1. GİRİŞ: MURİS MUVAZAASININ UNSURLARI VE BAKIM İLİŞKİSİNİN YERİ

Muris muvazaası (halk arasında “mirastan mal kaçırma” olarak bilinen durum), mirasbırakanın (muris) gerçek iradesini gizleyerek mirasçılarını miras haklarından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı danışıklı işlemdir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre muris muvazaasında, mirasbırakan gerçekte bağış olan iradesini resmi şekilde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı (karşılıklı bedelli) bir işlem şeklinde beyan eder. Bu tür işlemler, Yargıtay tarafından irade ile beyan arasında kasten yaratılan bir aykırılık olarak tanımlanmaktadır12. Başka bir deyişle, muris muvazaasında görünürdeki sözleşme ile gizli amaç örtüşmez: Asıl hedef, mirasçıların haklarını ihlal edecek şekilde mal varlığını devretmektir. Buna aynı zamanda nispi muvazaa da denir.

Muris muvazaasına ilişkin davalarda temel sorun, yapılan işlemin (örn. tapuda satış ya da ölünceye kadar bakma akdi) murisin gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daire kararları, böyle durumlarda satış bedelinin mutlaka para olmasının şart olmadığını, belirli bir hizmet veya bakım emeğinin de ivaz (karşılık) olarak kabul edilebileceğini vurgulamıştır3. Bu yaklaşım, mirasbırakanın malını devretmesinin arkasında gerçekten bir bakım sağlama niyeti varsa, bunun hukuken geçerli bir bedel sayılabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla bakım ilişkisi savunması, muris muvazaası davalarında davalı tarafın öne sürdüğü ve temlikin aslında bağış amaçlı muvazaalı bir işlem değil, bakım hizmeti karşılığında yapılmış ivazlı bir işlem olduğunu ispatlamaya yarayan en güçlü argümanlardan biridir. Bu savunma, doğru temellendirildiğinde, yapılan işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı olmadığı yönünde mahkemeyi ikna edebilir.

2. BAKIM İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE KULLANILAN TEMEL KRİTERLER

Yargıtay, muris muvazaası davalarında ileri sürülen bakım ilişkisi savunmasını değerlendirirken yıllar içinde bazı temel kriterler geliştirmiştir. Hemen hemen tüm ilgili Yargıtay kararlarında, mahkemelerin aşağıdaki dört hususu ayrıntılı biçimde araştırması zorunlu tutulmuştur456:

1. Murisinin Yaşı ve Sağlık Durumu: Sözleşme tarihinde mirasbırakanın kaç yaşında olduğu ve genel sağlık hali önemlidir. Özellikle murisin bakıma muhtaç olup olmadığı incelenir. Genç ve sağlıklı bir kişinin bakım ihtiyacı iddiası zayıf bulunabilecekken, ileri yaşta veya ciddi sağlık sorunları olan bir murisin bakım ihtiyacı içinde olması savunmayı güçlendirebilir.

2. Ailevi Koşullar ve İlişkiler: Murisin aile içerisindeki durumu değerlendirilir. Kiminle yaşadığı, bakıma ihtiyacı olduğunda fiilen kimin destek olduğu, diğer mirasçılarla ilişkilerinin nasıl olduğu gibi faktörler önem taşır. Örneğin, muris tek başına yaşıyorsa ve bakımını belirli bir kişi üstlenmişse, bu durum bakım savunmasını destekler. Buna karşılık muris, bakımını zaten eşi veya çocukları gibi yakınlarıyla birlikte yaşadığı kişilerden olağan bir şekilde görüyorsa, yapılan temlikin gerçek bir bakım karşılığı olup olmadığı daha şüpheli değerlendirilebilir.

3. Muris Mülkiyetindeki Diğer Varlıklar: Murisin elinde bulunan diğer mal varlığı incelenir. Yani bakım ihtiyacını karşılayacak maddi gücü veya geliri aslında var mıydı? Örneğin murisin düzenli kira geliri, birikimi ya da başka taşınmazları varken, bakım masraflarını karşılamak için bunları kullanmak yerine doğrudan en değerli malını devretmesi hayatın olağan akışına aykırı görülebilir. Mahkemeler, murisin başka ödeme imkânlarının bulunup bulunmadığını sorgulayarak, temlikin gerçekten bakım zorunluluğundan mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma niyetinden mi kaynaklandığını anlamaya çalışır.

4. Devredilen Malın Tereke İçindeki Oranı: Temlik edilen malın, murisin tüm malvarlığına oranı kritik bir kriterdir. Devredilen mal murisin malvarlığının çok büyük bir kısmını oluşturuyorsa, bu durum genellikle savunmayı zayıflatır. Aksine, makul bir sınırda kalıyorsa, yani muris malvarlığının sadece küçük bir bölümü bakım karşılığında devredilmiş ve geriye diğer mirasçılar için anlamlı bir kısım kalmışsa, bu savunma lehine değerlendirilebilir. Yargıtay kararları, özellikle devrin murisin tüm malvarlığını veya çok büyük bir kısmını kapsayıp kapsamadığına büyük önem vermektedir.

Bu dört kriter, mahkemelerin somut olaydaki bakım ilişkisini samimiyet testi diyebileceğimiz bir incelemeye tabi tutmasını sağlar. Amaç, görünürdeki bakım iddiasının gerçekten hayatın olağan akışı ile uyumlu ve makul olup olmadığını tespit etmektir. Eğer bu kriterlerin çoğu savunmayı destekler yönde ise, bakım ilişkisi savunmasının başarı şansı artar; tersi durumda ise savunma genellikle reddedilir.

3. BAKIM OLGUSUNUN TEK BAŞINA YETERLİLİĞİ SORUNU

Muris muvazaası davalarında, murisin gerçekte bakım hizmeti görmüş olması tek başına işlemin muvazaalı olmadığını kanıtlamaya her zaman yetmeyebilir. İncelenen Yargıtay kararları ışığında, bakım olgusunun varlığı tek başına kesin bir ispat güvencesi değildir. Bu başlık altında, bakım olgusunun yetersiz görüldüğü ve yeterli kabul edildiği durumlar somut örneklerle ele alınacaktır.

Yetersiz Olduğu Durumlar: Muris gerçekten bakım görmüş olsa bile, devredilen malın miktarı ve oranı makul sınırların ötesindeyse Yargıtay, işlemin ardındaki amacın bakım sağlamak değil “mal kaçırmak” (yani mirasçılardan malı bağış şeklinde kaçırma) olduğuna hükmedebilmektedir. Örneğin, murisin bakımını üstlenen kişiye malvarlığının %85 gibi çok büyük bir kısmını devretmesi, Yargıtay tarafından makul ölçüleri aşan bir temlik olarak değerlendirilmiş ve işlemin muvazaalı sayılmasına yol açmıştır1. Benzer şekilde murisin, bakım görmesine rağmen sahip olduğu beş taşınmazın tamamını bakım yapan kişiye devredip geriye hiçbir malvarlığı bırakmaması da bakım amacından ziyade mirastan mal kaçırma niyetiyle hareket edildiği şeklinde yorumlanmıştır7. Bu örnekler, bakım hizmeti verilmiş olsa bile orantısız ve aşırı temliklerin mahkeme nazarında savunmayı başarıya ulaştıramadığını göstermektedir.

Yeterli Görüldüğü Durumlar: Öte yandan, bakım karşılığında yapılan devir murisin malvarlığının makul bir bölümünü oluşturuyorsa ve bakım hizmeti gerçekten fiilen yerine getirilmişse, Yargıtay bu savunmayı kabul etmektedir. Özellikle temlik edilen mal, murisin tüm malvarlığı içinde makul bir pay ise ve diğer mirasçıların haklarını tümüyle ortadan kaldırmıyorsa savunma güçlüdür. Ayrıca dikkat çeken bir husus: Muris sağlığında bakım yükümlülüğünün yerine getirilmediğine dair hiç dava açmamışsa, bu da bakımın gerçekten yapılmış olduğuna dair bir karine (belirti) sayılmaktadır. Nitekim Yargıtay, murisin ölmeden önce bakımıyla ilgili bir şikâyette bulunmamasını, bakım borcunun ifa edildiğine işaret eden destekleyici bir olgu olarak değerlendirmiştir89. Sonuç olarak, bakım olgusunun başarıyla ileri sürülebilmesi için sadece bakımın varlığı değil, işlemin genel manada makul ve dengeli olması da şarttır.

4. BAKIM SAVUNMASININ REDDEDİLDİĞİ HALLER VE SOMUT ÖRNEKLER

Yargıtay içtihatlarında, bakım ilişkisi savunmasının genellikle başarısız olduğu bazı kritik durumlar tespit edilmiştir. Öne çıkan örnekler şunlardır:

- Ahlaki Görev ve Mevcut Gelir: Bakım hizmetinin, murisin eşi veya çocuğu gibi yakınları tarafından “ahlaki bir görev” anlayışıyla yapılması ve murisin aslında olağanüstü derecede özel bir bakıma muhtaç olmaması halinde, Yargıtay bakım savunmasını genellikle reddetmektedir. Örneğin, bakım yapan kişinin devlet tarafından bağlanan bakım aylığını/ücretini alması durumu, yapılan temlikin gerçek bir ivaz karşılığı değil, gizli bir bağış olduğu sonucuna götürmüştür10. Zira bu durumda, bakım zaten kanunen veya toplumsal beklentiyle yapılacak bir görev sayıldığı için, ayrıca mal devri yapılması hayatın olağan akışına aykırı ve muvazaanın göstergesi olarak görülmektedir.

- Alternatif Ödeme Gücü: Murisin aslında bakımı finanse edebilecek başka geliri veya malı varken, buna başvurmak yerine doğrudan en kıymetli taşınmazını devretmesi de Yargıtay tarafından şüpheyle karşılanmaktadır. Bu durum, sıradan hayat tecrübelerine aykırı bulunur. Nitekim bir olayda murisin kira gelirleri ve başka malvarlıkları mevcut olduğu halde bakım masrafları için bunları kullanmayıp en değerli mülkünü devretmesi, hayatın olağan akışına aykırı görülmüş ve işlemin muvazaalı olduğu sonucuna varılmıştır11.

- Kısa Süre ve Ölümcül Hastalık: Murisin ölümüne çok kısa bir süre kala (örneğin vefatından sadece birkaç hafta önce), üstelik kanser gibi ağır bir hastalık sürecindeyken yaptığı devir işlemleri, Yargıtay uygulamasında genellikle bakım amacıyla açıklanamaz. Bu tür durumlar, bakım ihtiyacından ziyade mirasçılardan mal kaçırma ve gizli bağış amacı olarak nitelendirilir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, murisin ölümünden 27 gün önce gerçekleştirdiği taşınmaz devri, ağır hastalık koşullarında yapıldığı ve süre çok kısa olduğu için bakım amacı taşımadığı, muvazaalı bir işlem olduğu sonucuna varılmıştır12.

- Orantısızlık (Açık Nispetsizlik): Bakım savunmasının en çok zayıfladığı hallerden biri de temlik edilen malın değeri ile sunulan bakım hizmeti arasında bariz bir orantısızlık bulunmasıdır. Eğer devredilen mal, verilen bakımın maddi değerine kıyasla çok yüksek değerde ise, bu durum muvazaa iddiasını güçlendirmektedir. Örneğin, düşük düzeyde bir bakım hizmetine karşılık yüksek değerde bir taşınmaz devredilmişse, Yargıtay bunu muvazaanın göstergesi sayabilmektedir13. Burada önemli olan, bakımın kapsamı ile devrin boyutu arasındaki dengenin hayatın olağan akışına uygun olmamasıdır.

Yukarıdaki örnekler, hangi hallerde bakım ilişkisine dayalı savunmanın inandırıcı bulunmadığını netleştirmektedir. Bu durumlarda Yargıtay, muris ile bakım veren arasındaki işlemin perde arkasında mirasçılardan mal kaçırma niyeti yattığına kanaat getirmekte ve genellikle tapu iptali ve tescil taleplerini kabul ederek işlemi iptal etmektedir.

5. BAKIM SAVUNMASININ KABUL EDİLDİĞİ HALLER (MİNNET DUYGUSU)

Bazı istisnai durumlarda, görünürde muris muvazaası unsurları bulunsa dahi, bakım olgusu işlemi hukuken geçerli kılabilmektedir. Bu kabul hallerinin başında murisin bakım sağlayan kişiye duyduğu minnet duygusu gelmektedir. Yargıtay içtihatlarında, mirasbırakanın kendisine büyük bir özveriyle bakan kişiye minnet ve şükran hissiyle yaptığı temliklerin, sırf satış bedelinin düşüklüğü nedeniyle muvazaalı sayılamayabileceği belirtilmiştir. Aşağıda, bakım savunmasının başarıyla kabul edildiği önemli örnek durumlar incelenmiştir:

- Minnet ve Şükran: Murisin, bakımını üstlenen kişiye karşı derin bir minnet duyup bu hissiyatla malını devretmesi durumunda, Yargıtay bu temliki mal kaçırma amacı taşımayan gerçek bir işlem olarak kabul edebilmektedir. Bu gibi durumlarda, tapuda gösterilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasında büyük farklar olsa bile, tek başına bu fark muvazaa kanıtı sayılmamaktadır1415. Önemli olan, murisin temlikteki amacının mirasçıyı aldatmak değil, kendisine emek veren kişiye hakkını teslim etmek olduğunun ortaya konabilmesidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin kararlarında, minnet duygusuyla yapılan ve bakım ilişkisine dayanan devirlerde, işlemin gerçekliği lehine yorum yapıldığı görülmektedir.

- Şehir Değişikliği ve Özveri: Bakım savunmasını güçlü kılan bir diğer faktör, bakım sağlayan kişinin ciddi fedakârlıklar yapmış olmasıdır. Örneğin bakım borçlusunun, murise bakmak için yaşadığı şehri terk edip onun yanına yerleşmesi veya hayat düzenini kökten değiştirmesi gibi somut özveriler, mahkeme nezdinde savunmayı destekleyen güçlü deliller olarak kabul edilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bakım için olağanüstü çaba ve fedakârlık gösterildiğinin kanıtlanması halinde, temlikin bakım borcunun ifası amacıyla yapıldığına daha kolay kanaat getirilebileceğini belirtmiştir16. Bu tür durumlarda, bakım ilişkisi savunması çok daha inandırıcı görünmektedir.

- Uzun Süreli Bakım: Bakım ilişkisinin uzun bir zaman dilimine yayılması ve murisin kalan ömrü boyunca kesintisiz biçimde devam etmesi de savunmayı destekleyen önemli bir olgudur. Örneğin, murisin işlemin yapılmasından sonra uzun sayılabilecek bir süre (mesela 5-6 yıl) daha yaşaması ve bu süre boyunca bakımın aralıksız ve itirazsız sürdürülmesi, yapılan temlikin gerçek bir bakım sözleşmesine dayandığını gösteren güçlü bir işaret sayılabilir. Bu senaryoda, murisin bakım sayesinde hayatının son yıllarını rahat geçirdiği ve başka bir anlaşmazlık çıkmadığı görülür; dolayısıyla işlemin muvazaalı olmadığı, gerçekten bakım karşılığında yapıldığı düşünülebilir. Yargıtay uygulamasında da, süreklilik arz eden ve sorun çıkmamış bir bakım hizmetinin varlığı, temlikin sırf mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılmadığı yönünde değerlendirilmektedir.

6. UYGULAMADA AVUKATLARIN YAPTIĞI HATALAR VE MAHKEMELERİN DİKKAT ETTİĞİ HUSUSLAR

Muris muvazaası davalarında bakım ilişkisi savunmasını ispat sürecinde, avukatların yaptığı bazı yaygın hatalar ve mahkemelerin özellikle dikkat ettiği noktalar bulunmaktadır. İncelenen kararlar çerçevesinde öne çıkanlar şunlardır:

- Tüm Malvarlığının Tespit Edilmemesi: Uygulamada en sık karşılaşılan hata, murisin tüm malvarlığının (terekesinin) net olarak ortaya konulmamasıdır. Davalı taraf bakım savunmasını öne sürerken, murisin devrettiği malın onun tüm malvarlığı içindeki oranını somut olarak ispatlamak durumundadır. Pek çok kararda Yargıtay, murisin tüm malvarlığı belirlenmeden ve devredilen malın bu toplam içindeki payı hesaplanmadan karar verilmesini eksik inceleme saymış ve bozma nedeni yapmıştır17. Dolayısıyla, avukatlar savunmayı ileri sürerken murisin geride bıraktığı diğer malvarlığını ve devrin bunlara kıyasla ne kadar büyük veya küçük bir kısmı oluşturduğunu net biçimde ortaya koymalıdır.

- “Ahlaki Görev” Tuzağı: Bakım ilişkisinin aile içinde olağan bir görev sayılabileceğini göz ardı etmek, savunmanın inandırıcılığını azaltan bir hatadır. Özellikle bakım hizmeti murisin eşi, çocuğu gibi yakınları tarafından verildiyse, bunun toplumda zaten beklenen normal bir sorumluluk olduğu unutulmamalıdır. Yargıtay, bu gibi durumlarda bakımın başarılı bir savunma olabilmesi için olağanüstü nitelikte bir bakım sağlandığının veya yukarıda değinildiği gibi minnet duygusu gibi unsurların bulunduğunun kanıtlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi halde, mahkemeler sıradan bir ailevi bakımın karşılığında yapılan devri muvazaalı işlem olarak görme eğilimindedir. Bu nedenle avukatların, eğer müvekkillerinin durumu böyle bir aile içi bakım ilişkisi ise, mutlaka bakımın alışılmışın ötesinde bir özveri gerektirdiğini ya da murisin bu bakım karşısında minnet duygusuyla hareket ettiğini gösterir deliller sunması gerekir.

- Ehliyet ve Muvazaa Ayrımı: Bir diğer önemli hata, murisinin fiil ehliyeti (hukuki işlem yapabilme yeterliliği) konusundaki itirazlarla muvazaa iddiasının karıştırılmasıdır. Bazı davalarda, mirasçılar hem murisin işlem tarihinde akli melekelerinin yerinde olmadığı (yani işlem ehliyeti olmadığı) iddiasını hem de muvazaa iddiasını bir arada ileri sürmektedirler. Bu iki iddianın hukuki dayanakları ve ispat şekilleri farklıdır. En sık görülen usul yanlışlarından biri, murisin ehliyetine ilişkin bir iddia varken sağlık raporu alınmadan doğrudan muvazaa kararı verilmesidir. Yargıtay, murisin ehliyetsizliği ileri sürüldüğünde mutlaka tıbbi bir raporla murisin işlem yapmaya ehil olup olmadığının saptanmasını, bu yapılmadan muvazaa konusunda karar verilmemesini istemektedir. Aksi takdirde, usul hatası nedeniyle karar bozulmaktadır18. Bu nedenle, avukatlar dava stratejilerinde ehliyetsizlik ve muvazaa iddialarını doğru ayırmalı; mahkemeler de bu konulara ayrı ayrı dikkat ederek gerektiğinde uzman raporu aldırmalıdır.

- Bakım Sözleşmesinin Şekli: Hukukumuzda ölünceye kadar bakma sözleşmesi resmi şekilde, tapu dairesinde veya noter huzurunda yapılması gereken bir sözleşmedir. Uygulamada ise taraflar genellikle tapuda satış gösterip, bakım anlaşmasını ayrı bir biçimde kararlaştırabilmektedir. Mahkemeler, böyle durumlarda ortada bir gizli bakım anlaşması olduğunu kabul etseler dahi, bunun kanunun aradığı şekil şartlarına uygun olup olmadığını incelemektedir. Yani, eğer bakım savunması ileri sürülüyorsa ancak resmi şekilde düzenlenmiş bir bakım akdi yoksa, mahkeme mevcut devrin gizli bir bakım sözleşmesine dayanıp dayanmadığını ve bu gizli anlaşmanın geçerlilik şartlarını taşıyıp taşımadığını değerlendirir. Bu nedenle, bakım savunması yapılırken işlemin şekle uygunluğu meselesi de göz önünde bulundurulmalıdır.

SONUÇ

Yargıtay kararlarına bakıldığında, bakım ilişkisi savunması muris muvazaası iddiasını çürütebilecek güçlü bir enstrüman olmakla birlikte, tek başına mutlak bir kurtarıcı değildir. Başka bir deyişle, her “bakım karşılığı temlik” iddiası mahkemede başarıya ulaşmaz. Bu savunmanın başarıya ulaşması, büyük ölçüde somut olguların hayatın olağan akışına uygunluğuna bağlıdır. Özellikle devredilen malın murisin tüm malvarlığına oranla makul bir düzeyde kalması, murisin bakım ihtiyacının gerçekten başka yollarla karşılanamaz nitelikte olması ve işlemin murisin minnet duygusuyla tutarlı bir biçimde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir.

Sonuç olarak, muris muvazaası davalarında bakım savunması ileri sürülecekse, sadece bakımın verildiğini ispatlamak yetmez; temlikin ardındaki amacın samimiliği, işlemin orantısız olmaması ve diğer mirasçıların hakkını tümüyle ortadan kaldırmadığı da ortaya konulmalıdır. Yargıtay uygulaması, bu kriterleri karşılayan durumlarda bakım ilişkisine dayalı işlemleri geçerli sayarken, bu hususların eksik olduğu durumlarda temlikin muvazaalı olduğu yönünde kararlar vermeye devam etmektedir.

Kaynakça (Kullanılan Yargı Kararları):
1. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/12623, K. 2015/15323, T. 30.12.2015.
2. Yargıtay, 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/13132, K. 2017/2546, T. 30.03.2017.
3. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1263, K. 2019/603, T. 23.05.2019.
4. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/1, K. 2023/168, T. 08.03.2023.
5. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/10620, K. 2019/3775, T. 13.06.2019.
6. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/91, K. 2021/309, T. 21.01.2021.
7. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/6942, K. 2022/8433, T. 22.12.2022.
8. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2009/10576, K. 2009/12829, T. 10.12.2009.
9. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/9826, K. 2011/1396, T. 11.02.2011.
10. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/387, K. 2021/6220, T. 01.11.2021.
11. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/2256, K. 2023/3035, T. 30.05.2023.
12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, E. 2017/363, K. 2017/391, T. 12.04.2017.
13. Yargıtay, 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/6623, K. 2015/9526, T. 27.10.2015.
14. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2019/4364, K. 2021/572, T. 03.02.2021.
15. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/2211, K. 2021/3600, T. 28.06.2021.
16. Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533, K. 2021/1189, T. 07.10.2021.
17. Yargıtay, 14. Hukuk Dairesi, E. 2015/17368, K. 2016/9164, T. 07.11.2016.
18. Yargıtay, 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/8676, K. 2021/7551, T. 06.12.2021.