Bir Avukatın Kaleminden
Mesleğe başladığım günden bu yana adliye koridorlarında değişmeyen tek şey yoğunluktur. Dosya sayıları arttı, hukuk fakülteleri çoğaldı, avukat sayısı katlandı. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün 2024 tarihli raporuna göre Türkiye’de bir avukata yaklaşık 430 kişi düşmektedir. 1998’de 36 bin olan avukat sayısının 2025 itibarıyla 206 bini aşması, yalnızca istatistik değil; sahada hissedilen bir gerçekliktir.
Hukuka yönelimin artması kıymetlidir. Ancak nicelik artarken niteliğin aynı oranda güçlendirilmemesi, mesleğin ekonomik ve kurumsal dengesini bozmaktadır.
Avukatlık dışarıdan çoğu zaman dilekçe yazmak veya duruşmaya girmek olarak görülür. Oysa bizler savunma hakkının kurucu unsuruyuz. Savunma zayıfsa adalet kırılgandır. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel değil; hukuk devletinin geleceğiyle ilgilidir.
Bugün en temel sorunlardan biri, emeğin değeri ile beklentiler arasındaki uçurumdur. Özellikle genç avukatlar için ekonomik koşullar ağırdır. Uzun yargılama süreleri, tahsilat sorunları ve düşük ücret politikaları mesleği sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırmaktadır. Ücret rekabeti ise mesleki standartları zedelemektedir.
Sorunun kaynağı yalnızca avukat sayısı değildir. Hukuk eğitiminin niteliği, mesleğe kabul süreçleri ve kamusal istihdam alanlarının sınırlılığı birlikte değerlendirilmelidir. Aksi hâlde nicelik artışı, mesleğin itibarını aşındırmaya devam edecektir.
Burada dile getirilenler, neredeyse on yıldır bu meselelere kafa yoran bir avukatın bir aylık çalışmayla derlenmiş hâli olup, mevcut tabloyu anlamaya ve iyileştirmeye katkı sunma amacı taşımaktadır.
I. Türkiye’de Avukatlığın Temel Sorunları
1. Avukat Enflasyonu: Sayı Arttıkça Değer Azalıyor
Bugün Türkiye’de avukat sayısı, hukuki hizmet talebinin çok üzerinde. Kontrolsüz biçimde açılan hukuk fakülteleri, nitelikten çok niceliği önceledi. Bunun doğal sonucu olarak avukatlık; pazarlık konusu edilen, emeğin değersizleştirildiği bir meslek hâline geldi. Genç avukat için sorun iş bulmak değil, emeğinin karşılığını alabileceği bir iş bulmak oldu.
2. Ekonomik Güvencesizlik ve Mesleğin Sürdürülemezliği
Avukatların büyük çoğunluğu düzenli gelire sahip değil. Dava süreleri uzun, tahsilat sorunlu, vekâlet ücretleri düşük. Büro açmak cesaret değil, neredeyse kumar hâline geldi. Çoğu meslektaşımız fiilen asgari ücretin altında çalışıyor; bazıları ise mesleği bırakmayı ciddi biçimde düşünüyor.
3. Ücret Rekabeti ve Meslek Etiğinin Zedelenmesi
Piyasanın bu kadar daraldığı bir ortamda, ücret kırma sıradanlaştı. Kısa vadede iş getiren bu davranış, uzun vadede hepimizi fakirleştiriyor. Avukat, kendi emeğini savunamaz hâle gelirse; başkasının hakkını savunması da anlamını yitirir.
4. Yargı Sisteminde Avukatın Konumu
Yargının asli unsuru olması gereken savunma makamı, uygulamada çoğu zaman tali görülüyor. Duruşma salonlarında, icra dairelerinde, kalemlerde avukatın itibarı giderek aşınıyor. Bu, yalnızca avukatların değil; adil yargılanma hakkının da sorunudur.
5. Psikolojik Tükenmişlik
Belirsizlik, maddi kaygılar ve mesleki yalnızlık; avukatları ciddi bir tükenmişliğe sürüklüyor. Bu artık bireysel değil, mesleğin toplu bir ruh sağlığı sorunu hâline gelmiştir. Çoğu meslektaş işi gücü çok yolundaymış gibi yaşıyor güçlü görünmeye çalışıyor.
II. Yapısal Çözüm Önerileri
1. Hukuk Fakültelerine Kontenjan ve Akreditasyon
Hukuk fakülteleri plansız biçimde çoğaltılmış, fakültelerdeki akademisyen kadrolarının nitelik–nicelik dengesi tamamen bozulmuştur. Kontenjan sınırlaması ve sıkı bir akreditasyon sistemi getirilmeden avukatlık mesleğinin toparlanması mümkün değildir. Her mezun avukat olmak zorunda değildir; nitelikli ama az mezun, mesleği güçlendirir. Maalesef bu konuda çok geç kalınmıştır.
2. Avukatlık Dışındaki Hukuk Kariyerlerinin Güçlendirilmesi
Avukatlık, hukuk fakültesi mezunları için tek ve zorunlu kariyer yolu olmaktan çıkarılmalıdır. Noter yardımcılığı, kurumsal hukukçuluk, arabuluculuk ve bilirkişilik gibi alternatif alanlar gerçek, sürdürülebilir ve itibarlı alternatifler hâline getirilmelidir.
3. Asgari Ücret Tarifesinin Etkin Korunması
Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenen asgari ücret tarifesi kâğıt üzerinde kalmamalı; ihlaller karşısında caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Ücretin korunmadığı yerde meslek de korunamaz.
4. Genç Avukatlara Mali Nefes Alanı
Mesleğin ilk yıllarında vergi, SGK ve baro aidatlarında ciddi indirimler sağlanmalı; genç avukatın ayakta kalması değil, meslekte kalması hedeflenmelidir.
III. Hukukçular İçin Kamu Odaklı Yeni İstihdam Modelleri
1. Cezaevlerinde Hukukçu Yönetim Modeli
Ceza infaz kurumları, özgürlüğün tamamen sınırlandığı ve temel hak müdahalelerinin en yoğun yaşandığı kurumlardır. İnfaz hesaplamaları, disiplin cezaları, koşullu salıverme değerlendirmeleri ve idare–hükümlü ilişkileri yüksek düzeyde hukuki nosyon gerektirir. Buna rağmen cezaevlerinin üst yönetim kadrolarında hukukçu olma zorunluluğu bulunmamaktadır.
Cezaevi müdürlüğü kadrolarında hukuk fakültesi mezunlarına öncelik tanınması veya müdürlük yapısında karar süreçlerine doğrudan katılan güçlü bir Hukuk İşleri Müdürü / Hukukçu Uzman kadrosunun zorunlu hale getirilmesi önemli bir yapısal reform olacaktır.
Bu model;
- İnfaz hatalarını azaltacak,
- Disiplin süreçlerinde ölçülülüğü güçlendirecek,
- Hak ihlallerini en baştan önleyecek,
- AYM ve AİHM’e taşınan dosyaları azaltacak,
- Hukukçular için istikrarlı bir kamu kariyer alanı oluşturacaktır.
Cezaevi yalnızca bir güvenlik kurumu değildir; aynı zamanda bir hukuk kurumudur. Özgürlüğün sınırlandığı yerde hukuki nosyon ne kadar güçlü olursa, hukuk devleti de o kadar sağlam durur.
2. Tapu İşlemlerinde Avukat Zorunluluğu (Kademeli Model)
Tapu işlemleri, mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen ve geri dönüşü çoğu zaman güç sonuçlar doğuran hukuki tasarruflardır. Ancak tarafların önemli bir kısmı, işlemin hukuki sonuçlarını tam olarak bilmeden imza atmaktadır.
Belirli nitelikteki işlemlerde (kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, paylı mülkiyet devri, yaşlı veya kısıtlı kişilerin işlemleri, yüksek bedelli satışlar) avukatın zorunlu kılınması;
- Tapu iptal ve tescil davalarını azaltacak,
- Mülkiyet hakkını güçlendirecek,
- Tapu memurlarının hukuki riskini azaltacak,
- Avukatlar için sürekli ve yaygın bir iş alanı oluşturacaktır.
Bu yaklaşım, “dava sonrası” değil “önleyici hukuk” anlayışının somut bir uygulamasıdır.
3. İcra Dairelerinde Hukukçu Zorunluluğu
Mevcut sistemde icra müdürü olmak için hukuk fakültesi mezunu olma zorunluluğu bulunmamaktadır. Adalet MYO veya farklı idari bölümlerden mezun kişiler de sınav ve görevde yükselme yoluyla bu kadrolara gelebilmektedir. Oysa icra daireleri, salt idari bir birim değil; yoğun hukuki yorum gerektiren bir uygulama alanıdır.
Haczin kapsamı, üçüncü kişi iddiaları, istihkak değerlendirmeleri, kıymet takdiri süreçleri, satış işlemleri ve sıra cetveli gibi pek çok işlem doğrudan maddi ve usul hukuku bilgisi gerektirir. Yapılan bir hata, hem telafisi güç mağduriyetler doğurmakta hem de icra hukuk mahkemelerinin ve istinafın iş yükünü artırmaktadır.
Bu nedenle icra müdürlüğü ve müdür yardımcılığı kadrolarında hukuk fakültesi mezuniyeti şartının derhal getirilmesi yapısal bir reform niteliği taşır.
Böyle bir model;
- İcra işlemlerinde hukuki kaliteyi artırır,
- Şikâyet ve itiraz dosyalarını azaltır,
- Usulsüz haciz ve satış kaynaklı mağduriyetleri düşürür,
- İcra sistemine duyulan güveni güçlendirir,
- Hukukçular için yeni ve istikrarlı bir kamu kariyer alanı oluşturur.
İcra daireleri, yargının “sahadaki yüzüdür”. Oradaki hukuki standardın yükselmesi, yalnızca mesleki bir talep değil; doğrudan adaletin etkinliği meselesidir.
4. Emniyet Teşkilatında Hukukçu Komiser Modeli
Komiser yardımcılığına hukuk fakültesi mezunlarının alınması, yalnızca giriş düzeyinde bir tercih değildir. Emniyet teşkilatında rütbe ilerlemesi bu kademeden başladığı için, bugün hukukçu komiser yardımcısı demek; yarın hukukçu komiser, başkomiser, emniyet amiri ve emniyet müdürü demektir. Yani soruşturma sürecini yöneten kadroların hukuki formasyona sahip olması demektir.
Soruşturma evresi; gözaltı, arama, el koyma ve ifade alma gibi ağır temel hak müdahalelerini içerir. Buna rağmen bu süreci yöneten kadroların önemli bir kısmı hukukçu değildir.
Komiser yardımcılığı kadrolarının hukuk mezunlarına açılması;
- Hukuka aykırı delil üretimini azaltacak,
- Dosya kalitesini yükseltecek,
- Hak ihlallerini en baştan önleyecek,
- Savcı–polis–avukat arasındaki dili ortaklaştıracaktır.
Bu model kolluğu zayıflatmaz; aksine hukuk devleti ilkesi çerçevesinde güçlendirir.
5. Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüklerinde Hukukçu Zorunluluğu
Yazı işleri müdürleri, fiilen yargılamanın akışını belirleyen kritik bir konumdadır. Buna rağmen büyük çoğunluğu hukukçu değildir.
Bu kadrolarda hukuk fakültesi mezuniyeti şartı getirilmesi;
- Usul hatalarını azaltacak,
- Yargılamanın kalitesini artıracak,
- Avukat–kalem gerilimini düşürecek,
- Hukukçular için sürdürülebilir kamu istihdamı sağlayacaktır.
Bu, savunma mesleğini dolaylı ama güçlü biçimde destekleyen bir reformdur.
6. Noter Yardımcılığı Kurumunun Hayata Geçirilmesi Yıllardır konuşulan noter yardımcılığı kurumu artık somutlaştırılmalıdır. Özellikle noterlik belgesi almış ve sıra bekleyen binlerce hukukçu açısından bu düzenleme yalnızca yeni bir istihdam alanı değil, mevcut birikimin sisteme kazandırılması anlamına gelecektir.
Birinci sınıf noterliklerde noter yardımcılığı zorunlu hale getirilebilir. Ancak bu model, düşük ücretli bir “yardımcı kadro” olmamalıdır. Noter yardımcılığı;
- Mesleki kıdemi tanıyan,
- Noterliğe geçişte deneyim olarak kabul edilen,
- Kurumsal statüsü net bir yapı olarak kurgulanmalıdır.
Bu adım, hem noterlik hizmetlerinin kalitesini artıracak hem de meslektaşların yıllardır yaşadığı belirsizliği azaltacaktır.
Genel çerçevede mesele yalnızca “avukat sayısının artışı” değildir. Mesele, hukuk bilgisinin kamusal mekanizmalara yeterince entegre edilmemesidir.
Hukuk devleti iddiası ciddiye alınacaksa, hukukçunun kamudaki rolü de yeniden tasarlanmalıdır.
Son Söz
Avukatlık mesleği, yalnızca adliye koridorlarına sığdırılamayacak kadar geniş bir bilgi ve tecrübe alanıdır. Hukuk mezunlarının kamuda ve kamuyla ilişkili alanlarda etkin biçimde istihdam edilmesi bir lütuf değil; hukuk devleti ilkesinin doğal sonucudur.
Ruhsat törenimizde dönemin Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun şu sözlerini hatırlıyorum:
“Bu böyle gitmez arkadaşlar. Ben her gün yüzlerce, ayda binlerce ruhsat imzalıyorum.”
O gün bu cümleyi bir uyarı olarak dinlemiştim. Aradan yıllar geçti; ruhsat sayıları arttı, ancak mesleğin ekonomik ve kurumsal zemini aynı ölçüde güçlendirilmedi. Planlama yapılmadı, yeni ve sürdürülebilir istihdam alanları oluşturulmadı, savunma makamının geleceğine dair bütüncül bir vizyon ortaya konulmadı.
“Bu böyle gitmez” denmişti. Gerçekten de uzun süre böyle gitti. Artık gitmemeli.
Çünkü mesele yalnızca sayı değildir; mesele, sayının karşısına bir yön ve perspektif koyamamaktır. Hukuk devleti iddiası ciddiye alınacaksa, savunma mesleğinin geleceği de ciddiye alınmalıdır.
Hukuk hepimiz için lazım. Ama en başta biz hukukçular için.