GİRİŞ
Anonim şirketlerde pay sahipliği sıfatı, salt malvarlığına ilişkin birtakım hakların ötesinde şirketin yönetim, denetim ve karar süreçlerine katılım imkânı sağlayan bir hukuki konumu ifade eder. Pay sahibinin bu konuma uygun biçimde haklarını bilinçli şekilde kullanabilmesi ise her şeyden önce şirketin gidişatı, mali yapısı, yönetim icraatları ve geleceğe ilişkin planları hakkında doğru ve yeterli bilgiye erişebilmesine bağlıdır. İşte bu zorunluluğun hukuki yansıması, bilgi alma ve inceleme hakkı olarak karşımıza çıkmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu[1] (TTK), 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde 363. madde ile dar kapsamlı biçimde düzenlenmiş olan bilgi alma hakkını, 437. madde ile kapsamlı, çağdaş ve pay sahibini etkin biçimde koruyan bir yapıya kavuşturmuştur. Madde gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere düzenleme; kamuyu aydınlatma, kurumsal denetim ve dürüst hesap verme ilkeleriyle örtüşen bir bilgi alma ve inceleme hakkı tanımayı amaçlamaktadır[2].
Bu çalışmada, anonim şirketlerde pay sahibinin bilgi alma hakkının hukuki niteliği, kullanım aşamaları ve sınırları incelendikten sonra, hakkın ihlali halinde başvurulacak hukuki çare olan bilgi alma davasının usul hukuku boyutları ele alınacaktır. İnceleme, öğretideki temel görüşler ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ışığında yürütülecektir.
1.BİLGİ ALMA HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ
A. Bireysel ve Müktesep Hak Niteliği
Bilgi alma ve inceleme hakkı, doktrinde ittifakla bireysel pay sahipliği hakları arasında değerlendirilmektedir[3]. Bu hak, pay sahipliği sıfatına bağlanmış olup belirli bir sermaye oranına, pay sayısına ya da azınlık olma şartına tâbi değildir. Tek pay sahibinden çoğunluk pay sahibine kadar her ortak, paya sahip olduğu ölçüde değil, pay sahibi sıfatını taşıdığı için bu hakkı kullanabilir[4].
Hakkın daha da önemli özelliği müktesep (kazanılmış) hak niteliğidir. TTK m. 437/6 hükmü, bilgi alma ve inceleme hakkının esas sözleşmeyle veya şirket organlarından birinin kararıyla kaldırılamayacağını ve sınırlandırılamayacağını açıkça emredici bir hükümle düzenlemiştir. Düzenleme ile, özellikle çoğunluk pay sahiplerinin azınlığı bilgiden mahrum bırakarak hakimiyetlerini kötüye kullanmalarının önlenmesi amaçlanmaktadır[5].
B. Hesap Verme ve Şeffaflık İlkesi ile İlişkisi
Pay sahibinin bilgi alma hakkı, modern şirketler hukukunun şeffaflık (transparency), hesap verebilirlik (accountability) ve kurumsal yönetim (corporate governance) ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır. TTK m. 437/2'de yer alan, verilecek bilginin hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olması gerektiği yönündeki ifade, hakkın aynı zamanda yöneticilerin ibrası ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Nitekim, pay sahibinin yöneticileri ibra edip etmeyeceğine sağlıklı şekilde karar verebilmesi, ancak yeterli ve doğru bilgiye sahip olmasıyla mümkündür[6].
2.BİLGİ ALMA VE İNCELEME HAKKININ KULLANIM AŞAMALARI
TTK m. 437, hakkın kullanımını üç ayrı aşamada düzenlemiştir: genel kuruldan önce, genel kurul sırasında ve genel kurul sonrasında. Genel kurul öncesi ile başlayalım.
A. Genel Kurul Öncesi: Pasif Bilgi Alma (TTK m. 437/1)
TTK m. 437/1 hükmü uyarınca, finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurul toplantısından en az on beş gün önce şirketin merkezinde ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Finansal tablolar ve konsolide tablolar, bir yıl süreyle merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgisine açık tutulmaya devam eder.
Bu aşamada hak, pay sahibinin aktif bir başvurusu olmaksızın, şirketin belirli belgeleri pay sahiplerinin erişimine sunma yükümlülüğüne dayanır. Bu nedenle öğretide bu aşama pasif bilgi alma hakkı olarak adlandırılmaktadır. Her pay sahibinin, gideri şirkete ait olmak üzere, gelir tablosu ve bilançonun bir suretini talep etme hakkı da bu fıkrada düzenlenmiştir. Bu yükümlülüğün ihlali, bilgi alma hakkının vazgeçilmez niteliği gereği genel kurul kararının butlanı sonucunu doğurur[7].
B. Genel Kurul Sırasında: Aktif Bilgi Alma (TTK m. 437/2)
TTK m. 437/2'ye göre her pay sahibi, genel kurulda yönetim kurulundan şirketin işleri ve denetçilerden denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir. Bu fıkrada düzenlenen hak, pay sahipliği haklarının kullanılması bakımından gerekli olma şartına bağlı değildir, pay sahibinin bilgi almak istediği konunun gündemde bulunan bir oylamaya katılımıyla doğrudan ilgili olması gerekmez[8].
Bilgi alma hakkı, TTK m. 200 atfı uyarınca şirketin bağlı şirketlerini de kapsar. Hâkim şirketin her pay sahibi, bağlı şirketlerin finansal ve mal varlığıyla ilgili durumları, hesap sonuçları, hâkim ve bağlı şirketler arasındaki ilişkiler hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. Buna ek olarak TTK m. 437/2'nin son cümlesinde önemli bir eşit işlem ilkesi yansıması düzenlenmiştir: Pay sahiplerinden birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmişse, diğer bir pay sahibinin istemde bulunması üzerine aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa dahi aynı kapsam ve ayrıntıda verilir ve bu hâlde yönetim kurulu, hakkın sınırlarını düzenleyen üçüncü fıkraya dayanamaz[9].
C. Genel Kurul Sonrası: İnceleme Hakkı (TTK m. 437/4)
TTK m. 437/4 uyarınca, şirketin ticari defterleri ile yazışmalarının pay sahibinin sorusunu ilgilendiren kısımlarının incelenmesi, genel kurulun açık izni veya yönetim kurulunun bu hususta alacağı karara bağlıdır. İzin alındığı takdirde, inceleme bizzat pay sahibi veya bir uzman aracılığıyla yapılabilir.
Bu aşamadaki incelemenin ön şartı, pay sahibinin genel kurul sırasında yönelttiği bir soruya cevap verilmemiş olması, talebinin reddedilmiş olması ya da tatmin edici olmayan bir cevap almış olmasıdır[10]. Aksi takdirde, sırf inceleme amacıyla şirketin defter ve yazışmalarına erişim talebinde bulunulamaz.
3.BİLGİ ALMA VE İNCELEME HAKKININ SINIRLARI
A. Şirket Sırrı ve Korunmaya Değer Şirket Menfaati
TTK m. 437/3'e göre bilgi verilmesi, yalnızca istenilen bilgi verildiği takdirde şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesiyle reddedilebilir. Bu sınır, hem bilgi almayı hem de inceleme hakkını kapsar.
Yönetim kurulunun, hiçbir gerekçe göstermeden, soyut ifadelerle istenen bilgilerin şirket sırrına girdiğini ileri sürerek bilgi vermeyi reddetmesi mümkün değildir. İşletme sırrı kalkanının kullanılabilmesi için: (i) şirket menfaatinin tehlikeye düştüğünün somut biçimde ortaya konulması ve (ii) ileri sürülen tehlikenin gerçekleşmesinin muhtemel olması gerekir[11].
Öğretide şirket sırları, mutlak ve nispi şirket sırrı olarak ikiye ayrılmaktadır. Mutlak şirket sırları; teknik konulardaki Ar-Ge çalışmaları, pay sahiplerinin ve yöneticilerin banka hesap bilgileri, hastane benzeri kuruluşlarda hastalara ait veriler gibi açıklanması şirket organlarının iradesinde olmayan bilgilerdir. Nispi şirket sırları ise; şirketin müşteri çevresi, belirli ticari ilişkileri ve genel ticari işlemleri gibi açıklanması yetkili organların tasarrufuna kalmış sırlardır[12].
B. Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı
Pay sahibinin bilgi alma hakkını kullanırken Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına uyması gerekir. Pay sahibinin, talep ettiği bilgiyi almasında korunmaya değer güncel bir menfaatinin bulunmadığı ve talebin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği durumlarda bilgi vermekten kaçınılması haklı kabul edilmelidir[13]. Söz gelimi, yalnızca genel kurulu uzatmak amacıyla yöneltilen ilgisiz sorular, rakip şirket lehine bilgi temini amaçlayan talepler, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.
4.BİLGİ ALMA DAVASI (TTK m. 437/5)
A. Davanın Hukuki Niteliği
TTK m. 437/5; bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibine, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine başvurma hakkı tanımaktadır. Doktrinde bu dava, bir eda davası olarak nitelendirilmektedir, zira pay sahibinin maddi hukuktan kaynaklanan ve borçlusu şirket olan olumlu bir talep hakkının ifasını konu edinir[14]. Mahkemenin kabul kararı, davalı şirketi belirli bilgiyi vermeye veya belirli belgeleri pay sahibinin (ya da uzmanın) incelemesine sunmaya mahkûm eder.
B. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Davada görevli mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesidir. Yetki kuralı, kanunla açıkça düzenlendiğinden kesin yetki niteliği taşımakta olup, taraflarca aksi yönde sözleşme yapılması mümkün değildir.
C. Taraflar
Davacı sıfatı, talebi reddedilen veya cevapsız bırakılan pay sahibine aittir. Pay sahibi, bu davayı bizzat veya vekili aracılığıyla açabilir. Davalı taraf ise pay sahibinin hakkını ihlal eden anonim şirket tüzel kişiliğidir, yönetim kurulu üyelerine veya denetçilere doğrudan husumet yöneltilmez. Çünkü dava konusu hakkın muhatabı ve ifa borçlusu, şirket tüzel kişiliğidir[15].
D. Dava Açma Süresi
TTK m. 437/5, bilgi talebi reddedilen pay sahibinin, ret tarihinden itibaren on gün içinde; talebin cevapsız bırakılması veya ertelenmesi gibi diğer hâllerde ise makul bir süre içinde mahkemeye başvurması gerektiğini düzenler.
On günlük süre, hak düşürücü süre niteliğindedir. Sürenin başlangıcı, pay sahibince yapılan talebin şirketin yetkili organları tarafından açıkça reddedildiği gündür. Genel kurulda kullanılan bilgi alma hakkı bakımından bu tarih, kural olarak, talebin reddedildiği genel kurul tarihidir[16]. Talebin tamamen cevapsız bırakılması ya da ertelenmesi durumunda ise hâkim, somut olayın özelliklerine göre makul süreyi belirleyecektir.
Burada önemi nedeniyle vurgulanmalıdır ki TTK m. 437'de düzenlenen on günlük süre, anonim şirketlere özgü olup limited şirketler bakımından uygulama alanı bulmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de bu doğrultuda, limited şirket bakımından TTK m. 614'ün uygulanacağı, m. 614'te ise süre öngörülmediğinden m. 437/5'in on günlük süresine atıf yapılarak davanın reddinin doğru olmadığını içtihat etmiştir[17].
E. Yargılama Usulü
TTK m. 437/5 uyarınca bilgi alma davası, basit yargılama usulüne tâbidir (HMK m. 316 vd.). İspat bakımından, pay sahibinin bilgi talebinde bulunduğu ve bu talebin reddedildiği veya cevapsız bırakıldığı vakıaları kanıtlaması gerekir. Bu vakıalar; genel kurul toplantı tutanağı, pay sahibi tarafından şirkete verilen yazılı dilekçe, şirket tarafından verilen cevap yazısı ve diğer her türlü delille ispat edilebilir, senetle ispat zorunluluğu (HMK m. 200) söz konusu değildir[18]. Davalı şirketin şirket sırrı savunmasıyla bilgi vermekten kaçındığı durumlarda, sırrın varlığını ve tehlikenin somutluğunu ispat yükü davalı şirkettedir.
Bu noktada usul hukuku bakımından önemli bir mekanizma da HMK m. 161/2'de düzenlenen gizli saklama tedbiridir. Hâkim, şirket sırrı niteliğindeki belgelerin gizli olarak saklanmasına karar verebilir, bu belgeler ve bunlara ilişkin duruşma tutanaklarının incelenmesi hâkimin açık iznine bağlanabilir. Böylece şirket, iddialarını somutlaştırırken, sırlarının açıklanması riski de bertaraf edilmiş olur[19].
F. Mahkeme Kararının İçeriği ve Kesinliği
TTK m. 437/5 uyarınca mahkemenin vereceği karar, talep edilen bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebilir. Aynı fıkranın son cümlesi, mahkeme kararının kesin olduğunu hükme bağlamıştır.
Ne var ki kararın kesinliği ifadesinin kapsamı, uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/13744, K. 2017/1501, T. 14.03.2017 tarihli kararında, çoğunluk görüşü, davanın reddine ilişkin kararların da kesin olduğunu kabul etmiştir[20]. Buna karşılık aynı kararda yer alan karşı oy, madde metninin kabul kararına yönelik kesinlik düzenlediğini, ret kararının temyiz edilebilmesi gerektiğini, aksi yorumun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğini ileri sürmüştür.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yine E. 2016/4320, K. 2017/7047 sayılı kararıyla, TTK m. 437. maddesi uyarınca verilen kararların kesin nitelikte olması nedeniyle bu kararlara ilişkin tavzih taleplerinin de kısa kararla çelişki oluşturması halinde temyize tabi olabileceği, ancak kararın temyizinin mümkün olmadığı gerekçesiyle tavzih talebinin de reddini içtihat etmiştir[21].
G. Bilgi Alma Hakkı ile Genel Kurul Kararının İptali Davası İlişkisi
Hükmün emredici niteliği gereği, pay sahiplerinin genel kuruldan önce sahip oldukları inceleme hakkı kullandırılmaksızın alınan ve inceleme hakkını kanuna aykırı biçimde sınırlandıran genel kurul kararları, butlanla malul olmaktadır[22] (TTK m. 447.1.b).
5.ÖZEL DENETİM HAKKI İLE İLİŞKİSİ
TTK m. 438 vd. hükümlerinde düzenlenen özel denetçi atanması hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkını tamamlayan bir mekanizmadır. Önemli olan husus; özel denetim hakkının kullanılabilmesi için, bilgi alma veya inceleme hakkının daha önce kullanılmış olmasının kanunen aranan bir ön şart olmasıdır[23].
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/1162, K. 2017/3675 sayılı, anonim şirket genel kurulunda bilgi alma hakkını kullandığını ve gereği gibi karşılanmadığını ileri süren pay sahibinin başvurusu üzerine verdiği karar, bu hakkın hem kullanım usulü hem de mahkeme önündeki etkin korunması bakımından emsal niteliktedir[24]. Söz konusu kararda, pay sahibinin önce bilgi alma hakkını TTK m. 437 çerçevesinde fiilen kullanmamış olmasının, hakkın ihlali iddiasının dinlenebilirliği bakımından dikkate alınması gereken bir husus olduğu vurgulanmıştır.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Anonim şirketlerde pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı, kurumsal yönetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin pay sahibi konumuna yansımış görünümüdür. TTK m. 437 ile getirilen düzenleme, hakkın bireysel, müktesep ve emredici niteliği ile pay sahibini, çoğunluk hâkimiyetinin keyfi tutumlarına karşı korumaktadır. Hakkın üç farklı aşamada (genel kurul öncesi, esnası ve sonrası) kullanılabilir nitelikte düzenlenmiş olması, pay sahibinin bilgi ihtiyacını sürecin tüm safhalarında karşılamayı amaçlamaktadır.
Hakkın sınırı olarak öngörülen şirket sırrı ve korunmaya değer şirket menfaati kavramları ise, soyut ve keyfi savunmaların değil, somut ve gerçekleşmesi muhtemel tehlikelerin varlığında uygulama alanı bulur. Madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi sınırlamanın amacı şirket menfaatlerinin korunmasıdır, ne var ki bu sınırlamanın geniş yorumlanması, hakkın işlevsiz kalması sonucunu doğuracağından, sınırlama kuralı dar yoruma tâbi tutulmalıdır.
Bilgi alma davası ise hakkın yargısal güvencesini oluşturur. Asliye ticaret mahkemesinde basit yargılama usulüyle görülen, kural olarak hızlı sonuçlanan bu dava, pay sahibinin TTK m. 437'de tanınan haklarının fiilen kullanılabilmesi önemli bir araçtır.
Uygulayıcı bakımından dikkat edilmesi gereken birkaç önemli husus şu şekilde özetlenebilir:
• Bilgi talebinin yazılı olarak yapılması ve genel kurulda yöneltildiyse mutlaka tutanağa geçirilmesi, ileride mahkeme önünde delil teşkil etmesi bakımından önem arz etmektedir.
• Talep açıkça reddedildiğinde on günlük hak düşürücü süre işlemeye başlar, bu süre hak düşürücü niteliktedir.
• Talep konusu bilginin şirket sırrı olduğu savunmasının, şirket tarafından somut delillerle ortaya konulması gerekir, soyut beyanlar ile bilgi vermekten kaçınılamaz.
• Genel kurul sonrası inceleme hakkı (TTK m. 437/4), genel kurulda yöneltilmiş bir soruya dayanmalıdır, bu ön koşulun atlanması, talebin reddi sonucunu doğurabilir.
• Bilgi alma hakkı, özel denetim hakkının kullanılması bakımından yasal bir ön şart oluşturduğundan, ileride özel denetim talebinde bulunmayı düşünen pay sahibinin bilgi alma hakkını fiilen kullanmış olması esastır.
Kanunun, bilgi alma ve inceleme hakkını, genel kurul ekseninde birtakım usuli şartlara bağlamasının ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu kanaatindeyiz. Zira pay sahibinin, bilgi alma hakkının bu kadar sıkı şartlara bağlanmış olması, süreç içerisinde pay sahibinin telafisi mümkün bulunmayan hak kayıplarına uğramasına neden olabileceği ve bu itibarla, hükmün etkin kullanılmasının engellenebileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, genel kurul dışında da halka açık olmayan şirketlerde, azınlık pay sahiplerinin yönetim kuruluna yazılı olarak başvurmak suretiyle bilgi alma ve inceleme hakkını, sorusunu ilgilendiren kısımlarla ve şirket sırları mahfuz kalacak şekilde kullanılabilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Keza davanın kabulü kararlarının kesin, davanın reddi yönündeki kararların kesin olmadığı yönünde düzenleme yapılmasının, de lege ferenda bakımından gerekli olduğu görüşündeyiz.
-----------
[1]6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, R.G. T. 14.02.2011, S. 27846. Maddenin tam metni için bkz. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5 (E.T. 28.04.2026).
[2]Arslan Kaya, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2001, s. 75-82.
[3]Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, C. II, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 1484-1488; Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatifler Hukuku, 12. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, s.1007.
[4] Ibid, s.1007.
[5]Rauf Karasu, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'na Göre Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi (BATİDER), C. XXIII, S. 2, 2005, s. 73-114.
[6]Oğuz Atalay, “Anonim Şirketlerde Bilgi Alma ve İnceleme Haklarının Mahkeme Aracılığıyla Kullanılması”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı: Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ'e Armağan, 2014 (Basım Yılı: 2015), s. 53-76. Çevrimiçi metin için bkz. https://hukuk.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/09/OĞUZ-ATALAY.pdf (E.T. 28.04.2026).
[7]Aslı E. Usluel Gürbüz, Anonim Şirketlerde Ticari Sırrın Korunması, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2009, s. 169 vd.
[8]TTK m. 437/6 hükmü emredici niteliktedir; bilgi alma ve inceleme hakkı esas sözleşme veya şirket organlarının kararıyla kaldırılamaz ya da sınırlandırılamaz.
[9]Kaya, op.cit.., s. 195 vd.; Atalay, op.cit.., s. 55.
[10]TTK m. 437/2 c. 2'ye göre, pay sahiplerinden birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmiş ise diğer pay sahibinin istemde bulunması üzerine aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa dahi aynı kapsam ve ayrıntıda verilecektir.
[11]TTK m. 437/3'ün gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere, salt soyut iddialarla bilgi vermekten kaçınılamaz; tehlikenin somut ve gerçekleşmesi muhtemel olması gerekir. Bkz. Atalay, op.cit..,., s. 59-60.
[12]Atalay, op.cit.., s. 59 (mutlak ve nispi şirket sırrı ayrımı için).
[13]Usluel Gürbüz, op.cit.., s. 175 vd.; Kaya op.cit.., s. 267 vd.
[17]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/833, K. 2018/1722 (limited şirket bakımından TTK m. 437/5'in uygulanamayacağına ilişkin kanun yararına bozma kararı). https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari
[20]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/13744, K. 2017/1501, T. 14.03.2017.
[21]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/4320, K. 2017/7047.
[22] Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 321, s. 14-73.
[23]TTK m. 438 ve devamı; özel denetim hakkı için ön koşul olarak bilgi alma ve inceleme hakkının daha önce kullanılmış olması aranır.
[24]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/1162, K. 2017/3675, T. 13.06.2017