Yasa yolları, yargılama makamlarının hukuku uygulama noktasında maddi ve hukuki konularda yanlış değerlendirmeler yapma ihtimalleri üzerinden, yapılan veya yapıldığı iddia edilen hukuka aykırılığın giderilmesi açısından, kararın kural olarak başka bir yargı makamı tarafından denetlenerek, kararın hukuka uygun hale getirilmesi ve uygulamada yargı birliği sağlamak için düzenlenmiş hukuki denetim mekanizmalarıdır. İdarenin veya yargı makamlarının verdikleri kararların denetlenebilir olması, şeffaf bir hukuk devleti olmanın gereğidir.

İstinaf kelime olarak “yeniden başlamak”, “sözün başı” anlamına gelir[1]. Hukuki kavram olarak istinaf, bir davanın kısmen veya tamamen ele alınarak, görülmesi anlamına gelmektedir. İstinaf CMK’da olağan kanun yolları arasında sayılmıştır. İstinaf yoluyla ilk derece mahkemesinden verilen hükümlerin maddi ve hukuki yönden denetlenmesi sağlanır. Kanunda öngörülen şartların varlığı halinde ilk derece mahkemesinin hükmüne konu dava yeniden görülerek istinaf mahkemesince yeni bir hüküm kurulmasına ve ilk derece mahkemesince verilen hükmün ortadan kaldırılmasına da imkân tanıyan bir kanun yoludur[2].

İstinaf ikinci derece bir kanun yoludur[3]. Kararı maddi olay da dâhil olmak üzere, gözden geçirme ve yeniden muhakeme yapma yetkisi sadece esas mahkemelerine tanındığı için, istinaf incelemesi yapacak mahkemelerin “ikinci derece” olarak nitelendirilmesi yerindedir. Kanun koyucu tarafından istinafla ilgili inceleme yapacak mahkemelerin ikinci derece olarak nitelendirilmeleri, bu mahkemelerde yeniden muhakeme yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır[4].

İstinaf kanun yolu ile iki dereceden ibaret bulunan yargı sistemi üç dereceli hale gelmiştir. İstinaf da bir kanun yolu olarak nitelendirilmektedir. İlk derece mahkemesi kararının gerek maddi mesele ve gerekse hukuksal açıdan denetimini sağlayan kanun yoluna istinaf adı verilmektedir. Klasik yani geniş anlamda istinafta ilk verilen son karar yok sayılarak yeni bir muhakeme gerçekleştirilir[5]. Dar anlamda istinafta ise bütün delillerle doğrudan doğruya temas kabul edilmemektedir[6]. Türk Ceza Hukuk sisteminde öngörülen istinaf dar anlamda istinaftır[7]. Mahkeme yalnızca gerekli gördüğü noktalar bakımından öğrenme muhakemesi yapmak suretiyle daha önce ilk derece mahkemesince gerçekleştirilen tespitleri kontrol etmektedir[8].

CMK’da istinaf muhakemesine ilişkin hükümler incelendiğinde; davaların uzamasının önüne geçilmesi düşüncesinin hâkim olduğu, maddî gerçeğin ortaya çıkarılması ve muhakemenin makul sürede bitirilmesi ilkelerinin dengelenmek istendiği ve ilk derece muhakemesinin, her durumda yeni baştan tekrarını engelleyecek hükümler getirildiği görülmektedir. İstinaf mahkemesi, “yeniden muhakeme yapılmadan sonuca ulaşılmasına olanak bulunmayan durumlarda”, davaya başından itibaren bakarak karar verecektir. Bu nedenle CMK’da kabul edilen istinaf yolu daha önce de belirtildiği üzere “dar anlamda istinaf” niteliğindedir. Günümüzde genel eğilimin dar anlamda istinaftan yana olduğu söylenebilir. Zira ilk muhakemeyi baştan sona tekrarlamak, davaların istenmeyecek şekilde uzamasına neden olabilir. Adaletin tam olarak gerçekleşmemesinin yanı sıra, adaletin gecikmemesinde de kamu yararının bulunduğu göz ardı edilmemelidir[9].

İstinaf uygulaması on yıllık bir uygulama olup hacmi göz önünde tutulduğunda büyük sorunlar yaşadığı ve sorun bazında çözümler üreterek sistemin işlevinin artmasının amaçlandığı açık olup Yargıtay’ın istinaf uygulamasının kapsamına yönelik bir kararında şöyle denilmektedir[10]. “Genel Olarak İstinaf Kanun Yolu ile Amacı: Kelime olarak “yeniden başlama” anlamına gelen istinaf kanun yolunun bir denetim muhakemesi türü olarak Türk Ceza Adalet Sisteminde benimsenmesinin temel amacı; -temyiz incelemesi yolunda gerçekleştirilemeyen- maddi meselenin denetlenebilmesi imkanına kavuşmak düşüncesidir. Kanun yolu denetimi sırasında hükümdeki hukuka aykırılığı tespit eden ve deliller ile doğrudan temas edebilen istinaf mahkemesi yeni bir öğrenme muhakemesi (olay yargılaması) yapabilme imkanına sahip olduğu için, gerektiğinde düzeltme (ıslah) yoluyla veya hükmü kaldırarak davanın esası hakkında doğrudan karar vermek suretiyle “kanun yolu denetimi esnasında uyuşmazlığın esasını da çözme yetkisi” sayesinde maddi gerçeğe en hızlı şekilde ulaşma fırsatı sunulmaktadır.

Temyiz kanun yolunda yer verilmeyen olay yargılaması yapma yetkisinin istinaf incelemesinde tanınmasının sebebi; denetim merciince (istinaf) gerekli durumlarda olay yargılaması da yapılarak davaların uzamadan, makul sürede bitirilmesinin bu mahkemelerce doğrudan verilecek kararlarla gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Sadece hukuki denetim yapan ve içtihat mahkemesi olan Yargıtay’ın bozma kararları üzerine davaların tekrar ilk derece mahkemelerine gönderilmesi ve akabinde yeni bir hüküm kurulması ve bu hükmün de temyiz yolunda yeniden incelenmesi gibi uzun yargılama süreçlerinden kaçınma düşüncesi istinaf kanun yolunu bir çözüm metodu olarak ortaya çıkarmıştır (Krş. Yenisey, Feridun: Uygulanan ve Olması Gereken Ceza Muhakemesi Hukuku, Duruşma ve Kanun Yolları, İstanbul 1988, s. 216-217; Çınar, Ali Rıza: Türk ve Alman Ceza Yargılama Hukukunda İstinaf, Ankara 2010, s. 56-61).

2) Ülkemizde İstinaf Kanun Yolu (Dar Anlamda İstinaf): İstinaf denetiminin benimsediğimiz türü; ilk derece mahkemesince yapılan yargılamanın tamamen değil “sadece gerekli görülen durumlarda maddi gerçeğe ulaşmak için ihtiyaç duyulan hususlar yönünden” olay yargılaması yapılabilmesi prensibine dayanmaktadır. Kamu davasının konusunu oluşturan geçmişte yaşanmış olayın ancak tüm yönleriyle aydınlatılmış olması ile maddi gerçeğe ulaşmak mümkündür. “İstinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü” ilk derece mahkemesinin kararıyla sınırlı olmayıp; olayı aydınlatmak için gerekli delillerin toplanması gibi tüm muhakeme işlemlerine girişilebilecektir. Böylelikle, istinaf (yeniden başlama) mahkemesince deliller ile doğrudan temas edilmesi sayesinde hukuki meselenin yanında maddi mesele de denetlenerek oluşacak vicdani kanaate göre hüküm kurularak makul bir sürede uyuşmazlık çözümlenebilecektir. “Dar anlamda istinaf” olarak adlandırılan bu denetim muhakemesi türünün açıklanan kurumsal ve düşünsel temellerini tamamen benimseyen kanun koyucu bölge adliye mahkemelerinin görev ve yetkilerini düzenlerken 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin başlığında dahi “Bölge adliye mahkemesinde inceleme” ifadesi yanında “kovuşturma” terimine yer vermiştir. Anılan normda bu terimin tercih edilmesi, belirtildiği şekilde istinaf incelemesinde olay yargılaması yapılması görev ve yetkisinin vurgulanmasından başka bir şey değildir.

3) İstinaf İncelemesinde Görev ve Yetki: Mahkemelerin görevini Anayasa ve kanun tayin eder (2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 36, 5271 sayılı Kanun md. 3). Bu bağlamda, istinaf mahkemelerinin görev ve yetkilerine dair 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (a, b, c ve d) bentlerinde “istinaf incelemesinde hukuka aykırılığın düzeltileceği haller” ayrıntılı olarak sayılmıştır. Kaldı ki, aynı maddenin (c ve d) bentlerindeki hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilmesi için (sırasıyla) “başka bir araştırmaya ihtiyaç kalmaması” ile “olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaması” ön şartlarının varlığı da ayrıca aranmıştır. Bu itibarla, istinaf mahkemesince hukuka aykırılığın düzeltileceği haller kesin şekilde sınırlanmak suretiyle istinaf mahkemesinin olayı aydınlatma yükümlülüğü vurgulanmıştır. İstinaf kanun yolunda “bozma kararı verilebilecek haller” ise yine aynı maddenin (e ve f) bentlerinde yer almaktadır.

“Islah veya bozma kararı verilebileceği kanunda açıkça sayılan sınırlı haller dışındaki diğer durumlar ise” Kanun’un ifadesiyle “diğer haller” olarak tanımlanmıştır. Bu “diğer hallerde” ise “gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verileceği” (5271 sayılı Kanun md. 280/1-g); duruşma sonunda ise “istinaf başvurusunun esastan reddine karar verileceği” veya “ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulacağı” (5271 sayılı Kanun md. 280/1) ilkesel olarak ifade edilmiştir.

4) İstinaf Mahkemelerinin Bozma Kararı Verebileceği Haller: İstinaf kanun yolunda bozma kararı verilebilecek hallere 5271 sayılı Kanun'un 280/1. maddesinin (e ve f) bentlerinde yer verilmiştir. Bu hallerden ilki “soruşturma ve kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması” durumudur (5271 sayılı Kanun 280/1-f). İkinci hal ise, Kanun’un 289/1. maddesinin (g ve h bentlerinde sayılanlar hariç olmak üzere) “hukuka kesin aykırılık halleridir” (5271 sayılı Kanun 280/1-e). Görüldüğü üzere, istinaf incelemesinde bozma kararı verilebilecek durumlar hiçbir surette maddi meselenin çözümüne -davanın esasına- dair olmayıp; muhakeme hukuku normlarının açık ve ağır şekilde ihlal edilerek hüküm kurulmuş olmasına ilişkindir.

5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesinin değişiklik öncesi (g) bendi ile mülga (h) bendinde deki “hükmün gerekçe içermemesi ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması hallerinin” 20.11.2017 tarihinde yapılan ve 7079 sayılı Kanun ile yasalaşan değişiklik ile “bozma sebebi olmaktan çıkarılması” dikkat çekmektedir. Bu değişiklik ile, istinaf mahkemelerince “kanun koyucunun gerekçesizlik veya savunma hakkının sınırlanmış olması gibi görünürde gerekçelerle” bozma kararları verilmesinin önüne geçme amacı açıkça ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak, gerek istinaf kanun yolu denetiminin Türk Ceza Adalet Sisteminde kabul ediliş amacı ile gerekse istinaf kurumunun bilimsel ve düşünsel temelleriyle örtüşen normlar, bölge adliye mahkemelerinin kural olarak “davanın yeniden görüleceği mahkemeler” olduğunu; sınırlı hallerde ise duruşma açmadan hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi (ıslah) veya bozma kararı verilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Aksi durumda, yani istinaf incelemesinde kanuni dayanağı bulunmayan hallerde bozma kararı verilmesinin ise hem bölge adliye mahkemesi kararının hem de bu karara karşı direnme yetkisi bulunmayan ilk derece mahkemesince verilecek kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırılık sebebiyle görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup; hukuka açık ve ağır aykırılık ile malûl olmaları sonucuna yol açacaktır. Nitekim, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 esas, 2025/197 karar sayılı kararında da “…bölge adliye mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu” tespitlerine yer verilerek; "bölge adliye mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılık taşımaları sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerekeceğine…” içtihat edilmiştir.

Temyiz incelemesine konu dava dosyası içeriğine göre, Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.05.2024 tarihli ve 2022/672 esas, 2024/318 karar sayılı kararıyla kurulan hükmün istinaf edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 21.11.2024 tarihli ve 2024/663 Esas, 2024/2444 Karar sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 280/1-e,f maddesine uygun olmayan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiş ve bozma kararına karşı direnme yetkisi bulunmayan Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.07.2025 tarihli ve 2025/43 Esas, 2025/361 Karar sayılı kararıyla yeniden kurulan hükme karşı yapılan istinaf başvuruları üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 01.09.2025 tarihli ve 2025/2071 Esas, 2025/1558 Karar sayılı kararıyla 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ise de; 5271 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki “yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında görevli olmayan mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür” normu gözetilerek Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 21.11.2024 tarihli kararının ve bu kararın akabinde Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.07.2025 tarihli kararın Anayasa’nın 36. ve 5271 sayılı Kanun'un 3, 278-284. maddeleriyle belirlenen görev kurallarına aykırı bulunmakla; görevsiz mahkemece verilmiş kararlar niteliğinde olup hukuka açık ve ağır aykırılık oluşturması sebebiyle hükümsüz sayılmaları gerektiği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince gerektiğinde 5271 sayılı Kanun'un 280/1-2. maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesinden sonra Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.05.2024 tarihli kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur[11].

CMK’nın 283. maddesine göre, istinaf yoluna yalnız sanık lehine başvurulmuşsa, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz. İstinaf talebi sanık lehine olduğunda istinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri sanığa yükletilemez. Talebin sanık lehine olduğu durumlarda yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına karar verilir[12].

Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf yoluna sanığın aleyhine gidilmişse, bu karar sanık lehine bozulabilir ya da değiştirilebilir. Cumhuriyet savcısı, kanun yoluna sanık lehine başvurduğunda, karar sanık aleyhine bozulabilir ancak yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez[13].

Doç. Dr. Cengiz Apaydın

Cumhuriyet savcısı

------------

[1] Develioğlu, Ferit. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat: Ankara, 1982.

[2] Oktar, Salih, “İstinaf Kanun Yolu Hakkında Genel Bilgiler”, Ceza Muhakemesi Hukuku Başvuru Kitabı. Ankara: 2017, 203-204.

[3] Özbek Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku,14. Baskı, Ankara, 2021, 787.

[4] Pehlivan, Ali, “İstinaf Kanun Yolu ve Uygulamasının Değerlendirilmesi”, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş Tezcan’a Armağan, C:21, Özel Sayı, 2019, 976.

[5] Özen, Muharrem, “Türk Ceza Muhakemesinde İstinaf”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65 (4) 2016, 2331.

[6] Kunter, Nurullah, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 1989, 1047.

[7] Gökcan, Hasan Tahsin, “İstinaf Yasa Yolunda İspat ve Delilleri Değerlendirme Esasları”, TAAD, Y: 3, S:10, Ankara 2013, 421.

[8] Çınar, Ali Rıza: “Ceza Yargılamasında İstinaf Yolu”, Prof. Dr. Ali Naim İnan’a Armağan, Ankara 2009, 1160 vd.

[9] Özen, 2341-2342.

[10] Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma

CMK Madde 280 – (1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,

b) (Ek: 20/7/2017-7035/15 md.) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,

c) (Ek:17/10/2019-7188/27 md.) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,

d) (Ek: 20/7/2017-7035/15 md.) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,

e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

f) (Ek:17/10/2019-7188/27md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, karar verir.

(2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.

(3) (Ek: 20/7/2017-7035/15 md.) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.

[11] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 04. 12. 2025 tarihli, 2025/11981 esas ve 2025/10093 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[12] Nitekim İstinaf Mahkemesi’nin aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir: “Suç tarihinde Aydın ili Söke ilçesi … sokak üzerinde bulunan yükleniciliğini A…-S… inşaat firmasının yaptığı 10 ve 11 katlı 2 bloktan oluşan konut inşaatının Güneş Enerjisi sistemlerinin yapım işlemlerini Ö… .. Enerjisi unvanlı firma tarafından yapıldığı, 04/06/2015 tarihinde sanık Murat’ın yanında çalışan babası olan sanık Ö… ..… ve işçisi olan G… ..…’yi yanına alarak montaj yapmak üzere sabahleyin saat 09,00 sıralarında inşaata geldiği 10 katlı olan A blok çatı katında saat 17,30’a kadar güneş enerjisi sistemi kurulumunu yaptıkları, iş bitince etrafı temizlemek isteyen sanık Ö… B…’ın işlem sırasında açığa çıkan moloz ve benzeri atıkları boşalan malzeme kutularını doldurup binanın çatı katından şantiye sahasının güney yönünde bulunan boş araziye atması esnasında, kutulardan birinin kartonları toplamakta olan ve o sırada inşaat sahasında olan Mustafa …’e isabet ettiği ve olay neticesinde Mustafa …’in kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu vefat ettiği olayın gerçekleştiği sahanın inşaat alanı olması sebebiyle sanık Ö… B…’ın içinde moloz bulunan malzeme kutularını yukarıdan aşağıya attığında aşağıda birilerinin bulunabileceğini ve o kişilere bu kutunun rast gelip kişileri yaralayıp öldürebileceğini bilebilecek durumda olduğu ve buna rağmen içinde moloz bulunan 24 adet atık kutusunu hiç bir güvenlik önlemine başvurmadan aşağıya atması sonucu o esnada aşağıda bulunan müteveffa Mustafa’nın ölmesi olayında bilinçli taksir şartlarının oluştuğu yine sanık M… B…’ın da işçisi olan Ö…B…’ın malzemeleri aşağıya atmasına engel olamadığı, çalışanlarına iş güvenliği eğitimi vermediği, risk değerlendirmesi yapmadığı ancak işçisi konumunda bulunan ve babası olan sanık Ö… B…’ ın boşalan kutulara çalışma sırasında çıkan beton parçalarını doldurarak aşağıya atabileceğini öngöremeyeceği bu nedenle sanık M… B… yönünden olayın basit taksirle gerçekleştiği ve bu sanık yönünden olayda bilinçli taksir koşullarının bulunmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu olayda sanıkların eylemi ile bir kişi ölmüştür. 09/02/2017 havale tarihli mahkeme bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamıyla sabit olduğu üzere sanık Ö…B… olayda asli, Sanık M… B… ise tali kusurludur. Sanık Ö… B…’ın temel cezasının belirlenmesinde, TCK’nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle ve yine TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ve meydana gelen zararın ağırlığına nazaran olacak şekilde maddede öngörülen cezanın alt ve üst sınırları arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması, tali kusurlu olan ve sabıkası bulunmayan sanık Murat B… hakkında yerel mahkemece hükmedilmiş olan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK’nın 50 ve 52. Maddeleri gereğince paraya çevrilmesi gerektiği gözetilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M; Gerekçesi yukarıda anlatıldığı üzere; 1-Söke 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/05/2017 tarih, 2016/281 Esas, 2017/281 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 2-Sanık Ö…B.’ın üzerine atılı taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçunu işlediği toplanan delillerle anlaşılmakla; eylemine uyan TCK’nın 85/1. maddesi gereğince suçun işleniş biçimi ve özelliği, suç konusunun önem ve değeri, sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı da nazara alınarak sanığın takdiren ve teştiden 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın suçu bilinçli taksirle işlediği toplanan delillerle anlaşılmakla cezası TCK’nın 22/3. maddesi gereğince takdiren 1/3 oranında arttırılarak sanığın 4 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın yargılama sürecindeki tutum ve davranışları Dairemizce lehine taktiri indirim sebebi olarak kabul edildiğinden cezası TCK’nın 62/1. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın neticeten 3 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen cezanın başkaca artırım ve indirimine takdiren yer olmadığına, İstinaf yoluna yalnızca sanık lehine başvurulması nedeniyle sanığın kazanılmış hakkı nazara alınarak CMK’nın 283/1 maddesi gereğince sanığın neticeten 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın suçu bilinçli taksirle işlediği toplanan delillerle anlaşıldığından TCK’ nın 50/4-son cümlesi gereğince sanık hakkında TCK’nın 50/1-a mad.sinin uygulanmasına yer olmadığına, sanık hakkında koşulları oluşmadığından 5237 sayılı TCK’nın 53/6. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına, istinaf talebi sanıklar lehine olduğundan istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına, dair, katılan Yasemin ve katılanlar vekilinin yüzüne karşı, sanıklar ve sanık Ö…müdafiinin yokluğunda, Cumhuriyet savcısının huzurunda, mütalaaya kısmen aykırı ve kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi”. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, 14. Ceza Dairesi’nin 19.03.2018 tarihli 2017/2841 esas ve 2019/1103 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[13] Özen, 2377.