Ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden olan ve kusurluluğu azaltması nedeniyle cezanın indirilmesini gerektiren haksız tahrik TCK’nın 29. maddesinde şöyle düzenlenmiştir.” Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir”.

Haksız tahrikin ana koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psi­kolojik hâlleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır. Gazap, aslında hiddet­lenmeyi ifade eder; şedit bir elem deyimi psikolojik bakımdan aslında hare­ketsizliğe, pasifliğe yöneltici bir ruh hâli ise de, burada söz konusu olan hid­dete yönelten bir elemdir. Bu itibarla sadece hiddet sözcüğünün kullanılması bu hâli de kapsar idi. Ancak uygulamada duraksamalara neden olmamak için metinde her iki sözcüğün kullanılması uygun sayılmıştır[1].

Hiddet veya şiddetli elemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması gere­kir. Maddeye bu ibarenin eklenmesinin amacı, ülkemizde özellikle “töre veya namus cinayeti” olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında hak­sız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçmektir[2].

Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlana­mayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hu­kuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uy­gulanması söz konusu olabilecektir[3].

Haksız tahrikte adi ve ağır tahrik ayırımı bulunmamaktadır. Tahrik hâlinde verilecek ceza bakımın­dan aşağı ve yukarı sınırlar kabul edilmek suretiyle olayın özelliğine göre uygulamada takdir olanağı tanınması amaçlanmıştır. Hâkim tahrikin ağırlık derecesine göre yapılacak indirimi saptayabilecektir. Ancak bu indirimin ya­pılabilmesi için haksız fiilin bir hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabile­cek ağırlıkta olması gerekir. Bu nedenle böyle bir etkiyi meydana getirebile­cek ağırlıkta olmayan haksız fiiller bakımından hükmün uygulanması söz konusu olmayacaktır[4].

Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları (CGK'nın 19.02.2025 tarihli ve 279-75 sayılı, 15.01.2025 tarihli ve 531-21 sayılı ile 15.01.2025 tarihli ve 594-22 sayılı kararları gibi) ile doktrinde de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;

a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,

b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,

d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir[5].

Öncelikli sorun olayda haksız tahrik olup olmadığı, haksız tahrik varsa hangi eylemden kaynaklı olarak kim veya kimlerin haksız tahrik altında hareket ettiği ile haksız tahrikin dercesine göre indirim oranının[6] hak ve nesafete uygun olarak belirlenip belirlenmediğidir.

Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır[7].

Sanığın beyanları haksız tahrik uygulanması için yeterli görülmeden sanığın beyanlarının doğruluk derecesinin araştırılması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından bir zorunluluk arz etmektedir. Her kasten insan öldürme suçunda haksız tahrik hükümlerinin şablon olarak uygulanması adalet duygusunu rencide etmekte olup maktulün hatırasına da hakaret olarak değerlendirilmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu yakın tarihli bir kararında sanığın, 19 yıllık eşi ve üç çocuk annesi maktul A..'e uzun yıllardır şiddet uyguladığı hususu, sanık hakkındaki mahkûmiyet kararları ve komşularının beyanları ile sabittir. Olay tarihinden yaklaşık dört ay önce sanığın kendisini darp etmesi sonucu çocuklarını da yanına alan maktulün ..'ya bir kadın arkadaşının yanına yeni bir hayat kurmak umuduyla sığınmıştır. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda maktul ya da mağdurdan haksız hareket kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşkunun sanık lehine yorumlanması hususunda bir tereddüt bulunmasa da, bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunludur. Somut olayda ise maktulün sanığın şiddetinden uzaklaşmak için gittiği ..'da başka bir erkekle görüştüğüne, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin herhangi bir delil olmadığı gibi maktulün bir başkasıyla ilişki yaşamadığı hususunun maktul ve sanığın müşterek kızları … tarafından tüm aşamalarda istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Sanık müdafisinin talebiyle dinlenen sanığın kardeşlerinin dâhi maktulün bir başka erkekle ilişkisi olduğuna dair bir duyumlarının olmadığını belirtmektedirler. Maktulün telefonunda yapılan inceleme sonunda da bu yönde bir delile ulaşılmamıştır. Sanığın maktul eşini "Ben ..'da kendime bir boğa buldum." dedikten sonra yüzüne tükürmesi üzerine kapıldığı tahrik üzerine öldürdüğüne ilişkin soyut tahrik savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğu, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi olay günü boyunca ve olay sırasında sanıkla maktulün yanında bulunan kızları ..'in olaydan hemen sonra verdiği ifadesiyle de doğrulanmaması karşısında bu savunmaya da itibar edilemez. Bu nedenle somut olayda maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen herhangi bir haksız söz ve davranış bulunmadığı, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince verilen direnme kararına konu hükmün sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir[8].

Haksız tahrikinin bulunup bulunmadığının somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir. Kusurluluğu azaltan bir hal olması nedeniyle varlığının veya yokluğunun gerekçelendirilmesi gerekir. Genel geçerli ifadelerin kullanılması adil yargılama hakkının ihlali niteliğindedir.

----------

[1] TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.

[2] TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.

[3] TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.

[4] TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.

[5] YCGK’nun 11.02.2026 tarihli, 2024/1-544 esas ve 2026/82 sayılı kararı ((UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[6]Yerel Mahkemece kurulan direnme kararına konu hükümlerin, sanık hakkında sadakat yükümlülüğüne aykırı davranma gerekçeleriyle TCK'nın 29. maddesi uyarınca makul düzeyde haksız tahrik indirimleri yapılması gerektiğine ilişkin bozma kararına uyulmasına rağmen bozma kararında belirtildiği şekilde sanığın cezalarından makul düzeyde haksız tahrik indirimleri yapılmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. YCGK’nun 11.02.2026 tarihli, 2024/1-544 esas ve 2026/82 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[7] YCGK’nun 21.01.2026 tarihli, 2024/1-559 esas ve 2026/42 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[8] YCGK’nun 21.01.2026 tarihli, 2024/1-559 esas ve 2026/42 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).