Dün Kahramanmaraşta evvelsi gün Şanlıurfada okullarımıza yönelik peş peşe gerçekleştirilen saldırıların acısı hala yüreğimizde. Canlarımızı yitirdiğimiz olayların hüznünü ve öfkesini bir arada yaşıyoruz.
Bir hukukçu olarak bu vahşetin temel insan hakları bağlamında ne denli derin yaralar açtığını belirtmek zorundayım. Hayatını kaybeden öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve eğitim çalışanlarını derin bir üzüntüyle ve rahmetle anıyorum. Okullarımız birer bilim, gelişim ve umut yuvası olmalıdır. Okullar yaşam hakkının vahşice son bulduğu olay yerleri olamaz.
Birleşmiş Milletler Eğitim Hakkı Özel Raportörü Farida Shaheed tarafından hazırlanan rapor eğitimde güvenlik hakkının sınırlarını net biçimde ortaya koymaktadır. Bu hak öğrencilerin, eğitimcilerin ve eğitim dışı personelin fiziksel veya psiko duygusal bütünlüklerine yönelik her türlü ihlalden korunmasını zorunlu kılar. Raporda çok net ifade edildiği üzere, güvende olmak ve güvende hissetmek birbiriyle bağlantılı ancak farklı kavramlardır; devletler eğitim kurumlarındaki güvenliğe dair duyulan korku ve endişeleri bahane üretmeksizin ciddiye almak zorundadır.
Eğitim ortamlarında güvenliğin sağlanması eğitim hakkının hayata geçirilmesi için tartışmasız bir ön koşuldur. Öğrencilerin ve eğitimcilerin fiziksel güvenliği bireylerin bütünlüklerine zarar verebilecek tüm tehlikelere karşı koruma kalkanı oluşturmayı gerektirir. Bu koruma kapsamına okullardaki silahlı ve bıçaklı saldırılar ile okul temelli her türlü şiddet eylemi doğrudan girmektedir. Unutulmamalıdır ki, fiziksel ve psiko-duygusal güvenlik birbirinden ayrı düşünülemez; zira bedensel bütünlüğe verilen en ufak zarar aynı zamanda derin bir psikolojik travmanın da kaynağıdır.
Devletlerin eğitimde güvenlik hakkını sağlama konusundaki hukuki yükümlülükleri asla ertelenemez veya başka bir bahane ile geçiştirilemez. Uluslararası insan hakları hukuku uyarınca eğitim kurumlarında ayrımcılığı, tacizi ve şiddeti önleyecek açık ve bağlayıcı protokoller, etkin raporlama ve denetim mekanizmalarını içeren yasalar acilen hayata geçirilmelidir.
Gerçek bir güvenlik fiziksel, psiko-duygusal, sosyal ve dijital olmak üzere tüm boyutları ele alan kapsamlı bir yaklaşımla tesis edilebilir. Bina girişlerine önlem almak veya okullarda özel güvenlik görevlisi görevlendirmek bu işin sadece ufacık bir detayıdır. Raportörün altını önemle çizdiği gibi, eğitim kurumları için yalnızca sertleştirilmiş bir güvenlik stratejisine dayanmak, öğrencilerin polis baskısı hissettiği ve kendi okul topluluklarına karşı birer tehditmiş gibi muamele gördüğü bir "suçlulaştırma kültürü" yaratma tehlikesi taşır. Çözüm okulu bir cezaevi gibi korumak değil; okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler, ebeveynler ve yerel halkın katılımını ve güçlendirilmesini sağlayan "tüm okulu kapsayan bir yaklaşım" benimsemektir.
Yurdun hiçbir köşesinde çocuklarımız ve öğretmenlerimiz okula giderken can korkusu yaşamamalıdır. Adaletin tam anlamıyla tecellisi faillerin en ağır şekilde cezalandırılmasını şart koşar. Bununla birlikte bir daha hiçbir eğitim kurumunun şiddet haberleriyle anılmamasını sağlayacak yapısal sistemlerin kurulması da aynı derecede bir zorunluluk haline gelmiştir.
Güvenlik her bireyin korkuya veya misillemeye maruz kalmadan eğitimdeki tüm insan haklarını özgürce kullanabilmesini gerektirir. Kaybettiğimiz canların anısına en büyük borcumuz bu hakkı kağıt üzerinde bırakmayıp okul koridorlarında fiilen yaşatmaktır.
Kaynakça
Shaheed F, 2025, The right to be safe in education, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi