Ceza muhakemesi insan hak ve özgürlükleri temelinde suçla mücadele kapsamında kamu düzenini sağlanması ile adaletin tecellisi açısından soruşturmanın nasıl yapılacağını, soruşturma süjelerinin hak ve yükümlülüklerini, ceza muhakemesi hukukuna egemen ilkeler ışığında ortaya koyması nedeniyle hayati bir önem taşımaktadır. Ceza muhakemesi hukukunun bilimsel olmadığı bir düzende hukuk güvenliği, kamu düzeni, kamu güvenliği ve adalet gerçekleşemez[1].
Uyuşturucu madde ticareti suçunun para kazanma amacı taşıdığı göz önüne alındığında bundan gelir sağlayan ve bu suçu kazanç kapısı haline getirmiş kişilerin, kurumların veya örgütlerin görünürdeki işleri ile malvarlıkları ve gelirleri hem fiziksel hem de dijital ortamda incelenmelidir. İnsan, para ve kurum hareketlerinin incelenmesi kimin kimle neyi nasıl yaptığını ortaya çıkarmak suretiyle önemli bir veriyi ortaya koymaktadır.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen soruşturulur. Cumhuriyet savcısı şikâyet, ihbar veya başka bir suretle suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrendiği anda gerekli araştırma ve delil toplama sürecini tamamlayarak kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte delil elde ederse iddianame düzenler. Ön ödeme, uzlaştırma veya seri muhakeme usulleri uygulanamaz.
Uyuşturucu maddeyle ilgili bir soruşturma başlatıldığında nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından öncelikle kolluğa, “2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 3. maddesinde belirtilen hususlara eksiksiz riayet edilerek tutanak tanzim edilmesi, ele geçirilen maddenin niteliğine ve miktarına dair bir ön rapor hazırlanması, ele geçirilen maddenin bozulmayacak/değiştirilmeyecek şekilde bağlanıp mühürlenerek muhafaza altına alınması, hazırlanan mühürlü paket üzerine şüphelinin veya şüphelilerin kimliği ile suça konu maddenin cins ve miktarını belirtir bir etiket takılması” yönünde talimat verilmelidir[2].
Uyuşturucu madde ticareti suçu ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlardan olması nedeniyle soruşturma bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmakta olup büyük adliyelerde bu alanda iş bölümü ile görevlendirilmiş Cumhuriyet savcıları görev yapmaktadır.
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında müşteki belirsiz kişilerden oluşan toplum olup diğer bir ifadeyle müşteki kamu hukuku tüzel kişiliğidir. Kolluk tarafından ihbar veya şikâyet üzerine olay tutanağı, yakalama tutanağı, olay yeri inceleme tutanağı, olay yeri krokisi, varsa tanık veya tanıkların ifadeleri, şüpheli yakalanmışsa teşhis tutanakları, el koyma tutanağı, varsa kamera kayıtları, uzmanlık raporları, varsa hukuka uygun yöntemler ışığında arama, el koyma ve inceleme kararları doğrultusunda şüpheli veya şüpheliler arasındaki whatsapp uygulama yazışmalarının içeriği, İletişimin tespitine dair bilirkişi raporu ve HTS kayıtları ışığında maddi gerçeğin araştırılması şarttır. Özellikle uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında bilişim sistemini oluşturan bilgisayar, cep telefonu, tablet vesaire cihazların suçun unsurları, suçun vasfı ve deliller açısından hukuka uygun yöntemlerle titizlikle incelenmesi gerekir.
Uyuşturucu ticareti kapsamında ifadesi alınan şüpheliye, “suç konu uyuşturucu maddeyi ne amaçla (kullanmak, satmak, ihraç etmek, nakletmek, alım satıma aracılık etmek vs.) ve nerede (evinde, ofisinde, deposunda, okulda vs.) bulundurduğu, suça konu maddeyi nereden ve kimden ne şekilde temin ettiği, yakalanma anına kadar şüphelinin kim veya kimlerle ne şekilde irtibat kurduğu, başkaları ile birlikte çalışıyorsa kim veya kimler için çalıştığı, bugüne kadar kaç kez uyuşturucu ticareti yaptığı, hangi tarihlerde ve kimlerle yaptığı, şüphelinin uyuşturucu kullanıp kullanmadığı, kullanıyorsa ne sıklıkla kullandığı ve en son ne zaman kullandığı, uyuşturucu maddeyi şüphelinin kendisinin imal ettiğini öne sürüyorsa nerede ve nasıl (tarımsal/kimyasal) imal ettiği, imal faaliyeti kapsamında kim veya kimlerle birlikte çalıştığı, uyuşturucu maddeyi başkasından aldığını öne sürüyorsa ne zaman, nerede ve kimden satın aldığı, uyuşturucuyu veren kişinin, telefonu, mail adresi, konut ya da iş yeri adresi ve eşkâli, uyuşturucu madde karşılığında ne kadar ücret ödediği, ücreti hangi yolla (banka, elden vs.) ödediği, uyuşturucu madde dışardan yurda sokulmuş ise maddenin yurda sokuluş şekline dair bir bilgisi olup olmadığı, maddeyi yurt dışına çıkarılma amacıyla bulundurup bulundurmadığı, ele geçirilen uyuşturucu madde dışında şüphelide veya bildiği başka kişilerde uyuşturucu madde olup olmadığı” gibi hususlar sorulmalıdır[3]. Ayrıca şüpheliye etkin pişmanlığın anlam ve hukuki sonuçları ile etkin pişmanlıkta bulunmak isteyip istemediğinin sorulması gerekir. Eğer şüpheli etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyorsa soruşturmanın bu yönde derinleştirilmesi gerekir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (TCK m. 192/1). Ayrıca uyuşturucu madde suçları haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir. (TCK m. 192/1)
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında uyuşturucuyu içmek maksadıyla satın alan kişinin ifadesi suçun unsurlarının ortaya çıkarılması açısından çok önemli bir işleve sahiptir. Kollukta bilgi sahibi sıfatıyla Cumhuriyet savcılığı ve mahkemede ise tanık sıfatıyla dinlenmektedir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dava dosyası kapsamına göre; kolluk ekiplerinin fiziki takip yaptıkları sırada sanık Ç…'in tanık E. ile aralarında bir şeyler alıp verdiğinin görüldüğü, tanık E. nün rızası ile esrar maddesini kolluğa teslim ettiği, tanığın hazırlık aşamasında müdafisi huzurunda alınan ayrıntılı ifadesinde esrar maddesini 3.000 TL karşılığında sanıktan aldığını beyan ederek sanığı teşhis ettiği ve sanığın uyuşturucu madde ticari yaptığı iddiasına ilişkin olarak; yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, kolluk tutanakları içeriği, kriminal uzmanlık raporu, tanık beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, hukuka uygun olarak toplanan delillere dayanarak mahkumiyet hükmünün kurulduğu, araştırılacak başka bir hususun bulunmadığı, sanık hakkında kurulan hükümde ve dosya kapsamıyla örtüşen gerekçelerle takdiri indirim hükmünün uygulama dışı bırakılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından sanık ve sanık müdafisinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır[4]”.
Failin kolluk tarafından fiziki olarak takibi, uyuşturucuyu alan tanığın ifadesi, yakalama tutanağı kapsamında failde ele geçen uyuşturucunun miktarı, ele geçiriliş şekli ve satışa hazır halde bulunması birlikte değerlendirildiğinde failin uyuşturucu ticareti kastıyla hareket ettiği ortaya çıkacaktır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dava dosyasının kapsamına göre; sanığın uyuşturucu sattığı ihbarı üzerine yapılan fiziki takipte, sanığın kullanıcı tanık M. ile aralarında bir şeyler alıp verdikleri, kesintisiz takip neticesinde, kullanıcı tanığın durdurulduğu, kullanıcı tanığın üzerinde sentetik kannabinoidler grubunda yer alan ADB-BUTINICA içerikli maddenin ele geçirildiği, sanığın üzerinde ADB-BUTINICA içerikli maddenin ele geçirildiği, tanığın maddeyi sanıktan satın aldığını beyan ettiği, sanığın ikametinde, usulüne uygun yapılan aramada kullanıcı tanık M.'de ele geçirilen maddenin bulunduğu alüminyum folyonun kesim şekli ile aynı şekilde kesilmiş alüminyum folyo parçasının bulunduğu olayda; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği iddiasına ilişkin olarak; delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, ihbar, sanık ve kullanıcı tanık arasında alışverişin görülmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair kabulde, delillerin değerlendirilmesine aramanın hukuka uygun olduğuna ilişkin takdirlerinde, sanık hakkında takdiri indirim hükümlerinin uygulama dışı bırakılmasında hukuka aykırılık bulunmamakla, sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır[5]”.
Şüpheli kolluk aracılığıyla sağlık kurumuna sevk edilerek vücudundan kan ve kıl örneği alın malı, alınan numuneler Adli Tıp Kurumu Başkan lığına veya bu kurumun ülke çapında örgütlenmiş yetkili birimlerine gönderilerek uyuşturucu/uyarıcı madde aranıp rapor tanzim edilmesi sağlanmalıdır[6]. Diğer bir ifadeyle uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçirildiğinde, bu maddeler türleri de ayrı ayrı belirtilmek suretiyle laboratuvar imkânları bulunan ve bilimsel analiz yapabilecek Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi veya polis ya da jandarma kriminal laboratuvarları gibi alanında uzman bir kuruluşa gönderilmeli, içerdiği etken maddelerin fiziki ve kimyasal özellikleri, bu maddelerden hangilerinin uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğu, bu maddeden sayılmasının yasal dayanakları ve her bir maddenin saf ağırlığı sorulmalıdır[7].
Soruşturma kapsamında yasal şartlarının varlığı halinde gözaltı, tutuklama, şüphelinin evinde, iş yerinde, aracında ve üstünde arama, ele geçirilen uyuşturucu-uyarıcı maddelere el koyma, şüphelinin telekomünikasyon yoluyla yaptığı iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine başvurulmalıdır[8]. Şüpheli hakkındaki tedbirlerin usul ve yasaya uygun olması, masumiyet karinesi ışığında insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmemesi şarttır. Kurgu üzerinden değil yeterli şüphe oluşturan deliller üzerinden hak ve özgürlükleri sınırlandıran tedbirlere başvurulmalıdır.
Öncelikle ihbar veya şikâyetin kapsam ve içeriği, şikâyet veya ihbar sonucunda kolluk tarafından yapılan incelemelere dair tutanak içerikleri, usule uygun olarak alınan ev, iş yeri, cep telefonu, tablet veya bilgisayarda arama ve inceleme yapılmasına yönelik karar ve anılan karar uyarınca yapılan arama neticesinde ele geçen deliller incelendikten sonra uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının işlendiğine ilişkin hayatın olağan akışı çerçevesinde şüphe oluşturan yeterli delil bulunuyorsa gözaltı kararı verilmelidir.
Somut olayın özelliklerine göre, arama ve el koyma kararı ile bilgisayar kütüklerinde arama ve kopyalama kararlarının hukuka uygun olması, arama ve el koyma işlemlerine yönelik tutanakların Ulusal Yargı Ağı Bilişim sisteminde mevcut olması, arama ve el koyma işleminin sulh ceza mahkemesi kararında belirtildiği tarih ve saatler arasında yapıldığının tespiti şart olup arama kararında belirtilen saatler dışında herhangi bir arama veya el koyma işleminin yapılmaması gerekir.
Bilgisayar, cep telefonu veya tabletlerde arama, el koyma ve inceleme yapma usulü 5271 sayılı Kanun’un 127 ve 134. maddelerinde düzenlenmiş olup somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmelidir.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından dosya kapsamındaki eylemlerin ve delillerin net bir şekilde ortaya konulması suç vasfının tayini ve suç kastının tespiti açısından önemlilik arz etmektedir. Ancak soruşturmalarda masumiyet karinesi ihlal edilmeden hukuki sınırlar içerisinde kalınması ve dosyanın magazinleştirilmemesi gerekir.
İddianamede hangi şüphelinin veya şüphelilerin hangi eylem veya eylemleriyle kanunilik sınırları içerisinde kalmak kaydıyla hangi suçu ne şekilde işlediğinin delilleriyle birlikte ortaya konulması şarttır. Genel geçerli ifadelerle şüphelileri suçlamak yerine bilimsel ve teknik veriler ışığında somut delillerle atılı suçun belirtilmesi adil yargılanma ilkesi açısından bir gereklilik oluşturmaktadır. Eğer şüpheliler arasında bir iştirak ilişkisi bulunuyorsa somut eylemler ve deliller gösterilmek suretiyle iştirakin TCK’nın 37, 38 ve 39. maddeleri kapsamında iddianamede somutlaştırılması gerekir. Ayrıca şüphelilerin bir örgüt ilişkisi kapsamında hareket ettiğine ilişkin deliller bulunuyorsa örgütsel ilişkinin netleştirilmesi şarttır.
Bilirkişi incelemesi olayın aydınlatılması ve şüphelinin beyanlarının doğruluk derecesinin ortaya çıkarılması açısından çok önemlidir. Suça konu uyuşturucu veya uyarıcı madde üzerinde şüphelinin parmak izinin bulunmaması şüpheli lehine bir delil olarak kabul edilmektedir. Aksi halde ise şüpheli aleyhine bir delil olarak kabul edilmektedir.
Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tanık ifadeleri çok önemli olup uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında gizli tanık ifadelerinin manipülasyona açık olma ihtimali gözetildiğinde şüpheli tarafından iddialar karşısında etkili bir savunma hakkı ile delillerin toplanmasını isteme hakkının işletilmesi şarttır. Adil yargılanma kapsamında silahların eşitliği ile masumiyet karinesi esas olup gizli tanık ifadelerinin bilimsel ve teknik bir delil olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Suç vasfının tayini açısından delillerin titizlikle incelenmesi gerekir. Mevcut delillerin neyi temsil ettiği ve hangi delillerin hangi suçun unsurlarının oluştuğunun tespitinin göz ardı edilmemesi maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ile doğru eylemi doğru kanuni yaptırımların uygulanmasına olanak sağlayacaktır. Özellikle uyuşturucu madde ticareti ile kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçları arasındaki ayırımın Yargıtay kararları ışığında netleştirilmesi ile değişen yargı kararlarının titizlikle incelenerek uygulanması şarttır.
Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Dava dosyası kapsamına göre; kolluğa gelen ihbar üzerine yapılan fiziki takip sonucu, 05.12.2022 günü saat 19.30 sırasında sanığın … köprüsü üzerinde yaya olarak bulunduğu sırada tanık C.E ile aralarında bir şey alıp verdikleri, önleme arama kararı kapsamında yapılan kaba üst aramalarında sanıktan beş parça halinde, tanıktan ise bir parça halinde uyuşturucu madde ele geçirildiği ve sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddiasına ilişkin olarak; yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, kolluk tutanakları içeriği, tanık beyanı, sanığın aşamalardaki savunmaları, ele geçen maddelerin miktarı ve çeşitliliği, kriminal uzmanlık raporuna göre ele geçen maddenin Metamfetamin ve Abd-Butınaca maddelerini içerdiğinin tespiti, telefon mesaj kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti kapsamında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediği, hukuka uygun olarak toplanan delillere dayanarak mahkumiyet hükmünün kurulduğu, araştırılacak başka bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır[9].
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti bireysel ve toplumsal gelişmeyi engellemekte olup soruşturmalarda masumiyet karinesi ile özel hayatın gizliliği göz önünde tutulmalıdır. Ceza muhakemesine egemen tüm ilkelerin araştırma ve soruşturma makamları tarafından bilinmesi ve uygulanması şarttır.
Faillerin her zaman ticaret oluşturan fiilleri işlerken yakalanmaları söz konusu olmamaktadır. Başkaca hiçbir eylemi tespit edilemeyen; ancak kendisinden çeşitli miktarlarda uyuşturucu madde ele geçen bir failin kastının tespitinde, kesin çizgilerle sınır çizmek, belirli bir gramajın yahut adedin altında veya üstünde kalan rakamlara göre nitelendirmeler yapmak her zaman doğru sonucu vermeyebilecektir. Ancak uyuşturucu ticareti suçuyla etkin mücadele gereği faillerin yasanın gri noktalarından ve içtihat boşluklarından faydalanarak “kullanmak maksatlı bulundurma” görünümü altında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmalarının önüne geçmek gerekir[10].
Soruşturma kapsamında gerek görülmesi halinde, uyuşturucu maddeyi yurda sokan kişilerin veya maddelerin yurda ne surette girdiğini, bu maddeleri ithal veya ihraç etme izni bulunup bulunmadığını ve bu maddeleri üretme izni olup olmadığını tespit için Emniyet Genel Müdürlüğü, Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı vs. kurumlardan bilgi ve belge istenmelidir[11].
İddianamede uzmanlık raporunda belirtilen uyuşturucu maddeler ile ilgili deney şahit ve numunelerin 5237 Sayılı TCK 54/4. maddesi gereğince müsaderesi talep edilmelidir. Ayrıca somut olayın özelliklerine göre varsa hassa terazi ve ekleri ile suç ile elde edilen paranın da müsaderesi iddianamede talep edilmelidir. Yargılama yapılıp karar kesinleşmeden müsadere işlemi yapılamaz.
İddianamede şüphelinin veya şüphelilerin gözlem altında ve tutuklulukta geçirdikleri sürelerin TCK’nın 63. maddesi gereğince cezasından mahsubu iddianamede talep edilmelidir. Somut olayda TCK’nın 43. maddesi kapsamında zincirleme suç bulunuyorsa bunun iddianamede gösterilmesi gerekir. Yine şüpheli sabıkalı ise tekerrür hükümlerinin uygulanma koşulları bulunuyorsa TCK’nın 58. maddesinin uygulanması iddianamede talep edilmelidir.
Şüpheli veya şüphelilerin soruşturma aşamasındaki savunmaları, yakalama tutanağı, ikamet arama tutanağı, iş yeri arama tutanağı, yer tespit tutanağı, para tespit tutanağı, ihbar tutanağı, ön ekspertiz ve değerlendirme tutanağı, tartı vezin tutanağı, şüpheli arama tutanağı, genel adli muayene raporları, uzmanlık raporu, sorgu zaptı, emanet makbuzu, nüfus ve adli sicil kayıtları, olayın oluş ve işleyiş şekli üzerinden maddi gerçeğin araştırılarak şüphelinin uyuşturucu ticareti suçunu işleyip işlemediğinin belirlenmesi gerekir.
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında dört farklı cezayı ağırlaştırıcı hal bulunmakta olup bu hallerin tamamının somut olayın özelliklerine göre soruşturma aşamasında belirlenerek hangi nitelikli halin veya hallerin hangi şekilde oluştuğunun iddianamede belirtilmesi gerekir. Uyuşturucu ticareti suçlarında nitelikli haller şunlardır; Uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, bazmorfin, sentetik kannabinoid ve türevleri, sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri veya amfetamin ve türevleri olması, uyuşturucu ticareti oluşturan fiillerin ; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi, hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca uyuşturucu madde ticareti suçlarının, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
Tüm suçlarda olduğu gibi uyuşturucu madde ticareti suçlarında da delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesi şarttır. Arama kararına yönelik olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.09.2022 tarihli ve 2021/10-148 esas ve 2022/566 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya "adli arama", ikinci tür aramaya ise "önleme araması" denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma hem de önleme tedbiridir. Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun (2559 sayılı Kanun) 9.maddesi ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 18. ve 26. maddeleri arasında düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 19. maddesinde "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemi" olarak tanımlanmıştır. Şüpheli ya da sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyaların ele geçirilmesi amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, el koyma ile birlikte 5271 sayılı Kanunu'nun 116. ve 134. maddeleri arasında, 2559 sayılı Kanun'un 2. maddesi, Ek 4., Ek 6 ncı maddelerinde, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 9.maddesi ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5. ve 17. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5. maddesinde "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemi" şeklinde tanımı yapılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 2016/20-701 esas, 2018/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmeliğin "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Bu kararların dışında ayrıca 2559 sayılı Kanun'un 4/A maddesinde polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi verilmiştir. Yönetmeliğin 27.maddesinde bu yetkinin kullanılması için "umma" derecesinde makul şüphe aranmıştır. Polisin "umma" derecesinde makul şüphe duyması halinde yapabileceği işlemlere ilişkin "durdurma ve durdurma sonrası arama ve kontrol işlemleri" başlıklı 27. maddesinin (f) ve (ğ) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dahilinde daha geniş kapsamlı kontrol yapma imkânı doğacaktır. Şüphe üzerine arama yapılırken Polis bu yetkilerini kullanırken dikkat edilmesi gereken husus ise şu şekildedir: Kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir. Yönetmeliğin "karar veya yazılı emir üzerine üst ve eşya aramasının icrası" başlığı altında 28. maddesinde önleme araması ve adli arama kararı sonrasında üst ve eşya araması ve devamında 29. maddesinde araçlarda aramanın şekli düzenlenmiştir. Arama kararı alınmadan polisin durdurma ve sonrasında yapabileceği arama ve kontrol işlemlerinde Yönetmeliğin 27. maddede belirtilen sınırlamaların, arama kararı alındıktan sonra Yönetmeliğin 28. ve 29. maddelerinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Bunların yanında, önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı Kanun bu nitelikteki tehlike hâlini "makul sebep" olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı "makul şüphe" ile önleme aramasındaki "makul sebep" farklı kavramlardır. "Makul sebep" konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken "makul şüphe" çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir. Adli arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.09.2022 tarihli ve 2021/10-148 esas, 2022/566 karar sayılı kararında da değinildiği üzere, adli arama kararına dayanak olan makul şüphe sebepleri somut olgulara dayanmalı ve arama sonucunda belirli bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağı öngörülmelidir.
Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Dava dosyası kapsamına göre; sanık hakkında Pendik ilçesi Kuş Parkı çevresinde esrar ve uyuşturucu hap sattığı, uyuşturucu maddeleri 34 D..**** plakalı araçta sakladığı yönünde yapılan ihbar üzerine sanığın yakalanmasına yönelik çalışmalar yapıldığı halde her defasında kolluk kuvvetlerinden kaçtığı ve yakalanamadığı, 03.05.2016 tarihinde 17.30 sıralarında ihbarda geçen yerde sanığın görüldüğü, fiziki takibe başlandığı saat 21.30 da yanına gidildiğinde İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/2456 Değişik iş numaralı genel önleyici arama el koyma kararına istinaden kimlik kontrolü yapılarak üst aramasının yapıldığı, sanığa araçla ilgili sorular sorularak, anahtarını bir dükkana bıraktığını beyan etmesi üzerine aracın anahtarının dükkandan alınarak arama el koyma kararına istinaden Emniyet Amirliğine araç ve sanık ile intikal edildiği, araçta yapılan aramada şoför kısmında gaz ve fren pedalının üst kısmındaki boşlukta gizlenmiş poşette bulunan suça konu maddelerin ele geçirildiği olayda, yukarıdaki açıklamalar dikkate alınıp, somut olay bakımından suç delillerinin sanığın aracında yapılan arama da adli arama kararı alınmasının gerekli olduğundan, dava dosyası içerisinde bulunan "önleme araması kararı" sanığın yakalandığı yerden alınıp başka bir yere götürüldüğü anlaşıldığından yapılan aramanın hukuka uygun olmayacağından sanık durdurulduktan sonra devam eden süreçte Cumhuriyet savcısına haber verilerek usulüne uygun şekilde alınmış "adli arama kararı" ya da "yazılı arama emri" alındıktan sonra arama yapılması gerekir iken yetersiz olan önleme arama kararına istinaden sanığın yakalandığı yerden başka bir yere götürülerek, suça konu uyuşturucu maddelerin ele geçirilmiş olması nedeni ile delillerin hukuka aykırı yöntemle ele geçirilmiş olduğu anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesince verilen beraat kararında hukuka aykırı bulunmamıştır[12].
Uyuşturucu madde satışına konu madde miktarının az ya da çok oluşunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188/3. maddesinde tanımlanan suçun oluşumu açısından tek başına ölçüt olmadığı göz ardı edilmemelidir[13]. Önemli olan şüphelinin uyuşturucu sattığına ilişkin delillerin bulunmasıdır.
İhbar üzerine şüphelinin evinde arama yapılmasına dair sulh ceza hakimliğinin verdiği adli arama kararı kapsamında yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucunun miktarı ve hassa terazinin varlığı somut olayda şüphelinin uyuşturucu ticareti kastıyla hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dava dosyasının kapsamına göre; sanığın ikametinde uyuşturucu sattığı ihbarı üzerine Sulh Ceza Hakimliğince verilen adli arama kararı ile sanığın ikametinde yapılan aramada, sentetik kannabinoidler grubunda yer alan ADB-BUTINICA, metamfetamin ve metamfetamin bulaşıklı hassas terazinin ele geçirildiği olayda; sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçunu işlediği iddiasına ilişkin olarak; eyleme uyan suç vasfının ve yaptırımlarının doğru biçimde belirlendiği, ikametinden ele geçirilen madde miktarı, metamfetamin bulaşıklı hassas terazinin ele geçirilmesi ile dava dosyası kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair kabulde, delillerin değerlendirilmesine aramanın hukuka uygun olduğuna ilişkin takdirlerinde, sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır”[14].
Uygulamada uyuşturucu ticareti ile başlayan yargılamaların uyuşturucu kullanma veya bulundurma suçuna dönüştüğü gözlemlenmekte olup şüpheli veya şüphelilerin haksız tutuklama kararlarının birer nesnesi olmaları hukuk güvenliği ve kişilerin özgürlükleri açısından sakıncalıdır. Eylemin hukuka uygun deliller ışığında Yargıtay kararlarına göre vasıflandırılmasında bireysel, toplumsal ve kamusal yararlar bulunmaktadır.
Örgüt suçlarıyla birlikte işlendiğinde hem örgütlü suçlardan hem de uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından ayrı ayrı soruşturma yapılarak gerçek içtima hükümleri gereğince iddianame düzenlenmelidir. Ancak böyle durumlarda uyuşturucu madde ticareti suçunun örgütlü işlenmesi halinin nitelikle hal olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
---------------
[1] Apaydın Cengiz, , Ceza Muhakemesine Egemen İlkeler Işığında Olağan ve Olağanüstü Kanun Yolları, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2025, s. 7.
[2] Güngör, Ali/Apaydın, Cengiz/Akyamaç, Murat/ Serdar, Beyazıt/Tülü, Hacı Mehmet/Çavuş, Adnan/Yaşar, Alim/Şen, Zekeriye/Bilgi, Levent/Aydın, Filiz Gökduman/Kara, Eyüp/Altun, Yunus Emre/Aslan, Ahmet/Karcıoğlu, Tuncay/Okudan, Furkan, Cumhuriyet Savcıları İçin Soruşturma Rehberi, 2. Baskı, İstanbul, 2020,, s. 98.
[3] Güngör ve diğerleri, s. 98.
[4] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18. 12. 2025 tarihli, 2024/22449 esas ve 2025/10924 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[5] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 10. 12. 2025 tarihli, 2025/7012 esas ve 2025/10430 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[6] Güngör ve diğerleri, s. 98.
[7] Aksüt, Ertekin, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde İmal ve Ticaret Suçları, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2019, s. 62.
[8] Güngör ve diğerleri, s. 98.
[9] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18. 12. 2025 tarihli, 2024/22467 esas ve 2025/10923 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[10] Meydan, s. 350.
[11] Güngör ve diğerleri, s. 99.
[12] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 26. 12. 2024 tarihli, 2024/19323 esas ve 2024/10096 sayılı kararı
[13] Güngör ve diğerleri, s. 99.
[14] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 10. 12. 2025 tarihli, 2024/25122 esas ve 2025/10427 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).