Görülmekte olan bir davaya bakan mahkeme kendiliğinden veya tarafların talebi üzerine dava ile ilgili uygulanması gereken kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğunu düşünürse bu kanun maddesinin anayasa aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir. Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi olarak tanımlanan bu durum somut norm denetimi olarak bilinmektedir.

Somut norm denetimi yolunun işletilebilmesi için davanın taraflarının da anayasaya aykırılık iddiası ileri sürmeleri mümkündür. Ama başvuruyu taraflar doğrudan yapamazlar. Mahkemenin bu iddiayı ciddi görmesi ve somut norm denetimine müracaat etmesi gerekir. Bir başka ifadeyle somut norm denetimine gerek olup olmadığı ancak davaya bakan mahkemenin takdir ve yorum hakkına bağlıdır. Mahkemenin somut norm denetimi başvurusu yapılması gerektiğine dair başvuruyu reddetmesi davaya devam etmesi anlamına gelir. Yani yürürlükteki kanun maddesine göre bir karar verer. Mahkemenin anayasa aykırılık iddiasını ciddi görmeyerek davaya devam etmesi yani somut norm denetimine başvurmamış olması bir temyiz nedenidir ve bu konuda bu kez temyiz mahkemesi bir karar verir. Eğer temyiz incelemesinde kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğu yönünde bir kanaat oluşursa öncelikle somut norm denetimine başvurulması gerektiğine dair bozma kararı verilmelidir.

Mahkemenin kendiliğinden kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğunu değerlendirip kanun maddesini uygulamaktan kaçınması mümkün değildir. Mahkemenin kanun maddesini yanlış yorumlaması ile aynı anlama gelmemektedir. Mahkeme somut olayın kanundaki karşılığının Anayasa aykırı olduğunu değerlendirse ve somut norm denetimine başvurmasa dahi kanun maddesini uygulamakla yükümlüdür. Kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilebilmesi ancak Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer.

Kanun maddesinin anayasaya aykırılığı saptandığı takdirde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesiyle birlikte yeni bir hukuki durum ortaya çıkmaktadır. Anayasa mahkemesi iptal kararı ile kanun koyucunun yerine geçerek yeni bir kanun maddesi ihdas edemez. Yasama organının fonksiyonunu yerine getiremez. Ayrıca iptal kararının yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde gerekçelendirilmemesi de gerekir. Mahkeme iptal gerekçelerini kendi görev tanımına göre açıklar ama sadece iptal kararı ile yetinir. İptal gerekçeleri kanun koyucu açısından bağlayıcıdır. Yeni düzenlemede bu gerekçelerin dikkate alınması gerekir. Anayasa, madde 153/2: “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.” Anayasa, m.153/son: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Somut norm denetimi yoluyla bir kanun maddesinin Anayasaya aykırı olduğunun iddia edilmesi halinde Anayasa Mahkemesinin 5 aylık bir süre zarfında bu başvuru hakkında bir karar vermesi gerekmektedir. Eğer 5 aylık süre zarfında bir karar verilmezse mahkeme yürürlükteki kanun maddesine göre bir karar verir. Hem başvurunun kısa süre içinde incelenmesi ve karar verilmesi hem de devam eden davaların sürüncemede kalmaması için böyle bir yöntem benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi 5 aylık süre zarfında karar veremezse ve mahkeme yürürlükteki kanun maddesine göre karar vermişse ama karar kesinleşmeden Anayasa Mahkemesi kanun maddesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmişse bu kez iptal kararı mahkemeyi bağlayacaktır. Bu durumda mahkeme yürürlükteki kanun maddesine göre karar vermemelidir. Eğer dava istinaf veya temyiz incelemesinde ise kanun maddesinin iptal edilmiş olması gözetilerek bir karar verilmelidir.

Anayasa Mahkemesinin bir kanun maddesini iptal etmiş olduğu karar Resmi Gazete'de yayınlanır ve bu tarihte yürürlükten kalkmış olur. Ancak Anayasamız özellikle kamu düzeni açısından sakınca oluşma ihtimaline binaen Anayasa Mahkemesinin kararın yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilmesine imkan tanımıştır. Bu tarih iptal kararının Resmi Gazetede yayınladığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ( Anayasa, m. 153)

İptal edilmiş olan bir kanun maddesinin ileri bir tarihte yürürlüğe girecek olması bazı hukuki sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Hakimin iptal edildiğini bildiği bir kanun maddesine göre hüküm ihdas etmesi göz göre hatalı bir karar verilmiş olduğunu gösterir. Asıl olan iptal kararının derhal uygulanmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesinin yürürlük tarihini ileri bir tarih olarak belirlemiş olması halinde mahkemenin yürürlükteki kanun maddesine göre karar vermesini gerektiren bir hukuki zemin de bulunmamaktadır. Kanunun yürürlüğünün ertelenmiş olması kamu düzeni açısından sorun oluşmaması ve iptal kararı ile yasama organının yeni bir kanuni düzenleme yapması ihtiyacı doğmuş ise yasama organına bu zeminin sağlanması amaçlarına dayandırılmaktadır.

Anayasamız Anayasa Mahkemesinin 5 aylık süre zarfında iptal kararı vermemesi halinde hakimin yürürlükteki mevzuata göre karar vermesini düzenlemektedir. Bu kural devam eden davaların sırf somut norm denetimi başvurusu var diye sürüncemede kalmaması içindir. Zaten karar kesinleşinceye kadar iptal kararı verilmiş olması halinde bu iptal kararı mahkemeyi bağlayacaktır. Her ne kadar Anayasa’nın 153/3 maddesi iptal edilen kanunun iptal kararının Resmi Gazetede yayınlanması ile birlikte yürürlükten kalkacağını düzenlemiş olsa da göz göre azami 1 yıllık süre zarfında yürürlüğe girecek olan bir karar ile iptal edilen bir kanun maddesinin uygulanmaya devam olunmasını savunmak adil değildir.

İptal kararı henüz yürürlüğe girmemiş olsa dahi iptal kararlarının gerçek ve tüzel kişileri, yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan fonksiyonu nedeniyle, mahkemenin iptal kararının yürürlüğe girme tarihini beklemesi gerektiği yönündeki görüş doğru kabul edilmelidir. Zira iptal kararı kesin bir karar olup itiraza tabi de değildir. Mahkemenin iptal kararı henüz yürürlüğe girmedi diye iptal edilen kanun maddesine dayanarak bir hüküm kurması doğru olmayacaktır. Danıştay 5. Daire tarafından verilen kararda iptal kararının henüz yürürlüğe girmemiş olduğu hallerde iptal edilen kanun maddesine dayanılarak karar vermenin Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine uygun düşmediğine karar verilmiştir. (Danıştay 5. Daire, 23.12.1992 Tarih, 92/1219 E., 9203872 K.)

İptal kararı henüz yürürlüğe girmemiş olsa dahi iptal edilen kanun maddesi kararın resmi gazetede yayınlanması ile birlikte hem hukuki hem de siyasi yönden bağlayıcılık vasfını yitirmiş durumdadır. Tabii ki iptal kararına rağmen yasama organının iptal gerekçeleri ile uyumlu yeni bir yasa ihdas etmemesi nedeniyle hukuki bir boşluğun ortaya çıkması durumunda mahkemenin yeni yasal düzenlemeyi beklemesi söz konusu olmayacaktır. Mahkemenin yasama organını hızlı çalışmaya sevk etmesi mümkün olmadığından böyle bir bekleyiş anlamsız da olacaktır. İptal edilen kanun maddesinin içeriğine bağlı olarak farklı yorumlar yapılması da mümkündür. Ancak iptal edilen bir kanun maddesine dayanılarak bir hakkın doğumuna veya ortadan kaldırılmasına neden olacak mahiyette bir karar vermek her şart altında yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Böyle bir durumda verilen karar bir müddet sonra iptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte kanuna aykırı hale gelmiş olabilecektir.

Anayasa’nın 153. Maddesi uyarınca iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümemesi iptal kararından önce iptal edilen kanun maddesine dayanılarak verilmiş olan kararların sıhhatinin etkilenmeyeceği anlamına gelir. Ancak bunun için kararın kesinleşme tarihinin iptal kararından önce gerçekleşmiş olması gerekir. İptal kararına rağmen hüküm henüz kesinleşmemişse hem yerel mahkeme hem de istinaf ve temyiz mahkemeleri iptal kararına uymakla yükümlüdür. Ayrıca iptal kararları geriye yürümediğinden iptal kararı öncesi oluşan hukuki olguların da hak sahiplerini koruyacağına, sırf kanun maddesi iptal edildi diye bu hukuki durumun yok sayılamayacağına dair kararlara rastlanılmaktadır. (HGK, 2005/5-288 E. Sayılı kararı)

Ancak iptal kararı ile birlikte ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan bir durumun ortaya çıkması durumunda sanık lehine olan kanun maddesinin uygulanması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin ceza sorumluluğunun dayanağı olan kanun maddesini iptal etmesi halinde sanık lehine olan yeni durumdan faydalanacaktır.