T.C.
YARGITAY
6. HUKUK DAİRESİ
E. 2025/575
K. 2025/3048
T. 23.9.2025

BAKİYE HAKEDİŞ ALACAĞI ( Birleşen Dava Sözleşmeden Doğan Teminat Kesintisi - Davacı Taşeron Davalının Kendisine Akaryakıt Verme Maddi Vakıasını Kabul Ettiği Ancak Bu Akaryakıtın Davalının Kiraladığı Araçlar İçin Verildiğini İddia Ederek Yeni Bir Maddi Vakıa İleri Sürdüğünden Yeni Eklenen Bu Maddi Vakıayı Kanıtlama Yükümlülüğünün Kendisine Düştüğü/Davacı Tarafça Bu Yeni Maddi Vakıa Kanıtlanamadığından Mahkemece Davalı Tarafça Davacıya Verilen Akaryakıt Bedeli Dikkate Alınarak Asıl ve Birleşen Davanın Değerlendirilmesi Gerektiği )

VASIFLI VE BİLEŞİK İKRARIN DEĞERLENDİRİLMEMESİ ( Davacının Davalı Tarafça Akaryakıt Verildiğini Kabul Etmesine Rağmen Bu Akaryakıtın Kiralanan Araçlar İçin Kullanıldığı Savunmasının Yeni Maddi Vakıa Niteliğinde Olduğu - Bu Yeni Vakıanın Davacı Tarafından Kanıtlanamaması Halinde Davalı Tarafın Mahsuplaşma Talebinin Değerlendirilmesi Gerektiği )

AKARYAKIT TESLİMİNE İLİŞKİN BELGELERİN GÖZ ARDI EDİLMESİ ( Davalı Yüklenicinin Mahsup Talebinin Esaslı Dayanağı Olmasına Rağmen Mahkemece Dikkate Alınmamasının Hatalı Olduğu )

6100/m.188

ÖZET: Asıl dava, taşeronluk sözleşmesinden kaynaklanan bakiye hakediş alacağı, birleşen dava ise aynı sözleşmeden doğan teminat kesintisinin iadesi istemine ilişkindir.

Taraflar arasında Sahil Sulama Projesine dair taşeronluk sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme uyarınca akaryakıt bedeli birim fiyatlara dahildir. Davalı yüklenici, bakiye borcu ve davacının nakdi teminat alacağı olduğunu kabul etmekle birlikte kendisinin de davacı taşeron araçlarına akaryakıt verdiğini ve bunun bedelinin iş bedelinden mahsup edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davacı vekili 30.01.2016 tarihli dilekçesinde, davalı tarafından sunulan ve kendi işçilerinin imzaladığı akaryakıt fişlerini kabul etmiş, ancak bu akaryakıtın, davalının kendisinden kiraladığı araçlarda kullanıldığını iddia etmiş ise de, davalı bu iddiayı kabul etmemiştir. Davacı taşeron, davalının kendisine akaryakıt verme maddi vakıasını kabul etmiş, ancak bu akaryakıtın davalının kiraladığı araçlar için verildiğini iddia ederek yeni bir maddi vakıa ileri sürdüğünden, yeni eklenen bu maddi vakıayı kanıtlama yükümlülüğü kendisine düşmektedir. Davacı tarafça bu yeni maddi vakıa kanıtlanamadığından, mahkemece davalı tarafça davacıya verilen akaryakıt bedeli dikkate alınarak asıl ve birleşen davanın değerlendirilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeden verilen karar doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 23.09.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davalı vekili Avukat ... , Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davacı vekili Avukat ... gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR : I. DAVA

Davacı taşeron vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen 01.01.2010 tarihli sözleşmeyle davalının yüklenicisi olduğu ... Ovası Sol Sahil Sulama Projesi kapsamındaki bir kısım işlerin müvekkiline taşere edildiğini, tarafların anlaşması ile işin sonlandırıldığını, ancak hesap mutabakatı sağlanamadığını, müvekkilinin 11.12.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile 500.908,82TL bakiye hakediş alacağı ile 1.099.995,76TL teminat kesintisi alacağının ödenmesini davalıdan talep ettiğini, ancak davalının akaryakıt borcu adı altında bir fatura düzenleyip gönderdiğini, müvekkilinin söz konusu faturayı kabul etmeyerek iade ettiğini öne sürerek, 500.908,82TL'nin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen davada davacı taşeron vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin hakedişlerinden toplam 1.099.995,76 TL teminat kesintisi yapıldığını, 11.12.2015 tarihli ihtarname ile talep edilmesine rağmen ödenmediğini, oysa ki müvekkilinin sözleşme gereğince 18.11.2016 tarihli borcu bulunmadığına dair SGK belgesini ibraz ettiğini öne sürerek, 1.099.995,76 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı yüklenici vekili asıl davaya karşı cevap dilekçesinde özetle; sözleşmenin birim fiyat cetveli başlıklı bölümünde akaryakıtın birim fiyata dahil olduğunun belirtildiğini, davacı taşeronun kendisine ait araç ve iş makineleri için şantiyede bulunan müvekkiline ait akaryakıtı kullandığını, iade edilmeyen malzemelere ilişkin 12.11.2015 tarihli 110.984,50TL tutarlı 4 adet fatura düzenlenerek davacıya gönderildiğini, akaryakıt faturası ve iade edilmeyen malzemelere ilişkin faturalar kesin hakediş hesabına dahil edildiğinde müvekkilinin 860.780,00TL alacaklı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen davaya karşı davalı yüklenici vekili cevap dilekçesinde özetle; kesin hakediş sonucu müvekkilinin alacaklı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin mutabakat ile 30.06.2015 tarihi itibariyle sonlandırıldığı, davacı hakedişlerinden toplam 1.099.995,76TL nakdi teminat kesintisi yapıldığı, davacının birleşen davayı açarken SGK prim borcu bulunmadığına dair belge sunduğu, sözleşmede birim fiyatlara akaryakıt bedelinin dahil olduğunun kararlaştırıldığı, davacının akaryakıtı kendisinin temin ettiğine ilişkin belgeler sunduğu, davalı tarafın ise davacı elemanlarına akaryakıt teslim ettiğine dair belgeler ibraz ettiği, sözleşme süresi içerisinde 01.03.2010-31.01.2014 döneminde davacıya ait iş makineleri ile kamyonların davalıya kiralandığı, davacı tarafça davalının ibraz ettiği akaryakıt teslimine ilişkin belgelerin kiralanan araçlara ilişkin olduğunun savunulduğu, davalı tarafça sözleşmenin feshinden sonra düzenlenen 2013, 2014 ve 2015 yıllarında verilen akaryakıt bedeline ilişkin 25.11.2015 tarihli, 1.248.362,12TL tutarlı faturanın davacının itirazı üzerine davalı tarafça iptal edildiği, davalının akaryakıt verdiğine dair iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiği, davalının iddiasını davacı çalışanlarının isim ve imzasını içeren belgelerle kanıtlayamayacağı, yemin deliline dayanmadığı, davacı taşeronun 482.493,83TL bakiye hakediş alacağından davalıya iade edilmeyen malzeme bedeli 18.675,57TL'nin mahsubuyla bakiye 463.818,26TL hakediş alacağının bulunduğu, davacının birleşen davasında SGK ilişiksiz belgesi sunduğu gözetilerek nakit teminat kesintisi 1.099.995,76TL'nin iadesi gerektiği belirtilerek, asıl davanın kısmen kabulüyle 463.818,26TL'nin 16.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline; birleşen davanın kabulüyle 1.099.995,76TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı yüklenici vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1. Asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde;

Sözleşme uyarınca birim fiyata akaryakıt dahil iken davacının, müvekkilin şantiyesinden akaryakıt aldığını, bu akaryakıt bedelini hakedişlerden düşmediğinin sabit olduğunu, davacının kendi çalışanlarının isim ve imzasını içeren belgeleri inkar etmediğini, teminatın iadesi koşullarının oluşmadığını beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Asıl davada uyuşmazlık bakiye iş bedelinin, birleşen davada uyuşmazlık ise hakedişlerden kesilen nakdi teminatının tahsili istemlerine ilişkindir.

6100 Sayılı HMK'nın 188. maddesinde taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmediği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ikrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir.

İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.

Öğretide ve uygulamada ikrar, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır.

Kapsam yönünden ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur.

İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir.

Bir vakıanın aleyhine olduğu kimse herhangi bir ilave yahut nitelik değişikliği yapmaksızın, o vakıanın doğru olduğunu beyan etmişse basit ikrar söz konusu olur. Örneğin davacı davalıya ödünç verdiği 1.000,00 TL'nin iadesi için dava açar, davalı da ödünç olarak aldığını beyan ederse, bu beyan basit ikrar niteliğinde olup, ilişkin olduğu vakıayı çekişmeli olmaktan çıkarır, dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.

Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin davalının, davacıdan 1.000,00 TL aldığını ikrar etmesi, fakat bu parayı ödünç olarak değil, bağış olarak aldığını bildirmesi hâlinde olduğu gibi. Daha somut bir anlatımla ikrar eden, karşı tarafın talep sonucu açısından dayandığı sonucu/niteliği kabul etmemekte, o vakıadan böyle bir sonuç çıkartılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir. Birinci bölümde vakıa ikrar edilerek çekişmeli olmaktan çıkmakta, ikinci bölümde ise niteleme ve doğduğu ileri sürülen sonuç ihtilaflı kalmakta ve dolayısıyla bu hususu kimin ispat etmesi gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. Öğreti ve Yargıtaydaki hakim görüşe göre, vasıflı ikrar bölünemez, vasıflı ikrarda bulunan taraf, ikrar ettiği maddi vakıa ile ilgili hukuki nitelendirmeye ilişkin iddiayı ispat etmesi beklenemez. Dolayısıyla vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden paranın ödünç olarak verildiği iddiasının davacı tarafından ispatı gerekmektedir.

Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; başka bir anlatımla, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.

Bağlantılı bileşik ikrarda ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır; ikrara eklenen vakıa ikrar olanan vakıanın doğal bir sonucudur. “Davalının davacıdan 1.000,00 TL'yi ödünç olarak aldığını, fakat bu parayı kendisine ödediğini bildirmesi örneğinde olduğu gibi”. Bağlantısız bileşik ikrarda ise, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlantı yoktur, başka bir anlatımla ikinci vakıa, ikrar edilen vakıa olmadan da mevcuttur. Örneğin davalının “dava konusu 1.000,00 TL'yi davacıdan ödünç olarak aldım, fakat ben de davacıdan 1.000,00 TL alacaklıyım, bu alacağım ile borcumu takas ediyorum” şeklindeki beyanı bağlantısız bileşik ikrardır.

Bağlantılı bileşik ikrar, vasıflı ikrara benzemektedir. Bileşik ikrar, ikrar edenin ikrarına, başka bir vakıa eklenmesi suretiyle yapılır. Oysa vasıflı ikrarda ikrara eklenen, ikrar edilen olayın vasfına yöneliktir. Vasıflı ikrarda vakıa tektir, onun vasfı tartışmalıdır, bileşik ikrarda ise ikrar edilen vakıayla bağlantılı ya da bağlantısız yeni bir vakıa eklemesi yapılmaktadır.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında ... Ovası Sol Sahil Sulama Projesine dair taşeronluk sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme uyarınca akaryakıt bedeli birim fiyatlara dahildir. Davalı yüklenici, bakiye borcu ve davacının nakdi teminat alacağı olduğunu kabul etmekle birlikte kendisinin de davacı taşeron araçlarına akaryakıt verdiğini ve bunun bedelinin iş bedelinden mahsup edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davacı vekili 30.01.2016 tarihli dilekçesinde, davalı tarafından sunulan ve kendi işçilerinin imzaladığı akaryakıt fişlerini kabul etmiş, ancak bu akaryakıtın, davalının kendisinden kiraladığı araçlarda kullanıldığını iddia etmiş ise de, davalı bu iddiayı kabul etmemiştir. Davacı taşeron, davalının kendisine akaryakıt verme maddi vakıasını kabul etmiş, ancak bu akaryakıtın davalının kiraladığı araçlar için verildiğini iddia ederek yeni bir maddi vakıa ileri sürdüğünden, yeni eklenen bu maddi vakıayı kanıtlama yükümlülüğü kendisine düşmektedir. Davacı tarafça bu yeni maddi vakıa kanıtlanamadığından, mahkemece davalı tarafça davacıya verilen akaryakıt bedeli dikkate alınarak asıl ve birleşen davanın değerlendirilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeden verilen karar doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dairemizdeki duruşmada asıl ve birleşen davada davalı vekille temsil olunduğundan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davacıdan alınarak, asıl ve birleşen davada davalıya verilmesine,

Peşin alınan harcın istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.09.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.