1. REDDİN İPTALİ İÇİN ARANAN KOŞULLAR
1.1. Ret Anında Reddeden Mirasçının Mevcut Mallarının Borçlarını Ödemeye Yetmemesi (Aczi)
İlk koşul, ret anında mirasçının miras yoluyla kendisine intikal edecek olan malvarlığı hariç olmak üzere kişisel malvarlığının aktifi, borçlarını karşılamaya yetmemesi gerekir. Kanun koyucu mirasçının ret anındaki kişisel aktifini esas almıştır. Bu konuda ispat yükü reddin iptalini isteyen alacaklıda olup, alacaklı, ret anında reddeden mirasçının malvarlığının borçlarını karşılamaya yetmediğini ispatlamalıdır. Ödemeden aciz vesikası veya iflasa ilişkin bir mahkeme kararı ispat için zorunlu olmayıp, her türlü delille bu ispatı yapabilir.
1.2. Alacaklılarına Zarar Verme Kastıyla Hareket Etmiş Olması
İkinci koşul, mirası reddin sırf alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket edilmiş olmasıdır. Bunun yanında başka kasıtlar taşıması örneğin mirasın kendi mirasçılarına geçmesini istemesi gibi kasıtlar önemli değildir. İspat yükü iptali talep eden alacaklı veya iflas masasında olup, mirası kendisine zarar verme kastıyla yaptığını ispatlamalıdır.
1.3. Reddi Talep eden Mirasçının Alacaklıyı Tatmin edecek Güvence Göstermemesi
Bu davadaki amaç, ret anında mevcut malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmeyen mirasçının sırf alacaklılara zarar vermesini önlemek olduğundan, eğer mirasçı alacaklının alacaklarını karşılayacak güvence gösterirse bu davanın da amacı kalmayacağından dava reddedilecektir. Ayni ya da şahsi tüm teminatlar bu kapsamda güvencedir. Güvencenin alacakları karşılayacak kadar olması gerekir.
“…Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse, alacaklıları veya iflas idaresi, kendilerine yeterli bir güvence verilmediği takdirde ret tarihinden başlayarak altı ay içinde reddin iptali hakkında dava açabilirler. (4721 Sayılı hâlde 617/1. maddesi) Şu hâlde, kötüniyetle retten söz edilebilmesi için, reddeden mirasçının malvarlığının borcunu karşılamaya yetmediğinin sabit olması gerekir. (4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 617. maddesi) Onun için her şeyden önce davalı durumunda bulunan mirasçının malvarlığının borcunu karşılamaya yeterli olup olmadığı hususunun etraflı şekilde araştırılıp tespit edilmesi zorunludur. İcra takibinin uzun süre devam etmesi, tek başına acze delalet etmez. Zira aczin ne suretle gerçekleşeceği İcra İflas Kanununda gösterilmiştir. (İcra İflas Kanununun 105 ve 143. maddeleri) Davacı tarafından borçlu mirasçı hakkında “aciz vesikası” alınmamış olduğuna göre, mahkemece, davalının şahsi malvarlığının ret tarihindeki değeri tespit edilip, bu malvarlığının borcunu karşılamaya yeterli olup olmadığının usulünce araştırılıp saptanması; yeterli olması halinde veya yeterli olmamasına karşın davalının yeterli güvence göstermesi halinde talebin reddine karar verilmesi gerekir.
Öte yandan, mirasçının, mirası reddetmesinin nedeni, alacaklılarına zarar verme amacıyla mirası reddedip etmediğini tespit edebilmek için terekenin aktif ve pasifinin mirasbırakanın ölüm tarihi itibari ile belirlenmesi de gerekmektedir. Ölüm tarihi itibariyle, mirasbırakanın tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları ise terekenin pasifini oluşturur. Terekenin pasifinin aktifinden fazla olması terekenin ödemeden aczini ve dolayısıyla da terekenin borca batık olduğunu gösterir. Mirasbırakanın malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğü vb. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile mirasbırakanın varsa borçları ve miktarı göz önünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Somut olayda; mirasın reddinin iptalini isteyen davacı..., muris Y.'un mirasçısı olan davalı...'ın alacaklısıdır. Mirasın reddinin kötü niyetli yapıldığının tespiti halinde mirasın reddinin iptaline karar verilecek olup davacı (alacaklı) taraf, borçlunun murisinden gelen mal varlığından alacağını tahsil etme imkanına kavuşacaktır. Bu nedenle davacının mirasın reddinin iptalini istemede hukuki yararı vardır…”[1]
“...Mirasın reddinin iptali davasının koşulları; davanın mirasın reddedildiği günden itibaren altı aylık hak düşürücü süre içinde açılması, borçlu mirasçının alacaklıları zararlandırma kastı ile hareket ettiğinin alacaklı tarafından kanıtlanması, borçlunun alacaklıya teminat göstermemesi borçlunun mevcut mallarının borçlarına ödemeye yetmemesi ve borcunu ödemekten imtina etmesidir.
Somut olaya gelince; davacı vekili, dava dilekçesinde açıkça İcra İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerine dayanmış olmakla, davacı vekilinin talebi doğrultusunda bir araştırma yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın TMK 617. maddesine göre mirasın reddinin iptali davası olarak nitelendirilerek karar verilmesi doğru değildir...”[2]
2. REDDİN İPTALİNİ TALEP SÜRESİ
Bu dava yalnız mirasın gerçek reddi (TMK 605/1) hali içindir. Bu nedenle alacaklılar reddin sırf alacaklılara zarar verme kastıyla yapıldığını düşünüyorlarsa ret tarihinden itibaren altı ay içerisinde dava açmak zorundadırlar. Altı aylık dava açma süresi, ret tarihinden itibaren başlar. Maddede geçen süre, hak düşürücü süredir. Bu nedenle mahkemece resen dikkate alınır.
“…Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık, Türk Medeni Kanunu'nun 617. maddesindeki altı aylık hak düşürücü sürenin, mirasçının mirası ret beyanında bulunduğu tarihte mi, yoksa mahkemece reddin tesciline karar verildiği tarihte mi işlemeye başlayacağı noktasında toplanmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 609. maddesi hükmü "...mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh mahkemesine sözlü veya yazılı bir beyanla yapılır.
Reddin kayıtsız ve şartsız olması gerekir.
Sulh hâkimi, sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder..." biçiminde düzenlenmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 617. maddesi ile getirilen ikinci önemli yenilik, redde itiraz süresinin hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağının hükme bağlanmış olmasıdır. Maddeye göre altı aylık redde itiraz davasını açma süresi "ret tarihinden itibaren" başlayacaktır. İsviçre Medeni Kanunu'nun bu maddeyi karşılayan 578. maddesinde böyle bir değişiklik yapılmamıştır.
Yeni kanun bu eksikliği gidererek itiraz süresinin "ret tarihinden itibaren" işlemeye başlayacağını kabul etmiştir…
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre somut olayda davalı, İzmir Ahkamı Şahsiye 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne 24.03.2004 günü ret beyanında bulunmuştur. Anılan mahkemece bu beyanın 29.03.2004 günü tesciline karar verilmiş; görülmekte olan dava, 27.09.2004 günü açılmıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 617. maddesinin açık hükmü karşısında ret beyanı ile davanın açıldığı gün arasında altı aylık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır…” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2006/2-464 K. 2006/471 T. 28.6.2006)
“…davalı mirasçı, 07.03.2018 tarihinde mirasın reddi beyanında bulunmuş ise de mirasın reddi beyanının tespit ve tesciline ilişkin karar 21.06.2018 tarihinde verilmiştir.
Aynı şekilde 21.06.2018 tarihli karar ile “...TMK'nun 609. ve Tüzüğün 39. maddeleri uyarınca ret beyanının özel kütüğe işlenmesine…” karar verilmiştir.
6100 Sayılı Kanun'un 28. maddesindeki aleniyet ilkesi uyarınca, Mahkemece mirasın reddi beyanının tespiti ile özel kütüğe tesciline karar verilmediği sürece mirasın reddine ilişkin beyan aleniyet kazanamaz. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 2013/148 Esas, 2014/62 Karar sayılı kararında da 4721 Sayılı Kanun'un sisteminin "ret tarihi"nin mirasın ret beyanın sulh hâkimine ulaşmasıyla tutanakla tespiti ile özel kütüğe tescil edilmekle alacaklılar tarafından mirasın ret beyanın derhal öğrenilebilme imkânını tanıdığı, alacaklıların sulh hukuk mahkemesi nezdinde yapacakları girişim ile mirasın reddi beyanın öğrenme imkânına sahip olduklarını belirtilmiştir. Bu durumda 4721 Sayılı Kanun'un sistemi de nazara alındığında alacaklı için mirasın reddedildiğinin bilinebilme imkânı ancak kütüğe bu hususların yazılması ile mümkündür.
Tüm bu açıklamalara göre, 4721 Sayılı Kanun'un 617. maddesindeki 6 aylık hak düşürücü sürenin, mirasın reddinin özel kütüğe kaydedilmesi tarihinden itibaren başlayacağı gözetilmeksizin, mirasın reddi davasının açıldığı tarih esas alınarak, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş…”[3]
Davacı, mirası reddeden mirasçının alacaklıları veya reddeden mirasçı iflas etmişse iflas idaresidir. Davacı olabilmek için alacağın retten önce doğmuş olması zorunludur. Alacaklılar bu davayı ayrı ayrı açabilecekleri gibi, birlikte de dava açabilirler. Alacaklı bu davayı açmadan önce ölmüşse külli halefleri olan mirasçılar bu davayı açabilecekleri gibi, dava esnasında ölmesi halinde de davayı takip edebilirler.
Davalı, mirası reddeden mirasçıdır. Hâkim olan görüş bu yönde olup, Yargıtay’ın mirasın reddi halinde reddeden mirasçı ölmüş gibi mirası altsoy varsa altsoya, altsoy yoksa diğer mirasçılara geçeceğinden retten yararlanan mirasçıların davaya dahili yönünde kararları da mevcuttur.
Mirasın reddinin iptali HMK’nın 2. maddesi gereği asliye hukuk mahkemesinde dava yoluyla alacaklılar tarafından talep edilir.
Yetkili mahkeme ise, HMK’nın 11. maddesi gereği mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Bu yetki kuralı kesindir. Mahkemece resen gözetilecektir.
Reddin iptali davası emredici nitelikteki TMK’nın 617/2. maddesi gereği resmi tasfiye ile sonuçlanır. Reddin iptalini talep aynı zamanda resmi tasfiye talebini de içerdiğinden mahkemece reddin iptaline karar verilirse resmi tasfiyeye de karar verilmesi gerekir. Bunun için resmi tasfiye talebinde bulunulması gerekmez. Resmi tasfiyenin yalnız mirası reddeden mirasçı ve onun miras payı için yapılması gerekir. Resmi tasfiye sonunda öncelikle mirasbırakanın borçları ile intikal alacakları terekeden karşılanır.
“…Somut olayda; borçlu mirasçı...’nun Sulh Mahkemesinin ilamı murisi ...’nun mirasını kayıtsız şartsız reddettiğinin tesciline karar verildiği ve kararın 25.03.2013 tarihinde kesinleştiği; alacaklı davacı tarafından davalılar aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyası ile mirasın reddinin iptali davası açıldığı, mahkemece davanın kabulü ile mirasın reddinin iptaline karar verildiği ve bu kararın Dairemizin denetimden geçerek 01.06.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkemece reddi iptal edilen mirasçının miras payının TMK 617/2. maddesi gereğince resmi tasfiyesine karar verilmesi gerekirken…” [4]
Av. Aydın TEKDOĞAN
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı
--------------
* Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Miras İş ve İşlemleri ile Miras Davaları, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ocak 2026, 1608 Sayfa,
[1] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2018/3851 K. 2021/4083 T. 16.6.2021
[2] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2016/9007 K. 2019/3359 T. 15.04.2019
[3] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2024/3306 K. 2025/1660 T. 25.3.2025
[4] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2016/16566 K. 2020/6688 T. 2.11.2020






