Türkiye’de her geçen gün artan araç sayısı ve buna bağlı olarak trafik kazalarının artış göstermesi ile araçtan mahrum kalma tazminat davalarında da artış yaşandığını görmekteyiz. Araçtan mahrum kalma tazminatı; bir kaza sebebiyle aracını kullanamayan kişilere, mağdurun aracın onarım süreci boyunca ya da araç pert olduysa yeni bir araç alınana kadar geçen süre boyunca, yaşadığı kullanım kaybını telafi etmesini sağlayan bir haktır. Trafik kazalarında oluşan hasar, kusurlu olan tarafın sigortası tarafından karşılanmakla birlikte araç mağduriyet tazminatı sigortadan istenememektedir. Yalnızca aracın sahibinden ya da araç sürücüsünden istenebilmektedir.
Araçtan mahrum kalma tazminatı davası, konusu itibariyle haksız fiil sorumluluğu kapsamında açılmaktadır. Haksız fiil kavramı Türk Borçlar Kanunu 49’uncu maddesinde “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre tazminat borcunun kaynağı, haksız fiilden sorumluluktur. 49’uncu maddeye göre haksız fiil sorumluluğu, fiilin hukuka aykırılığına ve failin kusurlu olmasına dayanır. Ancak Borçlar Kanunu ve başka kanunlarda, kusur aranmaksızın ve hatta hukuka aykırı fiil olmaksızın sorumluluğun düzenlendiği haller bulunmaktadır. Temel kusursuz sorumluluk halleri, hakkaniyet sorumluluğu, özen sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu olarak belirtilebilir. Trafik kazalarından doğan zarar, kusursuz sorumluluk hallerinden tehlike sorumluluğu bağlamında değerlendirilir. (1) Ayrıca yürürlükte bulunan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, karayolunda motorlu araç işletilmesinin sebep olduğu zararlardan motorlu aracı işletenin tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluğunu düzenlemektedir.
Tazminat davası ile haksız fiilden sorumlu olan kişi/kişilerin, mağdurun uğradığı zararı tazmin etmesi/etmeleri sağlanır. Tazminat davalarında kural olarak hukuk mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise davalının yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m.6). Ayrıca fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği ya da zarar görenin yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir (HMK m.16).
Davacı, davalının sorumluluğu için gerekli şartların varlığını ispatla yükümlüdür. TBK madde 50/1 uyarınca “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.” Tazminat davalarında genel kural, sorumluluğu gerektiren fiili davacı ispat etmelidir. Davacı bu yükümlülüğünü, somut olayda uğradığı zararla ilgili delilleri hâkime kanaat verecek şekilde sunmak suretiyle yerine getirmelidir. Zararın gerçek miktarı tespit edilemiyorsa, TBK m 50/2 uyarınca zararın miktarını, olayın koşullarına göre hâkim belirlemelidir. Tazminat davasında, zararın miktarının belirlenmesi, davanın en önemli noktalarından biridir. Tazminatın üst sınırı, zararın miktarı göz önüne alınarak tespit edilir. Zarar miktarından daha fazla bir tazminata hükmedilemez. Şayet haksız fiile uğrayan kimse, uğradığı zarardan sonra bazı yararlar da sağlamışsa, bu yararların zarara mahsubu gerekmektedir. Yapılan bu işleme denkleştirme denir; bu yararların varlığını ve miktarını ispat etmekle davalı yükümlüdür. İspatı mümkün olan zararları davacı ispatla yükümlü olup, ispatı mümkün olmayan zararlar için hâkim takdir yetkisini kullanmalıdır. Hâkim, takdir yetkisini kullanırken, somut olayın durumuna göre, olayların olağan akışı ve davacının almış olduğu önlemleri değerlendirerek karar vermelidir. (2)
Yargıtay’ın en önemli kararlarından biri, araç kiralanmasa dahi tazminata hükmedilmesi gerektiğidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2023 tarihli kararı, “Fatura yoksa tazminat da yok.” anlayışını ortadan kaldırmıştır. Bu konuda bir diğer önemli içtihat, ikincil bir araca sahip olmanın mahrumiyet bedelini engellemediğidir, ikincil aracı olan kişi de araçtan mahrum kalma bedelini isteyebilir. Yargıtay, “evinde başka bir arabası daha var, o yüzden mahrum kalmadı” savunmasını kabul etmemektedir. Çünkü her aracın kullanım amacı ve sağladığı fayda farklıdır. Yargıtay’ ın bu görüşleri uyarınca kişi, kaza yapan aracını kullanamadığı için bir mülkiyet kaybına uğramıştır ve uğranılan bu kayıp tazmin edilmelidir. Pert olan araçlarla ilgili olarak Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, aracın tamirinin ekonomik olmadığı durumlarda dahi “yeni araç alma süresi” kadar tazminata hükmetmiştir. Yani aracınız hurdaya ayrılsa bile, piyasadan yeni bir muadil araç bulup tescil işlemlerini tamamlayana kadar geçen sürede araçsız kalmanızın bir bedeli vardır. Bu süre genellikle 2 hafta olarak kabul edilir. (4)
Yukarıda bahsedildiği gibi Borçlar Kanunu zarar görenin zararını ispat etmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Türk- İsviçre Hukukunda normatif zarar teorisi baskın görüş olarak kabul görmemektedir. Normatif zarar; hukuka aykırı bir zarar sonucunda herhangi bir malvarlığı azalması olmasa bile bir malı kullanma olanağından yoksun kalınması şeklinde tanımlanabilir. Alman öğretisi baskın görüş olarak normatif zararı savunur. Bizim hukukumuz, Borçlar Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda bahsi geçen maddeler uyarınca, normatif zarar teorisini kabul etmemektedir. (3) Bunun sebebi temelde, Türk Hukukunda haksız fiilden doğan maddi zararın hesaplanmasında yalnızca malvarlığı değerlerindeki somut eksilmeyi dikkate alan fark teorisinin ve gerçek zarar ilkesinin kabul görmesidir. Hukukumuzda manevi zarar olarak kabul edilebilecek hususlar, maddi zarar kapsamında değerlendirilmemektedir. Trafik kazası sonrasında mağdur olanın ikame giderlerinden, zarara sebep olanın sorumlu olacağı tahmin edilmektedir. Ancak tartışmalı olan husus haksız fiil neticesinde malvarlığını kullanım hakkından mahrum kalan tarafın ikame malvarlığı edinmemesi halinde zarara uğramış sayılıp sayılmayacağıdır. Yani aracın tamir süresi boyunca araç kiralamayan kişi, kiralamış gibi, araçtan mahrum kalma bedelini isteyebilir mi? Yukarıda belirtilen Yargıtay’ın bu konudaki kararları tartışmayı sonlandırmıştır.
Dava sürecinde tazminat bedeli miktarının belirlenmesi, davanın en önemli noktalarından biridir. Bilirkişi aracılığıyla fiili onarım süresi belirlendikten sonra, kazaya konu araç ile aynı marka ve model araçların kaza tarihindeki güncel kira bedelinin belirlenerek araç mahrumiyet bedelinin belirlenmesi gerekmektedir. Son olarak Yargıtay, tazminatın hesaplanmasında sadece günlük kira bedelinin değil, dürüstlük kuralının da dikkate alınmasını ister. Eğer davacı kaza sonrası aracını kasten geç tamir ettirmişse veya parça temininde bilerek zorluk çıkarmışsa, bu süreler tazminat hesabından düşülür. Bu noktada uzman eksper raporları önem kazanır. Özetle Yargıtay, “gerçek zarar” ilkesini her olayda titizlikle uygulayarak hem mağduru korur hem de haksız zenginleşmenin önüne geçer.

Av. Sinem SADIK
Kaynakça
1) Oğuzman, Kemal/Öz ,Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt 2,13. Bası, Vedat Kitapçılık,s.1,3.
2) Nomer, Haluk, Borçlar Hukuku Genel Hükümler,14. Baskı,Beta,s.221.
3) Mehdiyev, Kamil, ”Haksız Fiilde Zarar Kavramı”, academia.edu,s.6,7.
4) Yargıtay Karar Arama





