1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun m.272 ila m.285’de yer alan istinaf hükümleri hemen yürürlüğe girmemiş, sonraya bırakılmış, ertelenmiş ve “istinaf kanun yolu” 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Böylece bölge adliye mahkemeleri; hukuk ve ceza bölümleri olarak, iki dereceli yargılama sisteminde, hem maddi vaka ve hem de hukukilik denetimi yapan ceza daireleri olarak yargılama faaliyetine başlamışlardır.
Bölge adliye mahkemeleri ceza ve hukuk daireleri;
Duruşma açmadıkları, yeterli inceleme yapmadıkları, dosya üzerinden yapılan incelemelerle karar verdikleri, dosyaların uzun süre beklediği ve adaletin geciktiği,
Bölge adliye mahkemelerinde kesinleşen beş yıl ve altında bulunan hapis cezaları bakımından yeterli incelemeler yapılmadığı gibi, mahkemeye erişimin sağlanmadığı, hatta aynı dosyada birden fazla hapis cezasına mahkum edilen sanık bakımından toplam cezanın 50 yıl, 100 yıl olduğu dosyalarda bile, her bir cezanın beş yıl ve altında olması sebebiyle, istinaf kanun yolunda duruşma dahi açılmadan mahkumiyet kararlarının kesinleştiği,
“İstinaf” başlıklı CMK m.272 ila m.285’in, daha bölge adliye mahkemelerinin yargılama faaliyetleri başlamadan ve başladıktan sonra birçok kez değiştiği,
İlk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri arasında CMK m.284’de yer alan bozma kararlarının kesinliği ve direnme yasağı nedeniyle çıkan sorunlardan dolayı bozma nedeni olmaktan çıkarılan CMK m.289/1-g,h bentleri, bu defa 25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunun 25. maddesi ile kaldırılarak, CMK m.230’a uygun gerekçe içermeyen ve hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırıldığı hallerde bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri tarafından ilk derece mahkemelerinin kararlarının bozulabileceğinin tekrar kabul edildiği,
Her ne kadar beş yıl ve daha az hapis cezalarını öngören ilk derece mahkemelerinin mahkumiyet kararlarına karşı yapılan istinaf taleplerinin esastan reddi halinde, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin bu kararlarına karşı temyiz kanun yoluna gidilemeyeceği kabul edilmişse de, 24.10.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanunun 29. maddesi ile yapılan eklemeyle, temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile, CMK m.286/3’de yapılan değişiklikle buraya eklenen suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin kararlarının temyiz edilebileceğinin kabul edildiği, böylece bir içtihat mahkemesi olarak düşünülen ve yüksek mahkeme niteliği taşıyan temyiz mahkemesinin iş yükü artırıldığı gibi, temyiz edilecek ve edilemeyecek kararlar arasında dengenin bozulduğu,
Esasen temyiz mercii olan Yargıtay’ın öteden beri sadece hukukilik denetimi yapmak istemeyip, hatta sebeple de bağlı olmaksızın maddi vaka incelemesi yapmak istediği ve temyiz incelemesi için önüne gelen dosyalarda fiili olarak maddi vaka incelemesini yaptığı, ancak Yargıtay ceza daireleri arasında bu konuda bir birliğin bulunmadığı, “temyiz sebebiyle bağlılık” kuralının da esnetildiği,
Son zamanlarda Yargıtay tarafından; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararlarının, aynı zamanda maddi vaka incelemeleri gerektiğinden, usule uygun duruşma açmak suretiyle inceleme yapmak yerine, kararların bozulması suretiyle ilk derece mahkemelerine gönderilmesinin hatalı olduğunun, bu yolla tarafların mahkemeye erişim haklarının da engellendiği, usule uygun duruşmanın bölge adliye mahkemesinde açılmaması sebebiyle, bundan sonra verilen kararların açıkça hukuka aykırı sayılarak, yoklukla maluliyet veya açık hükümsüzlük sonucuna yol açabilecek bozma kararları verildiği,
Tüm bu nedenlerle; hem adalette gecikmenin önlenmesi ve hem de kanun yollarının etkisinin artırılması amacıyla istinaf kanun yolunda köklü bir değişikliğe gidilebileceği, bu durumda istinaf kanun yolunun tümü ile kaldırılamayacağı, fakat etkinliğinin artırılması ve iki dereceli yargılama sistemi için kabul edilen istinaf kanun yolunun yol açtığı sorunların çözülebilmesi amacıyla yasal değişikliğe gidilmenin gündemde olduğu,
Uygulamada; istinaf kanun yolunun tümü ile kaldırılarak eski sisteme dönülmesinin, yani iki dereceli yargılama sisteminden çıkılıp, ilk derece mahkemesi ve temyiz aşamalarının kabulünün uygun olacağının söylendiği, bu görüşte olanların istinaf kanun yolundan beklenen yararın sağlanamadığı, karar ve içtihat farklılıklarının yoğunlaştığı ve adalette ciddi gecikmelerin yaşandığı, hatta istinaf kanun yoluna bakan bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin inceleme ve kararlarında temyiz mercii gibi hareket ettikleri, “Direnme yasağı” başlıklı CMK m.284’den kaynaklanan sorunların devam ettiği,
Ancak istinaf kanun yolunun kaldırılması değil de, revize edilmesi yönünde görüş belirtenlerin çoğunlukta olduğu, kanun koyucunun iradesinin istinaf kanun yolunun tümü ile kaldırılması yönünde tecelli etmeyeceği, iyileştirme hedefli yasal değişikliğin daha isabetli olacağı,
İstinaf kanun yolu değişikliğinde birkaç önerinin ortaya koyulabileceği, buna göre;
1- Aynı dosyada her bir mahkumiyet kararı beş yılın altında olsa da, toplamı beş yıldan fazla olanlara karşı, ya temyiz yolunun açılması veya bu dosyalar yönünden istinafta duruşma görülmesi yönteminin benimsenebileceği,
2- Asliye ceza mahkemeleri tarafından verilen kararların istinafa ve beş yıl hapis cezasını geçen kararların oradan temyize gidebileceği, ağır ceza mahkemelerinde görülen dosyaların ise, istinaf kanun yolundan geçmeksizin doğrudan Yargıtay’a gitmesi yönteminin kabul edilebileceği,
3- İstinaf kanun yolundan geçen ve temyize giden dosyaların Yargıtay’da bozulduktan sonra ilk derece mahkemesi yerine, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerine gitmesi fikrinin benimsenebileceği,
4- “Atlamalı temyiz” usulünün kabul edilerek, beş yıl üstü hapis cezası içeren kararların doğrudan temyiz mercii olan Yargıtay’a gitmesi fikrinin düşünülebileceği, bu durumda beş yıl ve altında kalan hapis cezaları için istinaf kanun yoluna gidileceği, bu süreçte kararda yaşanacak değişiklik nedeniyle temyiz yolunun da açılabileceği,
5- “Bağlantılı suçlar” olarak bilinen, aynı davada birden fazla suçun olup, bunlardan birisine veya birkaçına karşı temyiz kanun yoluna gidilebilirken, diğerlerine gidilemediği durumda ciddi sorunların, eşitsizlik ve adaletsizliklerin yaşanabildiği,
“İçtima” başlıklı TCK m.212 nedeniyle aynı dava dosyasında görülen sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından, sanığa verilen hapis cezası nedeniyle beş yılın altında kalan sahtecilik suçunun cezası istinafta kesinleşirken, beş yılı geçen nitelikli dolandırıcılık suçunun cezası için temyiz yoluna gidildiği, her iki suç arasında bağlantı olduğu ve aynı davada görüldüğü halde, birisinin istinafta kesinleştiği ve onu etkileme gücüne sahip diğeri için temyiz incelemesinin yapıldığı, temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma kararı sonrasında ancak başsavcılık itirazı yoluyla kesinleşen sahtecilik suçunun infazının durdurulabildiği veya ertelenebildiği, fakat bu sırada kabulü mümkün olmayan bir sürecin yaşandığı,
Yine birden fazla mağdurun bulunduğu dolandırıcılık suçlarında, bir kısım mağdurlar bakımından istinafta bozma veya kesinleşme kararları verilirken, aralarında bağlantıya rağmen beş yılı geçen hapis cezaları bakımından Yargıtay’a gidildiği, fakat bağlantı olduğu halde beş yılın altında hapis cezası içeren kararların, ya istinafta kesinleştiği veya verilen bozma kararı sebebiyle dosyanın bu yönden ilk derece mahkemesine gönderildiği,
Her ne kadar son zamanlarda aralarında bağlantı olduğundan bahisle istinafta kesinleşen veya bozulan mahkumiyet kararları ile beş yıldan fazla hapis cezasını içeren kararlar yönünden birlikte temyiz yoluna başvurulmakta ise de, bu konuda uygulamada yeknesaklığın olmadığı ve özellikle istinafta bozulan dosyalar yönünden yapılacak bir şeyin de bulunmadığı, dosyanın bu kısmının bölge adliye mahkemesi ceza dairesi tarafından yeniden yargılama yapılması için ilk derece mahkemesine gönderildiği, bunun da ciddi sakıncalarının olduğu ve mağduriyetlere yol açtığı, kararlar arasında çelişki doğduğu,
Yine cinsel suçlarda “bağlantılı suç” kavramının öne çıktığı, hürriyeti tahdit ile nitelikli cinsel saldırı suçlarının birlikte işlenebildiği, bu durumda bir suç yönünden istinafta karar kesinleşirken, diğer suç yönünden cezanın üst haddi dikkate alındığında, dosyanın Yargıtay’a temyiz incelemesi için gidebildiği, ancak aralarında bağlantı olduğu halde hürriyeti tahdit suçunun istinaf aşamasında kaldığı,
Tüm bu sebeplerle; yaşanan karışıklığı, farklı ve adaletsiz uygulamaları ortadan kaldırabilmek amacıyla, bağlantılı suçlar yönünden ayırıma gidilmeksizin, temyize giden dosyanın içinde hapis cezası süresine bakılmaksızın tüm dosyanın Yargıtay’a temyiz incelemesi amacıyla gidilmesi yönünde yasal değişikliğe gidilmesinin gerekli olduğu,
Hususları dikkate alınmalıdır.
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)