Bu yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.308/1’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının sanık aleyhine itirazı için öngörülen bir (1) aylık sürenin ne zaman başlayacağı ile bu süreyi kaçırmasının sonucu incelenecektir.
1- Giriş
Kesinleşmiş kararlara itiraz imkanı tanıyan ve istisnai nitelikte olan olağanüstü kanun yolları; varsa bir adaletsizliğin veya hatanın giderilmesi ve adil/dürüst yargılanma hakkının temini amacıyla, CMK m.308 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
Olağanüstü kanun yollarından birisi olan Başsavcı itirazı yolu; Yargıtay yolunda kesinleşen kararlar için öngörülmüş olup, buna ilişkin esaslara CMK m.308’de yer verilmiştir.
“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi” başlıklı CMK m.308’e göre;
“(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren bir ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir”.
Hükümden; sanık lehine itirazda süre ve sayı sınırının bulunmadığı, fakat sanık aleyhine itiraza ancak ilamın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına verildiği tarihten itibaren 1 ay içinde başvurulabileceği anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının sanık aleyhine itiraz etmesinde süre sınırı öngörülmüş olup, bu sürenin kaçırılması halinde, sanık aleyhine CMK m.308 yoluna gidilmesi imkanı ortadan kalkmaktadır. Sanık aleyhine itirazın 1 aylık süre ile sınırlandırılması, hukuki güvenlik hakkı bakımından önem ifade etmektedir; zira aksi halde kişi her zaman kendisi hakkında verilen karara karşı itiraz edilebileceği korkusuyla yaşayacaktır.
2- İlamın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına Verilmesinden Ne Anlaşılması Gerekir?
Sanık aleyhine itiraz süreye bağlı olduğundan, bu sürenin nasıl hesap edileceği hususu da önem taşımaktadır. CMK m.308/1’de; dosyanın değil, ilamın Başsavcıya verildiği tarihten bahsedildiğine dikkat edilmelidir. Buna göre; ilamın Başsavcıya verildiği tarih, sürenin başlangıcında esas alınacağından, ilamın ne zaman verildiği ile ilgili şeffaflığın sağlanması şarttır. Tarafların, CMK m.308/1’de gösterilen 1 aylık sürenin ne zaman başlayıp bittiğini bilmeleri, hem hukuki güvenlik hakkının ve hem de “silahların eşitliği” ilkesinin sağlanması bakımından önemlidir. Bu nedenle, ilamın Başsavcıya ne zaman verildiğinin taraflarca bilinmesini mümkün kılan bir yöntemin benimsenmesi gerekir. Örneğin; nasıl ki taraflara kararın ne zaman tebliğ edildiği UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden öğrenilebiliyorsa, ilamın da Başsavcıya ne zaman verildiği öğrenilebilmelidir.
Burada ortaya şu soru çıkar: İlamın verilmesi ile kastedilen; UYAP’tan önce var olan fiziki teslim ile mi sınırlıdır, yoksa UYAP üzerinden elektronik olarak yapılan bildirim, ilamın verilmesi olarak kabul edilebilir mi?
Öncelikle belirtmeliyiz ki; her ne kadar maddede ilamın verilmesinden bahsedilmişse de, buna bağlanan sonuçlar itibariyle, hukuki anlamda tebliğin anlaşılması gerekmektedir.
“Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan tebligat” başlıklı CMK m.38’de, “Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan tebligat, tebliği gereken evrakın aslının verilmesi suretiyle olur. Tebliğ ile bir süre işlemeye başlıyorsa verildiği gün, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından evrakın aslına yazılır.” düzenlemesine; “Elektronik işlemler” başlıklı 38/A maddesinde ise; her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde UYAP’ın kullanılacağına, işlemlere ilişkin her türlü verinin, bilginin ve kararın UYAP vasıtasıyla işleneceğine, kaydedileceğine, saklanacağına, güvenli elektronik imza ile imzalanan belge ve kararların diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderileceğine, güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararların gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlemeyeceğine ve ilgili kurum ve kişilere gönderilemeyeceğine yer verilmiştir.
Yeri gelmişken, 04.04.2024 tarihli ve “Cumhuriyet Başsavcılığına Yapılan Tebligat Usulü” başlıklı yazımızda; CMK m.38’in Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan tebligatı özel olarak ve ayrıca düzenlediğini, Kanuna sonradan eklenen CMK m.38/A’nın, CMK m.38’in özel düzenlemesini ortadan kaldırmadığını,
Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Cumhuriyet başsavcılığına tebligat” başlıklı 65. maddesinde; “Cumhuriyet başsavcılığına yapılacak tebligat, tebliğ olunacak evrak aslının gösterilmesi ya da elektronik ortamda gönderilmesi suretiyle yapılır. Tebligatın belgelendirilmesi için, elektronik ortamda güvenli elektronik imzalı olarak gönderilen evrak hariç olmak üzere Cumhuriyet savcısı tarafından evrak aslına ‘Görüldü’ ibaresi yazılarak imzalanır.” ifadesine yer verilmekle birlikte, Yönetmelik hükmünün, Kanunun önüne geçemeyeceğini,
Belirtmiştik.
Uygulamada; CMK m.38’de, Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan tebligatın, tebliği gereken evrakın aslının verilmesi suretiyle olacağı düzenlemesine rağmen, elektronik işlemleri düzenleyen ve 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanunla eklenen CMK m.38/A’nın özel hüküm olduğu, bu nedenle kararın Cumhuriyet savcısının UYAP ekranına düşmesi ile tebliğ edilmiş sayılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’in “Kanun yollarına başvurulması halinde dosyanın gönderilmesi için yapılacak işlemler” başlıklı 47. maddesinin 1. fıkrasında; “Kanun yollarına başvurulması halinde usul kanunlarına göre yapılması gereken işlemler tamamlandıktan sonra dava dosyası, dizi pusulası düzenlenip ‘Dosya Gönderme Formu’ doldurularak, Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinin sekizinci fıkrası saklı kalmak kaydıyla elektronik ortamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.” ifadesine yer verilmiştir.
Buna göre; CMK m.38/A ile yukarıda yer verdiğimiz yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirilerek, Cumhuriyet savcısına yapılacak tebligatlar yönünden, UYAP sistemine kararın düşürülmesinin dikkate alındığı görülmektedir.
Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri ceza dairlerinin uygulamalarının, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.10.2018 tarihli kararını benimsedikleri ve uygulamanın bu şekilde yeknesaklaştığı görülmektedir[1].
Netice itibariyle; CMK m.308/1’de, sanık aleyhine itiraz yoluna gidilmesi için belirlenen 1 aylık sürenin, ilamın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına verildiği tarihten itibaren başladığı düzenlenmekle birlikte, uygulamada ilamın verilmesinden anlaşılan, dosya gönderme formunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına UYAP üzerinden gönderilmesidir. Yargıtay’ın uygulaması da bu yöndedir:
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 04.11.2025 tarihli, 2025/2673 E. ve 2025/25629 K. sayılı kararında; “Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, 23.12.2024 tarihli ve 2023/12428 esas, 2024/20147 karar sayılı ilamının, dosya gönderme formu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına UYAP üzerinden 24.02.2025 tarihinde gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK’nın 308 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen bir aylık süreden sonra 27.03.2025 tarihinde sanık aleyhine itirazda bulunduğu anlaşılmakla; süresinden sonra yapılan itiraz başvurusunun oy birliğiyle reddine,” karar verilmiştir[2].
Kanaatimizce; ilamın dosya gönderme formu ile UYAP üzerinden gönderilmesi, sürenin başlaması için yeterli değildir. Çünkü bu durumda; her ne kadar ilamın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına verildiği kabul edilebilecekse de, bu işlemle başlayan bir süre ve bu sürenin geçmesine bağlanan bir sonuç bulunmaktadır. Tebligatın asıl amacı; işlemden etkilenecek kişiye bu hususun bildirilmesi olduğundan, bu bildirimin ilgili tarafa ulaşması veya ulaştığının kabul edildiğinden bahsedilmesi gerekir. Dolayısıyla; ilamın dosya gönderme formu ile UYAP üzerinden gönderilmesi yeterli görülmemeli, “Elektronik tebligat:” başlıklı 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a/4’ün tatbiki ile işlemin muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebligatın yapılmış sayılacağı kabul edilmelidir. Elektronik tebligat usulünün uygulandığı diğer durumlarda; örneğin bir avukata elektronik tebligat yapıldığında, Tebligat Kanunu m.7/a/4 uyarınca +5 gün süre verildiği dikkate alındığında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan bildirimlerde de bu kabulle hareket edilmesi gerektiği, aksi halde “silahların eşitliği” ilkesinin ihlal edileceği anlaşılmaktadır.
Benzer şekilde; yerel mahkemede, örneğin ağır ceza mahkemesinde verilen kararın ağır ceza mahkemesi başkanı tarafından imzalanması ile birlikte katibin ekranına, katip tarafından imzalandığında ise bu defa Cumhuriyet başsavcılığının ekranına düştüğü ve Cumhuriyet savcısı için kanun yolu süresinin bu tarihten itibaren başladığı; istinaf aşamasında kararın e-imza aşamasının sonlanması ile birlikte Cumhuriyet savcısının ekranına düştüğü ve Cumhuriyet savcısının yasal temyiz süresinin, kararın ekrana düştüğü tarihte başladığı bilinmektedir.
Gerek “silahların eşitliği” ilkesinin ve gerekse uygulamada yeknesaklığın sağlanması için; ilamın UYAP ekranına düştüğü tarihten itibaren Cumhuriyet savcıları yönünden süreleri başlatmak yerine, en azından avukatlar ve taraflar için geçerli olduğu şekilde, Tebligat Kanunu m.7/a/4’ün tatbiki ile ilamın dosya gönderme formu ile UYAP üzerinden gönderildiği tarihi izleyen beşinci günün sonunda sürenin başlaması isabetli olacaktır.
Esasında; “Cumhuriyet Başsavcılığına Yapılan Tebligat Usulü” başlıklı yazımızda CMK m.38’de gösterilen tebligat usulünden bahsetmiştik, ancak gelinen aşamada uygulamada bu hükmün yerine, özel hüküm olduğu kabul edilen CMK m.38/A dikkate alınarak UYAP sisteminin kullanıldığı, adli merciler bakımından da bu usulün uygulandığı, bu nedenle yazımıza konu UYAP üzerinden tebligatta adli merciler yönünden de +5 günlük sürenin uygulanması gerektiği sonucuna varılmalıdır.
3- Başsavcının Sanık Aleyhine İtirazda Süreyi Kaçırması Halinde Hangi Merci Karar Verecektir?
İlamın Başsavcıya verilmesinin üzerinden 1 ay geçtikten sonra, Başsavcının karara sanık aleyhine itiraz etmesi halinde, kararına itiraz edilen dairenin nasıl bir karar vermesi gerektiği CMK m.308’de gösterilmemiştir. Bu durumda, süresinde yapılmayan itirazın daire tarafından doğrudan usulden reddedilmesi gerektiği düşünülebilir. Bu açıklama, CMK m.308’in lafzına da amacına da uygun olmakla birlikte, CMK m.308’in gerekçesi incelendiğinde; “Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını, ileri sürülen nedenin itiraz konusu olup olmayacağını inceledikten sonra, itiraz süresi geçmiş veya konu itiraz edilebilir değilse usulden ret kararı verir.” ifadesine yer verildiği görülmektedir.
Belirtmeliyiz ki; sadece CMK m.308’in gerekçesi dikkate alınarak, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını değerlendirme ve buna bağlı olarak usulden ret kararı vermekle görevli merciin, kararı veren Yargıtay ceza dairesi değil, Yargıtay Ceza Genel Kurulu olduğunu söylemek hatalı olacaktır.
Çünkü;
Hüküm gerekçesinin bağlayıcı olmamasının yanı sıra, itiraz üzerine dosyanın, kararına itiraz edilen daireye gönderileceğini düzenleyen CMK m.308/2’nin 02.07.2012 tarihli 6352 sayılı Kanunla CMK m.308’e eklendiği, bu sebeple usulden ret kararı verecek olan merciin gerekçede Genel Kurul olarak kaldığı,
Oysa kararı veren dairenin usulden ret kararı veremeyeceğine dair kabulün, Kanunun ruhu ile de bağdaşmayacağı; zira 6352 sayılı Yargı Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un çıkarılma amacının, Kanunun adından da anlaşılacağı üzere, yargı yollarında sürecin hızlandırılması ve etkinleştirilmesi olduğu,
Bu nedenle; sırf gerekçeden hareketle, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığına ilişkin tespitin ve buna dair kararın Genel Kurul tarafından verilmesinin isabetli olmayacağı, hem sürecin hızlandırılması ve hem de etkinliği yönünden, süre bakımından incelemeyi kararına itiraz edilen dairenin yapabileceği, aksi halde süresinde dahi olmayan bir itirazın lüzumsuz olarak Genel Kurula gideceği ve bu nedenle sürecin uzayacağı,
Anlaşılmaktadır.
Uygulamanın da yukarıda yer verdiğimiz açıklamalarla aynı yönde olduğu, yani süre bakımından incelemenin, kararı veren daire tarafından yapıldığı görülmektedir:
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 04.11.2025 tarihli, 2025/1497 E. ve 2025/25650 K. sayılı kararında; “Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, 25.11.2024 tarihli ve 2022/21397 esas, 2024/15249 karar sayılı ilamının dosya gönderme formu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına UYAP üzerinden 27.12.2024 tarihinde gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK’nın 308/1. maddesinde öngörülen bir aylık süreden sonra 07.02.2025 tarihinde sanık aleyhine itirazda bulunduğu anlaşılmakla,” ifadesine yer vererek, sanık aleyhine itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını değerlendirmiş ve ilamın, dosya gönderme formu düzenlenerek UYAP üzerinden gönderildiği tarihi, sanık aleyhine itiraz süresinin başlangıcına esas almış ve itirazı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göndermeden, süre yönünden reddetmiştir.
Ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.04.2019 tarihli, 2016/20-349 E. ve 2019/299 K. sayılı kararında; “Sanıklar aleyhine olduğunda şüphe bulunmayan itirazın 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca 30 günlük süreye tabi olduğu, dosya içeriğine göre 19.11.2015 tarihinde başlayan itiraz süresi 19.12.2015 tarihinde sona erdiği halde, Özel Daire ilamının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesinden yaklaşık 35 gün sonra 24.12.2015 tarihinde itiraz kanun yoluna başvurulduğu görülmektedir. Bu nedenle 30 günlük kanuni süreden sonra yapılan sanıklar aleyhindeki itirazın Ceza Genel Kurulunca görüşülmesi mümkün değildir.” ifadesine yer verilerek, ilamın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdii ile sürenin başladığı ve sürenin dolmasından sonra yapılan sanık aleyhine itirazın Genel Kurul tarafından görüşülemeyeceği belirtilmiştir. Kararda; Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin itirazı süre yönünden inceleyip incelemediği anlaşılmamakta olup, güncel Yargıtay kararlarında, kararına itiraz edilen dairenin süre yönünden değerlendirme yapabildiği görülmektedir.
Ek olarak; Genel Kurul kararının 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanundan önce olması sebebiyle kararda 30 günlük kanuni süreden bahsedildiğini, 7499 sayılı Kanunun 37. maddesi ile bu fıkrada yer alan “otuz gün” ibaresinin “bir ay” şeklinde değiştirildiğini, buna göre “Sürelerin hesaplanması” başlıklı CMK m.39/3’ün geçerli olduğunu, yani sürenin, tebligatın yapıldığı günün, bir sonraki aydı sayı itibariyle karşılığı olan günün mesai saati bitiminde sona ereceğini ifade etmek isteriz.
Sonuç olarak, itirazı ilk inceleyen ve kararına itiraz edilen daire; 1 aylık süreyi hesap ederken, dosya gönderme formunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına UYAP üzerinden gönderildiği tarihi esas alıp, itirazın süresinde olmadığını tespit ettiği durumda dosyayı Genel Kurula göndermek yerine, itirazı usulden reddedebilmektedir. Zaten aksi kabul; hem Kanunun lafzına ve hem de CMK m.308/2’nin amacına uygun düşmeyeceği, usul ekonomisine aykırı olacağı ve sürecin, hukuki güvenlik hakkının güvence altına alınması için sanık aleyhine itirazda öngörülen 1 aylık sürenin değerlendirmesinin Genel Kurula bırakılması sebebiyle amaca aykırı şekilde uzayacağı anlamına gelecektir.
Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Doğa Ceylan
(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
-----------
[1] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.10.2018 tarihli, 2018/6108 E. ve 2018/10951 K. sayılı kararında; “Elektronik imza ile imzalanarak elektronik ortamda gönderilen kararlar yönünden Cumhuriyet Savcısının istinaf kanun yoluna başvuru süresinin özel ve sonraki düzenleme olması sebebiyle CMK’nın 38/A maddesi gereğince kararın Cumhuriyet Savcısının UYAP ekranına düştüğü tarihte tebliğ edilmiş sayılacağından, CMK’nın 39/1. maddesi gereğince gün ile belirlenen süreler tebligatın yapıldığının ertesi günü başlar, hükmü gereğince mahkeme dosyası ve hükmün Cumhuriyet Savcısının görüldü ekranına düştüğü tarihin ertesi günü başlayacağı ayrıca dosyanın fiziki olarak Cumhuriyet Savcısına teslimine gerek olmadığı anlaşılmakla; Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin ‘istinaf süresini dosyanın fiziki teslim tarihinden başlatan kararı’ usul ve yasalara aykırı olduğuna, 15.10.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.” ifadesine yer verilmiştir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 06.05.2024 tarihli, 2023/3126 E. ve 2024/7096 K. sayılı kararında; “O yer Cumhuriyet savcısının yokluğunda verilen ilk derece mahkemesinin kararının 07.11.2016 tarihinde mahkemece onaylandığı ve bu şekilde Cumhuriyet Başsavcılığı açısından görüldü ekranına düştüğü, istinaf uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15.10.2018 tarihli ve 6108-10951 sayılı ilamında da belirtildiği gibi ‘Elektronik imza ile imzalanarak elektronik ortamda gönderilen kararlar yönünden Cumhuriyet Savcısının İstinaf kanun yoluna başvuru süresinin özel ve sonraki düzenleme olması sebebiyle CMK’nın 38/A maddesi gereğince kararın Cumhuriyet Savcısının UYAP ekranına düştüğü tarihte tebliğ edilmiş sayılacağından, CMK’nın 39/1. maddesi gereğince gün ile belirlenen süreler tebligatın yapıldığının ertesi günü başlar, hükmü gereğince mahkeme dosyası ve hükmün Cumhuriyet Savcısının görüldü ekranına düştüğü tarihin ertesi günü başlayacağı ayrıca dosyanın fiziki olarak Cumhuriyet Savcısına teslimine gerek olmadığı’ dikkate alındığında, ilk derece mahkemesinin kararının Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca yedi günlük süreden sonra 16.11.2016 tarihinde istinaf edilmesi nedeniyle, istinaf isteminin süre reddine karar verilmesi gerektiği halde, Cumhuriyet Savcısının aleyhe istinaf başvurusu geçerli sayılarak hükmün sanık aleyhine düzeltilmesi,” bozma sebebi yapılmıştır.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi; 25.01.2023 tarihli, 2021/1615 E., 2023/129 K. sayılı kararında; “Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen 10/03/2021 tarihli dilekçenin süre tutum dilekçesi niteliğinde olduğu ve bu dilekçede CMK 273/5 maddesinde öngörülen biçimi ile istinaf yoluna başvurma nedenlerinin gerekçeleri ile birlikte açıkça gösterilmediği, Mahkemesince gerekçeli kararın CMK’nın 275/2 maddesi uyarınca 29/03/2021 tarihinde onay işlemlerinin tamamlanması ile UYAP sistemindeki ilgili görüldü ekranına düşürülmek suretiyle Cumhuriyet Savcısına tebliğ edilmiş olmasına rağmen, Cumhuriyet Savcısının CMK 273/1 maddesinde öngörülen 7 günlük yasal süre geçtikten sonra 13/04/2021 tarihinde gerekçeli istinaf dilekçesi verildiğinin anlaşılması ve CMK 273/1 maddesinde belirlenen süre içerisinde, CMK 273/5 maddesinde belirtilen usulde istinaf talebinde bulunulmamış olması,“ CMK m. 279/1-b uyarınca başvurunun süre bakımından reddi sebebi yapılmıştır.
[2] Benzer yönde kararlar için bkz. Yargıtay 3. CD, 04.11.2025, 2025/1499 E. ve 2025/25647 K.; Yargıtay 3. CD, 04.11.2025, 2025/1497 E. ve 2025/25650 K.