarihli ortaklar genel kurulu toplantısında murise ait hisselerin davacı olan mirasçılara devri, şirket tasfiyesinin sonu ve şirket feshi hakkında karar alındığının ilan edildiği görülmektedir. Anılan işlemle davacıların terekeyi sahiplendiği anlaşıldığından, davanın TMK 610/2. maddesi gereğince reddedilmesi gerekirken...”[11]
“...Terekenin borca batık olduğunun tespitine karar verilebilmesi için; mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle terekenin aktif ve pasifinin belirlenerek, tereke pasifinin aktifinden fazla olması yanında mirasçının terekeye sahiplenme anlamına gelecek hukuksal bir işlemde bulunmamış olması da gereklidir. Tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, mirası reddedemez. (TMK 605/2, 610/2)... Davacıların murisin banka hesabındaki parayı çekmesi TMK’nın 610/2 maddesine göre terekeyi sahiplenme anlamına gelen bir davranış şeklidir. Bu sebeple davacıların mirası hükmen ret hakkının düştüğünün kabulü gerekeceğinden davanın reddi gerekirken...”[12]
“...İstek, terekenin borca batık olduğunun tespitine ilişkindir. Ölüm anında tereke borca batık ise, miras reddedilmiş sayılır. (TMK. 605) Bu konuda bir süre de söz konusu değildir. Ancak terekenin olağan idaresini ve mirasa ait işlerin devamını amaç tutan eylemler dışında olmak üzere tereke ile ilgili bir girişimde bulunan, ya da terekeden bir malı zimmetine geçiren veya gizleyen yahut saklayan mirasçılar borca batıklığı ileri süremezler. (TMK. 610/2) Somut olayda; davacı mirasçılar aleyhine ikame edilen davadaki tazminat miktarı ile davacı mirasçı N.Ç.’nin mirasbırakanın ölüm tarihi olan 06.01.2012 tarihinden eldeki davanın açıldığı 15.05.2012 tarihine kadar aldığı kira bedellerinin toplamının borç miktarına oranla çok cüzi kaldığı kuşkusuzdur. Kaldı ki davacı mirasçı anılan taşınmazda ½ hisse sahibi olup, taşınmazda 1/2 pay sahibi olan mirasbırakanın ölümünden sonra ve kısa bir süre murisin hissesine isabet eden kira parasını alması davaya konu borç miktarı da gözetildiğinde terekeyi benimseme ve kabullenme (tesahup) anlamına gelmez...”[13]
Aydın Tekdoğan
Avukat
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı
---------------
* Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Miras İş ve İşlemleri ile Miras Davaları, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ocak 2026, 1608 Sayfa,
[1] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2011/22628 K. 2012/24353 T. 11.10.2012
[2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2020/7-241 K. 2022/1515 T. 15.11.2022
[3] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 1976/2-3472 K. 1978/192 T. 1.3.1978
[4] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2024/471 K. 2025/158 T. 9.1.2025
[5] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2023/2453 K. 2023/2921 T. 29.5.2023
[6] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2022/1242 K. 2023/2299 T. 26.4.2023
[7] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2022/5468 K. 2023/2207 T. 13.4.2023
[8] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2022/5354 K. 2022/6174 T. 24.10.2022
[9] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2021/903 K. 2021/2444 T. 28.10.2021
[10] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2018/5303 K. 2019/4703 T. 23.05.2019
[11] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2016/8851 K. 2019/3003 T. 02.04.2019
[12] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2015/2896 K. 2016/4019 T. 4.4.2016
[13] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2014/15951 K. 2014/17642 T. 1.10.2014