MADDİ OLAY[1]: Çocuklarının okuduğu okula yakın bir adreste ikamet eden N.B. isimli veli, öğle saatleri esnasında okuldan gelen silah seslerini duyarak paniğe kapılmış ve okula doğru gitmiştir. Arka merdivenlerden okula giren B., okula silahlı saldırı girişiminde bulunan şahsı üç adet kişinin tuttuğuna tanık olmuştur. Tam o esnada silahlı fail, onu tutan kişilerin elinden kurtulmuştur. Bunu gören N.B., olayın heyecanı ile nereden eline aldığını hatırlayamadığı bıçağı öldürme kastı olmadığını iddia ederek failin bacağına doğru sallamıştır. Okula saldırı girişiminde bulunan fail öldükten sonra yapılan otopsi incelemesinde, bacak bölgesinde bir adet kesici/delici alet izine rastlanıldığı ve müstakilen bu yaranın öldürücü nitelikte olduğu ortaya çıkmıştır.
DEĞERLENDİRME
Okullar, güvenliğin en üst düzeyde olması gereken alanlar olsa da beklenmedik şiddet olayları bireyleri anlık ve zorlayıcı kararlar almaya itebilmektedir. Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısında bir velinin saldırganı engellemek amacıyla müdahale ederken onun ölümüne sebep olması, bu tür durumlarda yapılan eylemlerin hukuki niteliğini tartışmalı hâle getirmektedir. Özellikle başkalarının hayatını koruma amacıyla gerçekleştirilen bu müdahalenin, ceza hukuku bakımından meşru savunma kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Meşru Savunma Kurumu ve Hukuki Dayanağı
Türk ceza hukukunda meşru savunma, Türk Ceza Kanunu madde 25/1 kapsamında düzenlenmiştir. Bu hükme göre gerek kişinin kendisine gerekse başkasına yönelen haksız bir saldırıyı o anda ve zorunlu olarak defetmek amacıyla gerçekleştirilen fiillerden dolayı kişiye ceza verilmez. Burada önemli olan, ortada haksız bir saldırının bulunması ve bu saldırının devam ediyor ya da gerçekleşmesinin kesin olmasıdır. Ayrıca yapılan savunmanın zorunlu olması ve saldırıyı durdurmaya yetecek ölçüde kalması gerekir. Başka bir ifadeyle, kişi saldırıyı önlemek için gerekli olandan daha ağır bir müdahalede bulunmamalıdır. Bu çerçevede meşru savunma, bireyin hem kendisini hem de başkalarını koruma hakkını tanıyan, ancak bu hakkın kullanımını belirli sınırlar içinde tutan bir hukuka uygunluk nedenidir.
Üçüncü Kişi Lehine Meşru Savunma
Kanun, meşru savunmayı yalnızca kişinin kendi hakkını koruyabildiği bir kurum olarak nitelendirmemiştir. Bunun aksine maddede özellikle “gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka” ifadesi geçmektedir. Buradan anlamamız gereken ve yapılacak yorum, meşru savunma hakkının yalnızca bireyin kendisine yönelen saldırılarla sınırlı olmadığı, aynı zamanda üçüncü kişilere yönelen haksız saldırılar karşısında da kullanılabileceğidir. Nitekim Türk Ceza Kanunu madde 25/1 hükmünde yer alan bu ifade, başkasının yaşamı, vücut bütünlüğü veya diğer haklarını korumak amacıyla yapılan müdahaleleri de hukuka uygunluk kapsamına dahil etmektedir. Bu çerçevede, bir kişinin doğrudan hedef alınmadığı durumlarda dahi, üçüncü bir kişinin maruz kaldığı saldırıyı bertaraf etmek amacıyla harekete geçmesi mümkün olup, bu müdahalenin hukuki değerlendirmesi de meşru savunma hükümleri doğrultusunda yapılacaktır.
Somut Olayın Analizi
Somut olayda, bir okul ortamında gerçekleşen ve birden fazla kişinin hayatını tehlikeye sokan bir saldırının varlığı söz konusudur. Bu tür bir saldırı hem niteliği hem de doğurduğu risk itibarıyla açıkça haksız bir saldırı olarak değerlendirilir. Bu durumda, saldırıya maruz kalanların kendilerini koruma imkânlarının sınırlı olması ve tehlikenin devam ediyor olması, üçüncü kişilerin müdahalesini hukuken anlamlı hâle getirir. Nitekim Türk Ceza Kanunu madde 25/1 kapsamında, başkasına yönelen bir saldırıyı bertaraf etmek amacıyla hareket eden kişinin fiili de meşru savunma çerçevesinde değerlendirilebilir.
Olayda velinin müdahalesi, saldırıyı sona erdirmeye yönelik olup, mevcut tehlikenin ağırlığı dikkate alındığında bu müdahalenin gerekli olduğu söylenebilir. Özellikle saldırının okul gibi savunmasız bireylerin bulunduğu bir ortamda gerçekleşmesi, müdahalenin önemini daha da artırmaktadır. Bu çerçevede, velinin eyleminin temel amacının saldırıyı durdurmak ve başkalarının hayatını korumak olduğu kabul edildiğinde, fiilin meşru savunma kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
Ölüm Neticesi Bakımından Sınırın Aşılması
Bilinmelidir ki, meşru savunma tartışılırken odak nokta ortaya çıkan neticeler değil, hareketler olmalıdır. Somut olayda velinin saldırgana yönelik olarak öldürme kastı olmadan bacağına karşı bıçak darbesi vurması kanımızca hareketler esas alındığında meşru savunmanın orantılılık koşuluna uygun bir fiildir. Dolayısıyla veli hakkında artık CMK 223/2-d yoluna gidilerek beraat verilmesi gerekir. Ancak eğer fiilin sınırı aşacak derecede olduğu kabul edilirse Türk Ceza Kanununun 27. maddesi çerçevesinde bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. 27. maddeye göre eğer bir hukuka uygunluk sebebi içerisinde hareket edilirken bu hukuka uygunluğun sınırı kast olmaksızın aşılmışsa, artık işlenen fiil hakkında taksirli sorumluluk hali doğacaktır. Ancak 27/2 hükmüne göre eğer meşru savunmada bu sınır aşma durumu olay anında yaşanan panik, korku ve telaştan ötürü meydana gelmiş ise CMK 223/3-c yoluna gidilerek kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.
Sonuç
Sonuç olarak kanaatimizce; Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırısında velinin saldırıyı durdurmak amacıyla gerçekleştirdiği ve saldırganın ölümüyle sonuçlanan müdahale, ceza hukuku bakımından meşru savunma hükümleri çerçevesinde değerlendirilmeye elverişlidir. Meşru savunmanın bütün koşulları oluştuğu için veli N.B. hakkında beraat kararı verilmesi yerinde olacaktır. Eğer müdahalenin sınırı aşacak nitelikte olduğu kabul edilse dahi 27/2 hükümleri uygulanarak ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmelidir.
Kadir KARATAŞ
Hukuk Fakültesi Öğrencisi
------------
[1] Anlatılan vaka, Sabah Gazetesi’nin internet adresinden alınmıştır.






