“...Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya tabi tutulamaz”

T.C. Anayasası 17. md 3.f.

Giriş

Modern "etkisizleştirme" kavramının temelinde, hapis süresinin bir bekleme süreci olduğu, bireylerin toplumdan uzaklaştırılıp, temel işlevi onları yalnızca muhafaza etmek olan kurumlara yerleştirildiği varsayımı yatmaktadır. Bu hapis anlayışını savunanlar, çoğu mahkûmun aile, okul sistemleri ve topluluklar içindeki şekillendirici deneyimlerle şekillenmiş mevcut bir dizi özellik ile cezaevine girdiğini iddia ederler. Çoğu mahkûmun cezaevinde geçirdiği süre, bu diğer daha belirgin sosyalleşme kaynaklarına kıyasla önemsizdir ve zaten derinden kök salmış eğilimleri değiştirmek için çok az şey yapar. Eğer durum böyleyse, cezaevinden çıkan mahkumların, içeri girdikleri zamanki hallerinden esasen farklı olmamaları beklenmelidir.

Karşıt düşünce ekolü ise, cezaevlerin suçu etkili bir şekilde caydırabileceğini ve mükerririk olasılığını azaltacak şekilde tutumları değiştirebileceğini savunmaktadır. Rasyonellik üzerine kurulu ekonomik bir teoriden doğan caydırıcılık teorisi, bireylerin suç işlemeye karar verirken yakalanma ve hapis cezasına çarptırılma olasılığını tartacaklarını öne sürmektedir. Cezayla ilişkili "maliyetler" ne kadar yüksekse ve ceza alma olasılığı ne kadar yüksek algılanıyorsa, bireylerin suç faaliyetine girişme motivasyonu o kadar azalacaktır. Bu özel caydırıcı etki, özellikle cezaevinin sert gerçeklerini öğrenen ve buna göre yeniden suç işlemenin algılanan faydasını güncelleyen ilk defa suç işleyenler için daha da güçlü olabilir.

Temel sorularımız ise, hangi kurumlarda ve uygulamalarda yapılacak uygulanabilir değişiklikler, suç oranlarında en büyük marjinal değişiklikleri yaratacaktır? Toplum olarak rehabilitasyon hakkında bilgimiz var mı? Yapmamız gereken tek şey insanları hapse atmak ve daha fazla hapishane mi inşa etmektir?

“Suç yaratmanın ahlaki kültür ilkesi”, özel durumlar hariç, yalnızca toplumsal yaşamın dayandığı değerleri ihlal eden ve saldıran, dolayısıyla gerçekten “anti-sosyal” olarak nitelendirilebilecek eylem- lerin yasal olarak suç olarak tanımlanması gerektiğini savunur. “Sosyal fayda sağlayan ceza ilkesi” ise, cezanın ilk amacının ve gerekçesinin, anti-sosyal bir eyleme karşı sosyal fayda sağlayan bir yanıt vermek, suçun parçaladığı toplumsal dokuyu yeniden birleştirmek olduğunu savunur (suçun ahlaki kültür ilkesine göre tanımlanması şartıyla).

Suçun toplumsal dokuyu zedelediği yerlerde, ceza hukukunun ayırt edici işlevi onu yeniden onarmaktır. Eğer ceza hukuku bunu yapmazsa ve ceza hukukunun yerine geçebilecek yeterli bir alternatif bulunmazsa, ihlal edilen normun otoritesi ve ihlal edilen mağdurların onuru zedelenecektir.

Bir ceza, onu alan kişi için bir miktar rahatsızlık anlamına gelir; aksi takdirde cezalandırmazdı. Gerçekten de ceza adaleti, cezanın şiddetini–ve dolayısıyla ilişkili rahatsızlık miktarını – bireysel suçlara ve suçlulara göre ayarlayan karmaşık bir sistem olarak görülebilir. Bu, öncelikle hapis cezasının süresi, para cezası miktarı gibi nominal ceza büyüklüğünün ayarlanmasıyla yapılır. Bununla birlikte, bir cezadan kaynaklanan rahatsızlık, cezaevlerindeki farklılıklar, yargı gecikmeleri, cezalandırılan kişinin psikolojik yapısı, zenginliği, şansı, aile ilişkileri vb. gibi bir dizi başka faktör tarafından da belirlenir. Bir cezanın cezalandırılan kişide yarattığı toplam rahatsızlık miktarını belirleyen şey, nominal cezanın bu öznel faktörlerle etkileşimidir. "Öznel ceza" (veya bireyselleştirilmiş ceza), bu faktörleri öne süren çeşitli teoriler için kullanılan genel bir terimdir. Bu bağlamda önemli olan hürriyeti bağlayıcı cezaya seçenek yaptırımların geniş ölçüde uygulanmasıdır.1 Bu konuya tarihsel bir yaklaşım sağlamak üzere aşağıda Beccaria ve Bentham’ın görülerine yer verilecektir.

Yararcılık: Beccaria ve Bentham

XVIII. asır parlak bir İtalyan matematikçisi olan Cesare Beccaria (1738-1794), zamanın genel görüşü olan insanların akıllı varlıklar olarak davranışlarını seçme ve kontrol edebildiğini (akıllı seçim kuramını) benimsemiş;2 oluşturmaya çalıştığı hukuk sisteminde mahkemelerin takdir hakkı kaldırılarak her suçun ağırlığına uyarlı ceza miktarına hükmedilmesine yer vermiştir. Beccaria, ceza bilimini, yasalarda yer alan yaptırımlara keyfi hükmedilmesinden akılcı bir enstrümana dönüştürmüştür.

Beccaria, yargılamaların hızlı olması ve cezaların çabuk uygulanması gerektiğini savundu. Bunun nedeni, etkili caydırıcılıkla ilgili bir gerçektir: Cezanın şiddeti kadar, hızı ve öngörülebilirliği de bizi caydırır. Beccaria'nın ceza usulü için önerdiği tüm bu reformların kökenleri, Helvétius'un faydacılığından ziyade Montesquieu'nun De l'Esprit des Lois adlı eserine dayanmaktadır. Bununla birlikte, Beccaria bu reformlara belirgin bir faydacı savunma getirerek, Montesquieu'nun yazılarının merkezinde yer alan hukukun üstünlüğü faydalarından ziyade ortaya çıkan verimliliği vurgulamıştır. Beccaria'nın en ünlü ceza adaleti reformu önerisi, cezai yaptırımlarla ilgili olup, ölüm cezasının kaldırılmasıdır. Burada da argümanı genel olarak faydacıdır. Cezanın amacı, intikamcıların savunduğu gibi, suçluya hak ettiğini vermek değildir. Bunun yerine, Beccaria'ya göre, bu yalnızca değerli bir toplumsal amacı gerçekleştir- mek sorunudur. “İstenen şey, her insanın despotik ruhunun toplumun yasalarını eski kaosa yeniden gömmesini önleyecek kadar somut nedenlerdi.”

Kendisi, cezalandırmada, en az sosyal maliyetle en fazla caydırıcılığı hedeflemeliyiz diye savundu. Cezaların yalnızca caydırıcı olarak etkili oldukları ve yalnızca caydırmayı amaçladıkları eylemden daha fazla zarar vermedikleri ölçüde uygulanması gerektiğinde ısrar etti. Hocam Norval Morris'in “sınırlayıcı cezalandırıcılık” olarak adlandırdığı modern (faydacı) bir ceza hukuku öğretisinin ilkeleri olarak şunu vurguladı: Caydırmayı amaçladığımız suça oranla daha fazla ceza vermemeliyiz ve hatta caydırıcı olmayacaksa bu kadar bile ceza vermemeliyiz.

Beccaria ayrıca genel olarak kolluk ve cezaların infazı reformunu savundu: Amacımız toplumsal olarak zararlı eylemlerin sayısını azaltmaksa, bu amaca yalnızca ceza tehdidiyle değil, devletin tüm politika araçlarıyla ulaşmalıyız.

Daha da geniş bir bakış açısıyla Beccaria, “suçu önlemenin en kesin ama en zor yolu eğitimi iyileştirmektir” diye ısrar etti. Bu ve daha birçok şekilde, suçluların cezalandırılmasını, devletin genel refahı artırmak için kullanabileceği birçok politika aracından sadece biri (pek etkili olmayan) olarak gördü.

Faydacılıkla en yakından ilişkilendirilen XIX yüzyıl reformcusu şüphesiz İngiliz yazar Jeremy Bentham'dır. Bentham (1748-1832), "Tüm yasaların ortak amacı veya olması gereken amaç," diye "toplumun toplam mutluluğunu artırmaktır." Dedi. Bentham, Beccaria'dan ayrıntılı anlatımıyla da farklıdır. Beccaria'nın faydacılık ve ceza adaleti üzerine ana çalışmaları büyük ölçüde 100 sayfalık bir broşürde bulunurken, Bentham'ın ceza adaletiyle ilgili yazıları birçok farklı kitapta binlerce sayfaya yayılmıştır. Ve elbette, Bentham'ın ceza adaleti hakkındaki düşüncelerini doğru bir şekilde anlamak istiyorsak, onun muazzam külliyatına aşina olmalıyız: Ahlak felsefesi, kimlik tespiti ve gözetim çalışmaları, hapishanelerin mimarisi ve diğer birçok ilgili konu üzerine yazılmış ciltler dolusu eser bulunmaktadır. Bazı durumlarda, Bentham'ın reform projesi Beccaria'nınkine çok benziyordu. Beccaria gibi Bentham da o dönemin uygulamalarıyla tamamen zıt olan ceza tasarrufu ilkesini savunuyordu. Bentham, Beccaria ile aynı faydacı gerekçelerle (ağır çalışma daha etkili bir caydırıcıdır) ölüm cezasını reddetti; ancak Beccaria'nın genel yorumlarına özel içerik ve hesaplamalar ekledi ve hatta kendi ceza kanunu modelini ortaya koydu. Bentham'ın ayrıntılara verdiği önem, özellikle "cezalandırılmaya uygun olmayan durumlar" olarak adlandırdığı konuları ele alış biçiminde açıkça görülmektedir. Beccaria, kovuşturulmaması gereken suç türleri (zina ve özel eşcinsel eylemler gibi) hakkında genellemelerle yetinirken, Bentham cezanın ne zaman uygun olduğunu ve eğer öyleyse, ne kadar ağır olması gerektiğini belirlemek için çok daha ayrıntılı bir inceleme yaptı. Beccaria gibi, suç işlemeyi caydırmak için daha ucuz önlemler (eğitim, aydınlatma, gözetim vb.) mevcut olduğunda cezadan kaçınılması gerektiğini kabul etti. Ancak Beccaria'dan farklı olarak, cezanın faydacı gerekçesini ne zaman zayıflatabileceğini belirlemek için genellikle "mazeret koşulları" olarak adlandırılan durumları (çocukluk, akıl hastalığı, sarhoşluk, kasıt eksikliği, istemsizlik, hata, zorlama, gereklilik ve engellilik) dikkatli ve ayrıntılı bir şekilde analiz etti. Ceza hukuku yazarlarının çoğu, bu mazeret koşullarının her birinin, genellikle sorumlu ahlaki eylemlilik kavramlarına dayanan kendine özgü bir gerekçesi olduğunu varsayarken, Bentham bunların hepsini birleştiren tek bir gerekçeyi faydacılık ilkesinde buldu. Bentham'ın burada sorumlu ahlaki eylemliliğin yerine cezanın faydasıyla ilgili hususları koyması, 1962 İsveç Ceza Kanunu'nda yirminci yüzyıl ceza teorisinde önemli bir değişimin habercisi niteliğindedir.3

Özetle, Jeremey Bentham yarar ve acı arasındaki bir dengenin suçlu bir davranışı özgürce seçmesine rehberlik edeceğini ileri sürdü. Bentham, cezaların düzenlenmesine egemen olacak şu kuralları formüle etti:

1. Suç için saptanan ceza değeri, hiçbir halde, suçun sağladığı yararı gidermek için yeterli olandan az olmamalıdır.

2. Suçun neden olduğu zararın büyüklüğü oranında ceza bağlamındaki bedel de büyük olmalıdır.

3. İki suçun cezası karşılaştırıldığında, daha ağır suç için öngörülen ceza insanı hafif suçu işlemeye yöneltici yeterlikte vazedilmelidir. Aksi takdirde, bir suçlu ırzına geçtiği mağduru öldürebilir.

Ceza nedir, iyi bir ceza mümkün müdür?

Ceza, istenmeyen bir davranışı azaltmak veya durdurmak için caydırıcı sonuçlar uygulamak ya da ödülleri ortadan kaldırmak suretiyle bir yaptırımın uygulanmasıdır. Yalnız salt kefaret anlayışına dayalı olmak uğruna kasten başkasının evini yakanın da kendi evinin yakılması nasıl ödeşmede “ifratı” temsil edecekse, hırsız için çaldığı kadarının banka hesabından alınması da o derece “tefrit” şeklinde yetersizlik ifadesi olacaktır. Cezada ödeşme doğrultusundaki ceza siyaset ve uygulaması şimdiye dek istenilen etkiyi sağlayamadığından geleneksel ceza adaleti modeli karşısında toplumsal adalet modeli yeni bir vizyon olarak görülmektedir. Bu yeni modelde tarafların savaşımı yerine taraflar arasında iş birliğine vurgu egemen olmakta; cezai olmayan alternatifler uygulanmakta ve mağdurun tatmin edilmesi ağırlık kazanmaktadır. Bu modelin gerekliliği aşağıda klasik modelin irdelenmesi ile gün ışığına çıkacaktır.

Klasik Model

Uyarıcı-Tepki (stimulus-response) üzerine kurulu bu model televizyon işletim sistemi ile şematize edilebilir.

Sfasfl-5

Üçlü Ayarlı Sistem:
1. Kaba ayar: Yasama

2. Orta ayar: Ceza mahkemeleri (TCK Md. 61)

3. İnce ayar: İnfaz kurumları

Geleneksel uygulamada cezanın (önleme, nötrleştirme, iyileştirme ve hak ediş) amaçlarından her birine yer veren bir ceza oluşturulması öngörülmektedir-birleşme teorisi. Şimdi bu girift sürecin neleri gerektirdiğini irdeleyelim.

Önleme amacı- Önleme etkisini maksimize edecek bir yaptırımın biçimlendirilmesinde hâkimin önleme etkisini sağlayabilecek şu faktörleri bilmesini gerektirmektedir: Hangi tür suçlular önlenebilir, hangileri önlenemez? Ne türden suçlular için özel bir önleme mesajı verilmesine gereksinme vardır? Ender olması nedeniyle ne tür suçlulara özgü, özel nitelikte bir önleme mesajı verilmesine gereksinme yoktur? Potansiyel suçluların, suç işlediklerinde ne kadar kazanç elde edebileceklerini, yakalanma ve ceza görme riskinin ne derece olduğunu ve öngörülen yaptırımdan ne derece kaçınmak istedikleri göz önüne alınarak; hükmedilecek ceza ne miktarda olmalı ki, önleme etkisini gösterebilsin? 4 Önleme açısından ciddi suçların küçük suçlardan daha zor caydırıldığına inanılmaktadır.

Nötrleştirme amacı-Tehlikeli bir suçlunun nötrleştirilmesi amacını maksimize edecek bir yaptırımı biçimlendirmek üzere şu soruların yanıtlanması gerekmektedir: Hangi tür suçlular mükerrir suçlu olabilecek; hangileri olmayacaktır? Cezaevleri bir nötrleştirme mekanizması ise, her suçluya özgü hürriyeti bağlayıcı ceza süresi ne kadar olmalıdır? Diğer bir anlatımla, gelecekteki suç işleme tehlikesi- nin geçmesi için hükümlü cezaevinde ne kadar süre kalmalıdır? Gereksinme duyulan nötrleştirme sürecinin topluma bedeli işlenmesinden korkulan suçun bedeli ile karşılaştırıldığında tavır ne olacaktır? Cezaevinde bir hükümlü için harcanacak milyonlarca ₺.ye karşılık işlenecek cüzi bedelli bir hırsızlık karşısında hâkim tereddüt içinde kalmayacak mı? İlerde suç işleyecekleri tahmin edilenlerden ne kadarı hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilmese idi, suç işlemeyeceklerdi (İkame teorisi)?

İyileştirme amacı- Bu amacın gerçekleştirilmesi için elde geniş bilgi ile yeterli zaman ve kaynakların varlığına gereksinme vardır. Bu amaca özgü sorular ise şunlardır: Hangi tür suçlular başarılı bir şekilde iyileştirilebilir? İyileştirilebilir hükümlüler için hangi programlar hangi hükümlü grubu için iyi çalışmaktadır? İşlevsel programlardan hangileri hangi gruptaki hükümlüler için daha etkili olabilmektedir? Fail suçu başka nedenlerden dolayı (örneğin kör olduğu için artık sahtecilik suçu) işleyemeyecek- se ona ceza uygulanması caiz midir?

Hak ediş amacı- Bu amaç geçmişte işlenmiş bir suça kanunda öngörülen yaptırım verilmesiyle yerine getirilmektedir. Önceki üç amaç yararcı niteliği ile geleceğe yönelik iken, sonuncu amaç, geçmişe yönelik, salt hak edilen yaptırıma hükmedilmesidir.

Bunlar ceza kanununun ne amaç beslemesi hakkındaki temel görüş ayrılığını yansıtmaktadır. Bu yalnızca teorik bir görüş ayrılığıyla sınırlı kalmayıp, hükmedilecek yaptırımlara özgü pratik sonuçlar açısından önemli farklılıklar sergilemektedir.5 En önemlisi de gelecekte işlenecek suçları önlemeyi amaçlayan “yararcı yaklaşım” ile “hak ettiği cezanın verilmesi” yaklaşımı arasındaki çatışmadır. Şimdi bu çatışmanın yansıyan görüntülerini irdeleyelim.

Örnek olarak, akıl hastalığı nedeniyle suç işleyen bir kişiyi ele alalım. Cezai sorumluluğu olmayan bu suçluya hak ettiği ceza verilemeyecektir. Öte yandan, yarar ilkesine göre, kişinin sorumlu tutulması için birçok neden bulunmaktadır: Suçlu tehlikeli olduğundan nötrleştirilmelidir; bu kişi cezalandırıldığında, genel ceza hukuku normu vurgulanmakta ve genel önleme amacına hizmet edilmektir; bu tür suçlular, toplumun korunması amacıyla rehabilite edilmek ihtiyacındadırlar. İşte yarar ilkesini yansıtan üç amaca, kişinin sorumlu görülerek hükmedilen yaptırımla hizmet edilirken; hak ediş ilkesine göre, suçlanamayan kişinin cezai sorumluluğu olmayacaktır.

Yukarıdaki örneğin karşıtı olan bir davaya bakıldığında, hak ediş ilkesine göre yaptırım uygulanabilecek bir kişiye, yarar ilkesi, ceza verilmesine izin vermeyecektir. Bu hal “işlenmez suç” örneğinde belirgin olmaktadır: Aids’li bir hastanın başkasına tükürerek hastalığı geçirmek eylemi bu türdendir. Tükürük- le aids’in bulaşmayacağı gerçeği karşısında “işlenmez suç” savunması devreye girecektir. Bu konumdaki kişinin eylemi zararsız ve kişi tehlikeli olmadığından, yarar ilkesine göre, bu kişiye cezai yaptırım uygulanması bir kaynak israfı olacaktır. Buna karşılık “hak ediş” ilkesi uyarınca, kişinin adam öldürmeye teşebbüs eylemi cezayı gerektirir bir suçluluk kanıtı olarak ele alınacaktır.

Yarar ve hak ediş arasındaki farklılık, hükmedilecek ceza yaptırımda göz önüne alınacak faktörler açısından da belirgindir. Tehlikeli suçlunun nötrleştirilmesi, yaptırım için yegâne belirleyici olduğunda, hürriyeti bağlayıcı ceza, gelecekte suçluluğu tahmine esas alınacak faktörlere göre belirlenecektir. Ciddi bir suç işleme olasılığı gelecekte ne derece yüksek olursa, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyet gereği de o derece fazla ve ceza süresi de doğal olarak uzun olacaktır. Gelecekteki suçluluğun en iyi belirleyicilerinden biri de cahil bir suçlunun uzun süre işsiz kalmasıdır. Hükümlünün bu niteliği yaptırım süresini artırabilecektir. Yine 21-29 yaş grubunda bulunan veya anne/baba sevgi ve disiplinden yoksun yetişmiş bulunan bir suçlunun uzun süreli bir cezaya mahkumiyeti de aynı gerekçeye dayalı olabilir. Gerçekte, nötrleştirmek için tehlikeli suçlunun suç işlemesini beklemek yerine toplumdaki tehlike sinyalleri veren kişileri ayıklayarak tehlikeli olduğu ve nötrleştirilmesi gereği belirlenenleri mahkûm etmek suçluluğu önlemek bakımından en etkili yöntem olacaktır.

Sorumluluk ve yaptırım saptama açısından önleme ilkesi esas alındığında ise, potansiyel suçluların yakalanma olasılığını algılama derecesi etkili bir önleme için gerekli olan yaptırımın belirlenmesinde göz önüne alınmalıdır. Algılama derecesi düşük olduğunda, bunu telafi edecek şekilde cezalar artırılmalıdır.

Potansiyel suçluların mahkûmiyet olasılığını algılaması da güçlü bir etmen olabilir. Bu doğrultuda, C. Savcıları açısından kanıtlanma zorluğu çekilen kast, ihmal ve benzeri sorumluluk gereklerini sonlandır- mak yararlı olacaktır. Bu suretle mahkûmiyet olasılığı çok artacaktır.

Öte yandan, saf önleme ilkesi de mantıken sorumluluğun, yaptırıma özgü aleniyetin genişliğine dayalı olmasını gerektirecektir. Reklam veren bir şirket, halkın büyük çoğunluğuna ulaşan bir reklam için yüklü bir bedel ödemeye istekli ise, daha ağır bir cezanın bedeli, önleme mesajının çokça kişiye ulaşması sonucu iyi bir yatırım olarak görülmelidir. Böylece kitle iletişim araçlarında bir davanın uzun süre yer alması hükmedilecek cezayı artıracaktır.

Hükümlünün iyileştirilmesine odaklanıldığında ise, kişinin iyileştirilmeye veya tretmana yatkınlığı esas alınacaktır. Bu amaçla cezaların infazında (örneğin bir süre A.B.D.’de) gayrı muayyen süreli ceza (indeterminate sentence) uygulamasına tanık olunmuştur: Hükümle saptanmayan ceza süresi, iyileşme durumunun gerektirdiği süre ile belirlenmekte idi. Bu doğrultuda, hafif bir suç işleyen suçlu için kişilik profili nedeniyle mükerrirliği önleme amaçlı uzun süreli bir tretman gerekirken, ciddi bir suç için hiçbir yaptırım söz konusu olmayabilecektir.

Bu doğrultuda mükerrirlik oranının azaltılmasına yönelik yaklaşımlardan birincisi, caydırıcılığa dayanmakta olup, yaptırımların hem hüküm giymiş suçlular (özel caydırıcılık) hem de genel nüfus (genel caydırıcılık) için suç oranları üzerinde baskılayıcı bir etkiye sahip olacağı beklentisine dayanmaktadır. İkinci yaklaşım ise, suç eylemlerinin meydana gelmesiyle ilişkili risk faktörlerini (suç oluşturucu ihtiyaçları) doğrudan değiştirmek üzere tasarlanmış, belirli tedavi veya eğitim biçimlerine (rehabilitasyona) odaklanan tretman programlarının etkisine ilişkin kanıtlara dayanmaktadır. Aşağıda yer alan mukayeseli veriler ise ikinci yaklaşımın kanıtı olmaktadır.6

· Almanya’nın nüfusu-83,445,000 100.000 nüfustaki mahpus oran 71.2
Cezaevlerinin toplam kapasitesi: 72,258
Toplam mahpus sayısı 59,413
Ortalama mahpus süresi (4.2 ay)
Cezaevi nüfus yoğunluğu % 82.2 

· Türkiye’nin nüfusu-87.772.613 100.000 nüfustaki mahpus oran 487

Yıl

Genel nüfus

Cezaevi nüfusu

100.000 nüfustaki

2007

70.586.256

57.930*

82

2026

87.772.613

414.401 **

487

* 2007 yılı cezaevi nüfusu

** 1/04/2026 cezaevi nüfusu

174461173Df-2

16.04.2026 günü UYAP İstatistik Bilgi sistemi-Denetimli serbestlik

Denetimli serbestlik tedbiri uygulanan kişi sayısı dağılımı

(31/03/2026)

Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı yapılan (CGTİHK 105/A)

230.600

Adli kontrol (CMK 109)

124.977

Uyuşturucu bağımlıların tedavisi ve denetimli serbestlik (TCK 191/3)

100.708

Denetim altındaki yetişkin (TCK 51)

480.447

Denetim altındaki çocuk (5395 sayılı K)

9.876

Toplam

490.323

Özet olarak, yukarda yer alan her üç amaca özgü yarar ilkesi kapsamında sorumluluk ile yaptırımı belirleyen faktörler, hak edişe özgü faktörlerden oldukça farklıdır. Tehlikeli bir suçlunun nötrleştirilmesinde, hürriyeti bağlayıcı ceza süresini artıracak uzun süreli işsizlik ve diğer faktörler ceza süresini artırabilirken, hak ediş’te bu nedenlerle ceza artırılması söz konusu olamaz. Bu son ilkeye göre de algılanan yakalanma olasılığı az olduğunda ceza artırılamayacaktır.

Bu amaçları gerçekleştirmek üzere, bir hâkim ekonomi, kriminoloji ve sosyal psikoloji gibi disiplinlerden istediği bilgileri elde etse bile, kendisi zorlu bir soruyla karşı karşıya kalmaktadır: İşte yaptırıma özgü bu farklı amaçlara ait genelde birbiriyle çelişen önerilerin nasıl uyumlaştırılabileceğidir? Etkili bir önleme etkili bir nötrleştirmeden farklı bir yaptırıma çağrı yaparken; nötrleştirme de etkili iyileştirme için olanından farklı bir yaptırıma çağrı yapmaktadır. Hâkim her davaya özgü olmak için bu amaçlardan hangisinin en önemli olduğuna nasıl karar verecektir? İşte bu sorular yumağından rasyonel bir yaptırım uygulaması oluşturmak nasıl mümkün olabilecektir?7

İzinli çıktığı cezaevine ‘Zehir Baronu! olarak döndü.”

Hürriyet (18/11/2925) s.3

“Aynı fail, aynı ihmal ve yeni kurban”
Hürriyet (17/07/2025) s.3

“Cezaevinden izinli çıktı. Annesini, kızını ve eşini katletti”.

Hürriyet (10/02/2026) s.3

Satırlı Dehşet: Bir saatte 3 kişiyi yaraladı-uyuşturucu bağımlısı, 15 suç kaydı olan M.S cezaevinden yeni çıkmış”
Hürriyet (23/04/2026) s.3

Görüldüğü üzere bu model suçluya odaklanmakta ve mağdur göz ardı edilmektedir(!). Ne var ki, mevcut suç ve ceza siyasetlerinin suçu bastırmada veya suç oranını azaltmadaki belirgin başarısızlığına ek olarak ceza adaleti sisteminin aşağıda özetlenen tutarsızlıklarına ve yetersizliklerine işaret eden gerçekler de göz önüne alınmalıdır:

- Ceza adaletinin el atması gereken suçlardan çoğunun rapor edilmemesi nedeniyle sistem dışı kaldığı;

- Açığa çıkarılan suç oranının düşük olması ile sistemde davaların erimesi(attrition) sonucu suç işleyenlerden çok azının yargılandığı ve çok daha azının da mahkûm olduğu- bu konudaki tahminlerin %5 ile %10 arasında değiştiği;8

- Anglo-sakson ülkelerinde yaygın bir uygulama olan savcılıkta anlaşma (plea bargaining) sonucu çoğu sanığın işlediği suç yerine başka bir suçtan cezalandırıldığı ve suçlarını ikrar etmelerine karşılık hafif bir ceza önerildiği; ABD örneğinde ceza davalarının %95’inin savcılık evresinde anlaşma ile sonuçlandırıldığıdır.174461Sdgsd-3

Tutuklama Olgusu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilk tutuklama kararından itibaren suçun işlendiğine dair makul şüphenin varlığı yanında tutuklamaya ilişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması gerekmesi (Buzadji/Moldova, ([BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016) ve “Tutuklama tedbiri kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik ağır bir sınırlamadır. Bu nedenle tutuklamaya ancak zorunlu durumlarda ve kanuni şartları bulunduğunda başvurulabilir. Aksi takdirde tutuklama, kişinin kaçmasını ya da delilleri karartmasını engellemeye yönelik bir tedbir olmaktan çıkıp cezalandırma aracına dönüşebileceği (Anayasa Mah. B. No: 2020/13893, gün 12 Aralık 2020, paragraf 14) ilkeleri karşısında gerçeklerin bunu ne derece yansıttığı tartışmalıdır.

Tutuklu kalınan süre, özgürlüğün kaybı ötesinde oluşan zararlı sonuçları ile “gerçek bir ceza” olmakta- dır. Ülkemizde tutuklu kalınan süre de küçümsenmeyecek derece uzun olmaktadır-tutuklulukta makul süre. Bu noktada yargı performansı açısından bir ölçer olan ilk duruşmaya kadar tutuklulukta (pre-trial custody) geçen ortalama süre de saptanmalıdır. Kuşkusuz, tutuklama kararı gerekçeli olmalıdır (Any. 141/3, CMK 34, 101/2).

Avrupa Birliği'nde hapsedilen her beş kişiden biri, suçtan hüküm giymemiş durumda; bu sayıya yalnızca Almanya'da 12.000 kişi dahil. Çalışmalar, çoğu durumda ön yargılama gözaltının gereksiz olduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği genelinde, şu anda yaklaşık 100.000 kişi ön yargılama gözaltında tutuluyor ve bu süre ülkeye bağlı olarak ortalama birkaç aydan bir yıldan fazla sürebiliyor.

Almanya’da tutuklu sayısı ve nedenlerine (2021) ait aşağıdaki tabloya bakıldığında ülkemizdeki tutukla- ma siyasetinin ne derece irrasyonel olduğu daha belirgin olmaktadır:

Kaçma riski

23,719 (%93,2)

Mükerrirlik riski

1,721 (%6,8)

Suçun ciddiyeti

506 (%2,0)

Kanıtların tahrif

edilme riski

1,874 (%7,4)

Almanya’da tutuklu kalınan süreler, geniş ölçüde değişiklik göstermesine karşın bizler için ders alınacak bir tablo oluşturmaktadır(www.bmj.de.). Aynı durum tutuklama nedenleri için de geçerlidir.

Tutuklu süresi

Sayısı

%

1 aya kadar

6,272

26

1-3 ay

5,869

24

3-6 ay

6,227

26

6-12 ay

4,485

18,4

1 yıldan fazla

1,499

6

Almanya’da tutuklu sayısı sayısının nedenlerine göre dağılımı (2021)9

Kaçma riski

23,719 (%93,2)

Mükerrirlik riski

1,721 (%6,8)

Suçun ciddiyeti

506 (%2,0)

Kanıtların tahrif

edilme riski

1,874 (%7,4)

Not. Birden fazla nedenin aynı anda olası olması sonucu toplam %100'ü aşmaktadır.

Tutukluluk süresi bakımından %50’si üç ay ve daha kısa süre tutuklu kalırken %6’sinin bir yıldan fazla kaldığı görülmektedir.

Ülkemizdeki tutukluluk siyaseti sorgulanır bir nitelik sergilemektedir.10 Tutuklulardan ne kadarın hüküm özlü olduğu; tutuklamaların süreler itibariyle dağılımı, tutuklulardan ne kadarının beraat ettiği, adliyeler itibariyle uygulamadaki değişimlerin ne olduğu bilinmemektedir.

Toplam Mahpus Sayısı

412.991

Kapasite

304.956

Açık Cezaevi

114.418

Kapalı Cezaevi

298.573

Hükümlü

348.735

Tutuklu

64.256

Mart 2026

Toplumsal Model

Bu modelde adaletin yerini bulması bağlamında güvenli toplumlar geliştirme ve mağdurun tatmin edilmesi hedeflenmekte; cezai olmayan alternatif tedbirlere ağırlık verilmektedir.

H Gw475Lb M A Elu A3-1

Şimdi bu yeni yaklaşım felsefesine değinilecektir. Toplum, doğal olarak suça karşıdır ve olması gereken de budur. Ne var ki, bu tepkide halkın dikkatleri suçtan ziyade suçluya kaydırılmış bulunmakta; yanlışların/sosyal sorunların yalnızca illegal yapılmak suretiyle çözümlenebileceği yanılgısına düşülmüştür. Hürriyeti bağlayıcı cezaya hükümlü suçluların toplumdan soyutlanarak cezaevine konulmasının, pahalı olduğu kadar sınırlı bir etkiye sahip olması (mükerrirlik oranının yüksek olması); cezaevine giren her suçlunun yerine yenisinin türemesi karşısında suçlulukla mücadelede yeni bir model nasıl olmalıdır sorusu gündeme gelmektedir. Kuşkusuz, yeni model, toplumu ve toplumun en alt idare birimi olan “mahalle”yi temel alan yaklaşımdır. Bu model Türk toplumuna hiç de yabancı değildir. Kültürümüzde yerleşik olan “mahalle namusu”, “çalınan malların bedelinin mahallece karşılanması”, “mahalle bekçisi” ve “mahalle karakolu” ile toplumsal temelli modelin yeni içerikler kazandırılarak güncelleştirilmesi yerine günümüzde terk edilmesi karşısında, bu modelde saklı bulunan sinerjinin yeni bir içerikle aktive edilmesi gerekmektedir. Bu yaklaşımda mahalle sorun çözen bir birim olarak ele alınmalı; resmi ve gayri resmi hizmetler o düzeyde organize edilerek; karar alma süreçlerine sakinlerinin katkı ve katılımların gerektiği anlayışı yerleştirilmelidir. Bu bağlamda suçluların neden cezalandırıl- dıkları sorgulanmalı; sistem tutarsızlıklardan arındırılmalıdır. Bu durum 2001 yılı ve sonrası af kanunu ve beş kez yenilenen şartlı salıverilme oranları ile salıverilmeler nedeniyle oldukça belirgin olmuştur. Devlet ne hakla vatandaşlara karşı işlenmiş suçları affederek, onların ikinci kez mağduriyetlerine sebebiyet verebilir(?) sorusu kamuoyunda yankılandı ve oldukça da taraftar buldu. Soyulan, ırzına geçilenin toplum değil, mağdur kişi olması nedeniyle suçlunun borcu, bu nedenle, topluma değil, mağduradır. İşte yeni modelde “giderici adalet” gerçekçi bir paradigma olarak belirmektedir. Bu yaklaşım Türk Ceza sistemine yabancı olmayıp, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunda (1965) yer alan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya alternatif bir tedbir olarak (aynen iade veya tazmin) sisteme girmiş ve yeni TCK ile korunmuş bulunmaktadır. Bunun geleneksel yaptırım sistemine göre başlıca avantajları şunlardır:

  1. Suç mağdurlarına el uzatılması-yardım sağlanması;
  2. Tazminat elde edebilme olanağının mağdurları suçu ihbar etmeye ve mahkeme huzuruna çıkma- ya cesaretlendirmesi;
  3. Tazminat keyfiyetinin, suçlunun kendisine bir şey yapılması yerine onun bir şeyler yaparak iyileştirilmesine katkı yapabileceği;
  4. Bütçe giderlerinde önemli ölçüde tasarruf sağlanacağı; ve
  5. Suçun kazançlı bir iş olmaktan çıkartılabileceğidir.

İşte aynen iade/tazminat etrafında şekillenen bu sistemin en büyük avantajı, hiç kuşkusuz, mağdurlarca sisteme sağlanacak “destek” olacaktır. Çoğu mağdurların cezai adalet (hürriyeti bağlayıcı ceza veya para cezası) yerine onarıcı adaleti (restrotative justice) tercih ettiklerine dair fazlaca kanıt vardır. Mağdur için önemli olan çalınan malın iadesi, kırılan camın değiştirilmesi, hasar gören arabasının tamiri, genelde zararının giderilmesidir. Bu beklenti oldukça gerçekçidir. Öte yandan, ailevi veya kişisel ilişkiler içinde bulunan insanlar arasında işlenen şiddet suçlarına bakıldığında cezai adaletin devreye girmesi sonucu sosyal ve aile bağları kopmakta ve tarafların uzlaşma şansı azalmakta/yok olmaktadır. Bu süreçte fail ve mağdur arasında beliren kutuplaşma ve oluşan taraftarlarla nefret ve düşmanlığın körüklendiğine tanık olunmaktadır. Bu sosyolojik gerçek bile tek başına anlaşmazlıkları çözümleyici mekanizmanın ileride vuku bulacak şiddeti önlemek açısından ne derece önemli olduğunu kanıtlamaktadır.

Onarıcı adalet hem bir süreç ve hem de bir sonuçtur. Ödeşmeci adalet süreci ise öncelikli olarak suçlu ve devlete odaklanmakta; bu modelde sonuçtan çok süreç ön plana çıkmaktadır. Buraya egemen olan mesele adli usullerin takip edilip edilmediği olup; genelde adil bir sonuç, sanık için adil bir sonuç, mağdurun tatmini veya suçlu ve mağdurun ait olduğu toplumda bir harmoni sağlanıp sağlanmaması değildir. Buna karşın, onarıcı adalet, mağdur, suçlu ve toplumu kapsayan bir bağlamda şu üç öncelikli görüntü sergilemektedir:

- Onarım: Olayda tutuklama olsun veya olmasın, mağdurlara yardım ve desteğin sağlanması yer almaktadır. Bu süreçte toplum ve sosyal bağların onarımı mağdura sağlanan destek kadar gelecekteki mağduriyetlerin önlenmesi açısından da anahtar konumundadır. Onarım ile mağdura verilen zararın giderilmesi, suçluların verilen zararı kabullenmesi, eylemleri ve mağdurları için sorumluluğu kabullenmesi sonucu toplumsal yaşama yeniden katılım arzusunu sergilemesi söz konusu olmaktadır.

- Sorumluluk: İade (restitution)/tazmin, toplumsal hizmet yanında mağdur-suçlu uzlaşması suçlularda verilen zarar üzerine bilinçlenme yaratılması yanında mağdurlardan özür dilemeyi kapsamaktadır. Bu sürece mümkün olan hallerde mağdurlar doğrudan katılmalıdırlar.

- Toplumsal koruma: Toplumsal yaptırım ve gözetim sistemi suçlunun zaman ve enerjisini üretken faaliyetlere kanalize etmesini sağlamaktadır. Sürecin olumlu bir amacı da gözetim altında iş deneyimi kazanmak, yeteneklerini geliştirmek, toplumda olumlu etkileşimlere girmek ve halk katında üretken ve ehil davranışlar sergileyerek suçlulara kendilerini geliştirmek üzere etkin saikler sağlamaktır.

1744611737S-6

Ceza siyaseti adına önemli bir geliştirme uzlaştırma kurumudur. “Uzlaştırma” soruşturulması ve kavuşturulması şikâyete bağlı olan ve ağır cezalık olmayan suçlar bakımından mağdurun zararını gidererek bozulan kamu düzeninin yeniden oluşturulması yolunda “barıştırma” yön temi olarak kayda değer bir kurumdur (CMK 253). 2022 yılında en fazla uzlaşma sağlanan ilk on suçun uzlaşma yoğunluğuna göre sıralaması şöyledir: Kasten yaralama, hakaret, tehdit, taksirle yaralama, mala zarar ver me, hırsızlık, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi, dolandırıcılık, kişilerin huzur ve sükununu bozmak ve güveni kötüye kullanmadır. Bu kurumun ülke çapında etkinliğini sağlamak arabuluculuk’ta olduğu gibi kamusal barış adına önemli bir kazanım olacaktır. Uzlaştırma verilerine (2015-2024) aşağıda tabloda yer verilmiştir.

Yıllara Göre Uzlaşma ile Sonuçlanan Dosya Sayıları

2015

2016

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

17.319

7.817

223.469

208.014

238.905

219.639

230.050

234.294

225.027

232.921

Kaynak. Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

Geleneksel ödeşmeci ceza adaleti modelinde zarara zararla, acıya acıyla yanıt verilmekte (lex talionis); suçlunun ıstırabı arttıkça mağdurun ıstırabının azalacağı düşünülmektedir.11 Bu yaklaşım mantığı ile “göze göz dünyayı kör yapmış” (Ghandi); zarara zararla verilen yanıt toplumdaki zararı katlamış; mağdur (kul) hakkı teslim edilmemiştir. Bu sistemde suç mağdurlarının menfaati/en belirgin ihtiyaçları göz ardı edilmekte; ceza hükmü mağdurun mağduriyetini belgeleyen resmi bir belge olmak dışında fazlaca bir anlam taşımamaktadır. Sistem “mağdura ne olacağı” yerine “faile ne olacağına” odaklandı- ğından ceza hükmü ile mağdur eski bütünlüğüne kavuşamamaktadır.

Öte yandan, mağdurları yankıladığını iddia edenler, mağdurların ancak en ağır cezaların uygulanması ile tatmin olabileceklerini dile getirmekte iseler de bu genelleme çoğu mağdurlar için geçerli değildir. Yukarda değinildiği üzere, iyileşme, iade, tazminat ve gelecekte mağdur olmayacağından emin olma çoğu suç mağdurları için temel amaçlardandır. İşte sosyal müdahalenin ana amacının toplumsal huzuru sağlamak, zararı gidermek, yaraları sarmak ve yeni suçların işlenmesini önlemek ise, ceza sisteminin başarısız olduğu yerde uzlaşma, iade ve tazminata dayalı “onarıcı sistem”in nasıl ve neden başarılı olacağını anlamak daha kolay olmaktadır.12

İşte bu düşünceler doğrultusunda, bilinçli felsefi bir referans olmaksızın da toplumların pislikleri halı altına süpürmesi şeklindeki inancı gerçekçi ve uygun görülmeyerek terk edilmeğe başlamış, sosyal bir sorun olarak suçun, sosyal sistemin ürünü olduğu; sosyal açıdan belirgin bir şekilde risk oluşturduğu için kabul görmeyecek suçlar dışında kalan tüm suçların toplumda trete edilmesi ilkesi egemen olmaya başlamıştır. İşte hürriyeti bağlayıcı cezaya alternatif, toplum temeline dayanan bu iyileştirme yaklaşımı, negatif ve özelikle kurumsal yöntemlerden daha etkili olmaktadır. İşte Çocuk Mahkemeleri Yasası ile getirilen ve Yeni Türk Ceza Kanunu ile yetişkinleri de kapsamına alan yirmi yıllık denetimli serbestlik (probation) bu toplumsal tretman yaptırımının en tipik örneğini oluşturmaktadır.13 Bu yaptırımın mana ve önemi iyice algılanarak de facto etkili bir varlık göstermesi beklenilmelidir. İşte bu yeni felsefi yaklaşım ile geleneksel ceza adaleti felsefesi arasındaki farkı aşağıdaki karşıtlar listesi açıkça sergilemektedir:

H Gw46Gua U A A F6 T L-1

Bireyin işlediği suçta toplumun da sorumluluk payı olduğundan önlemenin ufkunu toplumsal alana doğru genişletmek zorunludur.

Toplumlarda suç ve ceza anlayışının daha nesnel ve daha insancıl doğrultuda gelişmesi de çağımızda “uygar” nitelemesinin başlıca şartı olmuştur. G.B. Shaw’un söylediği gibi “Bir insanı cezalandırmak için ona kötülük etmeniz gerekir. Eğer onu düzeltmek istiyorsanız onun gelişmesine yardım etmelisiniz. Ve insanlar kendilerine kötülük edildiğinde gelişemezler.”14

Bireysel suçluların cezalandırılmasını etkileyen kararlarda:

1. Tüm durumlarda cezaları, suçların ağırlığına, suç mağdurlarına verilen zararlara ve suçluların kusurluluğuna orantılı bir şiddet aralığında tutmak;

2. Makul ölçüde mümkün olduğunda, suçluların rehabilitasyonunu, genel caydırıcılığı, tehlikeli suçluların etkisiz hale getirilmesini, suç mağdurlarına tazminat ödenmesini, ailelerin korunma- sını ve suçluların yasalara uyan topluma yeniden entegrasyonunu sağlamak, bu hedeflere orantılılık sınırları içinde ulaşılmasıdır.

Suçlulukla mücadelede aşağıda yer alan üç strateji ve taktiksel açılımları rasyonel birer referans olacaktır.15

Strateji ve Açılımları

Strateji

Kolluğun Rolü

Adalet Sisteminin Rolü

Ölçülebilir Taktikler

1. Strateji

Tehlikeli suçluların
toplumdan soyutlan-
masıdır: Gerçek

Tehlikeli suçlular, saldırgan ve tahripkâr bir yaşam sürdüren kişilerdir ve bunların işlediği suç türü ne olursa olsun, kolluk ve mahkemelerin bu kişiler hakkında çok dikkatli olması gerekir.

Tehlikeli
suçlulardan

çoğunun mümkün

olabildiğince
yakalanması

Tehlikeli suçluların
mümkün olabildiğince
mahkumiyetine
gidilmesi ve uzun
süre hürriyetten
yoksun bırakılmala-
rı/ koşullu
salıvermenin
bir hak olmadığı
bilincinin yer etmesi

-Tehlikeli suçluların açığa

çıkarılması oranının

maksimize edilmesi-

karanlık sayı(dark figüre),

-Ciddi davalardaki mahkûmiyet
oranının yükseltilmesi,

-Bu suçlulara özgü hapis cezası
süresinin uzun tutulması,

-Cezaevinden tahliye edilenlerde
mükerrirlik oranının en aza
indirilmesi.

2. Strateji

Suç ve şiddetin olası

nedenlerinin giderilmesi-makro/ mikro yaklaşımlar

Anahtar niteliğinde-
ki ciddi ve ufak
suçları önlemek
üzere suç analizi ile
yakalama/
tutuklama
yetkilerinin
stratejik olarak
kullanılması.

Ceza adaletinin adilliği konusunda kamuoyunda güvenin inşa edilmesi ve anahtar suçlara (örneğin banka hortumlaması) neden olan sorunların çözümüne katkıda bulunulması.

-Halkın ceza adaleti sistemine

olan güveninin maksimize edilmesi,

-Ciddi suçlar ile ufak suçlarda

tutuklamaya başvurulmasının

dengelenmesi-adli kontrolün

işlevselliği,

-Tutuklama yasağı(CMK 100/4),

süresi (CMK 102) ve itiraz üzerine

veya kendiliğinden tutukluluğun

incelenmesi üzerinde titizlikle

durulması(CMK 108), 16

-Kamuoyunda sensasyon yaratıcı

suçların devamlı olarak azaltılması.

3.Strateji

Denetimli serbesti ve infaz sonrası koruma rejimleri ile topluma dayalı iyileştirmeye yoğunlaşma.

“Toplum destekli”

kolluk esprisi
içinde eski
hükümlülere
yardımcı olunması.

Her suçlu tipolojisine (çocuk, genç, yetişkin erkek /bayana) özgü tretman stratejileri geliştirilmesi ve kılavuzlar düzenlenmesi

Denetimli serbesti ve koruma kurullarının suçluların yeniden

uyum sağlamasına yönelik çabalarının, hükümlülerin hukuka uyarlı vatandaş olmasına yardımcı sosyalleşme fırsatlarının çeşitlenmesi ve sayıca artırılması17 kontrol edilebilir risklerin azaltılması.

Birinci strateji-suçluların toplumdan soyutlanması-oldukça popular ve tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu strateji olmaksızın bir ceza sistemini düşünmek olası değildir. Kişileri, ciddi suç işleyenleri toplumdan-genelde geçici olarak-soyutlamanın, suçluları yaptıkları eylemlerden sorumlu tutmak ve mağdurları sakinleştirerek öç alma girişimlerinden uzaklaştırmak gibi önemli nedenleri varsa da gelecekteki suç oranı üzerinde yalnızca marjinal bir etkisi olabildiği de belirtilebilir.

Şimdiye dek I. Stratejideki yaklaşımların etkinliği az olduğundan II. Ve III. Stratejideki taktiklere özellikle ceza adaleti sistemine olan güvene fazlaca odaklanılması, eski hükümlüler için sosyalleşme fırsatlarının artırılması ekonomik olduğu kadar kamu düzeni açısından sonuç alıcı nitelikte olacağı beklenilmektedir. Bu doğrultuda suçluların tretman ve iyileştirilmesinin yalnızca ceza ve infaz sistemiy- le sağlanamayacağı; tüm diğer devlet ve toplum kurumlarıyla bu amaçları desteklemek ve geliştirmenin ise temel bir görevi olduğu bilinmelidir.

Soruna stratejik amaçlar doğrultusunda yaklaşıp, mikro/makro bağlamlarda ilişkilendirmek ve irdele- mek gerekmektedir. Aksi takdirde, amaç-değerden yoksun kurumsal ego tatmini ile çok iyi işler yapılması illüzyonuna kapılmak risk ve tehlikesi vardır.18 Hiç kuşkusuz, belirlenmesi gereken "en iyi uygulamalar" ve ortaya çıkarılması gereken "en kötü uygulamalar" var. Genel fikir şudur ki, orantısız bir ceza olmadığı sürece, mantıklı ve faydacı cezalandırma kabul edilebilir ve arzu edilebilir bir durum- dur. Diğer bir anlatıma, faydacı amaçlar yalnızca “makul ölçüde mümkün olduğunda” izlenebilir.19

Elde var olan en yeni bilgileri kullanmadığımızda vuku bulan zararlardan biz sorumluyuz.

Suç oranları ve tekrar suç işleme oranları, uzun zamandır ülkenin ceza adalet sisteminin performansının kritik ölçütleri olarak hizmet vermektedir. Bu ölçütler, ceza adalet sisteminin tüm bileşenlerinin katkıda bulunduğu kamu güvenliğinin temel hedeflerini temsil etmektedir. Bununla birlikte, suç oranları ve tekrar suç işleme oranları, ceza adalet kurumlarının ne yaptığının tek veya mutlaka en iyi ölçütleri değildir.

Yine de suç oranları ve suç tekrarı oranları, sistemin kamu güvenliğini koruma performansının anlamlı genel ölçütleridir ve adalet uygulayıcılarının yaptıkları kuşkusuz suç işleme ve mükerrirlik oranlarını etkiler.

Ceza adaleti sistemi suç işleme ve mükerrirlik oranlarını etkiler. James Q. Wilson'ın da belirttiği gibi, "suç veya mükerrirlik oranlarının kolluk veya ıslah uygulamalarındaki olası değişikliklere karşı esnekliği göz önüne alındığında, para, özgürlük vb. açısından belirli bir maliyetle bu oranlarda ne kadar bir değişiklik elde edilebilir? Cevap kesinlikle sıfırdan büyük bir sayıdır. Eğer sıfır olsaydı, toplum üzerinde olumsuz bir etkisi olmadan tutuklamaları ve hapishaneleri ortadan kaldırabilirdik. Açıkçası, bunu denemeye meyilli olmazdık. Toplumdaki suçun yaygınlığı ve ciddiyetinin esas olarak adalet uygulayıcılarının yaptıklarına bağlı olmadığı doğrudur." Ancak asıl soru şu: Hangi kurumlarda ve uygulamalarda yapılacak uygulanabilir değişiklikler, suç oranlarında en büyük marjinal değişiklikleri yaratacaktır? Bu şekilde değerlendirildiğinde, tutuklama veya hapis oranlarının, aile veya okul uygulamalarında yapılabilecek herhangi bir uygulanabilir değişiklikten daha büyük bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkabilir.

Uluslararası normlar ve standartlar, hapis cezasının yalnızca son çare olarak kullanılması gerektiğini, özellikle de yargılama öncesi tutuklama söz konusu olduğunda bunun daha da geçerli olduğunu belirtmektedir.20 Buna rağmen, etkinliğine dair çok az veya hiç değerlendirme yapılmamasına rağmen, özgürlükten mahrum bırakma en yaygın kullanılan ceza biçimi olmaya devam etmektedir.21 Nils Christie (1993), modern toplumların bir suç kontrol endüstrisi yarattığını, yani ceza adalet mekanizmasının, özellikle de cezaevlerinin, bir ekonomik sektör gibi işlev gördüğü bir sistem oluşturduğunu ünlü bir şekilde savunmaktadır. Bu endüstri, yüksek hapis oranlarından beslenir ve cezaevi genişlemesinden fayda sağlayan karmaşık bir kamu ve özel aktörler ağı tarafından desteklenir. Bu metafor, ceza sisteminin kendi kendini sürdüren bir hale geldiğini ve giderek daha cezalandırıcı politikalar yoluyla kendi hizmetlerine olan talebi yarattığını öne sürmektedir-The Penal System as a Growth Industry.22

Sonuç

Türkiye'deki ceza adalet sisteminin mevcut sertliği ve işlevsizliği, son derece yüksek suç oranlarının yaşandığı bir dönemde halkın korku ve öfkesinin zehirli bir birleşiminin ve suçu en düşük maliyetle kontrol altına almaya yönelik bürokratik, araçsalcı bir yaklaşımın ürünüdür. Ancak halkın öfkesi ve yaklaşımı değiştirilebilir. Türkiye'deki ceza sisteminin sertliği ve işlevsizliğinin ardındaki diğer güç ise, her şeyden önce suçu olabildiğince etkili bir şekilde kontrol etmeye odaklanmış bir ceza adalet sistemidir. Yalnız etkili rehabilitasyon araçlarından yoksun olan bu yaklaşım, ahlaki öfke kadar zararlı, ancak değişime daha az açık olan, işlevsizleştirici sosyal dışlanma biçimlerine yol açmaktadır.23

“Dünya tarihinde belki de suçtan daha çok ceza verildiğini düşünüyordu, ama bu ona pek teselli vermedi.” Cormack McCarthy, The Road/Yol (2006).

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

---------------

1 Hapis cezasına seçenek yaptırımların parasal değerini ölçme yöntemi için bkz. http://matrixknowledge.co.uk/prison-
economics Ekonomik değeri ölçmek açısından gerçek etki yalnızca mükerrirlik oranının azalması/artması değil, ceza adaleti

sistemince müdahalenin bedeli ve etkisel (mükerrirlik oranındaki azalmanın kamuda ne ölçüde tasarruf sağlayacağı ve mağdurlara özgü somut/soyut bedellerin önleneceği) değeri de göz önüne alınmaktadır. Sözü edilen parasal değer aşağıdaki formülle hesaplanmaktadır:

Her suçlu için = Cezaevi sonrası + Müdahale bedelinde Hapis cezası yerine
cezaevi parasal mükerrirlik oranındaki tasarruf (*) bir suçlu tarafından
tutarı değişimle sağlanan işlenecek suçun bedeli
tutar

(*) Müdahale bedelindeki tasarruf= Cezaevi bedeli- Seçenek bedeli

2 Başlangıç varsayımı kişilerin menfaat sağlamak üzere suç işledikleri, suç işleme kararının bir seçim yapmayı da içerdiği ve bu sürecin, zaman, yetenek ve bilgi yetersizliği ile kısıtlanmış olsa da belli ölçüde bir rasyonaliteye işaret etmesidir. Suçlular özellikle meskenden/mağazalardan yapılan hırsızlıklar ile uyuşturucu madde kullanımına çevresel fırsatları değerlendirerek yönelmektedirler. Bir hırsız, örneğin, özel bir eve girmeye karar verirken, köpek/alarm olması gibi faktörleri göz önüne almakta; bu suçu itiyat haline getirmesinde ise, zamanla gelişen “profesyonelleşme” duygusu, yaşam biçimi ile arkadaş grubundaki değişimler etkili olmaktadır. Ülkede işlenen töre/namus cinayetlerinde genel- de ceza indiriminden yararlanmak üzere yaşı küçük olanlar kullanılmaktadır. 1091 töre cinayetinin analizindeki bu oran %13’dür. Gerçek dünyada bol bol Hamlet, Macbeth, Lear ve Othello olduğundan hiç kuşku duymamak gerekir. Akıllı seçim kuramı suçun terk edilmesi karar ve olgusunda da uygulanabilir. Bu kuram suçun nedenlerine odaklanmak yerine suçun üstesinden gelinmesiyle (management) çok ilgilidir. Ayrıca bkz. F. Tepecik. “Hukuk Uygulayıcılarının ve Hukuk Öğretisi ile Uğraşanların Gözüyle Suçun Nedenleri” Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2 (3), ss.161-185. Ayrıca bkz. Halil Cesur. Ödetmeci Ceza Adaletinin İki Yüzü, Pinhan Yayıncılık, 2024.

3 I. Strahl. İsveç Ceza Politikası (Ter. D. Yazan) Doyuran basımevi, 1975.

4 Cezaların önleme teorisine eleştirel bir yaklaşım için bkz. K.D.Tomlinson “An Examination of Deterrence Theory:Where Do We Stand?” Federal Probation Vol.80, S.3, Dec.2016, ss.33-38. Ayrıca bkz. J.Goh. “Proportionality-An Unattainable Ideal in the Criminal Justice System” Manchester Student Law Review Vol. 2, 2013, ss.41-73: Orantılılık uygulama bakımından oldukça sorunlu bir ilke olarak belirmektedir. Raymond Paternoster. “How Much Do We Really Know about Criminal Deterrence?” Suçluların Önlenmesi Hakkında Gerçekten Ne Kadar Bilgiye Sahibiz? Journal of Criminal Law and Criminology Vol. 100 Sayı.3: İnsanlar gelecekteki olayları "önemsizleştirme" eğilimindedir. Belki de Beccaria haklıydı ve Amerika'nın suç sorununa çözüm Panoptikon'da değil, Emile'de bulunuyordu. Bu önemsizleştirme, cezayı deneyimlemiş olanların bile, ortalama olarak, on yıllık hapis cezasını beş yıllık cezanın iki katından çok daha az ağır olarak değerlendirmelerini açıklayabilir. Cezaların uzunluğunu ikiye katlayarak caydırıcılık etkilerini büyük ölçüde artırdığımızı düşündüğümüzde, muhtemelen suçluların suç işleme hesaplamaları üzerindeki etkimiz çok daha az olur. Zaman indirimi, hukuk sisteminin elinde bulunan tüm yaptırımlar için geçerlidir; cezalar gelecekte uygulanır ve bir suç işleyip işlememe kararında bunların kesinliği ve şiddeti büyük ölçüde göz ardı edilebilir. Ceza adalet sisteminin suçlular veya suç işlemeyi düşünenler için sahip olabileceği yaptırımlar ne olursa olsun, suçun önlenmesindeki etkinlikleri, suç işleme kararıyla zamansal yakınlıklarının olmaması nedeniyle doğal olarak azalır.

5 Yararcı amaçlar örneğin suçlunun topluma yeniden entegre olması yaptırım sisteminin meşru ve arzulanan amaçlarından olarak, makul ölçüde mümkün ve adalet sınırları içinde olduğunda izlenmelidir. Yararcı amaçlar her olayda uygulanabilir olmadığı gibi bazılarında da istenilmesine karşın gerçekçilik bağlamında elde edilemez. Örneğin mağdursuz suçlar için tazmin ve iade işlevsel değildir; bireysel yaptırım kararlarıyla genel önlemenin gerçekleştirilmesi zordur ve mükerrirlik riski/tehlikesi olmayan sanıklar için mahpusluk amaçsız kalmaktadır. Bkz. https://hukukihaber.net/Ceza-Siyasetinde-Paradokslar Mustafa T. Yücel. “Yararcılık ve Hukuk” Hukuk Felsefesinin İşlevi, ss. 79-88 Yetkin,2026. Kevin R. Reitz and Cecelia M. Kliniğeler. Model Penal Code: Sentencing—Workable Limits on Mass Punishment, Electronically published February 13, 2019. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/yararcılık-ve-ceza-adaleti Felsefe ve hukuk literatüründe, bir yandan yararcı etik, diğer yandan deontolojik etik olmak üzere iki ana ceza gerekçelendirme teorisi bulunmaktadır. Yararcı etikte, cezanın yalnızca sonuçları uygun bir gerekçe olarak kabul edilmelidir. Bu bağlamda, ceza ancak gelecekteki suçları caydırdığı ölçüde haklı gösterilebilir. Bu görüşün aksine, intikam odaklı teoriler özünde deontolojiktir ve yalnızca işlenen suça ve hak edilen ceza fikrine odaklanır. İntikamcılık genellikle "suça karşı sert" duygular ve "muhafazakâr ve gerici fikirlerle" ilişkilendirilirken, bu düşünce akımı aynı zamanda cezanın suçun ağırlığıyla orantılı olması gerektiği fikriyle de ilişkilendirilmiştir.

6 Bkz. Ulvi Saran “Tahliyelere rağmen, cezaevi nüfusumuz dünyada ilklerde...” Karar (9/01/2026).

7 Bkz. R.E. Redding. “Evidence Based Sentencing: The Science of Sentencing Policy and Practice”, Chapman Journal of Criminal Justice, Vol.1:1, 2009, ss.1-19. Ulvi Saran. “Ceza infaz sistemimizin trajikomik hali: Hapisten izinli çıkıp soygun yapan mahkum” Karar 26/11/2024- “Antalya'da 49 suç kaydı ve toplamda 77 yıl kesinleşmiş hapis cezası bulunan şahıs, cezaevinden izinli çıktıktan sonra kreş soyarken yakalandı.” Sen gel, 49 sabıka kaydı ve 77 yıl kesinleşmiş hapsi olan profesyonel bir hırsızı, üç aylık izinle cezaevinden çıkar, gitsin soygun yapsın”.

Barış Pehlivan. “Hayal bu ya..” Cumhuriyet (10/05/2024) Eski mahalleme ve çevreme dönersem yine suça bulaşırım. Nasıl iş bulacağım, bilmiyorum.” Demem o ki suç akademisi haline gelen “ıslah sisteminin” baştan değişmesi gerek.

8 Bkz. Mustafa T. Yücel. “Ceza Adaletinde Erime Olgusu” Ceza Adaletine Özgün Sorunlar, Adalet, 2023, ss.57-69.Hazırlık soruşturmasında tanık olduğumuz davaların erime/buharlaşması olgusuna yargılama evresi sonucundaki beraat karar oranı (%) ile de tanık olmaktayız.

Türü

2015

2017

2019

2021

2022

2023

2024

% (!)

Mahkûmiyet

624 388

525 476

733 099

877 296

867 397

881 669

991 455

72,4

Beraat

394 548

299 130

383 033

393 985

375 232

360 049

378 251

27,6

9 Jörg-Martin Jehle. Criminal Justice in Germany Facts and Figures, Published by The Federal Ministry of Justice, Eighth Edition 2023, p.25.

10 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Tutuklama-Enflasyonu Akın Atalay “Adaletin kırık terazisi ve siyasi rehinelik” T24 8/01/2026: Tutuklamanın yarattığı çelişkiler; Muhammet Polat İçten. “Tutuklama ve Türkiye'deki Tutuklama Kararlarının Gerekçesizliği Sorunu” Cilt. 3, Sayı 5, ss.46 – 81 (2019) …Dicle Adalet Dergisi, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu: “Tutuklama Kurumunun Uygulanması Hakkında Görüşler”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ocak-Şubat 2015, ss.7-28. Levent Korkut. Türkiye’de Tutukluluk Sürelerinin İnsan Hakları Boyutu: Hukuki Çerçeve ve Uygulama Üzerine Bir Değerlendirme

11 Bu ilkenin abartılı bir örneğine 2018 yılında Pakistan’da tanık olundu: “Bir kıza karşı işlenen cinsel tecavüz sonrası saldırganın ailesi özür dilemek ve uzlaşma sağlamak üzere mağdurenin ailesini ziyaret etti. Uzlaşma için mağdure ailesinin şartı, kendi erkek çocuğunun da saldırganın kız kardeşine tecavüz etmesi idi. Anlaşmanın ardından ‘intikam tecavüzü’de ilk tecavüzden bir gün sonra gerçekleşti.” Bkz. “Tecavüze tecavüz anlaşması” Hürriyet (28/03/2018).

12 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “Halkın Suç Politikasına Katılımı” (83-7), “Toplum Yaptırımları ve Tedbirleri” (92-16) ve “Suçluluğun Önlenmesinde Erken Psiko-Sosyal Müdahalenin Rolü” (2002-20) konularında Tavsiye Kararları için Bkz. Suç Politikası (Ed.Y. Ünver) Seçkin, Ank., 2006; http://www.sentencingproject.org/pubs/pubs.html

13 Bkz. H. Schöch “Denetimli Serbestlik Yardımı ve İnsancıl Ceza Yargısı” Suç Politikası, Ank., 2006, ss.375-84.

14 G.B.Shaw The Crime of Imprisonment, The Citadel Press, New York, 1961. Excessive punishment/How the justice system creates… Youtube: Kitlesel hapis cezaları kamu güvenliğini sağlamaz/ artırmaz. İnsanlar değişebilir, önemli olan onlara bir şans verilmesidir.

15 Bu stratejilerin güçlü ve zayıf yanları hakkındaki tartışmalar için bk. David Weisburd and Anthony A. Braga’s “Introduction” to their Police Innovation: Contrasting Perspectives Cambridge: Cambridge Univ. Press, 2006. Ceza yasası, ahlak ve teolojik yaptırımlı ahlak biçimleri ile karşılaştırıldığında önemsiz bir yasaklama motoru olarak ele alınabilir. Ülkedeki yasa korkusu ile kaçınılan bir eyleme karşılık ahlaki bir yaptırım olarak komşularca ayıplanma korkusu; dinsel bir yaptırım olarak öteki dünyada cezalandırma korkusu veya bu ikisinin bileşkesi olan vicdan duygusuyla sayısız eylemlerden kaçınan pek çok insan vardır. Türkiye’de Odak araştırmasına göre, bireyin davranışlarını belirleyen etkenler: dini değerler %47,3; Yasalar %21,9; gelenek/töre %11,8; evrensel değerler %10,2; ideoloji %8,8. Toplumda “iyi, doğru ve güzel bilinci”nin yer etmesi için değerlerin paylaşılması, bütünlük kazanması; bireylerin öyle olmak üzere isteklendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, değerleri gören ve içselleştiren bir topluluk için anılan bilinç oluşabilir (Yazarın notudur).

16 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Tutuklama-Enflasyonu

17 “10 ay hapis cezası yerine kamu yararına çalışmak üzere 20 ay süreyle yedi sokak köpeğine bakma tedbirine çevrildi”/ Denetimli Serbestlik Şubesi ile Belediye’nin imzaladığı protokole göre N.B.., 38 gün ilçedeki duvar yazılarını temizleyecek” ile “kapkaççıya/ hırsıza mikro kredi verilecek” /Dayak atan iki kocaya 75 gün ormanda temizlik yapmak cezası verildi Sabah Gazetesi (16/03/2007) s.6,20/ (27/03/2007) s.3./(21/04/2007) s.5; M. Tırtır ve C. Bozkurt. “Ceza Anlayışı Değişiyor-Suçluyu Topluma Kazandıran Kurum” Güncel Hukuk Mayıs 2007, ss.19-30.

18 Bkz. Mustafa T. Yücel. Kriminoloji ve Hukuk Sosyolojisi Denemeleri, Yetkin, 2024. Psiko-sosyal yardım ve rehberlik hizmetlerinde rehber ilkeler için Bk. Adalet Bakanlığı. Denetimli Serbestlik ve Yardım Hizmetleri El Kitabı, yayın no.3, Ank., 2006, ss.22-23.

19 Genel fikir şudur ki, orantısız bir ceza olmadığı sürece, mantıklı ve faydacı cezalandırma kabul edilebilir ve arzu edilebilir bir durumdur. Diğer bir anlatımla, faydacı amaçlar yalnızca “makul ölçüde mümkün olduğunda” izlenebilir.

20 Araştırmalar, politika yapıcıların suçu azaltmada hapis cezasından daha etkili ve daha ucuz olan çeşitli ceza adaleti uygulamalarını benimseyebileceklerini göstermektedir. Bu faktörler ve suç arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların özetleri için bkz. Don Stemen, Reconsidering Incarceration (2007) ve Oliver Roeder, Lauren-Brook Eisen, Julia Bowling, What Caused the Crime Decline? New York, 2015. Avrupa Konseyi'nin İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) 2021 Türkiye genel raporuna göre, Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Kayseri’deki emniyet müdürlükleri, terörle mücadele şubeleri ve cezaevleri olmak üzere toplam 22 kurumu ziyaret etti. Raporda, ceza politikalarının çok sert ve uzun olması, ev hapsi gibi alternatif tedbirlerin kısıtlı uygulanması ve uzun tutukluluk gibi nedenlerle cezaevlerinin kalabalıklaştığı belirtildi. Her cezaevi için tutuklu sayısının belirlenmesi, bunlara titizlikle uyulması gerektiği ifade edildi. Ayrıca ‘her mahpusa banyo ve WC hariç en az 4 metrekare yaşam alanı verilmelidir’ denildi.

21 Kriminoloji bilincinden yoksunluğun faturasının ne olacağını yeni Türk Ceza Siyaseti üzerine yapılan iki toplantıda dile getirmiştim. TBB tarafından Ankara’da düzenlenmiş toplantıya ait tebliğim “Mustafa Tören YÜCEL. “TCK Tasarısı Üzerine Notlar” Türk Ceza Kanunu Tasarısı, TBB Eylül 2004, ss.85-146.” yayınlanmıştı. İkincisi ise “Dünya’da ve Türkiye’de Ceza Hukuku Reformları Konferansı”nın (26 Mayıs-4 Haziran 2010) 2-3 Haziran tarihlerindeki Ankara ayağında kriminoloji olmaksızın ceza hukuku çalışmalarının etkinliğinden söz edilemeyeceğini vurgulamıştım. Konunun ciddiyetini bir kez de Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek’e sunmak üzere kendisinden iki-buçuk saatlik bir zaman ayırması istemi kabul görmedi. Sonuçta 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun (1965) ve Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğüm sırasında sağladığım (bir aylık hapis cezalarını sonlandıran) değişim sonucu 2004 yılındaki mahpus sayısının 100.000 nüfusundaki oranı 82 iken bu oranın 2025 yılında “487” olması ve On birinci yargı paketi ile beşinci kez özel af niteliğindeki düzenlemeye karşın ülkemiz Avrupa Konseyine ülkeler arasında cezaevi nüfusu açısından birinci sırada yer alması sonuçlandı. Ayrıca bkz. Türkiye'de toplam hükümlü ve tutuklu sayısı: 414.401 | #BirGöstergeBirYorum [04]-Rapor Bülteni. Ayrıca bkz. Amy E. Lerman. The Modern Prison Paradox: Politics, Punishment, and Social Community, Cambridge University Press, 2013.

22 Ayrıca bkz. H. F. Demir, M. Göregenli, F. İlkiz, S. Sürücü, G. Şan Karabulutlar. Ceza İnfaz Kurumlarından TBB’ğine Gönderilen Tutuklu ve Hükümlü Mektuplarının Sosyal Psikolojik Açıdan Analizi ile Analizin Temel Aldığı Olguların Hukuki Değerlendirilmesi, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi tarafından hazırlanan 2022-2024 raporu.

23 Mustafa T. Yücel. Yeni Türk Ceza Siyaseti, İmge, 2011.