Ceza Yargılamasında Usul Güvenceleri - İyi Uygulamalar(!)
(Procedural Safeguards in Criminal Proceedings - Good Practices)

Modern ceza yargılaması tam olarak bir itibarsızlaştırma töreni midir?

Kuşkusuz, ceza adaleti mekanizmasında yargılama, önemli bir evre oluşturmakta; “gerçeği garanti etme yeterliliği” vaat etmekte ve bunu sağlayan hukuka uygun hüküm verilmesi gerekmektedir. Önemli olan yöntemin güvenilir ve adil olduğunun (veya kullanılan diğer yöntemlerden daha kötü olmadığını) yeterince gösteren bilginin kamuoyunda yer etmesidir. Bu süreçte, insan onurunun korunması merkezi bir konumdadır. Ayni derecede önemli olan ceza adaleti sistemine ait her özel niteliğin şu iki yönlü soru ile irdelenmesidir: Hangi işleve hizmet için var olduğudur? Ve bu işlev yeterince yerine getiriliyor mu?

Ceza yargılamasında bir tarafta nesnel dünyanın varlığı; öte yandan, tüm algıların öznelliği karşısında gerçeklere/hakikate ulaşıldığı nasıl saptanmaktadır sorusu güncelliğini korumaktadır. Bu durumda “adaletin” psikolojik gerçekler karşısında sınanması zamanı gelmedi mi? Hâkimler aldıkları hukuk eğitimi ile halktan farklı bir karar verme yetisine mi sahiptirler? Hâkimler, halktan düşünce, muhakeme ve karar almada farklı bir görüntü mü vermektedirler? Davada olguların saptanması sürecinde, diğer mesleklerde bu tür işleri yapanlarla karşılaştırıldığında algılama süreçleri farklı mıdır? İşte tüm bu soruların yanıtları belirinceye kadar hâkimlere özgü özel bir hükmetme psikolojisi olup olmadığını bilemeyeceğiz.

Anayasa tarafından güvence altına alınmış pek çok hak ve özgürlüğün korunması da ceza yargılama sistemi içinde olduğundan “ceza yargılaması Anayasa’nın sismografı” görevini ifa etmekte; suçsuz sanıkların mahkumiyetini önlemekte, CAS’taki aktörlerin davranışlarını biçimlendirmektedir. Hukuka aykırı itiraf ve onun tüm meyveleri dışlanmaktadır (Anayasa md. 38/6, CMK md. 148). Hâkim, önüne gelen davada olguların gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini veya doğru olup olmadığını, elde edilen kanıtlar toplamından oluşan “makul bir hikâyeye” bağlı olarak karara varacaktır. Hikâye yeteri kadar makul ise, gerçek olduğu kabul edilebilir. Doğruluk gerçekten doğmaktadır. Süreçte her sanığın derdini anlatabilmesi, ne istediğini söyleyebilmesi suretiyle yargılamanın gidişine etki edebilme fırsatı sağlanmalıdır. Araştırmaların belgelediği, kişiler süreçte onurlu ve saygınlık içinde işlem gördükleri, sesini duyurabildikleri, kendi hikayelerini söyleyebildikleri ve söylediklerinin hâkimce ciddiye alındığı hissettiklerinde, sonuç aleyhlerine olsa bile daha fazla memnuniyet hissedecekler ve sonucu saygı ile karşılayacaklardır.1

Dengeli bir adalet dağılımı için, ceza adaleti psikolojiye dayalı olmak zorundadır. Ve bir suçun neden işlendiği yargılamada da kısmen yanıtlandırılabilecek bir sorudur. Ancak, burada saptanabilecek husus, insan bilincinde açığa çıkan saikler ölçüsünde bir belirleme olacaktır. Bilinç dışı saikler (dark motives) ise karanlıkta kalacaktır. Bu nedenle, suçlunun tüm iyi niyetine karşın mantıklı nedenleri içeren bir açıklamayı her zaman yapabilmesi mümkün olamayacaktır. Özetle, insan davranışları genellikle birbirine zıt saikler sonucu oluşmaktadır.

Hâkim, önüne gelen davada olguların gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini veya doğru olup olmadığını, elde edilen kanıtlar toplamından oluşan “makul bir hikâyeye” bağlı olarak karara varacaktır. Hikâye yeteri kadar makul ise, gerçek olduğu kabul edilebilir. Doğruluk gerçekten doğmaktadır. Yalnız bu süreçte “olgu kuşkuculuğu” görüşünün açıkça sergilediği üzere, olgular hakkındaki tüm bilgilerimizin yargı sürecinde kategorik ithamlara dayanak olacak nitelikte olmadığı; kendi saiklerini tam olarak anlayamayan insanların başkalarını harekete geçiren duygu ve yoksunlukları nasıl anlayabilecekleri göz ardı edilmemelidir (In dubio pro reo). “Doğruluk o kadar büyük bir şeydir ki, bizi kendisine ulaştıracak olan hiçbir şeyi önemsemezlik etmemeliyiz” (Montaigne:207).

Süreçte her sanığın derdini anlatabilmesi, ne istediğini söyleyebilmesi suretiyle yargılamanın gidişine etki edebilme fırsatı sağlanmalıdır. Araştırmaların belgelediği, kişiler süreçte onurlu ve saygınlık içinde işlem gördükleri, sesini duyurabildikleri, kendi hikayelerini söyleyebildikleri ve söylediklerinin hâkimce ciddiye alındığı hissettiklerinde, sonuç aleyhlerine olsa bile daha fazla memnuniyet hissedecekler ve sonucu saygı ile karşılayacaklardır.

Yalnız yargıdaki iş yükü ve temposu da objektiflik/tarafsızlığı etkileyebilmektedir.2 Yinelersek, fiziki güç gibi aklı güç de tükenmektedir. Arkası arkasına rasyonel karar vermek durumunda kalan hâkimlerde “aklı enerji” eksikliği bir yan etki olarak belirebilmektedir. İnsanlara özgü olan bu olgu sosyal psikolog Roy F. Baumeister’in “ego tükenişi” (ego depletion) olgusundan- öncesi Freud hipotezi olarak bilinen bir çıkarımdır. Teori, ben veya ego enerjisi transferini içeren akli faaliyetlere dayalıdır. Baumeister’in yaptığı bir seri testlerin verdiği en iyi bir örnek sabun gibi irade gücünün tükenebileceğidir. Ellerinizi defalarca yıkadığınızda sabun tükenir. Fiziki yorgunluk sonucu olarak beyin çaktırmadan ve farkına varmaksızın kısa devreler yapmaya ve bilişsel düşünmeye az yer verme eğilimindedir.3


CAS-Ceza adaleti sistemi

Bir ceza adalet sisteminin temel işlevinin genelde topluma ve özelde zanlı/sanık/hükümlülere ceza usulünde yer alan de-jure ilkelere sadık kalınacağı sinyalini vermesidir.4 Böyle bir algının tüketicilerde yer etmesi sisteme özgü tretman/tasarruflar/kararların kısa ve uzun devrede kabullenilmesi; olumlu bir algı ve geri besinin toplumda dile getirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda ceza usulünde güven/ meşruluk modeline aşağıda yer verilmiştir.

İnsan Haklarının temeli bakımından insanlık onuru (human dignity) referans olmaktadır.5 Bu kavramın iki ilkesi bulunmaktadır:

· Ahlaki varsayım olarak insan yaşamı oldukça önemlidir; diğer bir anlatımla, değerli olan bir şeydir.

· Sorumluluk olarak yer almakta; insanın kendi onuruna saygı duyması, iyi bir yaşamın ne olduğu hakkında bir fikir ve inanç sahibi olarak yaşamındaki başarının ne olacağı konusunda sorumluluk sahibi olmadır. Saldım cayıra Mevla’m kayıra türü kaderci bir felsefe yerine sorumlu bir yaşama doğru kendini disipline etmesi söz konusudur. İnsan çocukluk çağında, vesayet altında iken yönlendirilebilir. Bunun ötesinde başkalarının dikte ettirmesine gereksinme ve gerek bulunmamaktadır.

Ceza adaleti sistemine egemen olan model suç kontrol modeli yerine adil yargılanma hakkı modelidir. Suç kontrol modeli bireysel haklardan ziyade suçun ve kamu düzeninin hızlı ve etkili bir şekilde bastırılmasını önceliklendirmekte; suçun erken tespiti, yüksek mahkûmiyet oranları ve suçu caydırmak için ağır cezalar üzerine odaklanan bir sistemdir. Bu model, genişletilmiş kolluk yetkilerini ve proaktif, reaktif kolluk uygulamalarını desteklemektedir. Buna karşın adil yargılama modeli, olası devlet baskısına karşı bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasını vurgular ve yasal verimlilikten ziyade usule uygunluğu önceliklendirir. Adil bir yargılamada suçluluk kanıtlanana kadar masumiyet karinesi esas alınmakta ve avukatlık hakkı ve yasadışı aramalara karşı korunma gibi Anayasaya bağlılığı sağlar.

Ceza yargılamasında usul güvenceleri, adil yargılanma hakkı kapsamında şüpheli/sanığın haklarını koruyan, maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen temel kurallardır.6 Masumiyet karinesi, çelişmeli yargılama, savunma hakkı, çapraz sorgulama, aleniyet ve makul sürede yargılanma en temel güvencelerdir.7 Mahkeme, demokratik bir toplumda şüpheliye/sanığa ve halka ceza yargılamalarında mahkemelerin “yargıya” güven duygusu aşılamasını beklemektedir. Demokratik bir toplumda cezai yargılamalar söz konusu olduğunda mahkemelerin sanığa ve halkın büyük bir kesimine aşılaması gereken işte bu güvendir.8

Sistem (!)

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ceza yargılamasındaki usuli güvenceleri esas olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. Maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) ve 5. Maddesi (Özgürlük ve Güvenlik Hakkı) üzerinden şekillendirmektedir. Mahkeme, yargılamanın sadece sonucuna değil, bir bütün olarak adil olup olmadığına ("proceedings as a whole") odaklanmaktadır.

AİHM içtihatları uyarınca ceza yargılamasında mutlaka bulunması gereken temel güvenceler şunlardır:

  • Savunmayı Hazırlama Hakkı (Madde 6/3): Sanığa, suçlamanın niteliği ve nedeni hakkında anladığı bir dilde ayrıntılı bilgi verilmeli, savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve imkân tanınmalıdır.
  • Avukat Yardımından Yararlanma: Sanığın kendi seçtiği bir avukat tarafından savunulma veya maddi imkânı yoksa ücretsiz adli yardım alma hakkı vardır. Salduz v. Türkiye kararı, gözaltının ilk evresinden itibaren avukata erişimin önemini vurgulayan temel kararlardandır.9
  • Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama: Savunma makamı, iddia makamı ile aynı koşullar- da delil sunma ve tanık sorgulama imkanına sahip olmalıdır.10
  • Masumiyet Karinesi: Kişi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. Kamusal makamlar, yargılama bitmeden kişiyi suçlu ilan eden beyanlardan kaçınmalıdır.11
  • Tercüman Yardımı: Sanık, mahkemede kullanılan dili anlamıyorsa ücretsiz tercüman yardımın- dan yararlanma hakkına sahiptir.

Mahkemedeki güncel ve tematik gelişmeler (2024-2026) ise şunlardır:

  • Dijital Deliller ve Şifreli İletişim (EncroChat/SkyECC): Mahkeme şu an Silgir v. Almanya ve Hoeven v. Hollanda gibi davalar üzerinden, şifreli telefon verilerinin ceza yargılamasın- da delil olarak kullanılmasının özel hayatın gizliliği (Madde 8) ve adil yargılanma (Madde 6) haklarını ihlal edip etmediğini incelemektedir.
  • Yargı Mensuplarının Güvenceleri: Alparslan Altan v. Türkiye kararında Mahkeme, hâkimlerin tutuklanması süreçlerinde usuli güvencelerin (örneğin ağır cezalık suçüstü hali/flagrante delicto yorumu) daraltılmasının kuvvetler ayrılığı ilkesine zarar verdiğine hükmetmiştir.
  • Çocukların Korunması: Çocuk sanıklar için yargılamanın kapalı yapılması, ebeveyn katılımı ve avukat yardımının zorunlu olması gibi ek güvenceler vurgulanmaktadır.
  • Yargılamanın Yenilenmesi: AİHM'in ihlal kararı vermesi durumunda, üye devletlerin çoğunda iç hukukta yargılamanın yenilenmesi imkânı tanınmaktadır.

Tüm sorun aşağıda yer alan de jure usul normları ve ilkelerinin de facto ne derece uygulandıklarının sorgulanmamasında yatmaktadır:12

· Kamu davası açılması için ön görülen ölçüt fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunması,13

· Şüphelinin müdafii yoksa hâkim veya mahkemenin istemi üzerine, baro tarafından bir müdafi görevlendirilmesi,

· Gözaltı süresinin, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçmemesi,14

· Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlene- bileceği.

· Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebileceği,

· Yalnızca adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemeyeceği- https://hukukihaber.net/Tutuklama-Enflasyonu,

· Tutuklama istemlerde mutlaka gerekçe gösterilmesi ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilmesi,

· Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayalı olması; bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamayacağı,

· Cumhuriyet savcısının, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olması,

· Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluştur- duğunda Cumhuriyet savcısınca bir iddianame düzenlemesi,

CMK Madde 174 Uyarınca İade Edilen İddianame Sayısı (2015-2024)

2015

2016

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

26 044

26 168

35 595

40 060

50 612

42 130

54 726

67 948

75 776

81 790

İddianame, Almanya’daki ceza yargılamasında kritik bir aşama olup, Savcılık, suçlamaların mahkemede kanıtlanabileceğine inanıyorsa iddianame düzenler.15

· İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin yalnızca aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususların da ileri sürülmesi,16

· Hâkimin, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabile ceği ve delillerin hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceği,17 (Alman ceza yargılamasında, ispat standardı, "makul şüpheyi" ortadan kaldıran yüksek bir kesinlik derecesi gerektirir ve bu da hâkimin mahkûmiyet kararı vermesine olanak tanımaktadır. Mutlak kesinlik gerektirmeyip, ancak kalan tüm şüpheleri ortadan kaldıran bir inanç düzeyi gerektirmektedir).

Ayrıca bkz. https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Adli-Hata-Bilinci

Karar türlerine göre ceza mahkemeleri “dosya” sayıları (2015-2024)

Türü

2015

2017

2019

2021

2022

2023

2024

% (!)

Mahkûmiyet

624 388

525 476

733 099

877 296

867 397

881 669

991 455

72,4

Beraat

394 548

299 130

383 033

393 985

375 232

360 049

378 251

27,6

Ceza Mahkemelerindeki Mahkûmiyet/Beraat sayısı ve % oranı (2024)

Sanık Toplam M B

1,274,461 809 124 465 337
%63,5 % 36,5

Ağır Ceza Mahkemelerindeki M/B oranlarındaki sanık sayısı ve (%) oranı(2024)
Mahkûmiyet- 136,836 % 59
Beraat 93,222 % 40,5
Toplam 230,058 100

Yargıtay Ceza Daireleri onama/bozma sayısı (%) oranı (2024)

Onama 67 627 %58, 2

Bozma 43 855 %37,7

Kısmen Onama/Bozma 4 764 %4,1

Toplam 116,246 100

· Mahkûmiyet hükmünün18 gerekçesinde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.

Avrupa Birliği Direktifi

Suç işlediğinden şüphelenilen veya suçlanan kişilere, sahip oldukları haklar ve suçlamanın içeriği ve niteliği açısından verilecek bilgilere ilişkin olarak AB topraklarının tamamında uygulanabilir ortak asgari standartlar oluşturmayı amaçlayan 2012/13/EU1 sayılı Avrupa Birliği Direktifini sergilemekte yarar görülmüştür.19

Ceza yargılamasında bilgi edinme hakkı, savunma hakkının temel bileşenlerinden birini oluşturmakta ve bu hakkın kullanımında araçsal bir rol oynamaktadır. Ancak bu hakkın somutlaştırılması, konuya ilişkin çeşitli uluslararası metinlerde özel olarak tanınması için yeterli görülmüştür: Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (Madde 2019, 14.3.a/) ile Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesi (Madde 5.2 ve 6.3.a/) tamamlanan bu hak Avrupa Birliği çerçevesinde, Temel Haklar Şartı'nın 48.2. maddesindeki genel hükümle de desteklenmektedir.

Uygulanacak Standart

Direktifin 3. maddesi, üye devletleri, şüphelilerin veya sanıkların, maddede belirtilen asgari usul haklarına ilişkin bilgileri derhal almalarını sağlamakla yükümlü kılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' nin içtihatlarına (Tala Tunç v. Türkiye20 ve Panovitsc v. Kıbrıs21 davaları) uygun olarak, yetkililer, şüphelileri ücretsiz hukuki yardım gibi hakları konusunda bilgilendirmek için aktif bir tutum sergilemeli ve şüphelilerin haklarını tam olarak bilmelerini sağlamak için tüm makul adımları atmalıdır.

Direktifin 3. maddesi, bazı asgari usul haklarını listelemektedir: (a) Avukata erişim hakkı; (b) Ücretsiz hukuki danışmanlık alma hakkı ve bu danışmanlığı alma koşulları; (c) Suçlamadan haberdar olma hakkı; (d) Tercüme ve çeviri hakkı; (e) Sessiz kalma hakkı.

Bu düzenleme, asgari düzeyde bir içerik olup, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ulusal hukuk ve yetkili mahkemelerin yorumuna göre uygulanabilir Avrupa Birliği mevzuatından kaynaklanan diğer usul haklarına ilişkin verilmesi gereken bilgileri sınırlamamaktadır (20. madde). Bu nedenle, örneğin, bir Devletin mevzuatı şüphelinin dokunulmazlığını öngörüyorsa, şüpheliye bu konuda bilgi verilmelidir ki, dilerse bu dokunulmazlıktan feragat edebilsin.

Tutuklunun Hakları Hakkında Bilgi Edinim Hakkına İlişkin İyi Uygulamalar

Uygulanacak Standart

Direktifin 4. maddesi, üye devletleri, özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilere, soruşturma altında olan herkesin sahip olduğu temel usul haklarının yanı sıra gözaltında tutuldukları sürede kendilerine yardımcı olan özel haklar hakkında bilgi içeren yazılı bir haklar bildirgesini derhal sağlamaya mecbur kılmaktadır. Basit ve anlaşılır bir dilde yazılması ve anladıkları bir dilde verilmesi gereken bu haklar bildirgesi, gözaltındaki kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılma süresinin tamamı boyunca elinde bulunabilir.

Zamanlama ve Usul

Bilgiler, süreç boyunca derhal ve en geç şüpheli veya sanık kişinin kolluk veya diğer yetkili makam tarafından ilk resmi sorgusundan önce verilmelidir. Bu bilgiler verildikten sonra, yetkililerin, davanın özel koşulları veya ulusal mevzuatta belirlenen özel normlar gerektirmedikçe, bu bilgileri tekrar etme zorunluluğu yoktur (20. madde). Yalnız yetkili makam, ifade aldıktan sonra soruşturmanın daha sonraki bir aşamasında DNA örneklerinin alınmasına onay verirse, kendilerine haklarının ve özellikle örnek alınmasına onay vermenin veya vermemenin sonuçlarının yanı sıra, yetkili makamın üye devletlerinin mevzuatıyla öngörülen rıza olmaksızın emir almış olabileceği olasılığının da tekrar bildirilmesi gerekebilir.

Gözaltına alınan kişinin haklarına ilişkin bilgiler mümkün olan en kısa sürede verilmelidir; bu, normalde polis karakollarına varışta yazılı bir tebligat yoluyla ve (Yönerge tarafından açıkça zorunlu kılınmasa da) içeriğinin sözlü açıklamasıyla birlikte gerçekleştirilir. Ayrıca, hakların süreç sırasında nasıl kullanılabileceğine dair ayrıntıları da içermelidir.

Haklar okunduktan sonra, tutuklu, haklar beyanını içeren yazılı belgeyi imzalamak zorundadır ve bu belgeyi, özgürlüğünden mahrum bırakıldığı süre boyunca yanında bulundurmasına izin verilir (madde 4.1. son hali). Tutuklunun haklar beyannamesine sahip olması, Direktifin genel kuralı uyarınca bir gerekliliktir. Yalnızca istisnai durumlarda ve polis raporunda belirtilmesi gereken haklı nedenlerle (örneğin, tutuklunun çarşafla kendine zarar verme riski) Direktifte yer alan gerekliliği karşılamak için alternatif bir çözüm kullanılabilir: Bilgilere her zaman erişebilme olanağı sağlanmalıdır.

Tutuklu olarak kendilerine tanınan ve aşağıda (Madde 4'ün 2. ve 3. bölümlerinde) listelenen özel haklar şunlardır:

· Davaya ilişkin materyallere erişim hakkı;

· Üçüncü bir şahsı ve/veya konsolosluk yetkililerini bilgilendirme hakkı; daha sonra 22 Ekim 2013 tarihli 2013/48/AB Direktifi sonucunda, özgürlükten mahrum bırakılma sırasında onlarla iletişim kurma hakkını da içerecek şekilde genişletilmiştir.

· Acil tıbbi bakıma erişim hakkı;

· Mahkemeye çıkarılmadan önce özgürlükten mahrum bırakılmanın azami süresi;

· Ulusal hukuk uyarınca, gözaltının hukuka uygunluğunu sorgulama, gözden geçirme veya geçici tahliye talebinde bulunma imkanları.

Biçimi

2012/13 sayılı Direktifin 22. maddesinde belirtildiği üzere, “şüpheliler veya sanıklar gözaltına alındığında veya özgürlüklerinden mahrum bırakıldığında, bu kişilerin haklarını anlamalarına yardımcı olmak amacıyla, kolay anlaşılır bir şekilde hazırlanmış yazılı bir Haklar Mektubu aracılığıyla geçerli usul hakları hakkında bilgi verilmelidir”.

Bilgiler yazılı olarak verilmelidir, ancak içeriği tutukluya açıklanmalı ve alıcının kişisel koşullarına bağlı olarak anlaşılabilir ve erişilebilir bir dilde olmasına özen gösterilmelidir.22

İtiraz Hakkı

Gözaltına alınan kişi ve/veya avukatı, ulusal mevzuatta öngörülen usullere uygun olarak, polis makamının yükümlülüklerini yerine getirmemesini itiraz etme hakkına sahiptir (Madde 8.2). Bu çözüm yolları (sağlanması gereken haklar beyanında açıkça belirtilmelidir) habeas corpus olabilir. Madde 8.2'de belirlenen hakka saygı gösterilmesi, Üye Devletler için yeni mekanizmalar veya itiraz yolları oluşturma yükümlülüğü getirmese de (36. gerekçe), bilgi vermeyi reddetmeyi veya Direktifin gerekleri- ne uymadan bilgi vermeyi kınamak için özel ve uygun bir çözüm yoluna sahip olmak son derece arzu edilir.

Gözaltına alınan kişi ve/veya avukatı, ulusal mevzuatta öngörülen usullere uygun olarak, polis makamının yükümlülüklerini yerine getirmemesini itiraz etme hakkına sahiptir (madde 8.2). Bu çözüm yolları (sağlanması gereken haklar beyanında açıkça belirtilmelidir) habeas corpus olabilir. Madde 8.2'de belirlenen hakkın saygı gösterilmesi, Üye Devletler için yeni mekanizmalar veya itiraz yolları oluşturma yükümlülüğü getirmese de (36. gerekçe), bilgi vermeyi reddetmeyi veya Direktifin gereklerine uymadan bilgi vermeyi kınamak için özel ve uygun bir çözüm yoluna sahip olmak son derece arzu edilir.

Tutuklama

Uygulanacak Normlar

Yönergenin 6. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, gözaltına alınan veya özgürlüğünden mahrum bırakılan her kişinin, tutuklanma nedenleri ve işlediğinden şüphelenilen veya suçlandığı suç da dahil olmak üzere, derhal bilgilendirilme hakkı bulunmaktadır.

Zamanlama ve İçerik

Şüpheli suçla ilgili bilgiler, devam eden soruşturmaları sınırlamamak kaydıyla, gözaltına alınan kişiye derhal ve polisin ilk resmi sorgulamasından geç olmamak üzere verilmelidir. Suç teşkil eden fiillerin (biliniyorsa tarih ve saat dahil) yanı sıra tutuklamayı haklı kılan objektif nedenler de belirtilmelidir. Gözaltına alınan kişiye atfedilen fiiller ve özgürlüğünden mahrum bırakılma nedenlerine ilişkin bilgiler, geçici yasal sınıflandırmayı içermeli ve tutuklamanın ön koşullarıyla ilgili olmalıdır; bu nedenle, gözaltına alınan kişinin iddia edilen suç eylemlerine katılımına ilişkin belirtilerin veya şüphelerin ve tutuklama ihtiyacını belirleyen koşulların tanımlanmasını gerektirir.

Biçim

Bilgilendirme yalnızca sözlü olamaz, daha genel ve alışılmış "haklar hakkında bilgilendirme" ile de değiştirilemez. Gözaltına alınan kişiye teslim edilecek bir belgede resmileştirilmelidir ve bu belge, hakları hakkında bilgi içeren belgeyle aynı olabilir. Her durumda, bu bilgilendirmenin verildiği tarih ve saat de ifadeye kaydedilmelidir. Gözaltına alınan kişi dili anlamıyorsa, tutuklamaya yol açan olayları içeren yazılı belgenin nasıl verileceği konusunda ek bir sorun ortaya çıkar; hakları hakkında bilgi, anladıkları bir dilde hemen verilebilir (anladıkları bir dile çevrilmiş bir haklar mektubu mevcutsa), ancak bu diğer bilgi, ifadeyi verecek kişiye yardımcı olacak tercüman ve avukat gelene kadar verilemez.

Suçlamaya İlişkin Bilgi Alma Hakkına Dair İyi Uygulamalar

8.1 Uygulanacak Norm Direktifin 6. maddesi, Üye Devletleri, şüpheli veya suçlanan kişinin, şüphe veya suçlamanın ilgili olduğu suç hakkında bilgi almasını sağlamakla yükümlü kılar.

8.2 Zamanlama ile ilgili olarak, Direktif, suçlamaya ilişkin bilgilerin derhal verilmesini gerektiren genel bir hüküm içerir, ancak belirli bir sınırlama ile: en geç suçlamanın içeriği mahkemede sunulduğunda (madde 6.3). Avrupa Adalet Divanı, bu anla ilgili olarak, bunun, sanığın (ve yalnızca ve uygun olduğunda yasal temsilcisinin değil) suçlama hakkında etkin bilgiye sahip olduğu ve savunma hakkını etkin bir şekilde kullanabileceği an olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.

Suçlamaya İlişkin Savunma Dosyasındaki Materyallere Erişim Hakkına İlişkin İyi Uygulamalar

Uygulanacak Norm

Direktifin 7. maddesi, sanık veya şüpheli kişinin veya avukatının, yetkili makamların elinde bulunan tüm maddi delillere erişim hakkına sahip olmasını gerektirmektedir. Bu hakkın güvence altına alınması, sürecin adilliğini sağlamayı ve savunmayı hazırlamayı amaçlamaktadır (madde 7.1). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları, Beraru, 23 Matyjek 24 ve Luboch25 davalarındaki kararlar gibi bu hakkı ayrıntılı olarak ele almıştır; aynı şekilde Kolev26 ve Moro27 kararlarında da bu konuya değinmiştir.

AB Adalet Divanı, Kolev ve diğerleri (1) kararında, söz konusu Direktifin 6. maddesinin (3) fıkrasının, savcılık raporu hâkime sunulduktan sonra, ancak hâkimin suçlamanın esasını incelemeye başlamasından ve tartışmaya başlamasından önce veya hatta bu tartışmalar devam ederken ancak olayın bildirim aşamasından önce, savunmaya suçlamaya ilişkin ayrıntılı bilgilerin iletilmesini engellemediğini, ancak hâkimin savunma haklarına saygı ve sürecin adilliğini garanti altına almak için gerekli tüm önlemleri alması şartıyla, daha fazla değişiklik yapılması gerektiğini belirtmiştir (AB Adalet Divanı'nın 5 Haziran 2018 tarihli kararı, Kolev ve diğerleri (1), C-612/15, AB: C: 2018: 392).

Bu bağlamda, Direktif, dosyadaki materyallere erişimin reddedilebilmesi için belirli noktalara uyulmasını gerektirir (Madde 7.4):

(a) Adil yargılanma hakkını tehlikeye atmaması;

(b) Sınırlamanın yalnızca belirli materyalleri etkilemesi (dolayısıyla dosyanın tamamını değil);

(c) Aşağıdaki nedenlerden birinin meydana gelmesi:

· Başka bir kişinin yaşamına veya temel haklarına ciddi bir tehdit oluşturan bir durum veya

· Önemli bir kamu yararını savunmak için kesinlikle gerekli olan bir durum (örneğin devam eden bir soruşturmayı engelleme riski olduğunda) veya

· Ulusal güvenliğin ciddi şekilde tehlikeye atılabileceği bir durum.

(d) Sınırlamanın bir yargı kararı veya en azından alınan kararın yargısal incelemesi sonucunda benimsenmesi.

Yönerge ayrıca, ceza yargılaması sırasında yetkili makamların eline daha fazla maddi delil geçebileceğini ve bunların incelenebilmesi için zamanında erişim izni verilmesi gerektiğini kabul etmektedir (Madde 7.3). Örneğin, çalınan cüzdanın suçun işlendiği yerin yakınında, ancak şüphelinin ifadesinden sonra gizlenmiş olarak bulunması durumunda, bunun şüpheliye veya avukatına önceden bildirilmesi gerektiği açıktır.

Cüzdanda suçlayıcı veya tam tersine beraat ettirici nitelikte deliller bulunabilir ve bunlar yargılamanın adil olduğunun garantisi açısından çok önemlidir (eğer bunlar arasında şüphelinin parmak izleri varsa, olayla hiçbir ilgilerinin olmadığını kanıtlamak daha zor olacaktır; parmak izlerinin yokluğu beraat için belirleyici olabilir). Bu gibi durumlarda, savunmanın savunma hakkını ve yargılamanın adilliğini sağlamak için, savunmacıya bu yeni maddi delillere erişim için etkili bir olanak sunulmasını sağlamak, ulusal hâkimin sorumluluğundadır.28

Sonuç

Modern ceza usul kanunlarının kuralları şu ikili gerekliliği karşılamalıdır: Ceza adaletinin etkinliği sağlanmalı ve tüketicilerin insan hakları ve onuru korunmalı; kişisel özgürlük hakkına ilişkin herhangi bir zorlayıcı tedbirin uygulanması için temel şart, bir kişinin suç işlediğine dair sağlam temelli veya makul bir şüphenin varlığı olmalıdır.

Yargılama sürecinde suçluluk makul kuşku ötesinde ispatlanmalıdır. Bu yaklaşım, açıkça bir tür hakikati ötekine tercih ettiğinden bilimdeki objektif hakikat arayışı ile tutarsızdır. Makul kuşku ötesi ölçütü, masum bir insanın mahkumiyetinin suçlu bir insanın serbest kalmasından daha kötü olduğu temel değer yargısına dayalıdır. Ceza yargısına genelde belirsizlik koşulları altında alınacak karar söz konusudur. Bu yargılamaya özgü nitelikte (örneğin kuşku sanık lehine yorumlanır ilkesi, masumiyet ilkesi) hukukun sanık tarafında olmasıdır. Ne var ki ceza hâkimleri bu temel değerin ne derece ağırlıklı olması gerektiğini dile getirmekte isteksizdirler.

Modern ceza yargılaması bir itibarsızlaştırma töreni olmaktan çıkarılmalıdır. Mahkeme, demokratik bir toplumda şüpheliye/sanığa ve halka ceza yargılamalarında mahkemelerin “yargıya” güven duygusu aşılamasını beklemektedir. Mahkemeler, temelsiz saldırılara karşı korunmalıdır. Ama Mahkemeler, diğer bütün kamu kurumları gibi, eleştiriden ve denetimden muaf değildirler. Özgürlüğü kısıtlanan kişiler de aynı haklardan yararlanırlar. 29

Ceza yargılamasında ise hukuka aykırı elde edilen kanıtların kullanılması yasağı (exclusionary rules) vardır. Hukuka aykırı itiraf ve onun tüm meyveleri dışlanmaktadır (Anayasa md. 38/6, CMK md. 148). Bu yasak yalnızca kısa dönemli hakikat elde etmek amacına hizmet yanında hakikatle ilişkisi olmayan önemli değerler (mahremiyet, hukuka aykırı müdahalelerden özgürlük, akıl ve vücut bütünlüğü) dizinine de hizmet için tasarlanmıştır. Yargılama öncesi uygulama da zorunlu bir hakikat arayışı değildir. Nitekim, modern hiçbir itham sistemi her ne pahasına olursa olsun hakikate ulaşmak üzere yapılandırılmamıştır. Nitekim, Türkiye’de hakikat arayışı sanığın sessiz kalma hakkı, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya delil göstermeye zorlanamaz normlarıyla sınırlandırılmıştır.

Bir grup davalarda yargılama süresinin uzunluğu ve bazı davaların zaman aşımından düşmesi30 adalete güveni zedeleyici bir niteliğe bürünmüştür. Bu durumu gidermek üzere; dava yönetimi bağlamında mahkemeye gelen işlerin kamu güvenliği ve korunması açısından önem derecesine göre sınıflandırı- larak, önem derecesi yüksek olanlara öncelik verilmesi yöntemine işlerlik kazandırılması rasyonel bir çözüm olacaktır (CMUK. 206,2- Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran ve adabı umumiye aleyhinde olan suçlar ile yağma ve yol kesmek ve adam kaldırmak ve öldürmek cürümleri diğerlerinden önce görülür.” (Differentiated Case Management). Bu fıkraya yeni CMK. 175. maddesinde yer verilmemiş ve ceza usulü yönetimsel açıdan önemli bir ölçütten yoksun bırakılmıştır. Öte yandan duruşmaların uzaması, hâkim değişikliği nedeni ile kanıtların doğrudan doğruluğu ilkesini de zedelemektedir.

Yargıdaki iş yükü çıkmazına kalıcı bir çözüm getirmek, kuşkusuz, siyasetin temel odaklarından biri olmalıdır. Sisteme en son çare olarak (ultima ratio) başvurulması ilkesi doğrultusunda çareler üretilmeli (Avrupa Konseyi Rec. 87-18); ceza adaleti esnek bir yapıya kavuşturulmalı, kanunilik geleneğinin egemen olduğu teknik kuralların ağırlığı kadar genel ilkelere de işlevsellik kazandırılmalıdır. Esneklik sağlama doğrultusunda Alman Ceza Usulü kanunu (Strafprozersordung) 153-154. maddelerinde hâkim- lere tanınan davayı sonlandırma yetkisi (Savcının uygun görmesi/talep etmesi üzerine) benimsenmeli-dir.

Bu bağlamda hukuk felsefesi akımlarından “Gerçekçiliğin” gerektirdiği sanat, yargılama sürecinin her aşamasında yer alan çoklu seçeneklerin farkına varmaktır. Şöyle ki, gerçekleri bulmak çok sayıda kararı gerektirmektedir: Hangi tanıkların dinlenmesi, hangi delillerin kabul edilmesi veya hariç tutulması, hangi tanıklara inanılması, çelişen anlatıların nasıl uzlaştırılacağı ve hangi gerçeklerin dikkate alınacağı- nın belirlenmesi; çözülmesi gereken hukuki konu veya konuların belirlenmesi, konunun veya konuların belirlenmesine yardımcı olabilecek ilke veya kurallar saptanmasıdır.31

Hukuki Gerçekçilik akımın öncülerinden olan hâkim B. Cardozo’nın ilginç saptamaları şöyledir: Kuşkusuz, bilim adamları gibi hâkimler de keşfi (discovery) gerekçeden (justification) ayırmaktadırlar. Ne var ki, sosyal bilim adamların dan çok azı, nihai sonuca erişmede giderilen tüm kuşkuları ve potansi- yel kusurları sıralamaktadır. Aynı saptama hukuki karar ve görüşler için de geçerlidir.32

Konuya hukuk sosyolojisi değerleriyle yaklaşıldığında da ortaya çıkan tablo farklı değildir: Usul hukuku, bir bakıma, biçimsellikten ibaret gözüküyorsa da biçimin özgürlüğün ikiz kardeşi olarak keyfiliğe set çektiği unutulmamalıdır (Jhering). Amaç işlevselliği göz ardı edilmemelidir. F. Carrara’nin belirttiği gibi “maddi ceza hukukuna eklenecek çok az bir şey olduğundan, bu hukuk yerine ceza usulü etüdüne yoğunlaşmalıdır. İşte usul hukukuna özgü soyut irdelemeler ve entelektüel oluşumlar bir yana bırakıldığında, gerçekte bu hukukun, kamu düzenini sağlamak amacıyla yargı gücüne verilmiş işlevsel bir sosyal araç olduğu ortaya çıkmaktadır.33 Mevcut araçlar/biçimler adli denetim işlevini yeterince görüyorsa, sırf başka ülkelere benzemek uğruna yapay oluşumlar yaratmaya gerek var mıdır? Diğer bir anlatımla, çok azı ile verimli bir sonuç elde edilebilecekken fazlasını istemek boş bir çaba değil midir? Entia non multiplicande praete necessitatem: Varlıklar ya da ilkeler, gereksiz olarak arttırılmamalıdır (Occam’ın Usturası). Hukukçular ve akademisyenler, zihni patinaj yerine, çabalarını artık adaletin etkili ve kaliteli bir şekilde gerçekleşmesi ve adalete susamış insanların/kamu vicdanının tatmin edilmesi çarelerine yöneltmelidirler.

Özetle, yargılama diyalektik bir süreç olmalıdır. Demokrasi de bunu gerektirmektedir. İşte özgürlük, eşitlik ve adillik taahhüdü olan demokrasi, ancak bu niteliklerin birleşimiyle adalete dönüşüm sağlayabilmekte; toplumsal yaşam ve insanlar güvence altına alınabilmektedir.

Savcının görevi, yasalarda ifade edilen halkın haklarını savunmak ve suçlananlara adil bir yargılama sağlamaktır. William O. Douglas

---------

1 Ceza muhakemesinin gayesi için bkz. Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu. Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, Seçkin, 2015, s.59. Fundamentals of German Criminal Procedure Law-Johanna Rinceanu (14.02.2026) YouTube Ayrıca bkz. S. Selçuk. “Hukukun gözünde ‘kesinlikle geçersiz duruşma’ların insanlarımıza yaşattığı çileler – VII” T 24 (22/07/2024). Rapor "Avrupa yargı sistemleri- CEPEJ Değerlendirme raporu- 2024 Değerlendirme döngüsü (2022 verileri)" Ayrıca bkz. The Murder Trial YouTube

2 E. Allan Lind, Tom R. Tryler. The Social Psychology of Procedural Justice, Plenum, New York, 1988; A. Lıenhard-D. Kettiger. Mahkemelerin Dava Yükü Yönetimi Üzerine Araştırma: Yöntemsel Sorular (Çev. İ. Aksel) Küresel Bakış, Yıl:1, Cilt:1, Sayı:1, Nisan 2011. Talat Kırış. “Hukukta Malpraktis” T24 (19/01/2022): “Hâkim bağımsızlığı elbette adaletin temel taşlarından biridir. Ancak ben nasıl bir beyin cerrahisi uzmanı olarak temel prensipleri hiçe sayıp kafama göre ameliyat yapamazsam, yargıçlar da verdikleri kararlarda evrensel hukuk prensiplerine, Anayasamıza uygun kararlar vermek zorundadır”.

Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Yargıda-Objektiflik-Tarafsızlık

3 Bkz. Mustafa T. Yücel https://hukukihaber.net/Yargılama-Sosyolojisi Davalar, kuşkusuz, farklılık gösterir; hiçbir iki dava birbirine tamamen benzememektedir.

4 Bkz. Why procedural justice matters: Tom R. Tyler, youtube: Ceza usulüne egemen olması gereken dört anahtar nitelikli sorun: Tarafların davaları sunabilme fırsatı; hâkimlerin tarafsızlığı zedeleyici davranışlardan kaçınması, insanlara ve hakları a saygı gösterilmesi ve kürsünün güvenirliğidir.

5 Fikret İlkiz. “Yargının etik kaygısı yok mu?” T24 (25/09/2023). Taha Akyol. “Yargı güce boyun eğiyor mu?” Karar (29/03/2026): HSK’nın, görülmekte olan davalara müdahale ederek belirli dosyaları, HSK’nın o dava için atadığı hâkimlerin bakması, yargı bağımsızlığını ihlal eden en ağır müdahale yollarından biridir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsız adalet kültürü olmadan, adalet tecelli etmez. Tabii hâkim ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına; başka bir anlatımla, sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur.” (AYM Karar No: 2015/12) Suçun işlenmesinden sonra… yargıç atanması” Anayasanın 37. maddesinin ihlalidir ve temelinde “sistem sorunu” vardır.

6 Bkz. Sedat Ergin. “Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan adil yargılanma hakkı uyarısı” Hürriyet (13/01/2022) s.10. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 6. Madde Rehberi-Adil Yargılanma Hakkı (Ceza Hukuku Yönü), 2014. TBB ve Avrupa Konseyi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Ceza Yargılaması Kurum ve Kavramları, 2008. Mehmet Y. Yılmaz. “İftihar edilecek bir tablo değil” T24 (17/12/2025): İHM verilerine göre 2024’te aleyhinde en fazla dava başvurusu bulunan ülke Türkiye. Türkiye, en fazla ihlali “özgürlük ve güvenlik hakkına karşı” yapmış. İkinci sırada “ifade özgürlüğü ihlalleri” var. Üçüncü sırada ise “adil yargılanma hakkının ihlali” geliyor.

7 Vatandaşa Davası için Makul Süre Belgesi. “Adalet Bakanı Gül, yargıda sessiz devrimin en önemli ilk adımını şöyle açıkladı” (!?) Hürriyet (11/09/2021), s.13. Anayasa Mahkemesi (AYM) verilerine göre, 23 Eylül 2012-31 Aralık 2025 döneminde yapılan bireysel başvurularda en çok ihlal kararı %66,8 ile "Makul Sürede Yargılanma Hakkı" alanında verilmiştir. Bu kapsamda 56,443 ihlal kararı çıkarken, "Adil Yargılanma Hakkı" %10,4 ile ikinci sırada yer almaktadır.

Fikret İlkiz. “El sallamak yasak ve yargı” T 24 (16/03/2026): Üye devletler için “Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” hakkındaki Tavsiye Kararı No. R (2003) 13, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 10 Temmuz 2003 tarihli 848’inci toplantısında kabul edilmiştir. Mehmet Y. Yılmaz. “Bu kadar uzun yargılama olur mu?” T24 (1612/2025). Fikret İlkiz. “Masum sayılma hakkı” T24 (15/12/2025). Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Ceza-Muhakemesinde-Çapraz-Sorgulama

8 Mustafa T. Yücel https://hukukihaber.net/Ceza-Adaleti-Sisteminde-İnsan-Hakları

9 Avukata Erişim ve Adli Yardım (2013/48 ve 2016/1919 sayılı Direktifler)

10 Fikret İlkiz. “Gizli tanık ve gizli soruşturma” T24 (7/04/2025).

11 Sedat Ergin. “Anayasa Mahkemesi Başkanı’ndan Masumiyet Karinesi Uyarısı” Hürriyet (11/11/2021), s.12.

12 Avrupa Parlamentosuna, Konseye, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine ve Bölgeler Komitesine Sunulan Komisyon Bilgilendirmesi AB Genişleme Politikasına İlişkin 2022 Bilgilendirmesi- Türkiye Raporu: Tüm adli süreçlerde, usulî güvenceler de dâhil olmak üzere, özellikle masumiyet karinesi, cezai sorumluluğunun şahsiliği, hukuki belirlilik, savunma hakkı, adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ve etkili itiraz hakkını da içeren temel hakların tam olarak gözetilmesini sağlaması gerekmektedir. Hukuki gerekçe ve somut delillerin eksikliği nedeniyle yargı kararları ve iddianamelerin kalitesine ilişkin endişeler devam etmektedir.

13 İsmet Berkan. “Sanıklar değişir ama polisin yöntemleri hiç değişmez” Hürriyet (20/12/2013), s.10

14 Avrupa Konseyi. RECOMMENDATION No. R (80) 11 OF THE COMMITTEE OF MINISTERS TO MEMBER STATES CONCERNING CUSTODY PENDING TRIAL (Adopted by the Committee of Ministers on 27 June 1980 at the 321st meeting of the Ministers' Deputies): Son Çare İlkesi: Gözaltı, yalnızca adaletin çıkarları için gerekli olduğunda kullanılmalıdır (örneğin, kaçma tehlikesi, delilleri engelleme veya ciddi bir suçu tekrarlama). Gözaltı/tutuklama, masumiyet karinesi ve özgürlük hakkını kısıtlamakta, devletin bir kişiye karşı alabileceği en sert önlemlerden biri olarak yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir. Gözaltına alınan/tutuklanan kişiler ailelerinden ve arkadaşlarından ayrılmakta, işlerini ve evlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmakta ve itibarları zedelenebilmektedir. Tutukluluk bir hâkimin bir kişiyi nasıl algıladığını ve bu da davanın sonucunu etkileyebilir. Cezaevi, birey üzerinde fiziksel, zihinsel ve duygusal bir etkiye sahiptir ve bu da bir hâkim tarafından nasıl algılandığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilir. Ceza verirken, hâkimler ayrıca bir kişiyi tutuklama kararını geriye dönük olarak gerekçelendirme ihtiyacı hissedebilir ve bu nedenle hapis cezası verme olasılığı daha yüksek olabilir.

https://hukukihaber.net/Cezaevi-Paradoksu

15 Mehmet Y. Yılmaz. “Şüpheden savcının yararlandığı bir yargılama” T24(27/03/2026).

16 Mustafa Tören Yücel https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Adli-Hata-Bilinci

17 Yargılama sürecinde hükme esas olacak kanıt açısından vazedilen standartlar da, “açık ve ikna edici kanıt” (clear and convincing evidence)/ “vicdani kanaat” ile “makul kuşku ötesinde”(beyond reasonable doubt), güncelliğini korumaktadır. A.B.D’de hâkimler bu ölçütlere sayısal değer vermeyi reddettiler. Böylece ABD hukuk sistemi, kanıt açısından ülkemizde olduğu gibi kurallardan çok standartlara sahip bulunmaktadır. Aksi halde, örneğin “makul kuşku ötesi” standardı için örneğin %97 oranındaki suçluluk kesinliği gerektirdiği şeklindeki sayısal değer ön görülmesi, bu standardın, çok farklı bağlamlarda, farklı suçlar, kolluktaki farklı davranışlar ile farklı sanıklar için tek bir formülün anlamsız olabileceğidir. İşte makul kuşku standardı bireysel durumları kapsayabilme imkânı sağlamakta ve bu sonuçta tek bir sayıya göre onun avantajlı yanını oluşturmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu (5271), Madde 217.-(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Vicdani kanaat kanun koyucu tarafından akla dayalı izlenim (krş.Fransız Ceza Usulü md.353,Belçika Ceza Usulü md.342) olarak tanımlanmıştır. Makul kuşku için Bkz. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği Madde 6, R.G. 1/06/2005- 25832. Vicdanı kanıt sistemi için Bkz. Y.Ünver. “Ceza Yargılaması Hukukunda İspata İlişkin Bir Yargıtay İBKZ:’nın İncelenmesi” İst.Üniv.HFM C.LV, Sayı.1-2, 1995-1996, ss.183-215. Suçun her öğesinin makul kuşku ötesinde kanıtlanması gereğinin eleştirisi için bkz. Y.Lee. “Reasonable Doubt and Moral Elements” The Journal of Criminal Law and Criminology, Vol.105, no.1,2016, ss.1-39. 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre 2024'te 117. sırada bulunan Türkiye, bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sırada yer aldı-Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project - WJP).

18 Fikret İlkiz. “Yargılanmaya başlayan yargıçlar hüküm kurar” T 24 (18/11(2024). Bir mahkemenin hâkim veya hakimleri değiştikten sonra yeni hâkim veya hâkimler, eskiden dinlenilmiş şahitleri yeniden dinlemek zorundadır. Bu yapılmadan sadece dosyayı okuyarak karar vermeleri “adil yargılanma hakkı”nın ihlalidir! (Anayasa Mahkemesi. B. No: 2020/23093, Karar: 15 Şubat 2024). Mehmet Y. Yılmaz. “Delilsiz suçlamayla 30 yıl hapis!” T 24 (1/05/2025).

19 Ayrıca bkz. Coral Arangüena Fanego, Montserrat de Hoyos Sancho, Alejandro Hernández López (Editors). Procedural Safeguards for Suspects and Accused Persons in Criminal Proceedings Good Practices Throughout the European Union, Springer, 2021.

20 Judgment of March 27, 2007, case Talat Tunc v. Turkey, CE: ECHR: 2007: 0327JUD003243296.

21 Judgment of December11, 2008, case Panovits v. Cyprus, CE: ECHR:2008:1211JUD000426804.

22 ECtHR ruling of December 11, 2008, case Panovits v. Cyprus, CE: ECHR: 2008: 1211JUD000426804; of April 5, 2011, case Saman v. Turkey, CE: ECHR: 2011: 0405JUD003529205

23 Judgment of March 18, 2014, case Beraru v. Romania, CE: ECHR: 2014: 0318JUD004010704.

24 Judgment of April 24, 2007, case Matyjek v. Poland, CE: ECHR: 2007: 0424JUD003818403.

25 Judgment of January 15, 2008, case Luboch v. Poland, CE: ECHR: 2008: 0115JUD003746905.

26 CJEU ruling of June 5, 2018, Kolev et al. (1), C-612/15, EU: C: 2018: 392. Similarly, in its subsequent judgment of February 12, 2020, Kolev et al.(2), C-704/18, EU: C: 2020: 92, §§ 20–22.

27 CJEU ruling of June 13, 2019, Moro, C-646/17, EU: C: 2019: 489.

28 Yapay Zekâ Yasası (AI Act) ve Adalet Sistemi (2025-2026)

Yeni kabul edilen AB Yapay Zekâ Yasası (2024/1689), ceza adaleti üzerinde doğrudan etkilidir:

· Yasaklı Uygulamalar (Şubat 2025): Kolluk kuvvetleri tarafından bireylerin suç işleme riskini öngören "tahminleyici polislik" (predictive policing) sistemlerinin kullanımı Şubat 2025'ten itibaren yasaklanmıştır.

· Yüksek Riskli Sistemler (Ağustos 2026): Mahkeme kararlarının hazırlanmasında veya kanıtların güvenilirliğinin değerlendirilmesinde kullanılan yapay zekâ araçları "yüksek riskli" kategorisine alınmış olup, Ağustos 2026'dan itibaren sıkı denetimlere tabi olacaktır.

29Tabii hâkim ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına; başka bir anlatımla, sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur.” (AYM Karar No: 2015/12) Suçun işlenmesinden sonra… yargıç atanması” Anayasanın 37. maddesinin ihlalidir ve temelinde “sistem sorunu” vardır. Ayrıca bkz. Michael Stolleis. Yasanın Gözü, Ayrıntı, 2021. Mehmet Y. Yılmaz. “Öngörülebilir” diyor ki öngörebiliyoruz zaten!” T24 (13/02/2026): “Beğenilmeyen kararları veren hâkimleri kararname dönemlerini bile beklemeden tayin et, yargılama sırasında mahkeme heyetlerinde değişiklikler yap, hâkimler savcıların astı gibi davransınlar, kendilerine verilen tutuklama emirlerini tartışmadan kabul etsinler, savcılar sanıkların lehine olan deliller ile ilgilenmesinler, hâkimler de bunu soruşturmasınlar vs.” Sedat Ergin “Bir fotoğrafın Türk yargısı hakkında bize anlattıkları” Oksijen 10/11/2025: “Anayasa Mahkemesi Temel Haklar Alanındaki Kararların Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi Ortak Projesi.” Bu proje neyin göstergesidir!?

30 Zaman aşımı ile düşen çeşitli suçlardan (özellikle yolsuzluk) dava örnekleri için bk. O. Ekşi. “Adaletimiz çalışıyor” Hürriyet (27/07/2006) s.1,23; AİHM’since kamu davasının zaman aşımına girmeden sonuçlandırılması amacıyla koşulların ciddiyetinin gerektirdiği pozitif tedbirlerin alınması gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Bk. Türkmen/ Türkiye davası RG, 27/03/2008-26829. Bkz. “20 yıllık isyan davasında karar” Hürriyet (9/03/2017) s.3.

31 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Yalan-ve-Tanıklık-Psikolojisi

32 Bkz. Mustafa T. Yücel. Hukuk Felsefesinin İşlevi, Yetkin, 2026, s.98

33 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net(Usul-Hukuku-ve-Demokrasi, https://hukukihaber.net/Kültürel-Kalıplar-ve-Yargılama Yargı Sistemi Üzerine Tüketici Anketi, Yargılama Sürecinde Karara Bağlanan Dava Oranları ile Süre Saptama Formülleri ve CEPEJ. Adli Zaman Yönetimi (Saturn) Rehber İlkeleri için bkz. Mustafa T. Yücel. Yargı Sistemi Üzerine Denemeler, Seçkin, 2019.