E-ticaret platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte markalı ürünlerin yetkisiz satıcılar tarafından çevrim içi pazaryerlerinde satışa sunulması, distribütörlük ilişkileri bakımından ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Özellikle Amazon FBA modeli, depolama ve lojistik süreçlerinin platform tarafından yürütülmesi sebebiyle, klasik marka tecavüzü analizinin ötesine geçen bir hukuki tartışma alanı yaratmaktadır. Bu bağlamda sorun, her somut olayda “marka hakkına tecavüz” olarak nitelendirilemeyecek; çoğu zaman tükenme ilkesi, paralel ithalat ve sözleşmesel dağıtım sistemleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir.

Marka Hakkının Kapsamı ve Uluslararası Tükenme İlkesi

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.7 uyarınca marka sahibi, markayı kullanma konusunda münhasır hakka sahiptir. Ancak bu hak mutlak değildir. SMK m.152 hükmü uyarınca, “Sınai mülkiyet hakkı korumasına konu ürünlerin, hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulmasından sonra bu ürünlerle ilgili fiiller hakkın kapsamı dışında kalır.” Hükümde mülga 556 sayılı KHK’daki “Türkiye’de” ibaresine yer verilmemiştir.

Kanun koyucunun bu tercihi ve madde gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, Türk marka hukukunda uluslararası tükenme ilkesinin benimsendiği yönünde güçlü bir öğretisel kabul bulunmaktadır. Buna göre ürün dünyanın herhangi bir yerinde marka sahibinin izniyle piyasaya sürülmüşse, marka hakkı tükenir ve o ürünün yeniden satışı kural olarak engellenemez.

Dolayısıyla orijinal ve hak sahibinin rızasıyla dünya piyasasına sunulmuş bir ürünün Türkiye’de yeniden satılması, kural olarak marka hakkına tecavüz teşkil etmez. E-ticarette yetkisiz satıcı sorununun temel hukuki gerilimi tam da bu noktada ortaya çıkar. Marka sahibi, yalnızca “yetkili satıcı ağı” oluşturmuş olmakla ürünün yeniden satışını otomatik olarak yasaklayamaz.

Paralel İthalat Meselesi

Paralel ithalat, markalı ürünün marka sahibinin yetkilendirdiği resmi dağıtım kanalı dışında, genellikle başka bir ülkeden temin edilerek Türkiye’de satışa sunulmasıdır. Uluslararası tükenme ilkesi benimsendiği kabul edildiğinde, ürünün dünyanın herhangi bir yerinde marka sahibinin izniyle piyasaya sürülmüş olması, Türkiye’deki yeniden satışın engellenememesi sonucunu doğurur.

Bu çerçevede paralel ithalat, tek başına marka hakkına tecavüz oluşturmaz. Belirleyici kriter, ürünün orijinal olması ve ilk piyasaya sürülmenin hak sahibinin rızasıyla gerçekleşmiş bulunmasıdır.

Ancak SMK m.152/2 hükmü uyarınca marka sahibi, malın durumu değiştirilmiş veya bozulmuşsa yeniden satışa karşı çıkabilir. Bu istisna, tükenme ilkesinin sınırını çizmektedir. Örneğin ambalajın değiştirilmesi, seri numarasının silinmesi, garanti sisteminin manipüle edilmesi veya ürünün marka itibarını zedeleyecek biçimde sunulması hâllerinde marka sahibinin müdahale hakkı doğar.

Yetkili Satıcı Ağı ve Sözleşmesel Sınırlar

Marka sahipleri çoğu zaman seçici dağıtım sistemi veya münhasır distribütörlük sözleşmeleri kurmaktadır. Ancak bu sözleşmeler yalnızca taraflarını bağlar. Ürünü hukuka uygun şekilde edinmiş üçüncü kişilerin yeniden satışını sırf “yetkisiz satıcı” oldukları gerekçesiyle engellemek mümkün değildir.

Uluslararası tükenme ilkesi kabul edildiğinde, marka sahibi dünya çapında piyasaya sürdüğü bir ürünün sonraki dolaşımını, sözleşmesel dağıtım sistemi aracılığıyla üçüncü kişilere karşı ileri süremez. Sözleşmeye aykırılık ayrı bir hukuki sorumluluk doğurabilir; ancak bu durum marka tecavüzü anlamına gelmez.

Dolayısıyla her yetkisiz satış marka tecavüzü değildir; ancak her yetkisiz satış da otomatik olarak hukuka uygun değildir. Ayırt edici kriter, ürünün orijinalliği, ilk piyasaya sürülme anı ve ürünün satış sürecindeki sunum şeklidir.

Amazon FBA Modeli ve Platformun Konumu

Amazon FBA modelinde ürünler platformun depolarında saklanmakta ve lojistik süreç platform tarafından yürütülmektedir. Bu durum, platformun pasif aracı mı yoksa aktif ekonomik aktör mü olduğu tartışmasını doğurmaktadır.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun m.9 uyarınca aracı hizmet sağlayıcı kural olarak içerikten sorumlu değildir. Ancak platformun satış organizasyonunda aktif rol üstlenmesi, depolama ve dağıtım sürecini kontrol etmesi ve ekonomik bütünlük içinde hareket etmesi hâlinde sorumluluk değerlendirmesi farklılaşabilir. Avrupa Birliği Adalet Divanı içtihatlarında da platformun pasif mi aktif mi olduğu belirleyici kriter olarak kabul edilmektedir.

Türk hukukunda henüz yerleşik bir içtihat birliği oluşmamış olmakla birlikte, FBA modelinin klasik “aracı” statüsünün ötesine geçebileceği yönünde doktrinde güçlü görüşler mevcuttur.

Marka Tecavüzü mü, Haksız Rekabet mi?

Yetkisiz satıcı vakalarında çoğu zaman marka tecavüzü ile haksız rekabet iddiaları birlikte ileri sürülmektedir. Türk Ticaret Kanunu m.54 ve devamı hükümleri, dürüstlük kuralına aykırı ticari uygulamalara karşı koruma sağlar. Özellikle tüketiciyi yanıltıcı sunum, resmi distribütör izlenimi yaratma veya garanti koşullarında manipülasyon gibi hâller haksız rekabet kapsamında değerlendirilebilir.

Bu nedenle dava stratejisi belirlenirken yalnızca SMK hükümleri değil, TTK hükümleri de dikkate alınmalıdır.

Mukayeseli Hukuk Bağlamında Nürnberg Yüksek Bölge Mahkemesi’nin 29.10.2024 Tarihli Kararı (3 U 881/24)

Uyuşmazlığın Hukuki Çerçevesi

Uluslararası tükenme ilkesinin sınırlarına ilişkin tartışmalar yalnızca Türk hukukunda değil, Avrupa hukukunda da güncelliğini korumaktadır. Nitekim Alman Nürnberg Yüksek Bölge Mahkemesi’nin 29.10.2024 tarihli ve 3 U 881/24 sayılı, “Kuru Kahveci Mehmet Efendi” markasına ilişkin kararı, marka hakkının tükenmesi bağlamında dikkat çekici tespitler içermektedir.

Uyuşmazlığın esası, Türkiye’de hak sahibinin rızasıyla piyasaya sürülen ürünlerin AEA bakımından marka hakkını tüketip tüketmeyeceği noktasında toplanmıştır.

Mahkemenin Tespitleri

Nürnberg Yüksek Bölge Mahkemesi, Avrupa Birliği Marka Tüzüğü m.15/1 hükmüne dayanarak tükenmenin yalnızca Avrupa Ekonomik Alanı içinde gerçekleşebileceğini açıkça ortaya koymuştur. Hükme göre:

“Bir AB markası, sahibine, Avrupa Ekonomik Alanı’nda bu marka altında sahibi tarafından veya onun rızasıyla piyasaya sürülen mallarla ilgili olarak kullanımını yasaklama hakkı vermez.”

Bu düzenleme, AB hukukunda bölgesel tükenme ilkesinin emredici nitelikte olduğunu göstermektedir. Mahkeme, Türkiye’nin AEA dışında yer alması sebebiyle Türkiye’deki ilk satışın AB bakımından tükenme sonucunu doğurmayacağına hükmetmiştir.

Kararda ayrıca ABAD’ın Silhouette (C-355/96) ve Coty Prestige (C-127/09) içtihatlarına atıf yapılmış; AB hukukunun bölgesel tükenme modelini zorunlu kıldığı, üye devletlerin iç hukuklarında uluslararası tükenme sistemini benimseyemeyeceği vurgulanmıştır.

Davalı tarafından ileri sürülen, Türkiye–AB Ortaklık Anlaşması Ek Protokolü m.21 ve m.22 hükümlerinin ithalat üzerindeki sınırlamaları yasakladığı yönündeki savunma ise kabul edilmemiştir. Mahkeme, fikri mülkiyet haklarının korunmasının meşru bir amaç teşkil ettiğini ve bölgesel tükenme sisteminin orantılı bir sınırlama olduğunu değerlendirmiştir.

Kararın Önemi

Bu karar, tükenme ilkesinin yalnızca serbest ticaret perspektifiyle değil, marka sahibinin kalite kontrol ve dağıtım üzerindeki denetim yetkisi çerçevesinde de yorumlandığını göstermektedir. AB hukukunda marka sahibine, malların AEA içerisindeki ilk arzını kontrol etme yetkisi tanınmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye’de ilk kez piyasaya sürülen ürünler, hak sahibinin rızası olsa dahi, AEA bakımından marka hakkını tüketmemektedir. Bu durum, paralel ithalatın hukuka uygunluğu meselesinin coğrafi hukuk rejimine göre değişebileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Türk Hukuku ile Kararın Mukayesesi

Türk hukukunda ise 6769 sayılı SMK m.152 hükmünde “Türkiye’de” ibaresine yer verilmemiştir. Mülga düzenlemeden farklı olarak coğrafi sınırlamanın kaldırılmış olması ve madde gerekçesindeki açıklamalar, öğretide uluslararası tükenme ilkesinin benimsendiği yönünde güçlü bir yoruma dayanak oluşturmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye bakımından marka sahibi tarafından dünyanın herhangi bir yerinde rızayla piyasaya sürülen ürünlerin yeniden satışı kural olarak engellenemezken, AB hukukunda aynı durum marka tecavüzü sonucunu doğurabilmektedir.

Nürnberg kararı, Türk hukukundaki uluslararası tükenme yaklaşımı ile AB hukukundaki bölgesel tükenme sistemi arasındaki yapısal farkı net biçimde ortaya koymaktadır.

Değerlendirme

Karar, paralel ithalatın hukuka uygunluğunun tek başına ürünün orijinalliğine indirgenemeyeceğini; tükenme rejiminin benimsendiği coğrafi alanın belirleyici olduğunu göstermektedir. Uluslararası ticarette faaliyet gösteren marka sahipleri bakımından bu ayrım son derece kritiktir.

Türkiye’de uluslararası tükenme sistemi benimsenmiş olsa dahi, AB markaları bakımından AEA sınırları esas alınmaktadır. Bu nedenle küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketler açısından her bir ülkenin tükenme rejimi ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Genel Sonuç ve Değerlendirme

E-ticaret platformlarında ortaya çıkan yetkisiz satıcı ve paralel ithalat uyuşmazlıkları, klasik marka tecavüzü analizinin ötesinde, tükenme ilkesinin sınırlarının doğru belirlenmesini gerektirmektedir. 6769 sayılı SMK m.152’nin lafzı ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, Türk hukukunda uluslararası tükenme ilkesinin benimsendiği yönünde güçlü bir kabul bulunmaktadır. Bu çerçevede marka sahibi tarafından dünyanın herhangi bir yerinde rızayla piyasaya sürülen orijinal ürünlerin Türkiye’de yeniden satışı kural olarak engellenemez.

Ancak ürünün durumu değiştirilmiş, marka itibarı zedelenmiş veya tüketici yanıltılmışsa marka sahibinin müdahale hakkı devam eder. Yetkisiz satış vakalarında açılacak davaların hukuki dayanağı somut olayın özelliklerine göre marka tecavüzü, haksız rekabet veya sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanabilir. Tükenme ilkesinin uygulanma alanı doğru analiz edilmeden açılacak davalar ise reddedilme riski taşır.

Sonuç itibarıyla paralel ithalat, kural olarak hukuka uygun bir ticari faaliyettir. Ancak marka hakkının sınırları ile rekabet özgürlüğü arasındaki denge, her somut olayda titizlikle kurulmalıdır. Dijital pazaryerlerinde etkin marka koruması, normatif çerçevenin doğru yorumlanması ve stratejik hukuki değerlendirme ile mümkündür.

Av. Meryem AYIK