T.C.
Yargıtay
Ceza Genel Kurulu
2025/53 E., 2026/13 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 32-65
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın sair tehdit ve silahla tehdit suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bayburt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2014 tarihli ve 32-65 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.03.2024 tarih ve 9505-2067 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.07.2024 tarih ve 409960 sayı ile; "...Sanığın 20 10... yıllarında işlediği iddia edilen Silahlı tehdit ve Tehdit suçlarından dolayı Bayburt Cumhuriyet Başsavcılığının 28.04.2014 tarihli ve 2014/201 Esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, söz konusu suçların üst sınırları itibariyle TCK'nın 66/1-e ve 67/4 madde ve fıkraları uyarınca 8 yıllık asli, 12 yıllık kesintili dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son usuli işlem tarihinin sanığın sorgusunun yapıldığı 28.05.2014 tarihi olduğu, bu tarihten, temyiz incelemesinin yapıldığı 11.03.2024 tarihine kadar 8 yıllık asli zamanaşımı süresi ile birlikte, son eylem tarihi olan 2011 tarihinden yine 11.03.2024 tarihine kadar 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin geçtiği anlaşılmıştır. Bu durumda TCK'nın 72/2 madde ve fıkrasındaki emredici düzenleme ile birlikte, zamanaşımı sürelerinin geçmesi sonucunda cezalandırılabilir nitelikte bir eylemin varlığından da söz edilemeyecek olması gözetilerek, öncelikle bu suçlardan açılan kamu davalarının TCK'nın 66/1-e ve 67. maddeleri uyarınca düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, sanık hakkında kesin ve inandırıcı nitelikte delil bulunmadığı gerekçesiyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi hükmünün onanmasına hükmedilmesi hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 31.10.2024 tarih ve 5800-9256 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında sair tehdit ve silahla tehdit suçlarından kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
Katılanın dedesi olan sanık hakkında, 2010-2011 yılları arasında katılana nitelikli cinsel istismarda bulunduğundan ve katılana bıçak çekip bu olanları kimseye söylememesi konusunda öldürmekle ve başkalarıyla yattığını söyleyip rezil etmekle tehdit ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, sanığın sorgusunun 28.05.2014 tarihinde yapıldığı ve yargılama sonucunda tüm suçlardan beraatine kararı verildiği, bu hükümlerin Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.03.2024 tarih ve 9505-2067 sayı ile hükümlerin onandığı anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136–229 sayılı kararı başta olmak üzere müstekar içtihadlarında; " derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda,öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim veya mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak, başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.
Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstekar uygulama devam etmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.
TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 67. maddesinin 3. fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
B. Hukuki Değerlendirme
Sanığa isnat edilen sair tehdit suçunun yaptırımı altı aya kadar hapis veya adlî para cezası; silahla tehdit suçunun yaptırımı ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçların asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, aynı Kanun’un 67. maddesi uyarınca kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre sanığın sorgusunun yapıldığı 28.05.2014 ile Özel Dairece incelemenin yapıldığı 11.03.2024 arasında, 28.05.2022 tarihinde asli dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2024 tarihli ve 9505-2067 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Bayburt Ağır Ceza Mahkemesinin 01.10.2014 tarihli ve 32-65 sayılı sair tehdit ve silahla tehdit suçlarına ilişkin kararının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMK'nın 303. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.





