MEHİL VESİKASI

Mehil vesikası, icranın geri bırakılması (tehiri icra) kararı alınabilmesi amacıyla icra müdürü tarafından borçluya verilen bir varakadır. Bu evrakın temel işlevi, tehiri icra kararının getirileceği süre zarfında tarafların takip işlemlerinin geçici olarak durdurulmasını sağlamaktır.

Mehil vesikası düzenlenebilmesi için icra dosyasında iki zorunlu unsurun bulunması gerekir: Derkenar ve nakdi teminat yahut teminat mektubu. Kararı veren mahkeme tarafından, kararın istinaf edildiğine dair icra müdürlüğüne yazılacak müzekkere uygulamada “derkenar” olarak adlandırılmakta olup, bu belgede takibe dayanak ilamın “ilgili tarafça tehiri icra talepli istinaf edilmiştir” şeklinde şerhi yer almaktadır.

Dosyada yer alması gereken ikinci unsur teminattır. Teminat, nakit veya teminat mektubu şeklinde dosyaya eklenebilir. Teminat meblağı, dosyanın türüne göre farklılık göstermektedir. Örneğin, kiralananın tahliyesine ilişkin takiplerde teminat miktarı; icra yönünden üç aylık dosya hesabı, tahliye yönünden ise üç aylık kira parasıdır. Bu nedenle aylık kira bedelini gösterir dekontun dosyaya eklenmesi zorunludur. İşçilik alacaklarına yönelik ilamlı takiplerde ise yine üç aylık dosya hesabına göre belirlenen teminatın dosyaya sunulması gerekmektedir.

İcra dosyasına sunulacak teminatın teminat mektubu şeklinde olması halinde, söz konusu mektubun uygunluğunu denetleme yetkisi icra hukuk hâkimine aittir. Teminat mektubu, hukuken garantör evrak niteliği taşımaktadır. Mektup üzerinde yer alan meblağı ihtiva eder ve bu tutar bakımından garanti taahhüdü oluşturur. Uygulamada özellikle banka teminat mektupları, şirketler tarafından ticari nitelikte borçlardan kaynaklanan icra takiplerinde yahut işçilik alacaklarını konu alan takiplerde sıklıkla tercih edilmektedir. Teminat mektubunun ihtiva etmesi gereken meblağ, dosya türüne göre belirlenmekte olup, esasen üç aylık dosya hesabı üzerinden hesaplanmaktadır. Buna karşılık, nakdi teminat bakımından icra hukuk hâkimi tarafından ayrıca bir uygunluk denetimi yapılmamaktadır.

Dosyaya derkenar ve teminat sunulduğu takdirde, icra müdürlüğü tarafından düzenlenecek evrak mehil vesikasıdır. Mehil vesikasının düzenlenmesi aşamasında icra müdürünün herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira dosyada derkenarın mevcut olması ve teminatın sunulması, talebe istinaden mehil vesikasının düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle mehil vesikası, icra müdürünün değerlendirmesine bağlı bir işlem olmayıp, kanuni şartların gerçekleşmesi halinde düzenlenmesi gereken bir evraktır.

· İcra ve İflas Kanunu

Madde 36/1 - İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için takibin yapıldığı yer icra mahkemesinden karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir.

İİK m.36/1’de yer alan “icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir” hükmündeki süre verme unsuru, mehil vesikası aracılığıyla sağlanmaktadır. Uygulamada mehil vesikasında genellikle 60 veya 90 günlük süre tanınmaktadır. Bazı durumlarda icra müdürlüğü tarafından 30 günlük süre verilmesi de mümkündür; ancak genel uygulama 60 yahut 90 günlük süredir. Zorunlu bir sebep dolayısıyla 60 günlük süre içerisinde tehiri icra kararı getirilemediği takdirde, icra müdürü tarafından 30 günlük ek süre tanınmaktadır. Böylece mehil vesikası, borçluya kanun yoluna başvuru ve tehiri icra kararı alma imkânı tanıyan geçici bir güvence işlevi görmektedir.

KESİNLEŞMİŞ KARARA KARŞI İSTİNAF HALİ

İlk derece mahkemesinin verdiği karar kimi durumlarda istinaf edilmeden kesinleşebilmektedir. Bunun en başta gelen sebebi usulsüz tebligat hâlidir. Muhatap gösterilen adreste bulunmadığı takdirde, posta memurlarının kanunda kendilerine yüklenen tevsik ve tahkik ödevini yerine getirerek usule uygun tebligat yapmaları uygulamada oldukça güçtür. Çoğu kez posta memurları, işi hızlıca sonlandırmak ve fazla zahmete girmemek adına bu yükümlülükleri yerine getirmemekte; bu da muhatapların hak arama hürriyetine ölçüsüz müdahaleye sebebiyet vermektedir.

İstinafa açık olmasına rağmen, usulsüz tebligat nedeniyle istinaf edilemeden kesinleşen ilamlara karşı sonradan istinaf başvurusu yapıldığında HMK m.346 hükmü işletilmektedir. Eğer istinaf dilekçesi süresi geçtikten sonra dosyaya sunulmuşsa, ilk derece mahkemesi tarafından dilekçe reddedilmekte ve bu ret kararı istinaf başvurusunda bulunan tarafa tebliğ edilmektedir.

İSTİNAF DİLEKÇESİNİN REDDİNE KARŞI İSTİNAF VE İCRANIN DURDURULMASI

HMK m.346 uyarınca istinaf dilekçesinin reddi halinde, ilgiliye HMK m.346/2 gereğince bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunma imkânı tanınmaktadır. Bu başvuru, aynı dosya üzerinden yapılmakta olup, dilekçenin reddi kararına karşı istinaf başvurusu ayrı bir esas veya karar numarası almamaktadır.

İstinaf mercii, dilekçenin reddi kararını uygun bulmazsa, söz konusu kararı kaldırmakta ve ilk istinaf dilekçesine göre işin esasına girmektedir. Bu durumda istinaf mercii, değerlendirme kararını kaldırarak dosyayı ilk derece mahkemesine göndermemekte; aksine, itirazların kabulü halinde kararı kendiliğinden ortadan kaldırmakta ve esasa ilişkin istinaf sebeplerini incelemeye başlamaktadır.

İcra ve İflas Kanunu m.36/1’de, ilama karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olması şartı aranmaktadır. Burada hem ilam hem de dilekçenin reddi kararı aynı esas numarası ile istinaf edildiğinden, İİK m.36’ya aykırı bir durum söz konusu değildir. Ayrıca, gerek HMK gerekse İİK’da dilekçenin reddi kararından kaynaklı olarak “mehil veya tehiri icra alınamayacağına” dair herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Dilekçenin reddi kararına karşı tehiri icra kararı alınamaması, usulsüz tebligat nedeniyle kesinleşen ilam dolayısıyla borçlunun geri dönülmesi imkânsız mağduriyet yaşamasına sebebiyet verebilir. Örneğin, istinaf dilekçesi reddedilmiş ve bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olsun. Bu süreçte tehiri icra kararı alınamadığı için borçlu icraen borcu ödemek veya taşınmazdan tahliye edilmek zorunda kalabilir.

Ancak sonrasında dilekçenin reddi kararı kaldırılır ve istinaf merci ilk dilekçeye göre inceleme yaparak ilk derece mahkemesi kararını ortadan kaldırırsa, borçlunun mağduriyetinin nasıl giderileceği sorunu ortaya çıkar. Bu durumda icranın iadesi kurumu devreye girer. İcranın iadesi, borçlunun ödemek zorunda kaldığı bedelin veya tahliye edilen taşınmazın eski hale getirilmesini amaçlar.

Ne var ki, uygulamada bazı güçlükler vardır:

- Para borçlarında: Borçlunun zilyedinden tahsil edilen para alacaklı tarafından harcanmış olabilir. Bu durumda iade fiilen mümkün olmayabilir.

- Taşınmaz tahliyelerinde: Kiracının tahliye edildiği taşınmazın yeniden teslimi teorik olarak mümkündür; fakat taşınmaz üçüncü kişilere kiralanmış veya kullanıma tahsis edilmişse, fiili iade çoğu zaman imkânsız hale gelir.

Dolayısıyla, istinaf başvurusunun kabul edilmesi halinde teorik olarak icranın iadesi yoluyla mağduriyetin giderilmesi öngörülse de, uygulamada bu her zaman tam anlamıyla gerçekleşmez. Bu da kanun yoluna başvurudaki temel amacın, yani haksız kararın sonuçlarının ortadan kaldırılmasının, pratikte sınırlı bir fayda sağlamasına yol açabilir.

MEHİL VESİKASININ DENETLENDİĞİ MERCİ

Tehiri icra kararı, icra hukuk mahkemesinde açılacak değişik iş dosyası üzerinden alınmaktadır. Bu dosya kapsamında icra hukuk hâkimi, dosyadaki evrakların İİK m.36 hükümlerine uygunluğunu denetlemektedir. Denetim sonucunda, icranın geri bırakılması kararının işin hal ve şartlarına uygun düşeceğine kanaat getirilirse, tehiri icra kararı verilmektedir. Bu karar ile ilama dair kanun yolundan karar gelinceye kadar tarafların takip işlemleri durdurulmaktadır. Tehiri icra kararı verildiğinde alacaklı dosya üzerinden haciz işlemi yapamaz; borçlu yönünden ise ilamın icrası geçici olarak askıya alınmış olur. Dolayısıyla, tehiri icra kararı, kanun yoluna başvurunun etkinliğini korumak ve borçlunun geri dönülmesi imkânsız mağduriyet yaşamasını önlemek amacıyla işlev görmektedir.

Mehil vesikasına karşı İİK m.16’ya dayalı şikayet yoluna başvurulması, usul ekonomisine ve kanun sistematiğine aykırıdır. İcra müdürlüğünce kanuna aykırı surette verilen kararlara karşı şikayet yoluna gidilebilmekteyse de, derkenar ve teminatın uygunluğunu denetleyecek merci icra müdürü değildir. Bu nedenle, mehil vesikasının kanuna aykırılığından söz edilemez. Kaldı ki, mehil vesikası ile verilen süre içinde icra hukuk mahkemesine yapılacak başvuru, icra hukukunda açılan şikayet davasını sona erdirici niteliktedir. Zira değişik iş dosyasında tehiri icra kararı verilmezse, mehil vesikası hüküm ifade etmeyecek ve icra takibi devam edecektir. Buna karşılık, değişik iş dosyasında mehil vesikası ve diğer evraklara dayanılarak tehiri icra kararı verilirse, icra hukuk hâkimi mehil vesikasını uygun görmüş olacak ve şikayet dosyası reddedilecektir. Sonuç olarak, şikayet müessesesi mehil vesikasının denetimine elverişli bir başvuru yolu değildir. Mehil vesikasının işlevi, yalnızca tehiri icra talebine kadar geçici bir süre tanımak olup, asıl denetim merci icra hukuk mahkemesidir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Sonuç olarak, kanunda “ilama karşı kanun yolu” ibaresi dilekçenin reddi veya asıl ilam şeklinde bir ayrıma tabi tutulmamıştır. İstinaf mercii tarafından dilekçenin reddine dair karar uygun bulunmaz ve kaldırılırsa, ilk istinaf dilekçesine göre icra takibine dayanak ilam incelemeye alınacaktır. Bu durumda tehiri icra müessesesinin işletilmemesi, geri dönülmesi imkânsız mağduriyetlere yol açabilecektir. Ayrıca, mehil vesikasına karşı şikâyet yoluna başvurmak usul ekonomisi ve kanun sistematiğine aykırı olup, tehiri icra kararı almak üzere açılan değişik iş dosyasında verilecek karar şikâyet dosyasını sonuçsuz bırakacaktır. Tüm bu sebeplerle, İİK m.36 ve HMK m.346 hükümleri gereği dilekçenin reddi kararına karşı istinaf yoluna müracaat edilmesi halinde icranın geri bırakılması kararı verilmesinin kanuna aykırı olmadığı kanaatine varılmaktadır.

Av. M. Miraç ARABOĞA