Kitle psikolojisi denince ilk akla gelen isimlerden biri Gustave Le Bon. Şimdi hayal edelim: Le Bon’u 1931 yılından beri istirahat ettiği Père Lachaise Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgahından zaman makinesine bindirip bugünün Türkiye’sine getiriyoruz; masanın üzerine kendisinin kaleme aldığı Kitleler Psikolojisi kitabı ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu koyuyoruz.
Ben soruyorum, Le Bon cevaplıyor. Muhatabımız ne idare, ne de soyut teoriler; konumuz meydana çıkmaya niyetli, “ben normalde suç işlemem” diyen sıradan insanlar…
Av.Abdullah YILMAZ :Hocam, öncelikle davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
Gustave Le Bon: :Rica ederim avukat bey,Asıl ben teşekkür ederim.21.yüzyıla dair röportaj vermek benim için oldukça heyecanlı. Ben Fransa'nın Merkez bölgesine bağlı Eure-et-Loir ilinde bulunan Nogent-le-Rotrou isimli bir komünde 1841 yılında doğdum. Tam 90 yıl yaşadım ve 1931 yılında vefat ettim. Belki şaşırırsınız ama ben Paris Üniversitesi’nden tıp doktoru olarak 1866 yılında mezun oldum, Dr ünvanıma rağmen tıp doktorluğunu meslek olarak seçmedim. Akademik olarak sosyoloji eğitimi almış da değilim, benim yaşadığım dönem çok çalkantılıydı, Fransa Prusya savaşına sağlık subayı olarak katıldım, Yenilgiden sonra Paris Komünü’ne tanık oldum, daha otuzlu yaşlarımdaydım, Parisli gençlerin adliye, fabrika, belediye binası demeden yakıp yıktıklarını, yeri doldurulamaz mimari ve sanat eserlerinin yakılıp yıkıldığını bizzat gördüm ki bu dönem beni oldukça derinden etkilemiştir. 1884'te Fransız hükümeti tarafından Asya'yı gezip oradaki medeniyetler hakkında rapor hazırlamakla görevlendirildim, Avrupa Asya ve Afrika’yı dolaşmış ve gözlemlemiş bir insanım, sizin Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarını, Cumhuriyetin kuruluş aşamalarını da iyi bilirim.
Av.Abdullah YILMAZ : Gustave hocam, zaman makinesine binip bugünün Türkiye’sine gelmeyi ve böyle bir röportaj vermeyi neden kabul ettiniz?
Gustave Le Bon: : Meslek yaşamım boyunca elde ettiğim tecrübelerden biri şudur ki kitle psikolojisi, yalnızca benim yaşadığım yüzyıla ait bir mesele değildir; her çağda farklı kılıklara bürünen, ama özünde aynı kalan bir insan hâlidir. Sizin çağınızda kitleler sadece meydanlarda değil, ekranlarda da toplanıyor. Benim zamanımda gazete manşeti ne ise, sizde sosyal medya akışı odur. Benim anlattığım duygusal bulaşma, sizde saniyeler içinde milyonlara yayılıyor. Benim için bu röportaj, teorilerimin güncel bir laboratuvarını görmek gibidir. Sizin için ise, kitleye karışmadan önce kendinizi uzaktan görebileceğiniz bir ayna olsun istedim. Kısacası: Zaman makinesine merak için bindim; sizinle röportajı ise, kalabalığa kapılarak suç işleme ihtimali olan makul insanlara küçük bir uyarı bırakmak için kabul ettim.
Av.Abdullah YILMAZ : “Hocam, daha röportajın başındayken küçük bir de sır vereyim: Sohbetin sonuna doğru aramıza sürpriz bir konuk daha katılacak.”
Gustave Le Bon: : “Kim ?… Bizimkilerden mi, yoksa sizin taraftan mı?”
Av.Abdullah YILMAZ : “Bu kez misafir bizimkilerden hocam; hem sizin akranlarınızdan sayılır hem de edebiyat dünyasından.”
Masada kısa bir gülüşme oluyor. Le Bon merakını belli ediyor, ama biz sürprizin tadını kaçırmamak için isim vermeden sohbete devam ediyoruz.
Gustave Le Bon: : (gülerek) “Ama avukat bey, söyleyin bana, röportaj fikri nereden aklınıza geldi?
Av.Abdullah YILMAZ: “Hocam, Napolyon Hill’in ‘Şeytanı Alt Etmek’ kitabını okumuştum. Orada yazar, şeytanla hayalî bir sohbet yapıyor. Ben de o kurgudan etkilendim; sizinle kitle psikolojisi üzerine böyle bir söyleşi kurgulamak istedim.”
Gustave Le Bon: : (şakayla karışık) “Demek öyle… Ben de sizin hikâyenizde şeytan rolünde miyim Yani?
Av.Abdullah YILMAZ : “Estağfurullah hocam, siz şeytan değil; adeta kitleyi anlamaya çalışan bir tabip gibisiniz. Benim derdim de, kitleye karışmadan önce insanın kendi nefsini ve hukuku hatırlaması.”
Gustave Le Bon: : Haydi bakalım başlayalım o halde. Bu arada bir Hindiba kahvesi ikram ederseniz içerim
Av.Abdullah YILMAZ : (imalı bir tebessümle) : Hocam Hindiba kahvemiz yok ama Türk kahvemiz var
Gustave Le Bon: : Bir Osmanlı Kahvenizi içeyim o halde.
Av.Abdullah YILMAZ :“‘Kitleler Psikolojisi’ni ne zaman, hangi tarihsel iklimde ve hangi amaçla kaleme aldınız? Paris sokaklarındaki hangi sahne sizi masaya oturtup bu kitabı yazmaya itti?”
Gustave Le Bon: : Kitabı 19. yüzyılın son çeyreğinde, Avrupa’nın ardı ardına devrimler, sokak hareketleri ve siyasi çalkantılar yaşadığı bir dönemde kaleme aldım. Fransa’da 1848 devrimlerinin mirası, 1871 Paris Komünü’nün izleri, meydanların hükümetleri deviren, rejimleri sarsan bir güç olarak sahneye çıkışı hâlâ çok tazeydi.
Benim için asıl sarsıcı olan şey, sokaktaki kalabalığın büyüklüğü değil, aynı insanların ev ve iş yaşantılarındaki hâliydi. Tek tek bakıldığında makul, ölçülü, vicdanlı görünen bireyler; kalabalığa karıştıklarında bambaşka bir ruha bürünüyorlardı.
Gözlemlediğim şey şuydu:
Bireyken tereddüt eden, kitle içinde tereddütsüz hareket ediyor, Birey iken sakınacağı şiddeti, kitle içinde meşru görüyordu.
‘Kitleler Psikolojisi’ni bir övgü ya da yergi metni olarak değil, kalabalığın ruhuna çekilen bir röntgen filmi olarak düşündüm. Siyasetçiler, hukukçular, kanaat önderleri ve sıradan yurttaşlar şunu anlasın istedim:
“Kitle, sadece sayı değil, ayrı bir zihin hâlidir. Bu zihin anlaşılmadan yapılan her çağrı, kontrol edilemez sonuçlar doğurabilir.” Bugün sizin 2911 sayılı Kanun’la düzenlemeye çalıştığınız birçok mesele, benim o dönemde sosyal psikoloji cephesinden anlamaya çalıştığım bu zihin hâlinin hukuktaki izdüşümüdür.
DEVAM EDECEK!