Rekabet Kurulu (“Kurul”), 1 Ağustos 2024 tarihli ve 24-32/758-319 sayılı kararıyla, Tetra Laval Holding & Finance SA ve Tetra Pak Paketleme Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. (birlikte “Tetra Pak”) hakkında yürütülen soruşturmayı sonuçlandırmıştır[1]. Karar, 17 Ekim 2025 tarihinde Rekabet Kurumunun (“Kurum”) internet sitesinde yayınlanmıştır.
Soruşturmanın temelini, 9 Haziran 2022 tarihinde Kurum’a yapılan şikâyet oluşturmaktadır. Şikâyetin esası, Tetra Pak Türkiye’nin ilgili marka hakkını kullanarak aseptik dolum makinelerini alan müşterilerine kendi aseptik ambalaj ürünlerini almalarını da fiilen zorunlu hale getiren bir “bağlama” davranışı sergilediği; bu yolla aseptik ambalaj pazarında rekabeti engellediği iddiasına dayanmaktadır. Soruşturma sonucunda Kurul, Tetra Pak’ın “aseptik sıvı gıda karton ambalaj dolum makineleri” ile “aseptik sıvı gıda karton ambalajları” pazarlarında hâkim durumda bulunduğuna ve tescilli üç boyutlu (3D) şekil marka ile tasarım haklarını rekabeti engelleyecek biçimde kullanmak suretiyle hâkim durumunu kötüye kullandığına karar vermiştir. Tetra Pak’ın hâkim durumda olduğu, ancak hâkim durumun kötüye kullanılmadığı yönünde verilen raportör görüşünün aksine ihlal tespiti yapan bu karar, iki karşı oya karşı oyçokluğuyla alınmıştır.
Karar, Türkiye’de rekabet hukuku ile fikrî mülkiyet hukuku arasındaki kesişim bakımından emsal teşkil eden bir nitelik taşımaktadır. Zira Kurul, yalnızca idari para cezası vermekle yetinmemiş; ayrıca Tetra Pak ekonomik bütünlüğüne ait tescilli üç boyutlu şekil markası ve tasarım hakkından vazgeçilmesine ve Türk Patent nezdinde değerlendirme aşamasında bulunan başvuruların geri çekilmesine hükmetmiştir.
Bu bilgi notu, Rekabet Kurulunun Tetra Pak kararında yer alan tespitleri özetlemekte ve karşı oy gerekçeleri hakkında genel bir çerçeve sunmaktadır.
Soruşturmanın Tarafları, İlgili Pazar ve Hâkim Durum Değerlendirmesi
Tetra Laval Holding & Finance SA (“TLHF”), Tetra Laval Grubu bünyesinde yer almakta olup, gıda ve içeceklerin üretimi, paketlenmesi ve dağıtımı alanında faaliyet göstermektedir. TLHF, Türkiye’deki operasyonlarını Tetra Pak Paketleme Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. (“Tetra Pak Türkiye”) aracılığıyla yürütmektedir. Tetra Pak Türkiye, gıda ürünleri için ambalajlama ve işleme sistemleri geliştirme ve üretiminin yanı sıra teknik hizmetler sunmaktadır. TLHF, Türkiye’de herhangi bir ticari faaliyeti veya cirosu bulunmadığı gerekçesiyle soruşturmada “taraf” sıfatını haiz olmadığını ileri sürmüştür. Ancak Kurul, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“4054 Sayılı Kanun”) 2. ve 3. maddeleri uyarınca ekonomik bütünlük ilkesine dayanarak TLHF ve Tetra Pak Türkiye’nin aynı ekonomik bütünlük içinde faaliyet gösterdiği sonucuna ulaşmıştır. TLHF, markaların esas sahibinin Tetra Pak International SA (“TPI”) olduğunu, kendisinin yalnızca markaların yasal maliki sıfatıyla hareket ettiğini, bu hakları TPI’nın risk ve hesabına tescil ettirdiğini belirtmiştir. Kurul, grup içi lisans sözleşmeleri dikkate alındığında ekonomik mülkiyetin TPI’da, fiilî kullanımın ise Tetra Pak Türkiye’de olduğunu; bu nedenle TLHF’nin de soruşturmada taraf sıfatını haiz olduğunu değerlendirmiştir.
Tetra Pak Türkiye ise, aseptik sıvı gıda dolum makineleri ile aseptik sıvı gıda karton ambalajlarının üretimi ve satışında faaliyet göstermektedir. Aseptik ambalajlama; ürünlerin (açılmadığı sürece soğuk zincir gerekmeksizin altı aya kadar dayanıklılığını korumasını amacı ile) ısıl işlemle sterilize edilmesi, steril ortamda soğutulması ve steril ambalajlara doldurulması sürecini ifade etmektedir. Aseptik karton ambalajlar, özellikle süt, meyve suyu, krema ve sos gibi ürünlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Aseptik dolum makineleri ise, kullanılan ambalaj materyaline göre (plastik, karton, cam veya teneke) farklılaşmakta ve yalnızca belirli materyal ve ölçülerdeki ambalajlara dolum yapabilmektedir.
Kararda ilgili ürün pazarları “aseptik sıvı gıda karton ambalaj dolum makinesi üretimi ve satışı pazarı” ile “aseptik sıvı gıda karton ambalaj üretimi ve satışı pazarı” olarak; ilgili coğrafi pazar ise Türkiye olarak tanımlanmıştır.
Kurul, Tetra Pak Türkiye’nin hem aseptik dolum makinesi hem aseptik karton ambalaj pazarında rakiplerine kıyasla yüksek ve istikrarlı pazar paylarına sahip olduğunu; pazara giriş ve genişleme engellerinin belirgin, alıcı gücünün ise sınırlı olduğunu dikkate alarak, teşebbüsün her iki pazarda da hâkim durumda bulunduğu sonucuna ulaşmıştır. Kurul, fikrî mülkiyet haklarının, yüksek ar-ge ve know-how gereksiniminin, finansman ve pazarlama maliyetlerinin pazara giriş açısından önemli engeller oluşturduğunu; ayrıca makinelerin ekonomik ömrünün 15–25 yıl olması ve yıllık satışların ortalama 3–4 adet düzeyinde kalmasının piyasaya yeni girişleri fiilen sınırladığını belirtmiştir. Ambalaj pazarında ise Tetra Pak Türkiye’nin marka bilinirliği, geniş ürün portföyü ve makine–servis entegrasyonunun; ayrıca gıda ile temas eden ambalajlara uygulanan %25 gümrük vergisinin ithalatı caydırarak iç piyasayı güçlendirdiği değerlendirilmiştir. Alıcı gücü yönünden, dolum makinelerinin yüksek maliyeti ve uzun kullanım ömrü nedeniyle müşterilerin sık makine değişimi yapmadıkları, bu nedenle makine pazarında alıcı gücünden bahsedilemeyeceği; ambalaj pazarında ise teknik uyum koşuluyla tedarikçi değişimi mümkün olsa da Tetra Pak Türkiye’nin ürün çeşitliliği ve üretim kapasitesi karşısında alternatiflerin sınırlı kaldığı tespit edilmiştir.
Rekabet Hukuku ve Fikrî Mülkiyet Hukukunun Kesişiminde: İhlal Tespiti
TLHF tarafından Poşetsan’a gönderilen 4 Şubat 2021 tarihli ihtarnamede “Tetra Prizma Ambalaj” markasının tescil hakkına dayanarak prizma biçimindeki tüm üretimlerin durdurulması talep edilmiş; Poşetsan da 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Kuruma şikâyette bulunmuştur. Kuruma yapılan bu şikâyet, Tetra Pak Türkiye’nin sıvı gıda dolum makineleri pazarında hâkim durumda bulunduğu; bu makinelerin yalnızca belirli tip ve ölçüde ambalajları doldurabildiği; “Tetra Prizma Aseptik” makine alan müşterilerin, prizma ambalajı da fiilen aynı teşebbüsten temin etmek zorunda bırakıldığı iddiasına dayanmaktadır. Tetra Pak Türkiye’nin İstanbul ofisinde yapılan yerinde incelemede, iç yazışmalarda “tam çözüm paketi”, “müşteri sadakati” ve “sistem bağımlılığı” kavramlarının öne çıktığı; ambalaj satışlarının makine kiralama veya bakım sözleşmeleriyle birlikte kurgulandığı; yalnızca Tetra Pak ambalajı kullanan müşterilere özel indirimler sağlandığı görülmüştür. Kurul, bu belgeleri “bağlama” iddiaları bakımından önemli görmüştür. Ayrıca makine satış ve kiralama sözleşmelerinde makinelerin yalnızca Tetra Pak ambalajlarıyla çalışacağı, aksi hâlde garanti kapsamının geçersiz olacağı yönünde hükümler yer almaktadır. Kurul, bu belgelerin teknik ve sözleşmesel düzeyde bağımlılık yarattığını tespit etmiştir.
Kurul, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi ve Dikey Kılavuz çerçevesinde bağlama analizini esas almış; bağlayan ürün (dolum makinesi) ile bağlı ürünün (aseptik karton ambalaj) ekonomik açıdan ayrı ürünler olup olmadığını ve davranışın rakiplerin pazara erişimini zorlaştırıcı etkisini incelemiştir.
Tetra Pak Türkiye, “Tetra Prisma Aseptic”in inovatif bir ürün olduğunu, marka tescilinin inovasyonu teşvik ettiğini, fikrî mülkiyet hakkının kullanımının kötüye kullanma sayılamayacağını savunmuştur. Ayrıca alıcıların farklı üreticilerden ambalaj temin edebildiğini, prizma modelinin toplam satışlar içindeki payının düşük olduğunu; 2019–2021 döneminde kendi payı gerilerken rakiplerin paylarının arttığını ileri sürmüştür.
Kurul ise makine ile ambalajın farklı ürünler olduğu sonucuna ulaşarak bağlama analizinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir. Satış sözleşmelerinde açık bir bağlama hükmü bulunmamakla birlikte, markanın tescili ve kullanımı fiilen aynı sonucu doğurmaktadır. TLHF adına tescilli (2014/54843; 2022/119379) ve başvuru aşamasındaki üç boyutlu markaların, Türkiye ve yurt dışında tekrarlanan başvurularla genişletildiği; rakip ve müşterilere gönderilen bildirimlerde tescil kapsamı aşılmak suretiyle prizma formundaki her türlü üretim ve kullanımın yasaklandığı saptanmıştır. Böylece marka hakkının, koruma amacını aşarak rakiplerin faaliyetlerini sınırlandıran bir araç hâline geldiğine karar verilmiştir.
Kurul, 2014/54843 numaralı üç boyutlu şekil markasının rekabet açısından yapısal risk taşıdığını vurgulamıştır. Anılan markanın tescil başvurusu, Türk Patent ve Marka Kurumu (“Türk Patent”) tarafından ayırt edici bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Ancak Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi kararıyla anılan markanın “ayırt edici nitelikte olduğu ve ürün tekelleşmesine yol açmadığı” gerekçesiyle tesciline hükmedilmiş, bu karar da Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından 20.08.2018 tarihli (E. 2016/9259, K. 2018/2131) kararla onanmıştır. Kurul, mahkeme kararıyla tescil edilmiş olan bu markanın ilgili pazarda fiilen tekelleşme etkisi doğurduğunu değerlendirmiştir. Kurul’a göre, süresiz koruma sağlayan şekil markalarının patent korumasına kıyasla kamusal refahı orantısız biçimde sınırladığı ve bu hakkın rakiplerin üretim ve satışını engellemek amacıyla kullanıldığı tespit edilmiştir.
Kurul, Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nin tescil kararında dahi “tekelleşme” riskinin not edildiğini hatırlatmıştır. Güncel pazar koşullarında Tetra Pak Türkiye’nin makine ve ambalaj pazarlarındaki yüksek paylarıyla birlikte, prizma ambalaj satışlarının toplam aseptik karton payını artırdığı ve markanın hâkimiyetini güçlendiren bir unsur hâline geldiği değerlendirilmiştir. Ayrıca markanın süresiz yenilenebilirliği (6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca 10’ar yıllık dönemlerle) bu riskin yapısal nitelik kazandığını göstermektedir.
Kurul, sınaî hakların tesciline ilişkin yargı kararlarının rekabet hukuku açısından bağlayıcı olmadığını; rekabetin korunması bakımından kamu yararı odaklı ve pazar etkileri temelli bir değerlendirme yapmakla yükümlü olduğunu özellikle vurgulamıştır. Bu nedenle, şeklin ayırt edici olduğuna ve “ürün tekelleşmesine yol açmadığına” dair önceki yargı tespitleri, pazar kapama etkisine ilişkin rekabet hukuku incelemesini bertaraf etmemektedir.
Kurul, hâkim durumdaki teşebbüslerin “özel sorumluluğu” bulunduğunu vurgulamış; fikrî mülkiyet hakkının varlığının ihlal incelemesini ortadan kaldırmayacağını belirtmiştir. Hakkın kullanım biçimi fiilen rakiplerin pazara girişini engelliyor ise 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında değerlendirilir. Prizma payının düşüklüğü de belirleyici değildir; çünkü (i) haklar kapalı bir pazar alt bölümünü yalnızca hâkim teşebbüse tahsis etmektedir, (ii) format değişimi yüksek maliyetlidir, (iii) garanti/sorumluluk hükümleri alternatif tedariki caydırmaktadır.
Kararda, Tetra Pak Grubu’nun eylemlerinin daha önce çeşitli rekabet otoritelerinin kararlarına konu olduğu vurgulanmıştır. Avrupa Komisyonu ve Çin Devlet Sanayi ve Ticaret İdaresi tarafından verilen üç kararın Tetra Pak’ın rekabet stratejisinin anlaşılabilmesi açısından önem taşıdığı ve bu soruşturma kapsamında yol gösterici olabileceği değerlendirilmiştir[2]. Kurul, elde edilen belgeler ve uluslararası emsaller ışığında, Tetra Pak’ın fikrî mülkiyet haklarını rakiplerin faaliyetlerini dışlayacak şekilde kullandığını ve bu hakların kanuna karşı hile yoluyla tesis edilip/uygulandığını değerlendirmiştir.
Sonuç olarak, marka hakkı, sözleşmesel hükümler ve geçiş maliyetleri birlikte değerlendirildiğinde, sözleşmede açık bağlama şartı bulunmasa dahi pazarı kapatan bir fiilî bağlama etkisi ortaya çıkmaktadır. Kurul, açık bir sözleşmesel bağlama hükmü bulunmamakla birlikte, marka hakkının kullanımı, garanti hükümleri ve teknik geçiş maliyetlerinin birleşimiyle “fiilî bağlama” etkisinin doğduğunu tespit etmiştir. Kurul, TLHF adına tescilli veya başvuru aşamasındaki üç boyutlu prizma markaları ile Tetra Pak Türkiye’nin sözleşmesel uygulamalarının rekabeti kısıtlayıcı sonuç doğurduğu; aseptik ambalaj pazarında rakiplerin faaliyetlerinin zorlaştırıldığı ve teşebbüsün hâkimiyetinin güçlendiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle marka ve tasarım haklarının “fiilî bağlama”ya aracılık edecek biçimde kullanılması hâkim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiş; TLHF’nin Tetra Pak ile aynı ekonomik bütünlük içinde bulunması nedeniyle ihlalden müteselsilen sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Kurul, bu kapsamda ekonomik bütünlüğe 130.889.523,70 TL idari para cezası uygulanmasına hükmetmiştir. Buna ek olarak, Kurul, okunabilir sözel unsur içermeyen şekil markalarının pazardaki tüm 3D prizma ambalaj üretimini kısıtlayabilecek nitelikte olduğu gerekçesiyle tescilli 2014/54843 numaralı üç boyutlu şekil markası ile 2013/08197 numaralı tasarım hakkından vazgeçilmesine ve 2022/119376 ile 2022/119380 numaralı marka başvurularının geri çekilmesine karar vermiştir. Buna karşılık, üzerinde “TETRA PRISMA” ibaresi bulunan 2022/119373 ve 2022/119379 numaralı başvurular bakımından, aynı ölçüde bir kapama riski görülmediğinden, herhangi bir işlem tesis edilmemiştir.
Karşı Oyların Odak Noktası
Karar, iki Kurul üyesinin karşı oyuna karşı oyçokluğuyla alınmıştır. Kurul Üyesi Şükran Kodalak, çoğunluğun aksine Tetra Pak’ın davranışlarının 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında kötüye kullanma teşkil etmediği görüşündedir. Kodalak’a göre, soruşturmanın merkezinde yer alan “Tetra Prizma Aseptik” ambalaj şekli, Türk Patent ve yargı mercilerince ayırt edici ve orijinal bulunarak tescil edilmiştir. Dolayısıyla marka hakkının meşru biçimde kullanıldığı kabul edilmelidir.
Kodalak, ilgili ürün pazarında bu markanın kapsadığı prizma ambalajların oranının oldukça sınırlı olduğunu, bu ambalajın pazarın tamamı açısından vazgeçilmez bir unsur niteliği taşımadığını, dolayısıyla markaya dayalı kısıtlamaların rekabeti dışlayıcı sonuç doğuracak ölçüde yaygın olamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca, ambalaj formatları arasında “kit” değişimi yoluyla geçiş yapılabilmekte; bu da alıcıların teknik olarak başka tedarikçilere yönelme imkânını ortadan kaldırmamaktadır. Kodalak’a göre, Kurul’un “fiilî bağlama” tespiti, sözleşmesel hükümlerin ve marka icrasının pazar etkileri bakımından ampirik olarak yeterince desteklenmemiştir. Bu tür bir yorum, fikrî mülkiyet haklarının meşru icrasını ihlal olarak nitelendirme tehlikesi taşımakta ve yenilikçi ürünlerin korunması amacını zayıflatmaktadır. Kararın bu yönüyle fikrî mülkiyet hakkının özüne müdahale riski doğurduğu, dolayısıyla “inovasyonun teşviki” işleviyle bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Kodalak, fikrî mülkiyet hukukunun tanıdığı koruma süresinin rekabet hukuku yoluyla dolaylı biçimde sınırlandırılmasının, hukuki öngörülebilirlik ve meşru beklenti ilkeleriyle bağdaşmadığını da belirtmiştir.
Kurul Üyesi Berat Uzun ise, Tetra Pak’a idari para cezası verilmesine ve tescilli marka ile tasarım haklarından vazgeçme yükümlülüğü getirilmesine karşı çıkmıştır. Uzun’a göre, dosyaya ilişkin raportör görüşünde ihlale yer olmadığı sonucuna ulaşılmışken, Kurul’un bu değerlendirmeyi yeni bir delil ortaya koymaksızın tersine çevirmesi, kararın usulî temellerini zayıflatmaktadır. Uzun ayrıca, Kurulun karar sonrası yayımladığı “düzeltme kararını” da eleştirmiştir. Bu işlemin “maddi hata düzeltmesi” kapsamında değerlendirilemeyeceğini, zira yapılan değişikliğin kararın esasını etkilediğini, bu yönüyle kurumsal istikrar ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Ona göre, Kurul çoğunluğu raportörlerin “ihlale yer yoktur” tespitini gerekçelendiren teknik analizleri yeterince tartışmadan ihlal sonucuna ulaşmıştır.
Her iki üye, fikrî mülkiyet hakkının varlığının tek başına rekabet hukuku ihlali oluşturamayacağı görüşünde birleşmektedir. Marka hakkı, yalnızca yasal sınırları aşan ve rekabeti fiilen ortadan kaldıran bir biçimde kullanıldığında müdahaleye konu olabilir. Bu bağlamda, tescil edilmiş bir markanın meşru kullanımı kural olarak ihlal teşkil etmez; aksi yorum, rekabet hukuku müdahalesinin sınırlarını aşar.
Kodalak ve Uzun’un ortak değerlendirmesine göre, çoğunluğun “fiilî bağlama” tespiti, ampirik dayanak ve pazar etkisi analizi bakımından yeterli kanıt düzeyine ulaşmamıştır. Ayrıca, marka hakkının icrasına yönelik bu ölçekteki bir müdahale, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasındaki dengeyi bozmakta; uzun vadede inovasyon ve yatırım teşviklerini olumsuz etkileyebilecek bir emsal oluşturmaktadır.
Sonuç olarak iki karşı oya imza atan Kodalak ve Uzun, karardaki tartışmanın özünü, fikrî mülkiyet korumasının varlığı değil, bu korumanın kullanım biçiminin rekabet üzerindeki somut etkilerinin nasıl ispatlanacağı sorunu olarak tanımlamaktadır. Kurul çoğunluğu, sözleşmesel hükümler, teknik geçiş maliyetleri ve marka icrasının birleşiminin pratikte fiilî bağlama yarattığı kanaatindeyken; karşı oy sahipleri, bu sonucun ispat standardını karşılamadığını ve rekabet hukukunun yetki sınırlarını aşan bir müdahaleye dönüştüğünü savunmaktadır.
Av. Baran BAŞ
Av. Gülce KORKMAZ
-------------
[1] Kurul'un 1 Ağustos 2024 tarihli ve 24-32/758-319 sayılı gerekçeli kararı için bkz.. www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=6fe5fb88-8ff9-4579-abfc-63703441aa9a
[2] Tetra Pak I Kararı: Karar, Tetra Pak’ın 1986 yılında Liquipak Grubunu devralarak BTG tarafından lisanslanan sterilizasyon teknolojisinden münhasıran yararlanmak suretiyle Roma Anlaşması’nın 86. maddesi kapsamında hâkim durumunu kötüye kullandığına ilişkindir. Komisyon kararında Tetra Pak’ın topluluk pazarında aseptik dolum makinelerinin %91,8’ine sahip olduğu, bu pazarda yalnızca PKL adlı teşebbüsün faaliyet gösterdiği, Tetra Pak’ın teknolojik üstünlüğünün ve BTG teknolojisine münhasır erişiminin rakiplerin pazara girişini engellediği tespit edilmiştir. Süt pazarının olgunlaşmış yapısı ve makinelerin uzun ekonomik ömrü nedeniyle dolum makinesi pazarında giriş engellerinin yüksek olduğu, Tetra Pak’ın devralma işlemiyle mevcut hâkimiyetini güçlendirdiği ve potansiyel rekabeti tamamen ortadan kaldırdığı değerlendirilmiştir. Komisyon, bu nedenle Tetra Pak’ın hâkim durumunu kötüye kullandığına karar vermiştir. (Tetra Pak I OJ (1988) L 272/27, (1988) 4 CMLR881)
Tetra Pak II Kararı: Komisyon 1991 tarihli kararında, Tetra Pak’ın Roma Anlaşması’nın 86. maddesini ihlal ettiğine hükmetmiştir. Elopak’ın şikâyeti üzerine yapılan incelemede, Tetra Pak’ın müşterileriyle yaptığı sözleşmelere rekabeti azaltan hükümler koyduğu, belirli karton türlerini yıkıcı fiyatlarla sattığı, makinelerin tedarikinde adil olmayan koşullar getirdiği ve makineleri zararına sattığı tespit edilmiştir. Komisyon kararında, Tetra Pak’ın sözleşmelerinde makinelerde yalnızca Tetra Pak kartonlarının kullanılmasını, bakım ve yedek parça hizmetlerinin yalnızca Tetra Pak’tan alınmasını şart koştuğu; bu hükümlerle müşterilerini makinelerin kullanım ömrü boyunca kendisine bağladığı, pazarı rakiplerine kapattığı ve hâkim durumunu kötüye kullandığı değerlendirilmiştir. Ayrıca Komisyon, Tetra Pak’ın entegre dağıtım sistemi ve patent politikası ile karton pazarını makine pazarına bağımlı hale getirdiğini, markalar arası ve marka içi rekabeti sınırladığını, ulusal pazarları bölümlere ayırarak ayrımcı fiyatlandırma uyguladığını tespit etmiştir. (Tetra Pak II OJ (1992) L 72/1, (1992) 4 CMLR 551)
Tetra Pak – Çin Kararı: 2016 yılında Çin Devlet Sanayi ve Ticaret İdaresi (SAIC), Tetra Pak’ın Çin’deki aseptik dolum makineleri, bu makineler için teknik hizmet sağlanması ve aseptik karton ambalaj malzemesi tedariki pazarlarında hâkim durumda bulunduğuna karar vermiştir. 2009–2013 döneminde Tetra Pak’ın ambalaj malzemesi pazarında %60’ın üzerinde, teknik hizmet pazarında %80’in üzerinde ve dolum makinesi pazarında %50’nin üzerinde pazar payına sahip olduğu tespit edilmiştir. SAIC, Tetra Pak’ın hammadde tedarikçileriyle münhasır anlaşmalar yaparak rakiplerine kağıt teminini kısıtladığını, ambalaj malzemesi satışlarını ekipman ve teknik hizmet sunumuna bağladığını, kümülatif satış hacmi indirimleri ve kişiselleştirilmiş sadakat indirimleri yoluyla rekabeti kısıtladığını belirlemiştir. Tetra Pak’a 2011 yılındaki satışlarının %7’sine tekabül eden 667.724.176,88 Yuan para cezası verilmiştir. (State Administration for Industry and Commerce of the People’s Republic of China (2016), Administrative Penalty Decision on Tetra Pak (Group) 2016)