Uygulamada teknik nitelik arz eden uyuşmazlıklarda mahkemeler sıklıkla bilirkişi incelemesine başvurmakta; ancak alınan bilirkişi raporlarının taraflarca yeterli bulunmaması hâlinde, özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.293 kapsamında “uzman görüşü” (özel bilirkişi görüşü) sunulması yoluna gidilmektedir. Bu noktada, bilirkişi raporu ile tarafça sunulan uzman görüşü arasındaki ilişkinin nasıl değerlendirileceği, adil yargılanma hakkı bakımından önem arz etmektedir.
Yargıtay kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere, uzman görüşü, tarafların iddia ve savunmalarını desteklemek amacıyla başvurdukları teknik bir değerlendirme aracı olup, mahkemece göz ardı edilebilecek sıradan bir belge niteliğinde değildir. Nitekim bilirkişi raporuna karşı ileri sürülen teknik ve ayrıntılı itirazların, uzman görüşü ile desteklenmesi hâlinde, mahkemenin bu görüşü dikkate alması, tartışması ve gerekçeli bir biçimde değerlendirmesi zorunludur.
Bu husus, Yargıtay 15. HD 11.05.2017 tarih, E.2017/492 K.2017/2026 sayılı kararında somut biçimde ortaya konulmuştur. Anılan karara konu uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, emsal artışı nedeniyle elde edilecek gelirin paylaşımına ilişkin hesaplama yöntemine dair ihtilaftan doğmuştur. Yerel mahkemece üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınmış ve davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalı tarafın söz konusu rapora karşı ileri sürdüğü teknik ve ayrıntılı itirazlar ile bu itirazları desteklemek üzere sunduğu uzman görüşü yeterince değerlendirilmemiştir.
Yargıtay, söz konusu kararında; bilirkişi raporu ile dosyaya sunulan uzman görüşü arasında ciddi çelişkiler bulunduğunu, buna rağmen mahkemece bu çelişkilerin giderilmediğini ve uzman görüşünün gerekçeli şekilde tartışılmadığını tespit etmiştir. Bu kapsamda, mahkemenin eksik inceleme ile hüküm kurduğunu belirterek kararı bozmuştur. Yargıtay’a göre, böyle bir durumda yapılması gereken; dosyanın yeniden konusunda uzman bir bilirkişi kuruluna tevdi edilmesi, tarafların özellikle teknik içerikli itirazlarının ve uzman görüşünün ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi ve ortaya çıkan çelişkilerin giderilmesinden sonra hüküm kurulmasıdır.
Kararda ayrıca, uzman görüşünün dikkate alınmamasının yalnızca usule ilişkin bir eksiklik olmadığı; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve onun bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğurabileceği de vurgulanmıştır. Aynı doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında da tarafların sunduğu delillerin etkili biçimde değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Bu çerçevede, bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasında çelişki bulunması hâlinde mahkemenin görevi, söz konusu çelişkiyi gidermeden hüküm kurmak değil; maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını teminen yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmak ve gerekçeli, denetime elverişli bir değerlendirme yapmaktır. Aksi hâlde verilen karar, eksik incelemeye dayalı olacak ve bozma yaptırımı ile karşılaşacaktır.
Yargıtay’ın anılan kararı, teknik uyuşmazlıklarda bilirkişi raporlarının mutlak belirleyici olmadığını; tarafların sunduğu uzman görüşlerinin de en az bu raporlar kadar ciddiyetle ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.