Ancak yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte bu model köklü bir dönüşüm sürecine girmiştir. Kullanıcı artık bilgiye ulaşmak için doğrudan kaynağa gitmek yerine, yapay zekâ sistemleri aracılığıyla farklı kaynaklardan derlenmiş ve yeniden yapılandırılmış bilgiye erişmektedir.

Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir kolaylık olarak değerlendirilemez. Aksine bu durum, içerik üreticilerinin ekonomik haklarının sistematik biçimde aşındırılması sonucunu doğurabilecek niteliktedir.

Bu yazımızda, yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilecek hukuki sorumluluk; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde detaylı şekilde incelenecektir.

I. İÇERİĞİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE EKONOMİK FONKSİYONU

İnternet sitelerinde yayımlanan içerikler, belirli bir özgünlük düzeyini haiz olmaları halinde FSEK kapsamında eser niteliği kazanır. Bu noktada önemli olan, içeriğin yalnızca bilgi aktarması değil; sahibinin hususiyetini taşımasıdır.

Özellikle hukuki makaleler, yorum yazıları ve analizler bakımından bu husus çoğu zaman tartışmasızdır.

Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken esas nokta:

İçeriğin korunması sadece fikri haklarla sınırlı değildir; aynı zamanda ekonomik değerinin korunması da hukuk düzeninin konusu olduğu hususudur.

Zira içerik üretimi;

● Ciddi bir emek,

● Uzmanlık bilgisi,

● Zaman ve maliyet

gerektiren bir faaliyettir. Bu nedenle içerik, klasik anlamda bir “metin” değil; ticari değeri olan bir dijital varlıktır.

Yapay zekâ sistemleri bu varlığın ekonomik fonksiyonunu ortadan kaldırarak, içeriğin üretildiği platform ile kullanıcı arasındaki bağı koparmaktadır.

II. YAPAY ZEKÂ KULLANIMININ DOĞURDUĞU SOMUT EKONOMİK ZARAR

Yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanım biçimi, yalnızca teorik bir hak ihlali tartışması yaratmamakta; somut ve ölçülebilir bir maddi zarar doğurmaktadır. Zira içerik üreticileri tarafından büyük emek, zaman ve maliyetle oluşturulan metinler, kullanıcıyı ilgili platforma çekmek suretiyle ekonomik değer üretmek üzere kurgulanmıştır. Ancak yapay zekâ uygulamaları bu içeriği kaynağından kopararak kullanıcıya doğrudan sunduğu anda, içerik üreticisinin en temel gelir mekanizması olan trafik akışı kesilmekte; buna bağlı olarak reklam gösterimleri düşmekte ve gelir elde etme imkânı ortadan kalkmaktadır. Bu durum, tesadüfi ya da dolaylı bir etki değil; sistematik ve sürekli bir gelir kaybıdır. Daha açık bir ifadeyle, yapay zekâ sistemleri içerik üreticisinin yatırımını ekonomik karşılığa dönüştürmesine engel olmakta ve bu suretle içerik sahibinin malvarlığında doğrudan bir eksilmeye sebebiyet vermektedir. Bu eksilme, klasik anlamda bir “pazar kaybı” olmanın ötesinde; dijital ekonomide varlık gösterme imkanının zedelenmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ortaya çıkan zarar, yalnızca gelir azalması değil; aynı zamanda ticari faaliyetin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir kayıp niteliğindedir.

III. FSEK KAPSAMINDA ESER SAHİBİNİN MALİ HAKLARI VE İHLAL İHTİMALİ

FSEK kapsamında eser sahibine tanınan mali haklar arasında özellikle;

● İşleme hakkı (m.21),

● Çoğaltma hakkı (m.22),

● Yayma hakkı (m.23),

● Umuma iletim hakkı (m.25)

ön plana çıkmaktadır.

Yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanım biçimi doğrudan çoğaltma olarak nitelendirilmese dahi, işleme hakkı bakımından ciddi bir tartışma alanı doğurmaktadır.

Öyle ki yapay zekâ:

● Mevcut eserleri analiz etmekte,

● Bu eserlerden elde ettiği bilgileri işlemekte,

● ve yeni bir anlatım formunda kullanıcıya sunmaktadır.

Bu noktada FSEK m.6 kapsamında düzenlenen işleme eser kavramı gündeme gelmektedir.

Her ne kadar yapay zekâ çıktıları belirli bir esere doğrudan bağlı olmasa da, çok sayıda eserin parçalanarak yeniden kurgulanması söz konusudur. Bu durum, özellikle doktrinde tartışılan dolaylı yararlanma kavramı ile örtüşmektedir.

Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında da kabul edildiği üzere;

Eserden yararlanmanın ihlal teşkil etmesi için birebir kopyalama zorunlu değildir; eserin özgün yapısının izinsiz kullanılması da ihlal sayılabilir.

Bu bağlamda, yapay zekâ sistemlerinin içerik üreticilerinin eserlerinden sistematik şekilde faydalanması, FSEK kapsamında mali hak ihlali iddialarını gündeme getirebilecek niteliktedir.

IV. TÜRK TİCARET KANUNU KAPSAMINDA HAKSIZ REKABET ANALİZİ

Türk Ticaret Kanunu m.54 ve devamı hükümleri uyarınca haksız rekabet; dürüstlük kuralına aykırı davranışlarla ekonomik rekabetin bozulması olarak tanımlanmıştır.

Bu kapsamda özellikle önem arz eden husus, başkasının emeğinden haksız şekilde yararlanılmasıdır.

Yapay zekâ sistemlerinin faaliyetleri somutlaştırıldığında:

● İçerik üreticisi ekonomik bir yatırım yapmaktadır,

● Yapay zekâ bu içerikleri kullanarak çıktı üretmektedir,

● Kullanıcı kaynağa yönelmemektedir,

● Ekonomik fayda yapay zekâ sistemine kaymaktadır.

Bu tablo, klasik rekabet ilişkisi kalıplarını aşan yeni bir durum yaratmakla birlikte, özünde emekten sistematik yararlanma olgusunu barındırmaktadır.

Yargıtay uygulamasında da kabul edildiği üzere;

başkasının emeğinden karşılıksız yararlanılması dürüstlük kuralına aykırıdır ve haksız rekabet teşkil eder.

Bu nedenle, yapay zekâ sistemlerinin içerik üreticilerinin ekonomik değerinden faydalanması, ilerleyen süreçte haksız rekabet davalarının temelini oluşturabilecektir.

V. SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME VE TAZMİNAT SORUMLULUĞU

Türk Borçlar Kanunu m.77 ve devamı hükümleri uyarınca sebepsiz zenginleşmenin varlığı için;

● Zenginleşme,

● Fakirleşme,

● İlliyet bağı bağı,

● Haklı sebep yokluğu

unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Yapay zekâ sistemleri bakımından bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde:

● Ekonomik değer üretildiği,

● İçerik üreticisinin gelir kaybına uğradığı,

● Bu kaybın doğrudan içerik kullanımından kaynaklandığı,

● ve kullanım karşılığında bir bedel ödenmediği

görülmektedir.

Bu durumda, yapay zekâ sistemlerinin elde ettiği ekonomik faydanın, içerik üreticileri aleyhine gerçekleşen bir sebepsiz zenginleşme olduğu ileri sürülebilecektir.

Bu da doğrudan doğruya iade ve tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilir.

VI. SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME

Yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanımı meselesi, yüzeysel bir bakış açısıyla yalnızca teknolojik bir gelişim olarak değerlendirilemez. Bu durum, Türk hukuk sistemi bakımından; eser sahipliğinden ticari rekabete, borçlar hukukundan dijital ekonomiye kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk alanı doğurmaktadır.

Mevcut hukuk düzeni içerisinde doğrudan yapay zekâya özgü bir düzenleme bulunmamakla birlikte; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında mali hakların korunması, Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde haksız rekabet hükümleri ve Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanımının tamamen hukuki denetim dışında olduğu söylenemez. Aksine, mevcut normatif yapı doğru yorumlandığında bu faaliyetlerin çeşitli hukuki sorumluluk türlerini doğurabileceği açıktır.

Özellikle uygulamada ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda;

● İçerik kullanımının niteliği,

● Ekonomik zararın boyutu,

● Yapay zekâ sisteminin elde ettiği fayda,

● ve taraflar arasındaki illiyet bağı

belirleyici olacaktır.

Bu çerçevede ilerleyen süreçte;

● İçerik üreticileri tarafından açılacak tazminat davaları,

● Yapay zekâ şirketlerine yöneltilecek haksız rekabet iddiaları,

● ve eser sahipliğine dayalı mali hak ihlali talepleri

kaçınılmaz hale gelecektir.

Daha da önemlisi, bu uyuşmazlıkların bireysel boyutu aşarak sektörel bir nitelik kazanması ve toplu hak arama mekanizmalarının devreye girmesi de kuvvetle muhtemeldir.

Aksi yönde bir yaklaşımın benimsenmesi halinde; içerik üretimi ekonomik olarak anlamsız hale gelecek, nitelikli bilgi üretimi azalacak ve dijital ekosistem kendi sürdürülebilirliğini kaybedecektir.

Ayrıca göz ardı edilmemesi gereken bir diğer husus, yapay zekâ sistemleri tarafından sunulan bilgilerin her zaman doğru, güncel ve bağlamına uygun olmayabileceğidir. Zira bu sistemler, farklı kaynaklardan elde edilen verileri harmanlayarak cevap üretmekte; ancak bu süreçte bilginin bağlamı kaybolabilmekte, eksik veya hatalı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle hukuki içerikler bakımından, somut olayın özelliklerine göre değişebilecek değerlendirmelerin yapay zekâ tarafından genelleştirilmesi ciddi riskler barındırmaktadır. Bu nedenle, elde edilen bilginin mutlaka asıl kaynağından, yani doğrudan içerik üreticisinden veya ilgili mevzuat ve içtihat metinlerinden kontrol edilmesi, hem bilgi güvenliği hem de hukuki isabet açısından zorunluluk arz etmektedir.

Sonuç olarak, yapay zekâ ile içerik üreticileri arasındaki ilişki, yakın gelecekte yalnızca teknolojik bir tartışma olmaktan çıkacak; yüksek meblağlı tazminat davalarına, yeni yasal düzenlemelere ve içtihat değişimlerine konu olacak temel bir hukuk meselesi haline gelecektir.

Ve nihayetinde bu tartışma, tek bir soruda düğümlenecektir:

Bilgiyi üreten mi korunacak, yoksa bilgiyi işleyen mi?

Bu soruya verilecek cevap ise, yalnızca dijital ekonominin değil; hukukun geleceğini de belirleyecektir.

Av. Can ÖZTÜRK