Cumhuriyet savcısının sebep ve gerekçe belirtmeden, yani sanığın lehine mi aleyhine mi olduğu belli olmadan yaptığı istinaf başvurusunun, Cumhuriyet savcısından açıklama dahi istenilmeden sanığın lehine talebin kabulü ile istinaf incelemesi yapıldığı görülmekle birlikte, uygulamanın aşağıda yer alan 23.10.2024 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı yönünde geliştiği anlaşılmaktadır. Uygulamada; Cumhuriyet savcısı ilk derece mahkemesi kararını istinaf ettiği halde, sanığın lehine veya aleyhine istinaf kanun yoluna gidip gitmediğine dair talebin içeriğinde açıklama yapmadığı görüldüğünde, talebin somutlaştırılması, gerekçe gösterilmesi ve sebep belirtilmesi yönünde bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin yazı yazmak suretiyle Cumhuriyet savcısından ilk derece mahkemesi aracılığıyla açıklama istediği, açıklamanın yapıldığı durumda ona göre hareket edildiği, yapılmadığı durumda da Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin sanığın lehine yapıldığının kabul edildiği ve buna göre istinaf kanun yolu incelemesinin sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. Aşağıda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu kararına ve konu ile ilgili düşüncemize yer verilecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.10.2024 tarihli, 2022/10-386 E. ve 2024/323 K. sayılı kararında; “Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleri ile yazılı isteminde açıkça gösterir. Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerini açıkça göstermez ise, başvurunun sanık lehine mi olduğu yoksa aleyhine mi olduğu hususunun aleyhe bozma yasağının işlevini kaybetmemesi adına en geç inceleme tarihine kadar açıklattırılması gerekir. Bu mümkün olmadığında ise, başvurunun sanık lehine mi yoksa aleyhine mi olduğu anlaşılamıyorsa, cumhuriyet savcısının sanık lehine kanun yoluna başvurduğu kabul edilmelidir”.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İstinaf” başlıklı 272. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde; “Ancak 15 yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler Bölge Adliye Mahkemesi’nce resen incelenir.” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm; sanık veya Cumhuriyet savcısı tarafından hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde, sanık açısından herhangi bir hak kaybı doğmaması adına, sanık lehine getirilmiştir. Hüküm gereğince re’sen istinaf sanık aleyhine sonuç doğuramaz, re’sen istinafın sanık lehine olduğu kabul edilmeli ve aleyhe hücum yasağı kapsamında sanık aleyhine sonuç doğurmamalıdır.

CMK’nın “Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı 260. maddesinin 1. fıkrasında Cumhuriyet savcısının hakim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurabileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin son fıkrasında ise, “Cumhuriyet savcısı sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.” hükmü getirilmiştir.

Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; Cumhuriyet savcısının sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabileceği hükmünün ayrıca belirtilmiş olması, Cumhuriyet savcısının asli görevinin sanık aleyhine kanun yollarına başvurmak olduğunu düşündürmemelidir. Bu hüküm hiç koyulmamış olsaydı da, Cumhuriyet savcısının sanık lehine başvurma hakkının bulunmadığı şeklinde yorum yapılması mümkün değildir. Kanunun bu şekilde düzenlenmiş olması, Cumhuriyet savcısının sanık lehine kanaat bildirmesinin istisna gibi görülerek, gerekçesi anlaşılamayan durumlarda kanun yoluna başvurunun sanık aleyhine yapıldığının kabulü gibi bir yoruma elverişli olduğundan, hükmü bu yönüyle eleştirmek mümkündür.

“Cumhuriyet savcısının başvuru sonucunun kapsamı” başlıklı CMK m.265’de; “Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhine kanun yoluna gidilen karar, sanık lehine bozulabilir veya değiştirilebilir. Cumhuriyet savcısı, kanun yoluna sanık lehine başvurduğunda, yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez.” hükmünün bulunduğu, yine 266. maddesinin 1. fıkrasında ise; “Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.” hükümleri birlikte nazara alındığında, Cumhuriyet savcısının sanık lehine yaptığı istinaf talebi ilk andan itibaren hukuki sonuç doğurmaktadır. Sanık lehine başvurulan istinaf kanun yolundan sanığın rızası olmaksızın vazgeçilemez.

Tüm bunlara ek olarak; Cumhuriyet savcısının istinaf talebini diğerlerinden ayıran en önemli husus, CMK m.273/5’de düzenlenmiştir. Buna göre, Cumhuriyet savcısı istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleri ile birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır. Gerekçe gösterme zorunluluğu sanık veya katılan açısından getirilmemiş, ancak Cumhuriyet savcısına bu yükümlülük kanunen yüklenmiştir. Bunun nedeni; sadece Cumhuriyet savcısının, hem sanık lehine ve hem de sanık aleyhine istinaf başvurusunda bulunabilme imkanıdır. Kanunun gerekçe bakımından emredici hükmüne rağmen Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin gerekçesiz olması halinde, bu talep geçerli bir istinaf talebi olarak kabul edilmemelidir. Ancak süresi içerisinde Cumhuriyet savcısı tarafından yeni bir istinaf talebinde bulunulduğu takdirde, bu talep işleme koyulabilir.

Yukarıda belirtilen Yargıtay kararında; Cumhuriyet savcısı istinaf nedenlerini açıkça göstermez ise, başvurunun yine de geçerli sayılacağı, ancak en geç istinaf dairesi tarafından inceleme tarihine kadar açıklattırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kanaate katılmamız mümkün değildir. Çünkü hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, sadece “kararı istinaf ediyoruz” şeklinde bir ifade ile ilk başta sanık lehine istinaf talebinde bulunan Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin açıklattırılması istendiğinde, fikir değiştirerek bu defa sanık aleyhine gerekçe koyması halinde oluşacak durumun kabulü ve izahı mümkün değildir.

Yine CGK kararına göre, Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin açıklattırılamaması halinde başvurunun sanık lehine olduğunun kabulü gerekir. Bu hatalı kabul de ilk başta geçerli bir istinaf talebi olarak kabul edilmemesi gereken gerekçesiz istinaf talebinin hukuken geçerli sayılmasından kaynaklanmaktadır. Hukukun temel esaslarından olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi, Cumhuriyet savcısının istinaf talebinin sanık lehine mi, yoksa aleyhine mi olduğunun anlaşılamaması halinde nazara alınabilecek bir ilke değildir. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi; suçun sübutunun şüpheden uzak ve kesin delillerle ispatlanması, suç işlendiğine dair şüphenin tamamen ortadan kalkmaması halinde gündeme gelir.

Yukarıdaki açıklamalarımız ışığında; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.10.2024 tarihli, 2022/10-386 E. ve 2024/323 K. sayılı kararı uyarınca, CMK m.273/5’e rağmen gerekçe içermeyen Cumhuriyet savcısının talebine hukuki geçerlilik tanınarak inceleme tarihine kadar açıklattırılması, bu mümkün olmadığı takdirde sanık lehine istinaf talebi olarak kabul edilmesi gerektiği şeklindeki görüşe katılmıyoruz. Cumhuriyet savcısının gerekçesiz istinaf talebi geçerli bir istinaf talebi olarak kabul edilmemeli, süresi içerisinde gerekçeli istinaf talebinin düzenlenmesi beklenmeli, bu da olmadığı takdirde, CMK m.276/1 uyarınca istinaf talebinin reddine itirazı kabil olmak üzere karar verilmelidir.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Taner Akıncı

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)