Örgütlü suçlarda suçun manevi unsuru, doğrudan kast olup eylemlerin suç işleme amacı ve derin maksat olarak nitelendireceğimiz saiki de içermesi gerekir. Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir. Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır. (Toroslu Özel Kısım s. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt s. 28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280[1]).

Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir. (Prof. Dr. A. Caner Yenidünya/ Zafer İçer, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, 1. Baskı, s. 56). Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir. (Yrd. Doç. Dr. Namık Kemal TOPÇU, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları, s. 164). Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen “bilerek” ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir. (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 7. Baskı, s. 38-39). Sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek yardımda bulunması gerekir[2].

Suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır. FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mubah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış âleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1. maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Somut olayda, 01.10.2010 yılında örgüte müzahir U .. Kültür ve Eğitim vakfına bağışta bulunan, 05.03.1995 tarihinde B.. isimli derneğe üye ve Bank Asya A grubu hissedarı olan, safahatta istikrarlı biçimde 17/25 Aralık 2013 yılı sonrasında örgütle tamamen bağını kestiğine ilişkin beyanları, FETÖ silahlı terör örgütünün Bursa ilinde faaliyetlerini yürüttüğü K… Özel Eğitim Sağlık Hizmetleri A.Ş.’ye herhangi bir bedel ödemeden 2007 yılında başlattığı ortaklığını hisselerini 01.01.2013 yılında devretmek suretiyle sonlandırması, 2012 yılında B.. isimli dernek yönetim kurulundan istifa etmesi, tanık Ta…’ın sanığı Ocak 2013 tarihinden sonra B..’da görmediğine dair beyanları ile etkin pişmanlıktan yararlanan diğer dosya sanıklarının sanığın 17/25 Aralık 2013 sonrasında örgüt ile bağlantısının olduğuna dair açıkça görgülerine dayanan beyanlarının bulunmaması gibi delil, olgu ve aksi kanıtlanamayan savunmalarla teyit edilmesi, samimi anlatımlarında örgütte kaldığı süre ve konumu itibarıyla, örgütün yapısı ve faaliyetleri ile ilgili bilgi vermesi karşısında; sanığın örgütün nihai amaçlarını açıkça ortaya koyan dış âleme yansıyan olay ve olguların yaşandığı 2013 yılından itibaren herhangi bir örgütsel faaliyetinin bulunup bulunmadığının tereddütte yol açmayacak şekilde belirlenmesi açısından; Bank Asya A grubu hissedarı olan sanığın mutat hesap hareketleri dışında örgüt liderinin talimatına uygun işlem yapıp yapmadığının belirlenmesi için Bank Asya’da bulunan hesapları ve hisselerine ilişkin meblağ ve hesap işlemlerine ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılıp, şirket devrine ilişkin ticaret sicili evrakları ile B.. isimli dernek yönetim kurulu ve üyeliklerine dair giriş, ayrılışına ilişkin tüm belgelerin getirtilip, sanığın savunmasında ifade ettiği üzere örgütün görünen yüzü ortaya çıktıktan sonra örgüt ile bağlantısını kestiği kanaatine ulaşılması durumunda eyleminin TCK’nın 30/1 maddesi kapsamında kalıp kalmayacağının tartışılmasında zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmektedir[3]. Para trafiği hayatın olağan akışı çerçevesinde değerlendirildiğinde sanığın örgütsel faaliyetinin etkisini ve sanığın örgütteki konumunu ortaya koymaktadır. Ayrıca HTS kayıtları ve diğer dijital iletişim ağlarında sanığın kim veya kimler ile hangi sıklıkla görüştüğü üzerinden sanığın kastının belirlenmesi mümkün olacaktır. Sanığın eylem ve söylemlerinin bir bütün olarak değerlendirilerek örgüt şemasındaki görev tanımının ortaya çıkarılması amaçlanmalıdır.

Suç işlemek üzere kurulmuş bir örgütü yönetme saikine dayanan doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar. (Özgenç, Suç Örgütleri, 21,22) Bu halde sorumluluk, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata“ kurumuna göre çözüme kavuşturulmalıdır[4]. Olayda hata kavramına göre değil kast yokluğu üzerinden bir değerlendirme yapılmasında hukuki gereklilik bulunmaktadır. Bilme ve isteme unsurlarının objektif kriterler üzerinden belirlenerek peşin hükümlerden kaçınılmasında hukuki bir zorunluluk bulunmaktadır.

Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı

Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat

------------

[1] Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 22.06.2022 tarihli, 2021/1375 esas ve 2022/3727 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[2] Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 22.06.2022 tarihli, 2021/1375 esas ve 2022/3727 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[3] Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 13.12.2021 tarihli, 2021/2072 esas ve 2021/10917 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[4] Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 21.3.2022 tarihli, 2021/11493 esas ve 2022/1500 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).