GİRİŞ

Gıda güvenliği, modern hukuk sistemlerinde yalnızca teknik bir düzenleme alanı değil; aynı zamanda kamu sağlığının korunması, tüketici haklarının güvence altına alınması ve piyasa düzeninin sağlanması bakımından temel bir hukuki mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle küreselleşen üretim ve tedarik zincirleri, gıda ürünlerinin üretiminden nihai tüketiciye ulaşmasına kadar geçen süreçte çok sayıda ekonomik aktörün rol almasına yol açmıştır. Bu durum, gıda ürünlerinden kaynaklanan zararların ortaya çıkması hâlinde sorumluluğun kime ait olduğu sorusunu daha karmaşık hâle getirmiştir.

Türk hukukunda gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, başta 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu ile 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu olmak üzere çeşitli mevzuat hükümleri çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, yalnızca üreticiyi değil; ithalatçı, dağıtıcı ve diğer tedarik zinciri aktörlerini de belirli koşullar altında sorumluluk rejimine dahil ederek çok katmanlı bir sorumluluk sistemi kurmaktadır.

Öte yandan bu sistem, Avrupa Birliği hukukunda uzun yıllar uygulanan 85/374/EEC sayılı Ürün Sorumluluğu Direktifi ile onun yerini alan (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi ile büyük ölçüde paralellik göstermektedir.

1. Gıda Üreticisi

Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından ilk ve en temel sorumlu kişi, hiç kuşkusuz ürünü piyasaya arz eden imalatçıdır. 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun 3. maddesinin 1.fıkrasının (g) bendinde imalatçı; “ürünü imal ederek veya ürünün tasarımını ya da imalatını yaptırarak kendi isim veya ticari markası ile piyasaya arz eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, imalatçıyı yalnızca ürünü fiilen üreten kişi ile sınırlamamakta; ürünü kendi adına piyasaya sunan, tasarımını yaptıran veya üretimini üçüncü kişilere gördüren kişileri de kapsayacak şekilde geniş tutmaktadır. Dolayısıyla, bir gıdayı bizzat üreten kişi kadar, o gıdanın üretimini başka bir işletmeye yaptırıp kendi adı veya markası altında piyasaya süren kişi de Kanun anlamında imalatçı sıfatını taşır ve ürün sorumluluğuna ilişkin koşulların gerçekleşmesi hâlinde doğan zarardan sorumlu olur.

Bu noktada “gıda üreticisi” kavramının tespiti için, 7223 sayılı Kanun’daki imalatçı tanımının, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nda yer alan gıda tanımı ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Nitekim 5996 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının 24 numaralı bendinde gıda; doğrudan insan tüketimine sunulmayan canlı hayvanlar, yem, hasat edilmemiş bitkiler, tıbbi ürünler, kozmetikler, tütün ve benzeri bazı istisnalar dışında, insanlar tarafından yenilen, içilen veya yenilmesi ya da içilmesi beklenen işlenmiş, kısmen işlenmiş veya işlenmemiş her türlü madde veya ürün olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle, 5996 sayılı Kanun anlamında gıda sayılan bir ürünü, 7223 sayılı Kanun’daki imalatçı tanımına uygun biçimde kendi adı veya markası altında piyasaya arz eden gerçek ya da tüzel kişi, hukuken “gıda üreticisi” olarak kabul edilmelidir.

Öğretide de isabetle belirtildiği üzere, ürün sorumluluğu hukukunda üretici sıfatının belirlenmesinde esas alınan ölçüt, ürüne ekonomik ve hukuki anlamda sahip çıkılması ve onun piyasaya kendi kimliği altında sunulmasıdır. Bu sebeple, üretim faaliyetinin fiilen kimin tarafından gerçekleştirildiği her zaman tek başına belirleyici değildir. Günümüz üretim ilişkilerinde özellikle fason üretim, sözleşmeli üretim, özel markalı ürünler ve dağıtım zincirleri dikkate alındığında, ürünü bizzat imal etmeyen ancak onu kendi ismi veya ticari markası ile piyasaya çıkaran kişinin de üretici olarak sorumlu tutulması, ürün sorumluluğu rejiminin koruyucu mantığı ile uyumludur. 7223 sayılı Kanun’un benimsediği tanım da tam olarak bu ihtiyaca cevap vermektedir.

Bu çerçevede gıda üreticisinin mutlaka fabrikasyon anlamda üretimi bizzat gerçekleştiren kişi olması gerekmez. Bir gıdanın formülünü belirleyen, üretim sürecini organize eden, üretimi başka bir işletmeye yaptıran ve nihayet o ürünü kendi markasıyla piyasaya süren kişi de üretici sıfatını taşıyabilir. Aynı şekilde, üreticinin yalnızca gerçek kişi olması da zorunlu değildir; kanun koyucu açık biçimde gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapmaksızın her iki öznenin de imalatçı olabileceğini kabul etmiştir. Bu husus özellikle şirketler, kooperatifler, gıda işletmeleri ve zincir marka yapılanmaları bakımından önem taşımaktadır. Dolayısıyla gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, yalnızca fiilî üretim faaliyetini yürüten kişiyle sınırlı dar bir alanı değil; ürünü kendi hukuki ve ticari kimliği altında piyasaya arz eden bütün üretici süjeleri kapsayan daha geniş bir sorumluluk alanını ifade etmektedir.

Gıda üreticisinin kimliğinin belirlenmesinde, 7223 sayılı Kanun’un 3/1-g maddesinde yer alan imalatçı tanımı ile 6. maddede öngörülen sorumluluk rejimi birlikte değerlendirildiğinde, tek başına fiilî üretim olgusunun belirleyici olmadığı; buna karşılık ürünün hangi kişi tarafından hangi isim veya marka altında piyasaya arz edildiğinin esas alınması gerektiği kabul edilmelidir. Nitekim 5996 sayılı Kanun’un 3/1-24. maddesinde yer alan gıda tanımı ile birlikte yorumlandığında, gıda niteliğindeki bir ürünü bizzat üreten, ürettiren veya tasarlatan ya da ürünü kendi adı veya ticari markası altında piyasaya sunan gerçek veya tüzel kişinin, gıda üreticisi sıfatıyla ürün sorumluluğu rejiminin asli muhatabı olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu yorum, 7223 sayılı Kanun’un sistematiği ile uyumlu olduğu gibi, Avrupa Birliği hukukunda da kabul edilen ve ürünü kendi adı veya markası altında piyasaya arz eden kişinin üretici olarak sorumlu tutulmasını öngören yaklaşım ile paralellik göstermektedir.

2. Gıda İthalatçısı

Gıda ürününün yurt dışından temin edilerek Türkiye piyasasına arz edilmesi hâlinde, ithalatçı da ürün sorumluluğu rejimi kapsamında sorumlu kişiler arasında yer alır. 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun 3. maddesinin 1.fıkrasının (ı) bendinde ithalatçı; “ürünü yurt dışından ithal ederek piyasaya arz eden gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım çerçevesinde ithalatçı, ürünü fiilen üretmemiş olsa dahi, onu Türkiye piyasasına sunan kişi sıfatıyla üreticiye benzer bir sorumluluk rejimine tabi tutulmaktadır.

Nitekim 7223 sayılı Kanun’un sistematiği incelendiğinde, ithalatçının yalnızca bir aracı konumunda olmadığı; ürünün güvenliğinden, teknik düzenlemelere uygunluğundan ve piyasaya arz edilen ürünün mevzuata uygun şekilde dolaşıma sokulmasından sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, 7223 sayılı Kanun’un 5. maddesinde ürünlerin güvenli olmasının zorunlu olduğu açıkça düzenlenmiş olup, ithalatçı da piyasaya arz ettiği ürünlerin bu güvenlik şartını taşımasını sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca 7223 sayılı Kanun’un 7. maddesinde düzenlenen yükümlülükler çerçevesinde ithalatçının, ürünün teknik düzenlemelere uygunluğunu kontrol etmesi, gerekli uygunluk belgelerini temin etmesi ve ürünü bu şartları sağlayacak şekilde piyasaya arz etmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra 7223 sayılı Kanun’un 8. maddesinde öngörülen izlenebilirlik ve piyasa gözetimiyle iş birliği yükümlülükleri kapsamında, ithalatçının ürünün tedarik zincirine ilişkin bilgileri muhafaza etmesi ve yetkili mercilerle iş birliği içinde hareket etmesi zorunludur. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, ithalatçının ürün güvenliği rejiminde aktif ve asli sorumluluk taşıyan bir ekonomik aktör olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle ithalatçı, özellikle üreticinin yurt dışında bulunduğu ve doğrudan sorumluluğuna ulaşmanın güç olduğu hâllerde, tüketicinin korunması bakımından sistemde kritik bir rol üstlenmektedir.

Ürün sorumluluğu hukukunda ithalatçının sorumluluğu, tüketicinin korunmasını güçlendiren tamamlayıcı bir mekanizma niteliğindedir. Zira üreticinin yabancı bir ülkede bulunması, zararın tazmini sürecinde ciddi güçlükler doğurabileceğinden, kanun koyucu ithalatçıyı da sorumluluk zincirine dahil ederek zarar görenin korunmasını amaçlamıştır. Bu nedenle ithalatçı, yalnızca sözleşmesel ilişkiler çerçevesinde değil, doğrudan kanundan doğan bir sorumlulukla karşı karşıyadır ve gerekli şartların gerçekleşmesi hâlinde üretici gibi tazminat yükümlülüğü altına girer.

3. Gıda Dağıtıcısı

Ürün sorumluluğu sisteminde sorumluluk yalnızca üretici ve ithalatçı ile sınırlı tutulmamış; belirli koşulların varlığı hâlinde dağıtıcıların da sorumluluğa dahil edilebileceği kabul edilmiştir. 7223 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine göre dağıtıcı; “ürünü tedarik zincirinde yer alarak piyasada bulunduran, üretici ve ithalatçı dışındaki gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım kapsamında toptancılar, perakendeciler, market zincirleri ve benzeri ekonomik aktörler dağıtıcı sıfatını taşımaktadır.

7223 sayılı Kanun’un 11. maddesinde ise, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde imalatçının yükümlülüklerinin diğer iktisadi işletmecilere de uygulanabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, dağıtıcının ürünün güvenli olmadığına dair bilgi sahibi olmasına rağmen ürünü piyasada bulundurmaya devam etmesi, gerekli özeni göstermemesi veya yetkili otoritelerle iş birliği yapmaması hâllerinde, dağıtıcının da üretici gibi sorumlu tutulabilmesi mümkündür. Bu düzenleme, dağıtıcıların pasif bir konumda olmadığını; aksine ürün güvenliğinin sağlanmasında aktif bir sorumluluk üstlendiklerini göstermektedir.

Bu çerçevede dağıtıcıdan beklenen, piyasaya sunduğu ürünlerin güvenli olup olmadığı konusunda makul dikkat ve özeni göstermesi, şüpheli durumlarda gerekli incelemeleri yapması ve gerektiğinde ürünün piyasadan çekilmesi süreçlerine katkıda bulunmasıdır. Öğretide de dağıtıcının sorumluluğunun, özellikle ürün güvenliğinin sağlanmasında “tamamlayıcı denetim mekanizması” işlevi gördüğü ifade edilmektedir. Dolayısıyla dağıtıcı, her ne kadar üretici gibi birincil sorumlu olmasa da, belirli koşullarda sorumluluk zincirine dahil olabilen önemli bir aktördür.

4. Müteselsil Sorumluluk

Gıda ürünlerinin üretim ve piyasaya arz süreci çoğu zaman birden fazla ekonomik aktörün katılımıyla gerçekleşmektedir. Bu durum, aynı zarardan birden fazla kişinin sorumlu tutulmasını gündeme getirmekte ve müteselsil sorumluluk kurumunu öne çıkarmaktadır. Nitekim bir gıda ürününün nihai üreticisinin yanı sıra, hammadde üreticisi, ara ürün üreticisi, ithalatçı ve hatta belirli koşullarda dağıtıcının da sorumluluğu söz konusu olabilir. Bu gibi hâllerde, Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesinde düzenlenen müteselsil sorumluluk ilkesi uyarınca zarar gören, uğradığı zararın tamamının giderilmesini sorumluların hepsinden veya içlerinden dilediğinden talep edebilir. Bununla birlikte aynı Kanun’un 62. maddesi gereğince, zararın birden fazla kişi tarafından karşılanması durumunda, sorumlular arasındaki iç ilişkide, zararın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi diğer sorumlulara rücu edebilecektir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesi uyarınca, birden fazla kişinin aynı zarardan sorumlu olması hâlinde müteselsil sorumluluk söz konusu olur ve zarar gören alacağını borçluların herhangi birinden tamamen talep edebilir. Ancak bu durum, zararın birden fazla kez tazmin edilebileceği anlamına gelmez; zarar bir kez giderildiğinde diğer sorumluların sorumluluğu da sona erer. Müteselsil sorumlular arasındaki iç ilişkide ise, zararın tamamını veya payından fazlasını ödeyen kişi, diğer sorumlulara rücu etme hakkına sahiptir.

Ürün sorumluluğu bağlamında müteselsil sorumluluk, özellikle karmaşık üretim zincirlerinin bulunduğu gıda sektöründe büyük önem taşımaktadır. Zira gıdanın güvenliğini etkileyen uygunsuzluk, çoğu zaman tek bir aşamadan değil, birden fazla üretim veya dağıtım sürecinin birleşiminden kaynaklanabilir. Bu nedenle müteselsil sorumluluk, hem zarar görenin korunmasını güçlendirmekte hem de sorumlular arasında adil bir risk paylaşımını mümkün kılmaktadır.

SONUÇ

Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, günümüz üretim ve tedarik yapıları dikkate alındığında yalnızca fiilî üretimi gerçekleştiren kişiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkmış; ürünü kendi adı veya markası altında piyasaya arz eden üretici başta olmak üzere ithalatçı ve belirli koşullarda dağıtıcıyı da kapsayan geniş bir sorumluluk çerçevesine dönüşmüştür. 7223 sayılı Kanun’un benimsediği sistem, ürün güvenliğini merkeze alarak sorumluluğu tedarik zinciri boyunca yaymakta ve özellikle zarar görenin korunmasını öncelikli hedef olarak ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede müteselsil sorumluluk ilkesi, gıda sektöründe sıkça karşılaşılan çok aktörlü üretim süreçlerinde zarar görenin tazminata daha kolay ulaşmasını sağlayan temel bir mekanizma işlevi görmektedir. Türk hukukundaki bu yaklaşım, Avrupa Birliği hukukunda benimsenen ürün sorumluluğu anlayışıyla da uyumlu olup, gıda güvenliğinin sağlanması bakımından sorumluluğun dar yorumlanmaması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.