Giriş

Avrupa Birliği ürün sorumluluğu hukuku, uzun yıllar boyunca 85/374/EEC sayılı Ürün Sorumluluğu Direktifi çerçevesinde şekillenmiş ve bu Direktif, üye devlet hukuklarının yanı sıra Türk hukukunda da önemli bir etki alanı bulmuştur. Nitekim Türkiye’de 12 Mart 2021 tarihinde yürürlüğe giren 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’nun üreticinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri hazırlanırken, söz konusu Direktif esas alınmış ve kusura dayanmayan bir ürün sorumluluğu anlayışı benimsenmiştir.

Ancak Avrupa Birliği hukuku, 23 Ekim 2024 tarihli (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi ile bu alanda köklü bir güncellemeye gitmiştir. Yeni Direktif, yalnızca dijital ürünler ve yazılım gibi yeni üretim unsurlarını kapsama dahil etmekle kalmamış; aynı zamanda ispat yükü, zarar kavramı, sorumlu kişiler, delillere erişim ve geç ortaya çıkan zararlar bakımından da önceki rejime kıyasla daha gelişmiş ve kapsamlı bir model ortaya koymuştur.

Bu gelişme, ürün sorumluluğu hukukunun yalnızca teknik bir güncellemeden ibaret olmadığını; aksine, üretim ilişkilerinin değişen yapısına paralel olarak sorumluluk rejiminin yeniden oluşturulduğunu da göstermektedir. Bu çalışmada, 85/374/EEC sayılı Direktif ile (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi karşılaştırmalı olarak ele alınacak; özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından ortaya çıkan yenilikler değerlendirilecektir.

I. (AB) 2024/2853 Sayılı Direktif ile 85/374/EEC Sayılı Direktif Tamamen Ortadan Kalkmış mıdır?

Bu soruya verilecek cevap, "evet, ancak normatif bir geçiş takvimi çerçevesinde" şeklindedir. (AB) 2024/2853 sayılı Direktif'in 21. maddesi (Article 21), 85/374/EEC sayılı Direktif'in yürürlükten kaldırıldığını (repealed) açıkça hükme bağlamıştır. Bu düzenleme ile 1985 yılından bu yana yürürlükte olan ürün sorumluluğu rejimi resmen sona ermiş ve yerini dijital çağa uyum sağlayan yeni bir hukukî çerçeveye bırakmıştır.

Bununla birlikte, bu ilga kararı derhal ve mutlak bir hukukî boşluk yaratmamakta; aksine kademeli bir uygulama planı öngörmektedir:

Yürürlük ve Uygulama Tarihi: Direktif 18 Kasım 2024 tarihinde yayımlanmış ve 23. madde (Article 23) uyarınca yayımlanmasından yirmi gün sonra, yani 8 Aralık 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak üye devletlerin bu düzenlemeyi iç hukuklarına aktarma (transposition) ve fiilen uygulama yükümlülüğü 22. madde (Article 22) uyarınca 9 Aralık 2026 tarihinde başlayacaktır.

Geçiş Rejimi (Transitional Provisions): 21. maddenin 2. fıkrası uyarınca, yeni Direktif hükümleri yalnızca 9 Aralık 2026 tarihinden itibaren piyasaya arz edilen veya hizmete sunulan ürünler için geçerli olacaktır. Bu tarihten önce piyasaya sürülmüş olan gıda ve diğer tüm ürünlerden kaynaklanan zararlar için 85/374/EEC sayılı eski Direktif (ve dolayısıyla bu Direktifi esas alan ulusal mevzuat) uygulanmaya devam edecektir.

Gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından bu durumun pratik önemi büyüktür. Zira, gıda kaynaklı sağlık zararları, özellikle toksik birikimler veya genetik etkiler söz konusu olduğunda, ürünün tüketilmesinden on yıllar sonra ortaya çıkabilmektedir (latent damage). Bu nedenle, 9 Aralık 2026 tarihinden önce piyasaya arz edilmiş bir gıda ürünü için açılacak tazminat davalarında, ilerleyen yıllarda dahi 85/374/EEC sayılı eski rejim (ve onun getirdiği ispat kuralları) uygulanmaya devam edebilecektir. Buna karşılık, bu tarihten sonra piyasaya arz edilen veya hizmete sunulan ürünler için psikolojik zararların tazmini (Article 6), ispatı kolaylaştıran karineler (Article 10) ve 25 yıla kadar uzatılabilen zamanaşımı (Article 17) gibi yeni ve güçlü koruma mekanizmaları devreye girecektir.

II. Yeni Direktifin Gıda Üreticisinin Hukuki Sorumluluğu Bakımından Getirdiği Başlıca Yenilikler

1. Hatalı Ürün Değerlendirmesinin Daha Ayrıntılı Hâle Getirilmesi

Ürün sorumluluğu rejiminin merkezinde yer alan “hata” (defect) kavramı, 85/374/EEC sayılı Direktif’te “kişilerin haklı olarak beklemeye yetkili olduğu güvenliğin sağlanmaması” ölçütüne dayandırılmıştı. Yeni Direktif bu genel çerçeveyi korumakla birlikte, gıda üreticilerinin hukuki risklerini doğrudan etkileyebilecek şekilde değerlendirme kriterlerini somutlaştırmış ve genişletmiştir.

Genişletilmiş Sunum ve Bilgilendirme Kriterleri: Eski rejimde ürünün sunumu (presentation) daha genel bir ölçüt olarak düzenlenmişken; yeni Direktif’in 7. maddesi, ürünün sunumu ve özellikleri kapsamında etiketleme, tasarım, teknik özellikler, bileşim, ambalaj ve kullanım talimatlarını hatalı ürün değerlendirmesinde dikkate alınacak unsurlar arasında açıkça saymıştır. Gıda ürünleri bağlamında bu durum; yalnızca içerik bilgilerinin değil, aynı zamanda alerjen bildirimlerinin ayırt edilebilirliğinin, muhafaza koşullarına ilişkin talimatların açıklığının ve tüketiciye sunulan bilginin doğruluğunun üreticinin tazminat sorumluluğu bakımından belirleyici olabileceği anlamına gelmektedir.

Makul Öngörülebilir Kullanım ve Hatalı Kullanım: Yeni düzenleme, ürünün yalnızca üretici tarafından amaçlanan kullanımını değil, aynı zamanda makul olarak öngörülebilir kullanım biçimlerini de dikkate almaktadır. Direktif’in gerekçesinde bu ölçütün, şartlara göre makul olmayan nitelik taşımayan yanlış kullanımları da kapsayabileceği belirtilmiştir. Bu çerçevede, bir gıdanın belirli hassas gruplar tarafından tüketilmesinin makul olarak öngörülebilir olduğu durumlarda, üreticinin çocuklar, hamileler, yaşlılar veya belirli sağlık hassasiyeti bulunan kişiler bakımından gerekli uyarı ve bilgilendirmeyi yapıp yapmadığı, hatalı ürün değerlendirmesinde önem kazanabilecektir.

Piyasaya Arz Sonrası Takip ve Ürün Güvenliği Müdahaleleri: Yeni Direktif, ürünün piyasaya arz edildiği andaki durumunun yanı sıra, ürün güvenliğine ilişkin sonraki gelişmeleri ve yetkili makamlar veya ekonomik operatörler tarafından yapılan müdahaleleri de hatalı ürün değerlendirmesinde dikkate alınabilecek unsurlar arasında düzenlemiştir. Nitekim Direktif’in 7. maddesinde, ürünün geri çağrılması veya ürün güvenliğiyle ilgili diğer müdahaleler, hata değerlendirmesinde dikkate alınacak kriterler arasında sayılmıştır. Gıdalar açısından bu yaklaşım, bir maddenin sağlık riski veya yeni bir alerjen tehlikesi piyasaya arzdan sonra bilimsel olarak ortaya çıktığında, üreticinin uyarı, geri çağırma veya diğer risk azaltıcı tedbirleri alıp almadığının somut olayda sorumluluk değerlendirmesinde önem taşıyabileceğini göstermektedir.

Güvenlik Beklentisinin Normatifleşmesi: Türk hukukundaki 7223 sayılı Kanun’un “uygunsuzluk” kavramını teknik düzenlemeye veya genel ürün güvenliği mevzuatına uygun olmama hâli üzerinden tanımlaması, ürün sorumluluğu bakımından teknik uygunluk ile haklı güvenlik beklentisi arasındaki ilişkinin ayrıca tartışılmasını gerektirmektedir. Yeni Direktif ise “haklı güvenlik beklentisi” ölçütü daha ayrıntılı ve çok unsurlu olarak değerlendirilmektedir. Gıda üreticisi bakımından bu durum, ürünün resmi teknik standartlara veya gıda kodeksi kurallarına uygun olmasının her durumda tek başına yeterli görülmeyebileceği; somut olayda ürünün toplumun genel ve haklı güvenlik beklentisini karşılayıp karşılamadığının da ayrıca değerlendirilebileceği anlamına gelmektedir. Örneğin yasal limitler içinde bulunan bir maddenin, belirli tüketici grupları veya birikimli maruziyet bakımından ciddi bir risk doğurduğunun ortaya konulması hâlinde, ürünün güvenliği yalnızca teknik uygunluk üzerinden değil, daha geniş bir güvenlik beklentisi çerçevesinde tartışılabilecektir.

Görüldüğü üzere, yeni Direktif, gıda üreticisinin sorumluluğunu yalnızca üretim bandındaki bir hatayla sınırlı tutmamakta; ürünün bileşimi, etiket doğruluğu, ambalajı, tüketiciye verilen bilginin yeterliliği, makul öngörülebilir kullanım şekilleri ve piyasaya arz sonrası ürün güvenliği müdahaleleri gibi unsurları hukuki sorumluluğun değerlendirilmesinde daha görünür hâle getirmektedir. Bu yönüyle yeni Direktif, gıda üreticisinin sorumluluğunun “tarladan sofraya” uzanan süreçte, özellikle gıda güvenliği mevzuatıyla birlikte daha bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır diyebiliriz.

2. İspat Yükünün Hafifletilmesi ve Karine Mekanizmaları

Modern üretim süreçlerinin karmaşıklığı ile taraflar arasındaki belirgin bilgi eşitsizliği, ürün sorumluluğu hukukunda zarar görenin tazminata erişimini güçleştiren başlıca teknik engellerden biri olarak kabul edilmektedir. 85/374/EEC sayılı eski Direktif rejiminde, ispat yükü kural olarak zarar görene yüklenmiş; bu durum özellikle gıda ve ilaç gibi bilimsel değerlendirme gerektiren alanlarda açılan davalarda ciddi ispat güçlüklerine yol açmıştır.

Avrupa Komisyonu'nun 2022 tarihli teklif gerekçesinde de vurgulandığı üzere, dijitalleşen ekonomi, karmaşık ürün yapıları ve çok katmanlı tedarik zincirleri karşısında klasik ispat kurallarının yetersiz kalması, (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Direktif ile getirilen reformun temel çıkış noktasını oluşturmuştur.

Yeni sistemde ispat yükünün hafifletilmesi için getirilen en önemli düzenlemelerden ilki, delillerin açıklanması (disclosure of evidence) mekanizmasıdır (Directive (EU) 2024/2853, m. 9). Bu madde uyarınca mahkemeler, zarar görenin iddiasını destekleyen makul ölçüde olgusal dayanak sunması hâlinde, üreticinin elinde bulunan teknik belgelerin, üretim kayıtlarının ve güvenlik testlerinin açıklanmasına karar verebilecektir. Gıda üreticisi açısından bu düzenleme, ticari sırların mutlak bir korunma alanı oluşturmadığını; belirli şartlar altında tüketicinin üretim sürecine ilişkin teknik verilere erişiminin mümkün hâle geldiğini göstermektedir. Ancak Direktif, bu noktada ticari sırların korunmasına yönelik dengeleyici önlemlerin alınmasını da öngörmektedir.

İspatın kolaylaştırılmasına yönelik ikinci ve gıda sektörü bakımından en kritik düzenleme ise hata ve nedensellik bağının varlığına ilişkin karinelerin kabul edilmesidir (Directive (EU) 2024/2853, m. 10). Bu madde uyarınca, özellikle ürünün teknik veya bilimsel açıdan karmaşık olması ve zarar görenin ispat yükünü yerine getirmesinin aşırı güçlük arz etmesi hâlinde, mahkemeler belirli şartlar altında ürünün hatalı olduğu veya nedensellik bağının bulunduğu sonucuna karine yoluyla ulaşabilecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, Direktif’in açıkça “Malfunction Doctrine” veya Anglo-Sakson hukukundaki “res ipsa loquitur” ilkesini doğrudan kabul ettiği şeklinde yorumlanamayacağıdır. Bununla birlikte öğretide, getirilen sistemin bu ilkelere fonksiyonel olarak yaklaştığı ve özellikle ürünün olağan kullanımında ortaya çıkan tipik zararlar bakımından fiilî karineler yoluyla ispatın kolaylaştırıldığı ifade edilmektedir.

Bu düzenlemenin gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından taşıdığı önem, özellikle “gecikmiş zararlar” (latent damage) ve birikimli toksik etkiler bakımından ortaya çıkmaktadır. Bozulmuş bir gıdanın yol açtığı ani zehirlenmelerde nedensellik bağı görece daha kolay kurulabilirken; katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, ambalajdan gıdaya geçen kimyasallar veya uzun süreli maruziyet sonucu ortaya çıkan kronik hastalıklar bakımından geleneksel ispat kurallarının uygulanması son derece güçtür.

Yeni Direktif’in 10. maddesi ile getirilen bu ispat modeli, bilimsel kesinliğin tam olarak sağlanamadığı ancak gıdadaki uygunsuzluk ile zarar arasındaki ilişkinin güçlü emarelerle desteklendiği durumlarda zarar görenin ispat yükünü hafifletmekte ve ürün sorumluluğu rejimindeki dengeyi tüketici lehine yeniden kurmaktadır.

Görüldüğü üzere, 7223 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrası ispat yükünü kural olarak zarar görene bırakmışken, Yeni AB Direktifi ile benimsenen bu karine temelli yaklaşım, Türk hukukunda özellikle yargı içtihatları yoluyla gelişebilecek ve ileride yapılabilecek mevzuat değişiklikleri bakımından önemli bir referans noktası teşkil edecektir.

3. Zarar kavramının genişletilmesi

85/374/EEC sayılı Direktif, ürün sorumluluğundan doğan zararları esas itibarıyla ölüm ve bedensel zarar ile belirli koşullar altında mala gelen zararlarla sınırlı bir çerçevede ele almakta idi. Bu kapsamda mala gelen zararlar bakımından da yalnızca özel kullanıma veya tüketime tahsis edilmiş malların zarar görmesi hâlinde sorumluluk söz konusu olmakta ve belirli bir eşik değer (franchise) öngörülmekteydi. Bu yapı, zarar kavramını görece dar tutan ve özellikle kişilik değerlerinde meydana gelen zararları açıkça kapsamına almayan bir sistem ortaya koymaktaydı (Directive 85/374/EEC, m. 9).

Buna karşılık (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi, zarar kavramını daha geniş ve çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde yeniden tanımlamıştır. Nitekim Direktif’in 6. maddesinde, ölüm ve bedensel zararın yanı sıra, “tıbben tanınan psikolojik zarar” da açıkça zarar kapsamına dahil edilmiştir. Bu düzenleme ile önceki Direktif döneminde tartışmalı olan, psikolojik etkilerin tazmin edilebilirliği meselesi normatif bir zemine kavuşturulmuştur. Ayrıca yeni Direktif, belirli koşullar altında veri kaybını da zarar türleri arasında kabul ederek, özellikle dijital ürünler bakımından kapsamı genişletmiştir (Directive (EU) 2024/2853, m. 6).

Gıda hukuku bakımından veri kaybı çoğu durumda doğrudan belirleyici bir unsur olmasa da, zarar kavramının genişletilmesi özellikle psikolojik zararlar yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Zira uygunsuz gıdaların tüketimi yalnızca fiziksel sağlık üzerinde değil, aynı zamanda bireylerin ruhsal bütünlüğü üzerinde de etkiler yaratabilmektedir. Özellikle ağır gıda zehirlenmeleri, çocuklara yönelik güvenli olmayan gıdalar veya toplu gıda olayları (örneğin okul, hastane veya toplu tüketim yerlerinde meydana gelen vakalar) sonucunda ortaya çıkan korku, kaygı, travma ve benzeri psikolojik etkiler, artık açık bir şekilde tazmin edilebilir zarar kapsamında değerlendirilebilecektir.

Bu bağlamda yeni Direktif ile benimsenen zarar anlayışı, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunu yalnızca somut fiziksel zararlarla sınırlı olmaktan çıkararak, kişilik değerlerinin korunmasını da kapsayan daha geniş bir sorumluluk alanına taşımaktadır. Bu durum, hem tüketicinin korunması bakımından daha güçlü bir güvence sağlamakta hem de gıda üreticilerinin ürün güvenliği ve risk yönetimi süreçlerinde daha yüksek bir özen standardı benimsemelerini zorunlu kılmaktadır.

4. Sorumlu kişilerin çevresinin genişletilmesi

Yeni Direktif, ürün sorumluluğu rejiminde sorumlu tutulabilecek kişilerin kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir. 85/374/EEC sayılı Direktif döneminde sorumluluk esas olarak nihai üretici, parça üreticisi ve ithalatçı ile sınırlı iken, (AB) 2024/2853 sayılı Direktif bu çerçeveyi daha kapsayıcı bir hale getirmiştir. Nitekim yeni düzenleme kapsamında yalnızca ürünü fiilen üreten kişiler değil; aynı zamanda yetkili temsilciler, fulfilment hizmet sağlayıcıları ve belirli şartlar altında çevrim içi platformlar da sorumluluk zincirine dahil edilebilmektedir (Directive (EU) 2024/2853, m. 7 ve ilgili hükümler).

Bu genişleme, özellikle sınır ötesi elektronik ticaretin yoğunlaştığı günümüzde büyük önem taşımaktadır. Günümüzde gıda takviyeleri, özel beslenme ürünleri, işlenmiş ve paketli gıdalar gibi pek çok ürün, üretici ile tüketici arasındaki klasik dağıtım zincirinden ziyade, dijital platformlar aracılığıyla doğrudan tüketiciye ulaşmaktadır. Bu süreçte platform işletmecileri, lojistik ve depolama hizmeti sunan fulfilment sağlayıcıları ve AB dışından gelen ürünleri pazara sokan ara aktörler, ürünün piyasaya arzında fiilen belirleyici rol oynamaktadır.

Yeni Direktif, bu fiilî durumu hukuki sorumluluk rejimine yansıtarak, tüketicinin korunmasını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle üreticinin tespit edilemediği veya AB dışında bulunduğu durumlarda, tedarik zincirinde yer alan diğer aktörlerin devreye girmesi, zarar görenin tazminata erişimini kolaylaştırmaktadır. Bu yaklaşım, gıda ürünleri bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Zira gıda ürünlerinin doğrudan insan sağlığına etki eden niteliği, sorumluluk rejiminin dar yorumlanmasını değil, aksine mümkün olduğunca geniş ve etkili bir koruma mekanizması kurulmasını gerektirmektedir.

Bununla birlikte, yeni sistemin sorumluluk alanını genişletirken belirli sınırlar da getirdiği gözden kaçırılmamalıdır. Çevrim içi platformların sorumluluğu, her durumda doğrudan üretici gibi değerlendirilmemekte; ancak belirli koşullar altında (örneğin ürünü kendi adına sunma, üretici gibi davranma veya ürünün güvenliği üzerinde belirleyici etkiye sahip olma gibi durumlarda) söz konusu olmaktadır. Bu yönüyle Direktif, sorumluluğun genişletilmesi ile ticari hayatın sürdürülebilirliği arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.

5. Geç ortaya çıkan zararlar için daha uzun üst süre

Yeni Direktif, zamanaşımı rejimi bakımından da önemli bir yenilik getirmiştir. Eski Direktif döneminde benimsenen üç yıllık nispi süre ve on yıllık mutlak üst süre sistemi korunmakla birlikte, (AB) 2024/2853 sayılı Direktif kişisel zararın geç ortaya çıktığı durumlar için bu üst sürenin yirmi beş yıla kadar uzatılabilmesine imkân tanımıştır (Directive (EU) 2024/2853, m. 17).

Bu düzenleme, özellikle “gecikmiş zararlar” (latent damage) bakımından dikkat çekici ve yerinde bir müdahale niteliğindedir. Zira bazı ürünler, özellikle gıda ve ilaç gibi insan sağlığı üzerinde doğrudan etkili olan ürünler, zararlı sonuçlarını hemen değil; uzun süreli maruziyet sonrasında ortaya çıkarabilmektedir. Örneğin belirli katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, ambalajdan gıdaya geçen kimyasal bileşenler veya biyoteknolojik müdahaleler sonucu oluşan etkiler, yıllar sonra ortaya çıkan kronik hastalıklarla ilişkilendirilebilmektedir.

Bu tür durumlarda, klasik on yıllık üst sürenin korunması, zarar görenin tazminat talebinde bulunmasını fiilen imkânsız hale getirebilmektedir. Çünkü zarar, çoğu zaman bu sürenin dolmasından sonra fark edilebilmektedir. Yeni Direktif, bu sorunu dikkate alarak, özellikle bedensel zararların söz konusu olduğu hallerde daha uzun bir üst süre öngörmüş ve böylece zarar görenin korunmasını güçlendirmiştir.

Gıda hukuku bakımından bu değişiklik ayrı bir önem taşımaktadır. Zira gıda kaynaklı zararların önemli bir kısmı, ani zehirlenmeler şeklinde ortaya çıkmakla birlikte, bir kısmı da uzun vadeli etkilerle kendini göstermektedir. Bu nedenle, zamanaşımı süresinin yalnızca ürünün piyasaya arz edildiği tarihe bağlı olarak katı biçimde sınırlandırılması, gıda güvenliği alanında etkili bir sorumluluk rejimi kurulmasını zorlaştırmaktadır.

Bu bağlamda yeni Direktif ile getirilen yirmi beş yıllık üst süre imkânı, özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından hem bilimsel gerçekliklere hem de zarar görenin korunması ilkesine daha uygun bir çözüm sunmaktadır. Bununla birlikte, bu düzenlemenin üreticiler açısından öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getirebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Sonuç

Avrupa Birliği ürün sorumluluğu hukukunun temelini uzun yıllar boyunca oluşturan 85/374/EEC sayılı Direktif, (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi ile birlikte önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. Yeni Direktif, önceki düzenlemeyi normatif düzeyde yürürlükten kaldırmakla birlikte, öngördüğü geçiş hükümleri aracılığıyla eski rejimin belirli bir süre daha uygulanmasına imkân tanımaktadır. Bu yönüyle ürün sorumluluğu hukukunda ani bir kopuştan ziyade, zamana yayılmış ve kademeli bir geçiş sürecinin benimsendiği görülmektedir.

Bununla birlikte, iki Direktif arasındaki ilişki yalnızca bir yürürlükten kaldırma meselesi olarak değil, aynı zamanda ürün sorumluluğu anlayışında yaşanan yapısal dönüşümün bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Nitekim 85/374/EEC sayılı Direktif, ağırlıklı olarak fiziksel ürünler ve klasik üretim ilişkileri temelinde şekillenmiş; zarar kavramı, ispat yükü ve sorumlu kişiler bakımından daha sınırlı bir çerçeve öngörmüştür. Buna karşılık (AB) 2024/2853 sayılı Direktif, dijitalleşen ekonomi, karmaşık üretim süreçleri ve çok katmanlı tedarik zincirlerinin ortaya çıkardığı yeni risk alanlarını dikkate alarak, ürün sorumluluğu rejimini daha kapsamlı ve işlevsel bir yapıya kavuşturmuştur.

Bu dönüşüm, özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından belirgin sonuçlar doğurmaktadır. Yeni Direktif ile hatalı ürün değerlendirmesinin daha somut kriterlere bağlanması, ispatın kolaylaştırılmasına yönelik mekanizmaların kabul edilmesi, zarar kavramının genişletilmesi, sorumlu kişi çevresinin dijital tedarik zincirlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi ve geç ortaya çıkan zararlar bakımından daha uzun sürelerin öngörülmesi; gıda ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki doğrudan ve uzun vadeli etkileri dikkate alındığında, son derece önemli yenilikler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu çerçevede, yeni Direktif’in ortaya koyduğu yaklaşımın, ürün sorumluluğu hukukunda yalnızca teknik bir güncelleme değil; aynı zamanda tüketicinin korunması ile üretici sorumluluğu arasındaki dengenin yeniden kurulmasına yönelik normatif bir yeniden yapılanma olduğu söylenebilir. Özellikle bilimsel belirsizliklerin ve bilgi asimetrisinin yoğun olduğu gıda alanında, bu yeni yaklaşımın uygulamaya yansımaları, önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği yargı içtihatları ile daha da belirginleşecektir.

(AB) 2024/2853 sayılı Direktif, 85/374/EEC sayılı Direktif’in devamı niteliğinde olmakla birlikte, kapsam ve işleyiş bakımından onu aşan ve günümüz üretim ilişkilerine uyum sağlayan yeni bir ürün sorumluluğu modelini ortaya koymaktadır. Bu modelin özellikle gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu bakımından getirdiği yenilikler, hem teorik hem de uygulamaya yönelik tartışmalar açısından önemini uzun süre koruyacaktır.