Normal şekilde bir alacak davasında davacının alacağın miktarını belirlemektedir. Dava dilekçesinde talep sonucu bölümünde ise bu miktarı davalıdan talep ettiği miktarı yazar. Kanun koyucunun alacak kalemlerinden başta kesin şekilde belirlenememesi halinde sonradan kesinleşebilen durumlarda belirsiz alacak davası açabilmeleri imkanı bulunmaktadır. Hak arama ihtiyacında olan bir kimsenin talepte bulunacağı hukuki ilişkinin muhatabı ve bu ilişki nedeniyle talep ettiği miktarın asgari şekilde bilmesi sadece incelemeden sonra tam anlamıyla tespitinin mümkün olduğu tazminat talebinde bu gibi durumlarda karşılaması söz konusu olur. İlk olarak kendisinden tam olarak bilinmeyen alacak miktarı nedeniyle dava açılmasını istenir. Sonrasında ise kendi talebinden daha çok çok miktarın alacaklısı olduğu ortaya çıkması halinde bu durumda davanın genişletme yasağı bağlamında ileri sürülmesi mümkün olur. Bu durumda bilinmeyen alacak için davanın açılmasına yönelik zorlamanın olmasının yanı sıra hak aramanın özü itibariyle izah edilmeyen yol olduğu söylenebilir. Türk hukukunda yalnızca hukuki korumasının ötesinde etkin hukuki korumanın gündeme gelmesi nedeniyle belirsiz alacak davası prosedürü bulunmaktadır. Miktarın veya değerin belirsiz alacak için dava açılması gerekmesi halinde ise bazı sınırlamalar getirilerek davanın içinde yeni taleplerin ya da davanın dışındaki yeni davalara yol açılır. Yazımızda ise tüm bu hususları değerlendireceğiz.
Normally, the plaintiff in a debt claim determines the amount of the claim. In the claim result section of the statement of claim, the plaintiff writes the amount he/she demands from the defendant. If the legislator cannot determine the amount of the receivable in the first place, it is possible to file an indefinite receivable lawsuit in cases that can be finalized later. In such cases, it is possible for a person who is in need of seeking rights to know the addressee of the legal relationship that he will claim and the minimum amount of the amount he demands due to this relationship, and to meet in such cases in the compensation claim, which can only be fully determined after examination. First of all, the claimant is asked to file a lawsuit due to the amount of the claim that is not fully known to him/her. Afterwards, if it turns out that he is the creditor of a larger amount than his own claim, it is possible to assert the case in the context of the prohibition of extension of the lawsuit. In this case, it can be said that there is a compulsion to file a lawsuit for an unknown claim, as well as a way of seeking rights that is not explained in essence. In Turkish law, there is an indefinite receivable lawsuit procedure for the reason that effective legal protection is brought to the agenda beyond its mere legal protection. If it is necessary to file a lawsuit for an indefinite amount or value of receivables, some limitations are imposed, leading to new claims within the lawsuit or new lawsuits outside the lawsuit. In our article, we will evaluate all these issues.
Genel itibariyle talebin sonucu davalının davada yerine getirmesine karar verilmesi istenen şeyin veya mahkemece yargılamanın sonucunda hüküm altına alınması istenen şey olarak tanımlanır. Taraflardan özellikle de davacının dava dilekçesiyle talep sonucunun açık şekilde ifade edilmesi gerekir. Çünkü 6100 Sayılı HMK’da talep sonucunun net şekilde ifade edilmesi gerekir. Çünkü talep sonucunun açık şekilde ifade edilmesi dava dilekçesinin zorunlu unsurlarındandır. Kural olarak talep sonucuna göre davanın incelenerek karar verilir. Dava dilkeçesinde davanın açılmış olduğu tarihte talep sonucu açık biçimde belirlenmesine ilişkin zorunluluk kimi zaman davacı tarafından davanın açıldığı tarihte net biçimde belirlenmesini sağlayan belge ve bilgilere sahip olmaması mümkündür.
Özel hukukta yargılama sistemi davacının taleplerinin belirlenerek davanın açılmasına göre düzenlendiği görülür. Davacının davanın açılırken talebini belirlemesinde bazı sonuçlara bağlandığı söylenebilir. Söz konusu sonuçlar davanın açıldığı an itibariyle hükmün kesinleşmesine değin yargılamanın yürütülmesi açısından belirleyici olur. Davacının davayı açarken dava konusu yapılan alacağın miktarına göre harç yatırılır, davalının tam anlamıyla neyin talep edildiğine yönelik talebi dava dilekçesinde görülmesi nedeniyle kendini o doğrultuda savunmaktadır. Dava da bu durumun sonucuna göre kabul edilmekte ve hakim de davacının dava dilekçesinde göstermiş olduğu talebe bağlı olarak hüküm kurar.
Kimi hallerde alacaklının dava açtığı sırada talebinin miktarını belirleyebilmesi mümkün değildir. Alacaklının talep miktarını belirleyemiyor olması imkansızlık nedeniyle söz konusu olması mümkündür. Bununla birlikte alacaklının talebinin belirlenmesi önemli derecede külfet altına girmesi ile mümkün olması halinde alacaklıdan davanın açılmadan önce buna katlanması beklenmemektedir. Bunun yanı sıra bu halde bile alacaklının dava açması istenebilir. Belirsiz alacak davasında bu durumda alacaklıya istisnai şekilde açılan dava olmasına karşın uygulamaya bakıldığında alacağın belirsiz alacak davasıyla talep edilmesi de mümkündür.
I. BELİRSİZ ALACAK DAVASINA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER
1. Medeni Usul Hukukunda Talebin Kesin Şekilde Belirlenmesi
Davanın esas ögesi, davanın özü ve alacaklının talebinin içeriği medeni usul hukuku açısından talebin sonucunu oluşturur. Talebin sonucunda ise mahkemeden talep edilen şeyin davanın konusunu oluşturmaktadır. Mahkemenin davayı kabulü halinde hükmedilmesi gerekli olan şeyin davalının neye mahkum edildiğidir. Dava dilekçesine ilişkin hükümleri uyarınca HMK md. 119’da davanın konusuyla birlikte malvarlığı haklarına yönelik davalarda dava konusu değeri, bendinde de açık biçimde talep sonucunun dava dilekçesinde yer verilmesi gerektiğine ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Talep sonucunun açık olmasında ifade edilen ise davacının mahkemeden ne gibi hukuki koruma talep ettiğinin tereddüte yer verilmeden anlaşılmasıdır. Bunun yanı sıra talep sonucunun açık olmasıyla hukuki korumaya uygun şekilde talebin kapsamının da belirlenmesi gerekir[1].
Davacının mahkemeden adil tazminatın davalıya yükletilmesini ya da hakkı olan miktar kadar bir malın hüküm altına alınması gibi belirsiz talepleri olamaz. Bu sebeple de davacının para alacaklarında talep edilen para miktarı ya da şeyin teslimine yönelik davalarda teslimi istenen şeyin ayırıcı özelliklerinin yanı sıra miktar ve değerin dava dilekçesinde gösterilmesi gerekir. davacının talebinin davanın konusu ile birlikte açık bir şekilde belirlenmesi halinde talep sonucunun belirli olması gerekir. davacının talebinin davanın konusu ile birlikte açık bir şekilde belirlenmesi halinde talep sonucunun belirli olması gerekir. Davacının dava dilekçesinde belirlediği talebin sonucunun kesin olduğu söylenebilir. Talep sonucunun kesin olmasında ilk olarak talep sonucunun kesin olması davacının dilekçesinde gösterdiği talep sonucuyla bağlılığını ifade etmektedir[2].
Davacının talep sonucunun yargılama esnasında kanunda kabul edilmiş olan istisnaların dışında genişletilemez ve değiştirilemez. Hakimin da davacının talep sonucunu değiştirmesi mümkün değildir. Kural olarak hakim davacının dava dilekçesinde göstermiş olduğu talep sonucuna bağlı şekilde karar vermesi gerekir. hakimin talep sonucundan fazlasına veya talep sonucundan başka bir şeye karar vermesi mümkün değildir. Davacının davayı açarken belirlemiş olduğu talep sonucunda hakimin vereceği karar için kesin olmakla birlikte hakimin hükmünün sınırını gösterir. Alacaklının davanın açılırken dava dilekçesinde talebini belirlemesine ilişkin zorunlulukta somutlaştırma yükü bağlamında değerlendirilmesi gerekir. talep sonucunun somutlaştırılması halinde para alacaklarında da parasal miktarın bildirilerek para alacaklılarının dışındaki alacaklar açısından malın teslimine yönelik davalarda ise taşınır malın niteliği, cinsi, miktarı ve değeri de talep sonucunda yer alması gerekir[3].
Talep sonucu kesin şekilde belirli olmasının bazı nedenleri bulunmaktadır. Söz konusu zorunlulukta davacının ve davalı açısından meydana getirdiği bazı olumlu ve olumsuz sonuçlar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu zorunluluğa ilişkin olarak mutlak şekilde bağlı kalınması mümkün değildir. Bu nedenle de istisnai şekilde davacının talep sonucu kesin olarak belirlenemese bile davanın açılacağı kabul edilir. Talep sonucunun belli olmasındaki zorunluluk ise HMK md. 119!da açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca davacının dava dilekçesinde talep sonucunu açıkça belirtmesi gerekir. talep sonucuna bağlı şekilde karar verilir. Alacaklının söz konusu davayı açarken dava dilekçesinde talebini belirleme zorunluluğu somutlaştırma yükü bağlamında değerlendirilir. Talep sonucun somutlaştırılması ise para alacaklarında para değerin bildirilmesi gerekir. para alacaklarının dışındaki alacaklar açısından da miktar ve cinsin ve ne gibi bir talebin olduğunun bildirilmesi gerekir[4].
2. Belirsiz Alacak Davası ve Kapsamı
HMK md. 107/1-2’de belirsiz alacak davasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarına davanın açıldığı sırada alacağın miktar bakımından kesin şekilde belirlenemediği hallerde dava dilekçesinde talep miktarının kesin şekilde belirlenmesi zorunluluğunun istisnası olarak düzenlendiği söylenebilir. Bu durumda belirsiz alacak davası ile birlikte alacaklıya talep sonucu, karşı tarafın vermiş olduğu belge ya da bilginin ya da delilerin incelenmesi halinde kesin şekilde belirlenmesi zorunluluğu hakimin re’sen göz önünde bulundurması nedeniyle söz konusu kuralın istisnası da kanun ile açık bir şekilde düzenlenmesi olası bir durumdur. Belirsiz alacak davasında davacının ne gibi hukuki koruma talep ettiğine ilişkin şüphe bulunmaz. Davacının talebiyle birlikte belirleme yapılır[5].
Belirsiz alacak davasında davanın tamamının hüküm altına alınması için açmış olduğu dava eda davasıdır. Fakat eda davasından farklı şekilde davacının talebin miktarını yargılama esnasında rakamsal şekilde kesin olarak belirlemesi gerekir. belirsiz alacak davasında davacının talebinin kesin şekilde belirlenme zorunluluğuna tabi olmaksızın davanın açılmasına imkan sağlar. Bu durumda davacının yargılama esnasına talebi, miktarın karşı tarafın rızası ya da islahına ihtiyaç duymadan belirlemesi mümkün olabileceği gibi hakimin da davacının belirlemiş olduğu miktara göre karar vermesi gerekir. talebin sonucunda kesin şekilde belirlenmesi zorunluluğunun istisnası da belirsiz alacak davasında söz konusu kuralın olumsuzluklarının giderilmesiyle birlikte bu kuralın kabul edilmesi nedenlerine de aykırı olduğu söylenemez. Hakimin kararının talebin sonucuna göre verilmesi nedeniyle belirsiz alacak davasında davacının yargılama esnasında talebin sonucunu rakamsal şekilde kesinleştirmesi gerekir. Belirsiz alacak davasındaki söz konusu belirsizlikle hüküm aşamasına gelinmeden giderilmesi nedeniyle hükmün uygulanması açısından tereddüt bulunmaz[6].
Davanın açılırken dava konusunun kesin şekilde belirlenmesi de hükmün icrasına söz konusu olmaz. Davacının dava dilekçesinde talep edilen miktarın değil yargılamanın sonucunda hüküm fıkrasında talebin kabul edilmiş olan miktarın icrasından bahsedilecektir. Davalının kendisinden talep ettiği miktarın yargılama esnasında öğrenmesi nedeniyle bu durum karşısına savunmanın yapılması ve bu sebeple de hukuki dinlenilme hakkına aykırı davranılmamış olur. Aynı zamanda da usul ekonomisi uyarınca belirsiz alacak davasında yargılamanın daha hızlı, ucuz ve basit şekilde gerçekleştirilmektedir. Aynı yargılama kapsamında bütün taleplerin incelenmesi mümkün olmakla birlikte birden çok davanın açılmaması ve aynı dava içine ıslah yoluna başvurulmaması ya da aynı alacak açısından gereksiz yere bilirkişi incelemelerinin yapılmaması da sağlanmış olur. Aynı alacak açısından birden çok davanın açılmasına gerek olmaması ve çelişkili kararların verilmesi ihtimalini de ortadan kaldırması nedeniyle belirsiz alacak davasının kanunda düzenleniyor olması da hukuki güvenlik açısından yerinde olduğu söylenebilir[7].
HMK md. 107 uyarınca belirsiz alacak ve tespit davasında kenar başlığıyla iki yeni dava türünün düzenlendiği söylenebilir. Kanun koyucunun ilk iki fıkra ile belirsiz alacak davasına yönelik düzenleme getirmişken üçüncü fıkrada da belirsiz alacaklara yönelik özel tespit davasını düzenler. Her iki davada da aynı maddede düzenlenmiş olması talep edilen hukuki koruma uyarınca birbirinden farklı iki dava türüdür. Belirsiz alacak davasında hukuki niteliği açısından eda davasını oluştururken belirsiz alacaklarda ise tespit davasında ise bir durumun tespit edilmesi gibi sonuca ulaşılarak hareket edilmesi amaçlanır. Belirsiz alacak davasında davanın açıldığı sırada davacının talebinin dayandırıldığı vakıalarda talebin miktarı rakamsal şekilde belirlenmemesi halinde bu davadan bahsedilir[8].
Kanun koyucunun belirsiz alacak davasının düzenlendiği maddede ise gereken özeni göstermediği anlaşılır. Bu durum karşısında kendisini ilk olarak maddenin kenar başlığında gösterir. Belirsiz alacak davasında belirsiz alacağı ifade etmesinden dolayı alacağın varlığının belirsiz hallerde açılacak dava gibi anlaşılır. Çünkü belirsiz alacak davasında davacının hukuki ilişkiyi belirtmesi gerekir. alacaklının borçluyla arasında meydana gelen hukuki ilişkinin dayanağında vakıaların ve söz konusu vakıaların dayanağının delilleri somutlaştırma yükü bağlamında dava dilekçesinde belirtmesi gerekir[9].
HMK’da dava türleri açısından para alacaklarıyla diğer malvarlığı hakları açısından alacaklar arasında ayrıma gidilmemiştir. Bu durum ise belirsiz alacak davası açısından söz konusu olduğu söylenebilir. Para alacakları açısından belirsiz alacak davasında açılmasında sınırlama bulunmamaktadır. Fakat para alacağının dışında olan taleplerde belirsiz alacak davasına konu olup olmadığı açısından bazı şüpheler bulunmaktadır. Bu bakımdan belirsiz alacak davası yalnızca para alacaklarına ilişkin olması ileri sürülür. Belirsiz alacak davasında genelde para alacaklarına yönelik davaların uygulanma imkanının olduğu söz konusudur. Belirsiz alacak davasında yalnızca para alacaklarına ilişkin olması nedeniyle genelde para alacaklarına yönelik davalarda uygulama imkanı bulunur. Bunun yanı sıra para alacakları dışında alacak talepleri açısından belirsiz alacak davasının açılmasına imkan tanınması da gerekir[10].
Belirsiz alacak davasında en çok karşılaşılan alanlardan biri de tazminat taleplerine ilişkindir. Alacak davasında dava konusunun ıslahla arttırılması mümkündür. Bu durumda davacının ikinci bir dava açması gerekmemesi usul ekonomisi açısından da önemli bir husustur. Islah yoluyla ya da karşı tarafın rızasıyla alacaklının talebinin arttırıldığı ya da değiştirildiği hukuk düzeni içinde alacak miktarın belirsiz olduğu hallerde yargılama esnasında davacının talebinin belirlenmesi gerekir. eğer ki kanun koyucunun alacaklının talep sonucunu belirleyen dava açması olması halinde karşı tarafın rızası ya da ıslahla bile yargılama esnasında talebin değiştirilmesi ya da genişletilmesine izin verilmemesi gerekir. Bu nedenle belirsiz alacak davasına izin verilmemesi halinde kanun koyucunun yargılamanın başladığı an itibariyle yargılamanın sonuna dek davanın konusunu değiştirmesi ya da genişletilmesini istemez[11].
Belirsiz alacak davacının amacı da davanın düzenlenmesindeki gereklilik de ihtiyacın ortaya çıkması açısından önem arz eder. HMK md. 107’nin gerekçesine bakıldığında söz konusu davanın kabul edilme nedeninde etkin hukuki koruma, hak arama özgürlüğü ve usul ekonomisinden bahsedilmektedir. Belirsiz alacak davasının amacı da subjektif hakların yerine getirilmesini sağlar. Belirsiz alacak davası ile alacaklının maddi hukuktan kaynaklanan alacağın tamamını hüküm altına alınmasını amaçlar. Usul kurallarıyla birlikte tarafların maddi hukuktan kaynaklı talepleri önleyici ya da engelleyici niteliği bulunmamaktadır. Maddi hukukta talebin en hızlı biçimde yerine getirilmesini sağlanmasına da katkı sağlar. Talep sonucunun kesin şekilde belirlenmesi de alacaklının maddi hukuktan kaynaklı hakkın talebine engel olmaması gerekir. Bu nedenle de belirsiz alacak davasında alacaklının maddi hukuktan kaynaklanan alacağına yönelik taleplerin uygun ve etkin biçimde yerine getirilmesini amaçlar.
4. Kısmi Dava ile Karşılaştırılması
Davacının ayni hukuki ilişkiden kaynaklı alacağı ya da hakkın tamamını değil de belli kısmını talep etmesiyle açmış olduğu dava olan kısmi davada davacının talebinin bir bölümünün olması nedeniyle ileri sürülen talebin de bölünebilir olması gerekmektedir. Kısmi davayla davacının mahkemeden yalnızca davanın konusu olan bölümün hüküm altına alınması gerekir. Hakimin de taleple bağlılık ilkesi uyarınca yalnızca davaya konu olan bölüm hakkında hüküm verilmesi gerekir. Kısmi davanın açılması için talep konusu miktar ile taraflar arasındaki durumun tartışmalı ya da belirsiz olması gerekmektedir. Kanun koyucunun davaya konu olan talebin miktarının belli ya da tartışmasız olması halinde davacının kısmi dava açarak hukuki yararının olmadığını belirtmiştir. HMK md. 109’un gerekçesine bakıldığında ise kısmi dava açmada hukuki yararın varlığı aranmıştır[12].
Kısmi dava açılması aynı zamanda da hak arama özgürlüğünün de gereği olarak değerlendirilmesi mümkündür. Alacaklının her durumda alacağının tamamı için dava açmaya zorlanması dava konusu yapılmayan kısımdan feragat etmeye zorlama veya dava edilmek istenen bölümün de hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava edilmesine engel olur. Bu durum da alacaklının mahkemeye başvurma imkanını kısıtlaması nedeniyle dava açılmasına engel olur. Bu durum da hak arama özgürlüğü ile bağdaşlamayan bir durumdur. Kısmi davanın açılması halinde davacının hukuki yararının olmasında ispat durumunun zor olması ve hukuki durumun açık olmamasından kaynaklı yargılama giderleriyle tehlikenin azaltılması olarak ifade edilir. Bu durum maddi hukuk açısından alacaklının alacağın bir bölümünü talep etmesine engel değildir[13].
Alacak miktarının belirsiz olduğu hallerde HMK ile birlikte davacı dilerse belirsiz alacak davası açabileceği gibi aynı zamanda da kısmi dava açma imkanı bulunmaktadır. Belirsiz alacak davasıyla kısmi davanın amacı, konusu ve sonuçları açısından birbirinden farklı iki dava türü olduğu söylenebilir. Her iki davada da mahkemeden istenen hukuki koruma durumunda eda davası olması ve bazı özelliklerinin olması da söz konusu durumu değiştirmez. Belirsiz alacak davası açan davasının kısmi davanın sonuçlarından yararlanması mümkün olmadığı gibi kısmi dava açan birinin de belirsiz alacak davasının sonuçlarından yararlanması mümkün değildir. Hakimin de kısmi dava açarak davayı belirsiz alacak davası şeklinde nitelendirmesinin mümkün olmadığı gibi belirsiz alacak davası şeklinde açılan davada kısmi ya da normal eda davası olarak devam edilmesi mümkün değildir[14].
Belirsiz alacak davasıyla kısmi davanın ayırt edilmesindeki en önemli kıstasın da davacının dava dilekçesinde göstermiş olduğu talep sonucuna göre değişiklik göstermesidir. Davacının mahkemeden talebinin ne olduğu da göz önünde bulundurulduğunda alacağın tamamının mı yoksa bir bölümünün mü dava dilekçesinde gösterilen alacağın bir bölümün hüküm altına alınmasını ister. Talep konusunun niteliği bakımından bölünebilir olması halinde alacaklının yalnızca alacağın bir bölümünü dava ile ileri sürmesi mümkündür. Kısmi davada ise alacaklının bölünebilir alacağın belli bir bölümünü dava konusu yapar. Alacaklının dava konusu yapmamış olduğu alacağını aynı davada istemesi mümkün olabileceği gibi başka bir davanın konusu yapması da mümkündür. Belirsiz alacak davasında alacaklının kısmi davada olduğu şekilde alacaklının belli bir bölümünü geçici dava değeri şeklinde dava dilekçesinde göstermesi gerekir[15].
5. Yerine Açılabilecek Davalar
Belirisz alacak davası yerine açılabilecek davalardan ilki tam eda davasıdır. Alacaklı dilerse normal eda davası açabilmesi de mümkündür. Burada alacaklının alacak miktarı üst sınırını kesin olarak belirleyememesi halinde alacaklının kendi değerlendirmesinin sonucunda tahmini olarak alacak miktarını belirler ya da uzman görüşü yardımıyla belirlemiş olduğu miktar üzerinden eda davası açabilir. Belirsiz alacak davasının açıldığı hallerde alacaklının değerlendirmesinin sonucunda tahmin ettiği alacak miktarına dayanılarak tam eda davası açılırken alacaklı açısından bazı riskler de bulunmaktadır. Rizikoların belirsiz alacak davasında kabul edilme nedenleri de bulunmaktadır. Yargılama giderlerinde belirsiz alacak davası açılmasında menfaat ortaya konulur. Alacaklının uzman görüşü ile alacak miktarını belirlemesi halinde tam eda davası da açılabilir[16].
Belirsiz alacak davası yerine açılması mümkün olan diğer bir dava olan kısmi dava ile birlikte alacaklının alacak miktarının belirlenmediği hallerde davanın açıldığı ana dek belirlediği alacağının hüküm altına alınmasını istemesi mümkündür. Bu durum özellikle de gelecekte zarar miktarının tespit edilemiyor olması halinde söz konusu olması mümkündür. Belirsiz alacak davasında davanın açıldığı hallerde alacaklı kısmi dava açması mümkündür. HMK md. 109 uyarınca alacağın belirsiz olduğu hallerde alacaklının belirsiz alacak davası açma imkanının yerine kısmi davanın açılmasına imkan sağlar. Belirsiz alacak davasında davacının dava açtığı tarihe değin tespit etmiş olduğu alacağında alacak miktarının rakamsal olarak belirtilmesi gerekir[17].
Kısmi davayla birlikte belirsiz alacak davasının karşılaştırıldığında alacaklının alacağının miktarının belirsiz olduğu hallerde davanın açıldığı ana değin belirlenebildiği alacağının hüküm altına alınması istenebilir. Bu durum özellikle de gelecekte zarar miktarının tespit edilemiyor olması halinde söz konusu olur. Belirsiz alacak davasının açıldığı hallerde alacaklı kısmi dava açabilir. Alacağın belirsiz olduğu hallerde alacaklının belirsiz alacak davası açma imkanının yerine getirildiği kısmi davanın açılmasına imkan sağlanmıştır. Bu bağlamda belirsiz alacak davası açan davacının davacının açıldığı tarihe değin tespit etmiş olduğu alacağını davanın konusu olan geçici değer şeklinde göstermektedir ve yargılama esnasında alacak miktarının rakamsal şeklinde belirtilmesi söz konusudur. Belirsiz alacak davasını açmak istemeyen alacaklının davanın açıldığı zamana değin tespit etmiş olduğu alacak miktarında kısmi davanın konusu yapılarak davanın açılması da mümkün olur. Alacak miktarının belirsiz olması halinde alacaklının kısmi dava açılmasında hukuki yararın olduğu varsayılır[18].
Belirsiz alacak davası açmak istemeyen alacaklının davayı açtığı zamana değin tespit etmiş olduğu alacak miktarını kısmi davanın konusu yaparak açması da mümkündür. Alacak miktarının belirsiz olması halinde kısmi dava açılmasında hukuki yararın olduğu varsayılır. Alacaklının belirsiz kısmi dava açıp açmadığına göre değerlendirme yapılması gerekir. alacaklının belirsiz talebinin bölünebilir bir talep olup olmadığına bakılması gerekir alacaklının belirsiz kısmi dava açılmaması halinde de alacaklının bütün talebinin yalnızca belirlenebilir kısmının dava konusu yapıldığı, bu durumun da alacağın miktarının hakimin takdirine bağlı olması halinde bu gibi bölünmenin mümkün olmaması halinde kısmi dava açılmasını engellediğini ifade eder[19].
Belirsiz alacak davasının yerine açılabilen tespit davasınında alacaklının tepsit davası açması belirsiz tespit davası açabilmesi mümkündür. Tespit davasının dinlenmesi için genel dava şartlarının dışında bu dava türünde iki özel dava şartının bir arada olması gerekmektedir. Bunlardan ilkinin tespit davasının konusuna yöneliktir. Tespit davasının konusu yalnızca hukuki ilişkiler olması mümkündür. Diğeri de tespit davası açan kimsenin söz konusu hukuki ilişkinin olup olmadığına yönelik hukuki yararının olması ve davacının bu durumu ispat etmesi gerekir. Ancak belirtmek gerekir ki her durumda açılması söz konusu değildir. Hukuki ilişkinin mevcut olması ve mahkeme tarafından yapılan tespitlerde davacının hukuki yararının varlığı aranır. Tespit davasının açılmasında hukuki yararın varlığının kabulünde ilk olarak davacının hakkı ya da hukuki durumunun ciddi ve güncel bir tehlikeyle tehdit edilmesi gerekir[20].
II. BELİRSİZ ALACAK DAVASININ TÜRLERİ, ŞARTLARI VE BU DAVAYA İLİŞKİN TARTIŞMALAR
Belirsiz alacak davası iki biçimde ortaya çıkar. Bu durumlardan ilki alacak miktarının hakimin takdiri uyarınca belirlenmesi halinde açılan belirsiz alacak davasına ilişkindir. Bu gibi belirsiz alacak davasında talep miktarının veya karşı tarafın bilgisinin soncunda belirlenmesi mümkündür. Tahkikat sonunda delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesinin sonucunda belirlenmesi gerekir. Kimi yazarların belirsiz alacak davasında farklı ayrımlara tabi tutsalar da nitelik açısından iki ayrım yapılarak incelenmesi de mümkündür. Alacak miktarının hakimin takdir yetkisi uyarınca belirlendiği durumlarda belirsiz alacak davasından bahsedilir. Burada önemli olan husus hakimin takdir yetkisidir. Kanunlarda soyut ve genel kurallar, toplum ihtiyaçlarının zaman içinde değişiklik göstermesi ve somut olaylara uygulanması açısından önem arz eder. Bu zorunluluğun özel hukukta kanunla düzenlenemediği esaslara dayanmaktadır[21].
Kanun koyucunun bazı hukuk kurallarını öngörürken söz konusu kuralların bağımsızlık kazanması ile birlikte denetiminde çıkar. Bu durumlarda kurların olası olaylar ya da ilişkilere uygulanması için genel ve esnek olması gerekir. bu sebeple de kanun koyucunun bile isteye bilinçli şekilde kanunlarda kendi içinde oluşturduğu boşluklar ile birlikte durum ve şartlara göre düzenleme yapar. Alacak miktarının belirlenmesinde hakimin takdir yetkisinin olduğu hallede açılan belirsiz alacak davasında kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi gerekir. Hakime açık bir şekilde verilen takdir yetkisi ile birlikte alacaklının alacak miktarını tam olarak tespit edemese de delillerin incelenmesi aşamasından sonra karşı taraftan edinilen bilgi ve belgeler uyarınca hakimin verdiği süre içinde alacak miktarını belirlemesi gerekir[22].
Alacak miktarının hakim takdirine bağlı olduğu hallerde belirsiz alacak davasını açılması da zorunluluk olduğu söylenebilir. Bu gibi davalarda alacak miktarının hakimin takdir etmesi nedeniyle davanın açıldığı sırada davacıdan alacak miktarını kesin şekilde bilmesi beklenemez. Tazminat miktarı hakimin takdirine bağlı olduğu hallerde tarafların hakimin ne şekilde karar vereceğini bilemez. Taraflar açısından söz konusu belirsizlik yalnızca hakimin takdit ettiği tazminatın miktarı açısından değil kimi hallerde tazminatın şekli açısından da söz konusu olur. Rakamsal miktarın belirlenmesinin davacıdan beklenemediği hallerde bu durumda alacaklının sahip olduğu bilgi ve belgeleri edindiği andaki talep sonucuna rakamsal açıdan belirlemesinin mümkün olduğu durumlarda hakimin verdiği sürede talebini belirlemesi gerekir[23].
Belirsiz alacak davası açan davacının dilekçesinde geçici değer ile birlikte hukuki ilişkiyi de ortaya koyması gerekir. talebinin dayanağının vakıaları ve söz konusu vakıaların delillerini de mahkemeye sunmasıyla talebini somutlaştırması gerekir. bu durumda talebin miktarı karşı taraftaki bilgiye bağlı şekilde belirlendiği iddiası ile belirsiz alacak davasının açılması halinde de geçerli olur. Belirsiz alacak davasının açılmasının ilk şartı HMK md. 107/2’de yer verildiği üzere davacının talebinin karşı tarafa vermiş olduğu bilgi ya da belgelere bağlı şekilde belirlenmesi gerekir. alacaklının bu gibi belirsiz alacak davası açması için davanın açılmadan önce karşı taraftan bilgi ve belgeleri talep etmesi gerekir. Belirsiz alacak davasında yargılama sırasında bilgi ve belgeleri talep etme imkanı bulunmaktadır. Belirsiz alacak davasının açılması önceden talep edilmesi şartına bağlanması halinde hak arama özgürlüğüne aykırılık oluşturur[24].
Belirsiz alacak davasında bilgi talebinde bulunulması bakımından davacının ilk olarak bilginin dayanağı vakıaları bilmesi gerekir. Bu sebeple de belirsiz alacak davasında davacının bilgi talebi ile sahip olmadığı vakıaları elde etmesine imkan sağlanmaz. Davacının somutlaştırma yükünün tam olarak yerine getirilmesi gerekir ki hakimin de bu bağlamda davacının karşı taraftan ya da üçüncü kişiden bilgi talebini kabul etmesi gerekir. Bu durumda tarafların bilgi sahibi olmadığı vakıalara dayanılarak talepte bulunması önlenir. Belirsiz alacak davasında davacının talebinin miktarını belirlemesini sağlayan belge ve bilgileri talep etmesi mümkündür. Bu sebeple de davacının belgenin içeriğini ve ayırt edici unsurlar açısından bilgi vermesi gerekir. aksi halde davacının belirsiz alacak davasının yerine eda davası açması gerekirdi[25].
3. Hükümleri ve Türk Hukukunda Uygulamaları
HMK’da malvarlığı ve şahıs varlığı haklarına yönelik davalarda asliye hukuk mahkemeleriyle sulh hukuk mahkemelerine ilişkin yapılan görev ayrımında davanın konusu olan değer ya da miktara bağlı olmadan düzenleme yapılmıştır. Görevli mahkemenin de davanın konusuna göre belirlenmesi söz konusu olacaktır. Bu durumda malvarlığına ilişkin davalara bakıldığında davanın konusu olan miktar ya da değer önem arz etmeden genel görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemeleri olarak kabul edilir. Asliye hukuk mahkemelerinin görev asıl olmakla birlikte kanunda belirlenmiş bazı davaların dava konusu miktar ya da değerine bakılmadan sulh hukuk mahkemelerinde görülmektedir[26].
Belirsiz alacak davalarında ise malvarlığı haklarının korunmasına yönelik hallerde açılması gerektiğinden dolayı geçici miktar ya da değere bakılmadan kural olarak görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olarak görülür. Belirsiz alacak davasında sıkça uygulama alanı bulması nedeniyle kişilik haklarına yapılan saldırı sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında malvarlığı haklarına yönelik davalardan olması nedeniyle asliye hukuk mahkemelerinde dava görülür. Davanın konusuna gelince de belirsiz alacak davasına konu olan uyuşmazlığın özel mahkemenin görev alanına girmesi de mümkündür. Örnek vermek gerekirse işçi alacaklarına yönelik davalarda uyuşmazlığın iş mahkemelerinde görülmesi gerekirken ticari davalarda ise asliye ticaret mahkemelerinde görülür[27].
Belirsiz alacak davalarında yetkili mahkeme ise HMK md. 5-19 arasında düzenlenen yetki kuralları uyarınca değerlendirme yapılacaktır. Belirsiz alacak davası konusu bakımından özel kanunların uygulanmasını gerektirdiği hallerde kanunlardaki yetkiye yönelik kurallara göre belirlenir. Belirsiz alacak davasında yetkiye yönelik düzenlemenin olması halinde yetkili mahkemenin belirlenmesinde de söz konusu kurallar dikkate alınır. Bu sebeple de kişilik haklarına saldırı sebebiyle zarar görenlerin yerleşim yerinde de dava açması mümkündür. Diğer bir örnek ise tüketici mahkemelerinin uygulama alanına ilişkindir. Bu düzenleme uyarınca tüketicinin yerleşim yeri mahkemesinde de davanın açılması mümkündür. Yetkili mahkemenin belirlenmesinde dava konusu değer belirleyici olmaması nedeniyle davacının yargılama esnasında geçici değerin artması da yetkili mahkeme açısından değişiklik olmaz[28].
Davacı alacağının tamamını hüküm altına alıyor olması halinde de geçici değerin arttırılarak talep sonucunun rakamsal açıdan kesin biçimde belirlenmesini sağlar. Belirsiz alacak davası ile amaçlanmış olan alacağın tamamının hüküm altına alınmış olması da davacının talep miktarının belirlenebilir olması sırasında talep sonucunun rakamsal açıdan belirlenmesi gerekir. Davacının yargılama esnasında alacak miktarının kesin şekilde belirli hale gelmesiyle birlikte dava dilekçesinde göstermiş olduğu geçici değeri arttırması halinde talep sonucunun da buna göre kesinleştirilmesi gerekir. Davacının talep sonucunun rakamsal olarak kesinleşmesi de davacının yargılama esnasında talep sonucunun arttırılmak istenmesi açısından da önem arz eder[29].
4. Maddi Hukuk Açısından Hükümleri
TMK md. 3’te yer verilen düzenleme uyarınca kanunun iyiniyetle sonuç bağladığı hallerin varlığına işaret edilir. Davanın açılması ve bu durumun sonucunda dava dilekçesinin borçluya veya davalıya gönderilmesi de doğrudan subjektif iyiniyet üzerinde etkisi olur. Belirsiz alacak davası açısından sonuç değişmez. Alacak miktarının belirsiz olmasına karşın davalının iyiniyeti yalnızca geçici miktar açısınan değil, alacağın tamamı bakımından ortadan kalkar. Çünkü davacının dava dilekçesinde talebin dayanağı hukuki ilişkiyi gösterir. Bu hususun özellikle de para borçlarının dışında borçlar bakımından geçerlidir. Belirsiz alacak davasında faizin talep edilmesi halinde hükmedilen faiz açısından hangi tarihin esas alınması gerektiği de zorunlu konulardan biridir. Bu durumda davacının belirsiz alacak davasını açmasıyla birlikte faize geçici miktar açısından davanın açıldığı tarihe göre değerlendirme yapılması gerekir. belirsiz alacak davası açısından faizin bütün alacaklar açısından davanın açıldığı tarih itibariyle işletilmesi ve bu tarih bakımından esas alınarak faize hükmedilmesi gerekir[30].
Belirsiz alacak davasında davanın açıldığı tarihte belirlenmiş alacağın tümünün hüküm altına alınmasının amacını taşıması nedeniyle davacının dava dilekçesi ile faiz istemesi halinde yalnızca geçici değer açısından değil aynı zamanda da alacağın tamamı açısından davanın açıldığı tarih itibariyle faize hükmedilmesi gerekir. alacaklının dava dilekçesinde yalnızca gösterdiği geçici değer açısından faizin istediği açık biçimde anlaşılması halinde bu durumda da mahkemenin yalnızca geçici talep açısından faize hükmetmesi gerekir. Bu durum da hakimin talebe bağlı olmasının sonucudur. Bununla birlikte alacaklının dava dilekçesinde faiz talebinde bulunması ve alacak miktarı ya da değerinin belirli hale gelmesiyle birlikte geçici değerinin artarken miktar ya da değer açısından faiz talebinden feragat edilmesi halinde geçici değer açısından faize hükmedilir[31].
Belirsiz alacak davasında alacaklının davayı açarken alacak miktarının ya da değerinin tam olarak belirlenememesi halinde yargılama esnasında belirsiz hale gelir. Belirsiz alacak davasında davanın açıldığı sırada alacaklının talep sonucuna göre alacağın tamamının hüküm altına alınmasına yöneliktir. Bu sebeple de belirsiz alacak davasının açılması ile alacak açısından zamanaşımının kesilmesinin etkisi de davacının yalnızca davanın açılırken gösterdiği dava konusu geçici değerle sınırlı değildir. Davacının talebinin alacağın tamamını etkiler biçimde etkiler. Söz konusu etki de belirsiz alacak davasının kabul edilmesi açısından önemli nedenlerden biridir. Bununla birlikte zamanaşımı sürelerinin kısa olması ve belirsiz alacak davasının konusunu oluşturan yargılamanın uzun sürmesi de zamanaşımını önemli kılar[32].
5. Türk Hukukundaki Uygulamaları
Belirsiz alacak davasının TMK bakımından değerlendirmek gerekirse yasal mal rejimi şeklinde edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilir. Yasal mal rejimi şeklinde edinilmiş mallara katılmakla birlikte mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı düzenlenir. Eşlerin evlenmeden önce ve evlendikten sonra mal rejimlerinden dilediklerini seçmeleri mümkündür. Yasal mal rejimi olarak edinilen mallarla eşlerden birinin kişisel mallarını kapsamaktadır. Paylı malların da bu kapsamda kabul edilmesi gerekir. Bu madde uyarınca edinilmiş malların her eşin mal rejiminin devamı niteliğinde karşılık vererek elde etmiş olduğu malvarlığı değerleridir. Edinilmiş malların eşin çalışmasının karşılığı olan edimler de edinilmiş mallardan sayılır[33].
Borçlar hukuku bakımından değerlendirme yapıldığında ise belirsiz alacak davasında en çok maddi ve manevi tazminat taleplerinin ileri sürülmesi açısından uygulama bulur. Bu durumun en önemli nedeni de davanın açıldığı sırada alacağın miktarın belirlenmesinde kimi hallerde imkansız olması ve kimi hallerde de bu durumun davacıdan beklenmemesidir. Uğranılan zarar miktarının tespiti açısından bilirkişi incelemesinin yapılması gerekli hallerde de alacaklıdan önceden uzman görüşünün alınıp alınmayacağı miktarın üst sınırının belirlenmesi beklenemez. Maddi tazminat taleplerinde haksız fiilden kaynaklanması mümkün olabileceği gibi sözleşmeye aykırı davranıştan doğması da mümkündür. Haksız fiil sorumluluğu açısından kusurun aranıp aranmaması ya da tehlike sorumluluğunun varlığı halinde belirsiz alacak davasının açılıp açılmaması açısından farklılık yoktur. Bu bağlamda önemli olan husus davanın açıldığı sırada davacının uğramış olduğu zarar miktarının tespitinin mümkün olup olmamasıdır[34].
Çalışma gücünün azalması veya yok olmasından meydana gelen kayıpların belirsiz alacak davasının konusunu oluşturur. Bu gibi kayıpların kazancın yoksunluğu, yoksun kalınan kazanç ya da gelirler olduğu söylenebilir. Çalışma gücünün kaybı oranınca bilirkişiler tarafından belirlenen bir durumdur. Çalışma gücünün geçici olarak kaybolması sebebiyle yoksun kalınan gelir ve kazanç miktarının hesaplanması daha kolay olur. Çalışma gücünün kısmen ya da tamamen kayba uğramasında mağdurun kayba uğramasa bile çalışabileceği sürenin tazminatın hesaplanması açısından göz önünde bulundurulur. Sakat kalan kimsenin küçük veya çalışma yaşamına atılmaması halinde çevresi, ailevi durumu ve yetenekleri de göz önünde bulundurularak ilerde ne şekilde mesleği icra edeceği ve kazancının ne kadar olacağı da tahmini şekilde hesaplanır[35].
Manevi tazminat davaları bakımından değerlendirme yapıldığında ise zarar miktarına ilişkin hakime takdir yetkisi tanınmaktadır. Manevi tazminat miktarı zor bir durum olup, zararın ne kadar ücretle giderileceğinin tam olarak belirlenmesi de mümkün değildir. Somut olayların her biri açısından manevi zarar miktarının belirlenmesinde zarar gören açısından değerlendirilmesi de farklılıklar içerir. Bu sebeple de manevi tazminatın hesaplanmasında matematiksel kriterler ile belirlenmesi ya da bu konuya ilişkin net hesaplamaların yapılması da mümkün değildir. Hakim tarafından tüm unsurların göz önünde tutularak ödenecek para miktarı da takdir ve tayin edilir. Bu sebeple de manevi tazminat talebinin belirsiz alacak davasına konu olur[36].
SONUÇ
Medeni usul hukukunda talep sonucu belli olmasına ilişkin sonuçların bağlanmasına karşın söz konusu durumun hak arama özgürlüğü uyarınca maddi hukuktan kaynaklı subjektif haklara ulaşılmasına engel olmaması da gerekmektedir. Bu sebeple de talep sonucunun belli olması zorunluluğunun istisnasız şekilde uygulanamamaktadır. Kimi hallede alacaklının davanın açıldığı sırada alacağın miktarı ya da değerinin tam anlamıyla belirlenebilecek durumda olmaması mümkündür. Alacak miktarının tam anlamıyla belirlenmediği hallerde davacının kısmi dava ya da tepit davası açmasında belirsiz alacak davasının kabul edilmesi açısından engel teşkil etmez. Kısmi davanın sonunda ise dava konusu olmayan alacağın zamanaşımına uğrama riski bulunur. Bu sebeple de alacaklının alacağın geriye kalan bölümüne ilişkin zamanaşımına uğramaması amacıyla yargılama esnasında bunu talep etmesi veya ikinci dava açması gerekir.
Belirsiz alacak davasının konusu yalnızca para alacakları olmayıp alacaklının belirsiz alacak davası ile birlikte para alacağının dışında bir şeyin verilmesi ya da yapılmasını talep etmesi mümkündür. Bunun karşısında yapmama borcu da belirsiz alacak davasının konusunu teşkil etmemektedir. Belirsiz alacak davasının eda davası olarak görülmesinin yanı sıra istisnai hallerde inşai dava olarak görülmesi de mümkündür. Belirsiz alacak davasında belirsiz olanın alacak olmamakla birlikte alacağın miktarına ilişkin belirsizlik bulunmaktadır. Söz konusu belirsizlik de imkansızlık ya da beklenmeme halinin varlığı durumunda söz konusu olur. Davacının davanın açıldığı sırada talebin miktarın belirlenmesine ilişkin bilgi ve belgelere sahip olmaması halinde alacağın miktarının belirlenmesine ilişkin hakimin takdir yetkisinin olduğu hallerde imkansızlık söz konusu olur.
Akil, Cenk: Belirsiz Alacak Davasına (HMK md. 107) İlişkin Bazı Meseleler, TNBHD, C. 6 S. 2, 2019.
Akil, Cenk: Kısmi Dava, Yetkin Yayınları, Ankara, 2013.
Almaç Öztürk, Tuğçe: Şartların Yokluğu Halinde Belirsiz Alacak Davası Uygulaması, Terazi Hukuk Dergisi, C. 11, S. 122, 2016.
Arslan, Ramazan, Yılmaz, Ejder, Taşpınar Ayvaz, Sema, Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 5. Baskı, Ankara, 2019.
Aslan, Kudret, Aslan Akyol, Leyla, Kiraz, Taylan Özgür: Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davasında Mahkemece Verilecek Karar, Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Özel Sayı, C. 16, 2012.
Ayvaz Taşpınar, Sema: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Zaman Bakımından Uygulanması, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2013.
Budak, Ali Cem: Hukuk Muhakemeleri Kanunu İsviçre Medeni Usul Kanunu ve Alman Medeni Usul Kanunu ile Karşılaştırmalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, On İki Levha Yayıncılık, 4. Baskı, İstanbul, 2011.
Budak, Ali Cem: Belirsiz Alacak Davası, Bankacılar Dergisi, Özel Sayı, 2013.
Çoşar, Ömer Lütfi: Belirsiz Alacak Davası’nda Talebi Artırmak için Islah Mı? Yoksa HMK 107/2 mi Tercih Edilmeli?, İstanbul Barosu Dergisi, C. 87, S. 4, 2013.
Demir, Şamil: Türk Borçlar Kanunu’nun Para Borçlarında Faize İlişkin Getirdiği Yenilik ve Sınırlamalar, Ankara Barosu Dergisi, S. 4, 2012.
Ercan, İbrahim: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Belirsiz Alacak Davası, Medeni Usul ve İcra İflas Hukukçuları Toplantısı –X, Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, Ankara, 2012.
Eroğlu, Orhan: Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Taslağının Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Değişikliklerinin İncelenmesi, THD, C. 13, S. 144, 2014.
Görgün, L. Şanal, Kodakoğlu, Mehmet: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2012.
Gündüz, Okan: Islahla Dava Değerinin Artırılması Sonucunda Ortaya Çıkan Bazı Hukuki Meseleler, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 3, 2017.
Karaaslan, Varol: Belirsiz Alacak Davası/Kısmi Dava Bir Madalyonun İki Yüzü Mü?, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 13 S. 1, İstanbul, 2017.
Karslı, Abdürrahim: Medeni Muhakeme Hukuku, Alternatif Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2014.
Muşul, Timuçin: Medeni Usul Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara, 2012.
Pekcanıtez, Hakan: Belirsiz Alacak Davası, Makaleler, C. 2, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016.
Pekcanıtez, Hakan, Simil, Cemil: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Belirsiz Alacak Davası’na İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016.
Simil, Cemil: Belirsiz Alacak Davası, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2013.
Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, C. 1, Yetkin Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 2018.
Tutumlu, Mehmet Akif: Dava Konusunun Artırılması – Zamanaşımı İlişkisi, Prof. Dr. Ejder Yılmaz’a Armağan, C. 2, Yetkin Yayınları, Ankara, 2014.
---------------
[1] Ercan, İbrahim: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Belirsiz Alacak Davası, Medeni Usul ve İcra İflas Hukukçuları Toplantısı –X, Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, Ankara, 2012.
[2] Ercan, 2012.
[3] Pekcanıtez, Hakan, Simil, Cemil: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Belirsiz Alacak Davası’na İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016.
[4] Budak, Ali Cem: Hukuk Muhakemeleri Kanunu İsviçre Medeni Usul Kanunu ve Alman Medeni Usul Kanunu ile Karşılaştırmalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, On İki Levha Yayıncılık, 4. Baskı, İstanbul, 2011.
[5] Budak, 2011.
[6] Budak, 2011.
[7] Almaç Öztürk, Tuğçe: Şartların Yokluğu Halinde Belirsiz Alacak Davası Uygulaması, Terazi Hukuk Dergisi, C. 11, S. 122, 2016.
[8] Almaç Öztürk, 2016.
[9] Aslan, Kudret, Aslan Akyol, Leyla, Kiraz, Taylan Özgür: Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davasında Mahkemece Verilecek Karar, Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Özel Sayı, C. 16, 2012.
[10] Gündüz, Okan: Islahla Dava Değerinin Artırılması Sonucunda Ortaya Çıkan Bazı Hukuki Meseleler, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 3, 2017.
[11] Gündüz, 2017.
[12] Eroğlu, Orhan: Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Taslağının Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Değişikliklerinin İncelenmesi, THD, C. 13, S. 144, 2014.
[13] Eroğlu, 2014.
[14] Ayvaz Taşpınar, Sema: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Zaman Bakımından Uygulanması, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2013.
[15] Ayvaz Taşpınar, 2013.
[16] Arslan, Ramazan, Yılmaz, Ejder, Taşpınar Ayvaz, Sema, Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 5. Baskı, Ankara, 2019.
[17] Budak, 2011.
[18] Görgün, L. Şanal, Kodakoğlu, Mehmet: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2012.
[19] Karslı, Abdürrahim: Medeni Muhakeme Hukuku, Alternatif Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2014.
[20] Pekcanıtez, Hakan: Belirsiz Alacak Davası, Makaleler, C. 2, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016.
[21] Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, C. 1, Yetkin Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 2018.
[22] Tutumlu, Mehmet Akif: Dava Konusunun Artırılması – Zamanaşımı İlişkisi, Prof. Dr. Ejder Yılmaz’a Armağan, C. 2, Yetkin Yayınları, Ankara, 2014.
[23] Tutumlu, 2014.
[24] Demir, Şamil: Türk Borçlar Kanunu’nun Para Borçlarında Faize İlişkin Getirdiği Yenilik ve Sınırlamalar, Ankara Barosu Dergisi, S. 4, 2012.
[25] Demir, 2012.
[26] Çoşar, Ömer Lütfi: Belirsiz Alacak Davası’nda Talebi Artırmak için Islah Mı? Yoksa HMK 107/2 mi Tercih Edilmeli?, İstanbul Barosu Dergisi, C. 87, S. 4, 2013.
[27] Budak, Ali Cem: Belirsiz Alacak Davası, Bankacılar Dergisi, Özel Sayı, 2013.
[28] Budak, 2013.
[29] Arslan, Ramazan, Yılmaz, Ejder, Taşpınar Ayvaz, Sema, Hanağası, Emel: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 5. Baskı, Ankara, 2019.
[30] Akil, Cenk: Belirsiz Alacak Davasına (HMK md. 107) İlişkin Bazı Meseleler, TNBHD, C. 6 S. 2, 2019.
[31] Simil, Cemil: Belirsiz Alacak Davası, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2013.
[32] Muşul, Timuçin: Medeni Usul Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara, 2012.
[33] Karaaslan, Varol: Belirsiz Alacak Davası/Kısmi Dava Bir Madalyonun İki Yüzü Mü?, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 13 S. 1, İstanbul, 2017.
[34] Akil, Cenk: Kısmi Dava, Yetkin Yayınları, Ankara, 2013.
[35] Muşul, Timuçin: Medeni Usul Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara, 2012.
[36] Muşul, 2012.